Muhalif ekranlarda cinsiyet değiştirenler

Nihat Genç yazdı...

Muhalif ekranlarda cinsiyet değiştirenler

BİR

Kuruluş Osman dizisi senaryosu-diyaloglarını sanki Ülkü Ocakları Mamak Şubesi yazıyormuş gibi, hem günümüz Ankara şivesi hem de tonlama-vurgularda Ülkücü jargonu, şöyle diyaloglar:

-Nassın gardaş?

-Sağol gardaş!

Ya da şöyle:

-Gardaş hususi bir mesele konuşacağız bizi yalnız bırakır mısın!

Kuruluş Osman dizisinin sadece bir bölümünü şöyle Fetö şüphesi-şifresi gizli mi yani bir Fetö muayenesi için bir bölüm izleyebildim, şöyle bir diyalog ilgimi çekti. Kuruluş Osman'a sinsice saldıranlar aralarında konuşurlar:

-Osman Bey bizden şüphelenmiş midir?

-Şüphelenmiş olsa şimdi burada bu konuşmaları yapamazdık.

-Biz yine tedbirli olalım.

-Osman Bey'i uyandırmayalım.

Ve bir de Osman Bey'in yüzüğü, manşet Selçuklu kartalı ancak yüzüğün kaidesi sekiz köşeli Davut Yıldızı. Osmanlı ile İsrail'in en meşhur simgesi Davut Yıldızı'nın ne alakası var? Sanat tarihçisi olmayan tarihi dizi olabilir mi?

Unutmayın, Fetö'de bir kuraldır, yaptıkları her işte bir iz bir mesaj bir şifre kesinlikle gizleyerek yandaşlarına mesaj gönderirler, biz buradayız, rahat olun, diye.

Geriye dönük, biraz daha incelemek lazım, ancak vaktim yok, bir bölümde dahi şimdilik 'kıllanacak' kadar gizli saklı mesajlar görülebiliyor.

İKİ

Tarihler göstermiştir ki savaş halinde ve anında bedeni ruhu iklimi anında değişip başka aşkın bir insan başka tür bir millet olabilen tek millet Türk Milleti!

Savaş transının bu en yüksek halini 15 Temmuz gecesi de gördük, tarihe gerek yok, çok yakın dönemde, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınar harekatlarındaki gibi küçük çaplı savaşlarda Türk Milleti'nin kendinden geçişini, duruşunu izledik.

Bu harekatların hepsi IŞİD ve PKK (PYD) kovalamak ve Terör Koridoru'na set çekmek için yapıldı.

Suriye savaşını kimse istemedi, işte Ahmet Davutoğlu orada, hesap verecek, ancak, bu bela sonrası oluşan kontrolsüz bölgelere karşı Türkiye güvenliği için sessiz kalamazdı.

Savaş anlarında büyük kayıpları göze alan ve yaralı şehit ve ağır maliyetleri hiç umursamayan bir iklimin hakim olduğu gerçektir. Yıllar içinde PKK ve Batılı destekçileri bu ağır maliyetler üzerinde kendi ağızlarını sulandıran çok iştahlı hesaplar yaptı ama hepsi hüsrana uğradı.

Bugün muhalefet, bu büyük affedilmez felaketleri başımıza açanların başında gelen Davutoğlu'nu dostu kabul ediyor ve sonrasında da bütün bu askeri harekatlara ağzını gözünü büzerek, canı sıkılmış PKK ve ABD gözüyle olumsuz bakıyor, sonra da bu milletten oy istiyor!

Ve Türk Milleti'nin savaş anında başka bir millet olduğunu çok iyi bilen sağ siyasetçilerin de sık sık bu savaş hamasetini bolca kullandığı değişmez bir gerçektir ve muhalefet bu amansız gerçeği bile bile iktidara en güçlü en sarsılmaz en coşkun yerinden vurararak düşüreceğini sanıyor.

Savaş anı ve halinde Türk Milleti, füze, tank, helikopter, savaş uçağı, vs. sayılarından çok öte bir güç ve kudret sahibi olur. CHP'nin seksen yılda bir kez iktidar oluşu da Kıbrıs Fatihliğiyle alakalı. Gelin görün ki milli çıkarlar ve güvenlik politikalarıyla kıyasıya aklınca dalgasını geçen muhalefet partisi ve yüzlerce yazarı var. Kimseye gidin savaşın, savaş şarttır, diyen asla yok. Muhalefet ve ağzına baktığı Batılı ülkeler Türkiye'yi sıkıştırayım zora sokayım dedikçe iktidarı değiştirme şansları her zaman sıfıra iniyor, ceremesini biz çekiyoruz.

Şimdi yine Trakya'da askeri hareketlilik, muhaliflerimiz gibi Yunanlılar da bugünlerde aşka gelmiş, silah, güç gösterisi ve tacizlerle işe koyulmuş, yani, buradan bir savaş çıkmaz, ama on yıllarca sürecek bir çatışma taciz ortamı bizleri değil Yunanlıları çok yorar ve Yunanistan uzun vadede gürültüden ve boğuntudan ve tacizden bolca şikayet eden Sisam, Sakız, Midilli adalarında ikamet edecek vatandaş bulamaz.

Ey muhalefet ve onu yönlendiren Batılı düşünce kuruluşları ve istihbaratları ve PKK ve Fetösü!

Türk Milleti'ni savaşla tacizle ağır savaş kayıpları ve maliyetleriyle korkutarak iktidarı alamazsınız!

Ancak, bu ülkenin toprak bütünlüğüne, milli çıkarlarına, tarihine, anayasasına ve hukukuna ve demokrasisine, hepimizden çok sahip çıkarak iktidarı sallayabilecek oylara kavuşabilirsiniz.

Batıyla iyi geçinelim, Doğu Akdeniz'den çekilelim, Fetö'yü hapisten çıkartalım, vs. diyen Kaftancıoğlu, İmamoğlu, Davutoğlu, Babacan ve şürekası Ahmet Taşgetiren, gladyonun İyi Partisi ve Taha Akyol ağızları ve Fetö'nün kapatma karıları liberalleri muhalif ekranlara taşımakla bir oy dahi alamadınız, alamazsınız.

ÜÇ

Küçükken iki apartman dairesi arasında boşlukta sıkışmış, girdiğim aralıktan çıkamamıştım. Bu daracık yere sıkışıp kalmamın sebebi o minnacık boşluğa düşmüş sarı yirmişbeş kuruştu.

Yan yan aklımca temkinle girdim ve ama parayı almak için nefes alıp eğilemedim, bile.

Geri geri çıkamadığımı anlayınca da öyle böyle değil büyük bir panik yaşadım, göğüs kafesim o daracık yerde daha da sıkıştı, ölüyorum.

Niyeyse hırsızlık üzre yakalanmış olmanın korkusuyla mı kurtarın beni diye bağırmak imdat istemek de ağrıma gitti.

Şöyle bir soluklanıp kendi çabamla çıkayım dedim, olmuyor.

Yediğim korku aradan bakın 55 sene geçti hala dipdiri yerinde duruyor.

Nasıl büyük bir tecrübe edindim, sıkışık daracık bir aralık mı, Allah korusun, girmem.

O meşhur altın gibi parlayan 1956 baskısı sarı yirmibeşlik (25 kuruş) hala orada duruyor, gidiyor geliyor imrenerek bakıyorum, hala orada mı diye, elime çok uzun çubuklar aldım, ittim dürttüm boşlukta, nafile, gözüm kaldı.

1956 sarı yirmibeşliklere darphane yanlışlıkla altın karıştırmış diye bir şehir efsanesiyle meşhurdu.

Bir zaman sonra mahalleden zengin bir çocuk aynı daracık yere girdi ve sıkışıp kaldı. Bağırıp çağırıp ağlıyor zırlıyor, mahalleli toplandı, çocuğu bir türlü çıkartamadılar, kadınlar anneler feryat figan.

Tam bir dehşet hali yaşanıyor, derken belediyeye bir koşu adam gönderildi, büyük uğraşlardan sonra ancak çocuğu çıkartabildiler.

Ve çocuğun acıklı haline bakıp kendi kendimi bir şekilde kurtarmış olmakla iftihar ettim, bugün de tıkıldığı deliklerden kendini kurtaramayan yazar arkadaşları gördükçe aynı korkuyu bir daha hissederim.

....

Birikim Dergisi'nde dünkü gün Tanıl Bora bir yazı yayımladı, aklınca Sivil Toplum Örgütleri'ni anlatıyor (STK) ve Kanaryaseverler Derneği'nden girip İnsan Hakları Derneği Eren Keskin'den çıkıyor.

İnsan Hakları Derneği'ni bu ülkede tanımayan yoktur, teröristleri vaftiz edip insan hakları azizleri ilan ederler. Keşke insan hakları olabilseydi. Ne insanı ne hakları, fulltime teröristlere alan açmak için çalışırlar.

PKK'lıları ve yayınlarını yani teröristleri dünya nezdinde savunmak. Ve teröre karşı devletin güvenlik güçlerini sıkıştırıp töhmet altına alıp insanlık suçu işleyen soykırımcılar diye göstermek için kurulmuş.

1918'de İstanbul'da yabancı devletlerin yardımıyla Kürdistan diye ayrı bir devlet kurmak için kurulmuş Kürt Teali Cemiyeti'nden farkı olmayan bir yığın sivil toplum derneğiyle tanıştık. Eren Keskin'i de tanımayan yoktur, insan hakları aktivisti gibi afilli sıfatlar taşır, ancak ne adına kim adına çalıştığı herkesin bilgisinde, bebek katillerini masum göstermek için bol makyaj iş başında.

Etnik milliyetçiliği hortlatmak, etnik milliyetçiliği gazlamak, etnik kutuplaşmayı tahrik etmek, kışkırtmak için etnik bir iç savaş veren PKK'yı akıllarınca yasal ve hukuki koruma altına almak ilk işleri. Bu satırları yazıp hatırlatmamın bile anlamı yok herkes bu etnik kışkırtmayı çok iyi bilir ve iğrenir.

Ve ama, okumuş adamlar, koca İletişim Yayınları, ki, yüzlerce eserini okudum, muhteşem kitaplar basmışlar, evet nasıl oluyor da etnik terörü bir şekilde besliyor destekliyor, olabilirler.

Ben de genç bir insan olsam tabii ki yakıştıramam ve ama biliyoruz ki 'insan hakları' gibi kavramlar örtü olarak kullanılıyor. Ve tabii ki 'İletişim gibi önde gelen bir kültürel yayıncılık da' çok iyi bir kamufle-perde.

Ne olursa olsun bu ülkede yazıp çizen okumuş yazmış herkes insan hakları derneğinin sinsi arızalı sicilini çok iyi bilir. PKK'ya lojistik hizmet veren yazar ve kurumları da hepimiz biliriz.

Ancak, bunca katliam ve trajediden, bu saatten sonra koca koca okumuş adamların hala algı hala bizleri enayi yerine koyması hala insan hakları kavramlarının örtüsüne sığınarak etnik milliyetçiliğe meşruiyet sağlamasına insan hayret ediyor.

Neden hala, bizleri, hala teröristleri insan hakları aktivisti gösteren bu yazılara inanacak kadar zayıf aklıevvel aptal koyun gibi görüyorlar.

Sağdan soldan liberalden İslamcısından milliyetçisinden aynı hayat hikayelerini ne çok okudum. ilk gençlik yıllarında karınlarını doyurmak için bir cemaate bir mahfile bir odağa bir ideoloiye bir yayınevine vs. kapılanıyorlar ve orada sıkışıp kalıyorlar. Yüzlerce aydının sanatçının hikayesini dakika dakika anlatabilirim roman gibi, çok sonra fikirleri dünyaları zihinleri rüyaları çok değişse de hemen hepsi o deliğe girerken kendilerini gebe bırakan ağbilerden ve ideolojiden ve onların görünür görünmez talimatlarından bir türlü kurtulamıyorlar. Adam yetmiş yaşına gelmiş, bırakın adamın yakasını yahu, hayır, o ideoloji o inad o boş çaba o akıntıya akla karşı kürek çekme hala toplumun halkın insanlığın aklıselimine karşı ideolojik algılar akıllarınca şüpheler boşluklar yaratmak çabaları bitmiyor, ne kadar kitap basıp kitap okusa da kulun kula köleliği bitmiyor.

Murat Belge ve Tanıl Bora ve nicesi, 80 öncesinden Kavala'nın peşine takılmışlar. Kavala parayı basmış, yayınevi ve dergilerin önünü açmış. Kavala'nın şart koştuğu şeyler de yok. Sosyal, nazik, efendi, arkadaş düşkünü, mücadeleci bir arkadaş, en önemlisi bir şekilde parayı buluyor. Sadece kendini ve dava arkadaşlarını dedeleri gibi ademi merkeziyete inandırmış. Yani, bu okumuş adamların, Apoculukları PKK destekleri bilgi ve kültürleriyle ve sosyal hayatlarıyla çok ama çok ters orantılı. Ben mesela on yıllarca tanımama rağmen hala yakıştıramıyorum.

Yahu insan hakları nire etnik milliyetçilik nire, be insaf, demeden duramıyorum.

Ama oluyor işte, bu tuhaflık bir gençlik ideolojisi ve para bulmakla başladı ve bir daha girdikleri delikten çıkamadılar.

Gençken para yok pul yok nasiplenecek bir iş de yok, soğuk savaş yıllarının çatışmacı iklimi de uygun ve her militan Türkiye'yi Uruguay gibi üç-beş milyonluk bir ülke ve beş-on kişi silahlanırsa ülkede devrim yapabileceğini sanıyor.

Ve o yıllardan bu ideolojik deliğe önce karnını doyurmak için giriyorlar ve bir ömür bu bölücü vahşi katliamcı etnik milliyetçi fikirlerden ömür boyu kurtulamıyorlar, işte romanın finali, onca okumuşlukları ve sosyalitelerine rağmen fikir diye hala etnik vahşi iç savaş senaryolarıyla düşüp kalkıp senaryolar yazıyorlar.

Ey genç adam, bu oksimoron-tezatlığı bu ülkede çok görecek çok şaşıracaksın.

Her şeyin başı karnını kendi başına doyurup doyuramama meselesi.

Ki, birine muhtaç isen, bakın, ağbiler dünyaları okumuş ama etnik milliyetçilikten etnik kışkırtmadan etnik iç savaş rüyalarından yani girdikleri bu sıkışık daracık delikten hala kurtulamıyorlar, bu acıklı insanlık hali, hepinize hepimize ders olsun!

Yabancı istihbaratın kucağında nasıl desteklenip beslenip yönlendirildiği hakkında STK'lar hakkında günümüzde yüzlerce kitap basıldı, ama, okuyucuyu hala çocuk yerine koyup, İnsan Hakları gibi tescilli bir yapıyı Kanarya Sevenler Derneği gibi masum ve çok olağanmış gibi göstermekten bakın hiç yorulmamışlar. Bu kadar kıvırma ve çarpıtmaya insan utanır yahu.

Bu zavallı yazılarınıza inanacak kanacak kadar enayilerin olması da gerçekten aydın iseniz en çok sizleri üzmeli.

Ve tabii, yaş kemale erse de, talimat diye de bir şey var: Tez elden Eren Keskin ablanıza destek olun...

Yoksa yazanı yazılanı tanıyor biliyorum, kendilerini kalitelerini ve onur ve haysiyetlerini bu kadar küçük zavallı düşürecek insan hiç değiller!

Evet, Cumhuriyet düşmanlığı yaptılar, Tek Parti dönemiyle dalga geçtiler, Cumhuriyet'i yıkan cemaat ve PKK gibi her yapıyla dostluk işbirliği kurdular ve ama Cumhuriyet'e düşmanlıklarının dibini deştiğinde gençliklerinde karnını doyuramayan başkasına muhtaç başkasına mecbur vs. insanlar görüyorsun...

Yani bu ülkede bir Cumhuriyet var, yurttaşları hür ve bağımsız.

Bir de ona karşı çıkanların ideolojisi var: MECBURİYET! Akıllarınca okumuş ama birilerine muhtaç bağlı insanların zorunlu siyasi ideolojik duruşu!

DÖRT

Yeni CHP'den Halk TV'ye Cumhuriyet Gazetesi'ne gözlerimle şahit oluyor bazen duyumlar alıyorum, şöyle eli yüzü düzgün onur abidesi gazeteci yazarlar arıyorlar, hayırdır diye merak ettim, neden olsun, liberal sosuna banmış yüzlerce sözüm ona Atatürkçü yazarı kirlendi ve büyük itibar kaybına uğradılar. Şöyle Kaftancıoğlu ve İmamoğlu'na sessiz kalacak ama şeksiz şüphesiz vatansever olacak yazarlar arıyorlar, vitrine koyabilmek için. Hangi vitrine! Onur vitrinine!

Yani, olabilir, gram gram onur satabiliriz, ama hem Davutoğlu hem İyi Parti'nin gladyocu isimleri hem de onur, biraz zor bir denklem. 'İttifak', 'Dostlarım', 'İmamoğlu', 'Biden' derken muhalefette 'itibar' 'güvenilirlik' ve 'onur' stokları bitivermiş. Bakın yeni CHP'nin reklam spotuna: 'Kendine Güven'. Reklamın ideolojisi nedir kendinde olmayanı manşetleyeceksin, sen Ekmeleddin'e güven Abdullah Gül'e güven, sağcı politikacılara güven, HDP'lilere güven, derken, güven müven kalmadı.

İyi ama pes kardeşim, Kaftancıoğlu hayrına yüzlercesini kovdun, sana vatansever yazar vekil yetiştirmek de zor. Üstelik hem vatansever olup şekli kurtaracak hem Kaftancıoğlu'na sessiz kalacak, yani, Zeki Müren'in lakabı da malum, Paşa'ydı, böyle bir güven, Müren nerden bulalım, hatırladınız mı o eski şak şak paşaları, olsa da yeni CHP'si Halk TV'si Cumhuriyet'i bayram ediverse.

BEŞ

Zaman zaman muhalif kanalları izliyorum, çoğu programcıyı eskiden tanıyorum, bir çoğu eski arkadaşım. Fikirler, kafa derken değişik-değişimle ilgili çok köklü başka bir şey hissediyorum.

Tele 1, Cumhuriyet ve Oda TV ve Halk TV'de liberalleşen Atatürkçülere şahit olduk, yani evrim geçirip liberalleşen arkadaşlar tanıdık.

Dün kodum mu oturturum diyen radikal keskin yazar arkadaşlarda sonra sonra bir yumuşama gördüm.

Bu 'yumuşakça' geçişten doğrusu çok kıllandım.

Bu kanallarda sanki erkekler yaşlandıkça kadınlaşıyor kadınlar da erkekleşiyor.

PKK, ittifak, anayasa değişikliği, özerklik, açılım, kimlik sorunları(?) vs. taklaları ata ata karakterlerini dillerini pek karmaşık gördüm.

Bir cinsiyet evrimi-dönüşümü mü?

Hayır, beden onların, karar da onların.

Konuşa konuşa sıkıntıları gideriliyorsa bizler için cinsel dönüşümleri için bir sorun yok.

Sorun şu, bizi de bir seçime zorluyorlar!

PKK ve Fetö üstte biz altta bir porno siyasete!

Pek tatlılaşan bu arkadaşlar kimliğe ait sorunları ekranda politize ede ede bakın ne hale gelmişler, artık bedenleri de zihinlerindeki dönüşüme evrime ayak uydurmaya başlamış.

Ya da 'kimlik' sorunlarına haddinden fazla mı empati duyuyor fizyonomik metamorfoz başladı bile ne o efemine hanımcık kırıtmalar ve kadınları ayrı, artık erkek gibi masaya vuruyorlar, roller mi değişmiş.

Arkadaşlar, bedeninizi fazla zorlamayın.

Değişen sadece siyasetiniz olsun.

Beden zaten değişime karşı koyamaz, acele etmeyin, beden yaşlanarak erkeklikten tatlı zararsız hanımcık ihtiyarlığa ister istemez dönüşüverecek.

Açılım ve özerlik ve PKK diyen kim varsa, aynı metaformozu yüzlerinde dililerinde oturuş ve düşünüşlerinde görmemiz bir tesadüf olamaz.

Belki de yaşlı ama gergin bir gerilla bedeni istiyorlardır.

Belki de keleş-makineli kullanacak çağı geçirdiklerinin farkında ama kemiklerini takur tukur sopa diye kullanmak istiyorlar. Kimbilir? Ama ekranda yayılışları, minder, minnoş, nonoş yün yastık gibi huzurlu ifadeleri? Böyle rahat ediyorlarsa bizce de sorun yok!

Hayır, cinsiyet değişimi devrimci cesaret ve kararlılık isteyen bir eylem olduğu için eski arkadaşlarımı kutluyorum.

Eskiden Hürriyet'te Güzin ablaya başka tür hikayeler anlatılırdı, kızlık zarıyla ya da penisle ilgili şu şikayetler gelirdi, Güzin abla, çitlerden atlarken takıldı, delindi, erkekse koptu...

Evet, ittifak, yeni CHP, Babacan, Davutoğlu vs. diyorlar ama, birininki çite takılmış, birininki kopmuş, birininki delinmiş.. Sanki bir 'mutsuzluk' hakim.

Kör vajina. Coşkusu iştahı arzusu çağrısı olmayan.

Kör kuyu gibi, sadece taş atılan kovası, su olmayan derin bir boşluk.

Önce fikirlerde başlayan siyasi dönüşüm sonra cinselliğe evrilen hormon tedavisi.

Halk TV, Cumhuriyet, Sözcü, Tele 1'de dünya gözlerimle cinsiyet değişimini saniye saniye açık ameliyat masasında izler gibi gördüm.

Duygusal dönüşümlerine şahit oluyorum, ay abla, bak valla, diye konuşmaları.

Bakın bu kadar değişim de fazla, bunlar sonra Tayyip'e de sulanmaya başlar.

Yani fazla da şeyetmemek, ayarı bozmamak lazım.

Şüphesiz her kadının içinde erkek, her erkeğin içinde bir kadın saklı, ben söylemiştim, terörizm desteklerini penisi-vajinayı dilllerini ters-düz ederek kamufla edebileceklerini sanmaları çok tehlikelidir, Allah muhafaza, diye.

Ekranda her akşam penisini kesen kesene insanlar görmek, hayal kırıklığını geçtim artık beni de yoruyor.

Sünnet dediğin hayatta bir defa olur, her akşam törenle kestirmeniz gerekmez, T24, KRT, Tele 1, Oda TV, Cumhuriyet, sürekli yeni vaka kaynıyor.

Cerrahlar ameliyat yoğunluğuna yetişemiyor.

Ve en çok kadınlıktan erkekliğe geçişlerin yoğunluğu şaşırtıyor insanı.

Bir diğer şaşkınlığım hormonol ve duygusal olarak arada derede kalan belirsizlik yaşayan hiç yok, sanki bu büyük cinsiyet değişimi gününü beklemişler.

Bu ne acele telaş, ayıptır be, biriniz de kararsız panikte olun, yok, hepsi memnun ki giden penislerin..

Gençlik yıllarında ilk trans cerrahisi kitabı okuduğumda annem yanıbaşımda yün çorap örüyordu. O an aklıma bir mucidlik geldi. Annem çorabın ayakucunda bir teli boşlukta bırakıyordu, neden? Çünkü o teli tutarak çorabı ters düz ediyordu.

İşte bu dedim. Vajina-penis. Bir teli serbest bırakırsak canı istediğinde penis. isteğinde vajina, sıkılırsan Bİden. Hava siyaset değişti çorabı tekrar ters düz edebilirsin.

Ve ne güne duruyoruz arkadaşların tedavilerine yardımcı olmalıyız, mesela, önce hayvanat bahçelerinde erkek aslan kaplan maymunları ameliyatla dişi, dişileri de erkek yapıp yeni CHP'nin iktidarında nasıl-ne tür bir siyasi kimliğimiz olabilir olmalı test edebilmeliyiz.

Yani hayvanat bahçesinde 'her şey güzel olacak'ı test edebiliriz.

Sıhhıye çadırları kurmalı cerrahi işleme başlamalıyız.

Ve sakin ve eğlenceli görünmeliyiz, mesela, İmamoğlu Kaftancıoğlu, İsmail Dümbüllü ve İbiş kılığında sahne alabilir, oldu da bitti maşallah!

Yanisi kardeşlerim, muhalif ekranlardaki kadınsılıktan (efeminilikten) çok kuşku duyuyorum.

Ameliyat kararı verenler artık her şeyin eskisi gibi olmayacağını bazen kestiremez ve büyük hayal kırıklıklarıyla intihara sürüklenirler.

Kolay değil, vajinayı körleştiriyor ya da penisi kökünden kesiyorsun, panik yapmamak mümkün mü? Ancak sakinlikleri beni şaşırtıyor, iktidar değiştikçe cerrahi dikiş yerleri değişiyor, gık diyen yok, ağrım sızım var, duygusal karmaşa yaşadım, diyeni hiç yok. Vallahi doktoru tedavisine hayran kaldım, bu ameliyatı yapan kim acaba?

Beyin bu kadar ağır travmaya her akşam dayanabilir mi, ama sakinler?

Vücut geliştiricilerin bir ilacı var, stroid, bedenlerini kaslı ve farklı büyüklükte göstermek için kululanıyorlar, yani meraktayım ekrana çıkmadan kullandıkları bilmediğimiz ilaçlar mı var!

Cinsel ve siyasal kimlik tartışmalarında kendilerini beyinlerini bedenlerini delik deşik yamalı bohça perişan edip her akşam ekranlarda kendini dağıtan bu arkadaşlar Allahım ne kadar sakin ne kadar kabullenmişler bu yeni kimliği! Şaşkınlık içindeyim.

Bakın, Hazreti Musa'nın o meşhur boynuzları dahi yokmuş, bir çeviri hatasıymış, Tur Dağı'ndan inerken alnında bir 'parlaklık' göründü diye yazılmış ama kelime sonra alnında boynuz diye okunmuş.

Yani PKK'yla yatağa girip kimseyi boynuzladıkları yok, PKK'yla yatağa girmeleri hayatlarının en büyük başarıları ve parlaklığı, işte ekranlarda yani kimlikleriyle ışıl ışıl neşe içinde parlıyorlar.

Kardeşlerim, değişmeye dönüşmeye ben de inanırım, bir, anamız bizi doğurur, iki, bizler, okur öğrenir bilincimizi geliştirir kendimizi yeniden doğururuz.

Ancak yukardaki değişim dönüşüm gibi birinin parasına şöhretine makamına ekranına partisine vekilliğine sulandığımız için cinsiyet ve siyaset değiştirmeyiz.

Hayır bu sert dönüşüm benim de gözümü korkuttu oysa daha yumuşak alıştıra alıştıra bir değişim bizlere de uyabilirdi hani bir kremle de başlayabilirdik, önce yüzlerimizi yumuşatabilen bir krem.

Evet sadece bir krem, canlılık katar, iştah arzu hayat neşe derken yumuşatabilirdi suratımı siyasetimizi, ne bileyim 'kökünden kestirmek' çok sert çok acımasız geldi gözümü korkuttu be kardeşim.

Yani bilemedim, kestirdiğiniz şeyi utanıp toprağa gömüp bir yerlerde gizlice saklayacağınıza kestirdiğiniz şeyi her akşam ekranda madalya diye boynunuza asıvermeniz, şaşkınım, benden bu kadar cesaret beklemeyin.