Mısır’ın deniz gücü

Mısır’ın deniz gücü

9 Mayıs 1912’de Derne’de bulunan Kolağası Mustafa Kemal Selânik’teki sınıf arkadaşı Salih Bozok’a şunu yazar (Hep Atatürk’ün Yanında -Baba Oğul Bozoklardan Anılar, Salih Bozok, Cemil Bozok, Çağdaş YY, 1985):

‘’Biz, vatana borçlu olduğumuz fedakârlık derecelerini düşündükçe, bugüne kadar yapılan hizmeti pek değersiz buluyoruz. Vicdanımızdan gelen bir ses, bize vatanın bu sıcak ve samimi ufuklarını tamamen temizlemedikçe, gemilerimizin Tobruk, Derne, Bingazi ve Trablusgarp limanlarında tekrar demir atmış olduğunu görmedikçe, vazifemizi bitirmiş sayılmayacağını ihtar ediyor. Vatan mutlaka selamet bulacak. Millet mutlaka mesut olacaktır. Çünkü, kendi selametini kendi saadetini memleketin ve milletin selameti ve saadeti için feda edebilen vatan evlatları çoktur.’’ 

Mustafa Kemal bu satırları yazdıktan altı ay sonra 10 Kasım 1912 günü, Mısır üzerinden geldiği Libya’yı yine Mısır üzerinden terk ediyordu. Libya kaybedilmişti.

Bugün 108 yıl sonra Türkiye yeniden Libya’dadır. Türk savaş gemileri COVID 19 salgınına rağmen son dört aydır kesintisiz bir şekilde Libya açıklarında varlık gösteriyor. Türkiye’nin 27 Kasım 2019 tarihinde Libya ile Mavi Vatanımızın güney batı köşesini mühürleyen sınırlandırma anlaşması imzalandıktan sonra Marmaris/ Aksaz Deniz Üssü ile Trablusgarp açıkları arasındaki kabaca 1000 millik deniz alanı donanmanın ve hava kuvvetlerinin yeni stratejik ağırlık merkezine dönüştü.

Bu stratejik alandaki kıyıdaşlar arasında Türk denizgücüne meydan okuyabilecek boyutta NATO üyesi Fransız ve İtalyan deniz güçleri mevcuttur. NATO dışı deniz güçleri arasında Libya kıyılarına mücavir durumu ve son derece hırslı bir donanma modernizasyon programı ile Mısır özel ilgiyi hak ediyor. Bu yazıda Mısır deniz gücünü inceleyeceğiz.

MISIR DONANMASININ GEÇMİŞ SİCİLİ

2014 yılından sonraki Abdül Fettah El Sisi döneminde, Mısır donanmasının gelişim eğrisi, adeta kuantum sıçraması ile tarif edilecek seviyede gerçekleşti. Bu sene 92. yaşını kutlayacak donanmanın kuvvet yapısına eklenen savaş gemileri ve sözleşmeleri tamamlanan/devam eden projeler göz önüne alındığında Mısır Donanmasının altın çağını yaşadığını söyleyebiliriz. Bu süreçte şüphesiz Sisi’nin siyasi gücünü ve ordu üzerindeki kontrolünü artan şekilde koruması önemli. Ayrıca Mısır’ın iç ve dış tehdit algılamalarına karşı daha bağımsız bir askeri doktrin uygulayabilme olanağı bulmasının da önemli yeri var.

Mısır’ın güçlü bir donanmaya sahip olma arzusu 1956 Süveyş krizi ile ortaya çıktı. Başkan Cemal Abdül Nasır’ın kanalı millîleştirmesi üzerine, 29 Ekim 1956 tarihinde Sina Yarımadası, Kanalı aşan İsrail güçleri tarafından kısmen işgal edildi. Daha sonra 6 Kasım 1956 tarihinde Fransız ve İngiliz müşterek kuvvetleri Port Said’e amfibi güç intikal ettirdi. Bu işgal harekâtını Mısır denizden engelleyemedi.  ABD ve Sovyetlerin baskısı ile müdahale durduruldu. Mısır bu krizden sonra önemli dersler çıkardı. 1960 yılında Sovyetler Birliği yardımı ile güçlenen donanma, 6-Gün Savaşı sırasında, 21 Ekim 1967 günü İsrail’e karşı denizde çok önemli bir başarıya imza attı. Sovyetlerin verdiği OSA -II sınıfı hücumbotlar, ateşledikleri dört adet Styx füzesi ile İsrail’e ait Eilat isimli muhribi batırdı. Bu dünya deniz tarihinde bir ilk oldu. İlk kez güdümlü mermi ile bir savaş gemisi batırıldı. İsrail’de büyük bir travma yaratan bu olayda 47 İsrail denizcisi öldü. Bu olaydan İsrail donanması dersler çıkardı. Altı yıl sonra, Mısır’ın ani saldırısı ile başlayan 1973 Yom Kippur Savaşında bu kez Mısır, İsrail Donanmasına karşı ciddi bir yenilgi aldı. Port Said ve Dimyat deniz savaşlarında İsrail beş Mısır hücumbotunu batırdı. Mısır Donanması sayısal üstünlüğe ve menzil avantajına rağmen kayıplar verdi. Bu savaşta da dünyada ilk kez güdümlü mermili hücumbotlar karşı karşıya geldi. Ayrıca İsrail tarafından ilk kez elektronik taarruz ile füze angajmanları engellendi. Bu yenilgi Mısır devlet aygıtında donanmaya bakış açısını değiştirdi. Denizdeki olayların karadaki savaşın kaderine etkisi olmadığından donanmaya yatırım yapılmadı. Bu savaştan sonra SSCB’den uzaklaşarak ABD dümen suyuna giren Mısır, 1979 Camp David anlaşması sonrası tamamen ABD yardımına ve silahlanma programlarına dahil oldu. ABD ise Mısır’ın denizde güçlenmesine yardımcı olmadı. Bir kıyı donanması olarak kalmasını ve İsrail’e tehdit olmamasını sağladı. 1981-2011 arasında görev yapan Mübarek döneminde donanma ABD’den hibe edilen Knox ve OH Perry sınıfı firkateynler ile donatıldı. 4 adet Çin yapımı Romeo sınıfı denizaltı ABD yardımı ile modernize edildi ve Harpoon füzeleri yüklendi. Sisi iktidarına kadar ABD ağırlıklı bir donanma idame programı mevcut iken, Sisi bu yaklaşımı değiştirdi. Fransa, Rusya ve İtalya ile savunma ilişkilerine ağırlık verdi.

MODERNİZASYON SİSİ DÖNEMİNDE BAŞLADI

Sisi, istihbarat kökenli bir karacı general olmasına rağmen Mısır’ın özellikle 21. yüzyılda deniz gücüne olan ihtiyacını iyi gördü. Göreve geldikten sonra Donanmayı Akdeniz ve Kızıldeniz Donanmaları olarak ikiye böldü. Akdeniz’de iki, Kızıldeniz’de bir yeni deniz üssü geliştirme kararı verdi. İkinci Deniz Kuvvetleri Özel Kuvvetler Tugayını oluşturdu. Bu arada deniz endüstrisinin gelişimi için de önemli adımlar atıldı. Örneğin Fransız Gowind sınıfı 4 korvetin biri hariç üç adedinin montajı, sivil sektörden satın alınarak geliştirilen İskenderiye Askeri Tersanesinde yapıldı. Alman MEKO A200 sınıfı firkateynlerin de bu tersanede yapılması düşünülüyor.

BÜYÜYEN DONANMA

2014 sonrası ABD’den Ambassador sınıfı 4 güdümlü mermili karakol gemisi ile AH 64 Apache helikopterleri modernizasyonu; Fransa’dan Mistral sınıfı 2 Amfibi Hücum Gemisi, 4 Gowind sınıfı korvet ve 1 FREMM sınıfı fırkateyn; Almanya’dan Tip 209 sınıfı 4 dizel elektrik denizaltı (üç adedi hizmette), Rusya’dan 46 adet Ka 52 N. Crocodile helikopteri (üçü hizmette) satın aldılar. Bu satırlar yazılırken İtalya’dan 2 FREMM ile 4 farklı sınıf firkateyn ve 20 hücumbot; Almanya’dan 6 adet MEKO A200 firkateyn tedarik ve sözleşme süreci devam ediyordu.  6 yıl içinde temin edilen bu alımlara Mısır bütçesinden 10 milyar dolardan fazla bir tahsisatın gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Bu platformların dışında 2014 öncesinde envanterde bulunan ve yaş ortalaması 30 üzerinde olan ABD, Rus, İngiliz, Polonya, Güney Kore, Çin, Türk, İspanyol asıllı savaş gemilerinin pek çoğu da varlığını koruyor.

ÇOKLU GEMİ, SİLAH VE SENSÖR DONANMASI

Mısır Donanmasında halen 1 yaş ile 50 yaş arasında savaş gemileri; Amerikan Harpoon ile Rus Styx ve Fransız Exocet, İtalyan otomat Mk 2 gemiye karşı suüstü füzeleri; Fransız ASTER, Alman RAM, Amerikan SM 1 ve Sea Sparrow SAM sistemleri; Alman DM 2A4 ile Çin’in 533 mm denizaltı torpidosu; Mistral sınıfı amfibi hücum gemisinde Amerikan AH 64 Apache ile Rus Ka 52 N. Crocodile helikopterleri görev yapıyor. Mısır Donanmasının sergilediği bu son derece maliyetli ve bütçeye olağanüstü yükler getiren karmaşık silahlanma programı, Osmanlı İmparatorluğunun en denizci Sultanı, Abdülaziz’in (1861-1867) kurduğu donanmayı hatırlatıyor. Kısa sürede dışarıdan temin edilen gemiler ile çok büyük bir donanma kurulmuştu. Ancak ciddi eğitim, teknik ve lojistik sorunlar yaşandığından donanma deniz jeopolitiğinde belirleyici unsur olamamıştı. Mısır Donanmasında eğitim ve doktrin birliği ile lojistik destek ve bakım/onarım gibi teknik süreçlerin yürütülmesi önümüzdeki dönemin Mısır Donanması için en ciddi sorun alanları olacağını söyleyebiliriz. Carnegie Ortadoğu Merkezinin 28 Şubat 2019 tarihli araştırma belgesinde (The Egyptian Military : A Slumbering Giant Awakes) Mısır’da imal edilen M1 tanklarının pek çoğunun depolarda bakım olmadan tutulduğu veya F 16 uçaklarının ABD deki karşıtlarından neredeyse % 50 daha az uçtuğuna, Amerikan menşeili savaş gemilerinin çoğunluk limanda kalmalarına rağmen, bakım onarım için çok kısıtlı bütçe ayrıldığına dikkat çekiliyor. Tabi az kullanılan bu unsurlar aynı zamanda az eğitim anlamına da gelebilir. Özetle çok kısa sürede inşa edilen donanmalar eğitim ve lojistikle desteklenmediği sürece kâğıt kulelere benzerler. Mısır bu hızlı gelişmenin ürünü donanmasını gerçek bir krizde denemeden, bu kısa süreci önce hazmetmek zorundadır.

TÜRK-MISIR DONANMA TARİHLERİNDE ORTAK SAYFALAR

Ne ilginçtir. Bugün Yunanistan ile birlikte anlamsız Türkiye karşıtlığı yapan Mısır, Yunanistan’ın bağımsızlığını önlemek için Mora İsyanını bastırmaya Türk Donanması ile birlikte katılmıştı. Sultan II’nci Mahmut, yeniçerileri baskından bir yıl önce tasfiye etmişti. Yeni kurulan Nizam-ı Cedid Ordusu, Yunan isyanı büyüdüğünde henüz harbe hazır değildi. Bu nedenle II’nci Mahmut, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım talep ederek, Mora’ya asker göndermesini istedi. Kavalalı, oğlu İbrahim Paşa emrinde donanma ve ordu gönderdi. Ancak, 20 Ekim 1827 tarihinde Fransız, İngiliz ve Rus müşterek filosu, Osmanlı–Mısır filosunu Navarin Limanında yaktı. Bu baskında müşterek filo Mısırlı Komutan emrindeydi. Sonucunda üç yıl sonra Yunanistan devleti kuruldu ve İmparatorluğun Balkanlarda çözülme süreci başladı. Kısa süre sonra Mısır ve Osmanlı birbirine düşman oldu ve iki kez savaştılar. İki savaşta da Osmanlı yenildi. 1839’daki Nizip Savaşından sonra Donanma Komutanı saltanat kayığı hamlacılığından yetişme Ahmet Paşa (Firari) donanmayı İskenderiye’ye kaçırdı ve Mısır’a teslim etti. Mısır’ın denizlerimize ve denizciliğimizin kaderine dolaylı etkisi olan bir başka gelişme de Yunanlı iş adamı George Averof’un Mısır doğumlu olmasıdır. Bu iş adamının cömert bağışı karşılığı adının verildiği Averof kruvazörü Balkan Savaşında Boğazönü ve Doğu Ege Adalarının 3 ay içinde elden çıkmasına neden olmuştu.

TÜRK-MISIR DENİZ KUVVETLERİ İLİŞKİLERİ

Mısır ile Türk denizciliğinin Navarin Baskınından sonra yaşanan ortak sayfalarında son derece az sayıda müspet olay var. Soğuk Savaş sonrası iki ülke donanmaları arasında hemen hemen hiçbir ilişki kurulmadı. 1997 yılına kadar bu durum devam etti.  16 Haziran 1997 tarihinde Deniz Kurdu 97 Tatbikatı sırasında ilk kez, Güney Görev Grup Komutanı Tuğamiral Aydın Gürül emrinde TCG Kocatepe, TCG Yavuz fırkateynleri ile TCG Uluçalireis denizaltımız, İskenderiye limanına gayri resmi ziyarette bulundu. Bu ziyaret için diplomatik klerans son saatlerde verildi. Ziyarette bulunan gemiler şehir dışında bir limana kabul edildi ve resmi ziyaret programı çık kısıtlı bir şekilde uygulandı. Mısır’ın bu soğuk davranışının ana nedeni Türk-İsrail yakınlaşması ve 1996 yılında imzalanan Türkiye-İsrail ikili Savunma ve Eğitim iş birliği anlaşmasıydı. 2008 yılında Türk ve Mısır Deniz Kuvvetleri Komutanları ilk kez bir araya gelmeye başladılar. Bu ziyaretler sırasında Mısır’a 2003 yılında GKRY ile yaptıkları MEB sınırlandırma anlaşmasında kaybettikleri deniz alanları detaylı bir şekilde izah edildi. Benzer bir anlaşmayı Türkiye ile yapmaları halinde kazançları anlatıldı. Bunun meyveleri kısa süre içinde alındı.  En azından Yunanistan ile sınırlandırma anlaşması yapmadılar. Onun dışında 16 Kasım 2009 tarihinde Aksaz’a istinaden Dostluk Denizi davet tatbikatı başladı. Mısır Deniz Kuvvetlerinden bu tatbikata bir tümamiral komutasında iki fırkateyn, iki hücumbot ve bir tanker katıldı. Mavi Marmara olayının 1 Haziran 2010 tarihinde yaşanmasından sonra da Türk-Mısır donanmaları arasında önemli gelişmeler yaşandı. 17- 23 Aralık 2011 tarihleri arasında bu kez Mısır ev sahipliğinde İskenderiye’ye istinaden Dostluk Denizi tatbikatı yapıldı. Türkiye bu tatbikata firkateynler ile katılım sağladı. Sisi’nin iktidara gelmesiyle iki ülke arasındaki ilişkiler ideolojik nedenlerle son derece keskin bir kutuplaşma içine girdi. Mısır Donanması, Yunanistan ve GKRY ile doğrudan Türkiye aleyhinde olan Medusa serisi tatbikatların icrasına başladı. Libya’da Savaş Lordu Hafter’i destekleyerek Türkiye karşıtlığını devam ettirdi. Ancak şu ana kadar her ne kadar ABD kökenli JINSA (Jewish Institue for National Security of America) Düşünce Kuruluşunun ürettiği değerlendirme belgelerinde kışkırtılanların aksine denizde Türk Donanması ile karşılıklı bir gerginliğe neden olacak olay yaşanmadı. JINSA ‘ya kalsa, Türk ve Mısır donanmalarının Akdeniz’de birbirileri ile savaşmaları adeta teşvik ediliyor. Bu tuzağa Türkiye’nin düşmeyeceği bir gerçektir. Mısır’ın da tarihinden gelen birikimle aynı tutumda olacağı beklenendir. Diğer taraftan Mısır ile Türkiye’nin Libya harekat alanında yaşanan gerginliğinin vekalet savaşları üzerinden devam edeceği de bir gerçektir. Cufra ve Sirte’de önümüzdeki dönemde yaşanacakların Türk Mısır ilişkilerinin geleceğine önemli etkisi olacağını söyleyebiliriz. Mısır devlet aygıtının  Türkiye ile Libya üzerinden yöneteceği ilişkilerde, tarihin ve zamanın ruhunun ışığında Mısır halkı adına en uygun olanı yapacağını beklemek durumundayız.

MISIR DONANMASININ TEHDİT DEĞERLENDİRMESİ

Bugünkü konjonktürde Mısır Donanmasının son 6 yıldaki silahlanmasının ana itici gücü, başta deniz yetki alanlarında tespit edilen zengin doğal gaz sahalarının korunması olmak üzere Arap dünyasında lider deniz gücü konumuna gelerek Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz’deki etkinliğini artırmayı hedeflediğini söyleyebiliriz. Diğer yandan özellikle denizaltı filosunu geliştirmesi, başta İsrail olmak üzere bölge ülkeler için en ciddi tehdit unsurudur. Güçlü bir Mısır denizaltı filosu İsrail’in gerek Süveyş çıkışı gerekse Cebelitarık-Hayfa eksenine tehdit oluşturabilecek özelliklere sahip. Diğer yandan son altı yılda Yunanistan ve GKRY ile Türkiye aleyhinde Medusa serisi ortak deniz tatbikatlarına katılması; Türkiye aleyhindeki Akdeniz Gaz Forumunda aktif rol alması, bu silahlanmada Akdeniz çanağında Türk Donanmasının rakip olarak görüldüğü sonucunu çıkarabiliriz. Ancak iki ulus devlet donanması olarak Akdeniz’de karşı karşıya gelme ihtimalini çok düşük gördüğümü söyleyebilirim. Bugün Türk hükümetinin  Müslüman Kardeşler karşıtı bir söylem kullanmaya başlaması halinde, Kahire’yle ilişkilerin düzeleceği ve bu suretle Türk-Mısır deniz sınırlandırma anlaşmasının kısa sürede imzalanabileceği kanaatindeyim.

Çünkü Türklerle Mısırlılar, 19. Yüzyıldaki Kavalalı Mehmet Paşa döneminden bugüne kadar ne savaştılar ne de düşman oldular. Bu geçici bir durum. Türk Mısır ilişkilerinin düzelerek COVİD sonrası dönemde yaratacağı iş birliği fırsatları, son altı yılda yaşanan gergin dönemin geçici zararlarını kısa sürede unutturacaktır. Bu durum her iki halkın çıkarınadır. Unutulmamalıdır ki Mısır asırlardır Afrika’nın ezilenleri arasındadır. Halen destek verdiği emperyalist kamp, tarihi ile uyumlu değildir. Mısır Kavalalı’nın hatasını tekrar etmemelidir.