Müneccim

Dr. Ceyhun Balcı yazdı...

featured

Diyanetin, “Bir gün herkes ölümü tadacak” sözünü her yerde paylaşmasına öykünerek “Her Türk vatandaşı günün birinde savcıya ifade verecek” diyesim geliyor.

Celâl Şengör hoca için o gün gelmiş olmalı ki, adı hiç de gerekli olmayan yönetimsever savcımız fırsatı kaçırmamış. Musa ve İbrahim peygamberlerle ilgili sözleri gerekçesiyle hocayı huzuruna çağırmış.

Öncelikle vurgulamakta yarar görürüm.

Ne dinle ne de dinin öğeleri olan peygamberlerle ve diğer kutsallarla ilgili söz söylemekten ve yazmaktan kaçınırım.

Tümüyle kişisel seçimimdir.

Diğer yandan, bu tutumum ve duruşum konuyla ilgili görüş belirtenleri boy hedefi yapmamı da gerektirmez. O da bir seçimdir.

Üstelik, dinsellikle ilgili sözler söyleyen, görüş belirten kişinin adı Celâl Şengör’se durum değişir. Ülkemizin yetiştirdiği son derece önemli bilim insanlarından birkaç tane say deseler onun adını anmazlık edemem.

Biraz daha ileri giderek, yaşayan en önemli ve değerli bilim insanlarımızdan birisi olduğunu da çekinmeksizin söyleyebilirim.

Ona yönelen ölçüsüz ve kaba yaklaşımların onun kadar Türkiye’ye zarar vereceğinden de kuşku duymam.

Celâl Şengör’ü boy hedefi yapan önemli gerekçelerden birisi Cumhuriyetçi ve Atatürkçü duruşudur dersek yanılmış olmayız.

Osmanlıcılık tutkusuyla yanıp tutuşan, ilericiliği teknoloji kullanımının ötesine geçemeyecek iktidarımızın Cumhuriyetçi ve Atatürkçü duruşa uzak olduğunu, bununla da yetinmeyip bu duruşa saldırgan bir yaklaşım içinde olduğunu sayısız örnekle kanıtlamak olasıdır.

Yazının bundan sonrasında değinilecek tarihsel gerçekler de “yeni kuşak” savcılarımızın ilgisini çekebilir. Hatta, soruşturma ve kovuşturma konusu olmaya bile değer görülebilir.

Yirmi birinci yüzyılda bir kez daha Galile yargılaması sahnelemek istiyorlarsa fırsatı kaçırmasınlar derim.

Şimdi, biraz geriye XVIII. yüzyılın son çeyreğine gidelim.

İnsanlık Fransız Devrimi’ne geri saymakta. Rönesans’ın siyasi ortama yansıması kaçınılmaz. Hükümdarlıklar sallantıda.

Osmanlı tahtında III. Mustafa oturmakta.

Gelişmelere sırtını dönen Osmanlı, şanlı geçmişinin düşleriyle yaşamayı sürdürmekte kararlı. Aklını kullanmayı zorlu bir iş saydığı için mucize peşinde koşma kolaycılığından bir türlü kurtulamıyor.

Tahtta oturan III. Mustafa 1768’de Rus elçisini huzuruna çağırıyor. Rusya’nın Polonya’dan çekilmesini, oradaki mezhepsel çelişmelere karışmaktan vazgeçmesini istiyor. Bir elçinin böylesi önemli bir konuda tek başına karar vermesi olanaksızdır. Bu önemli gerçeği göz ardı eden III. Mustafa elçiyi Yedikule zindanlarına gönderiyor.

Divan üyelerinin hiç birisinin desteklememesine karşın padişah Ruslara savaş açıyor.

Kime güvenerek mi?

Müneccimbaşına!

Oysa, Osmanlı ordusu böyle bir savaşa hazır değildir.

1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması yenilgiyle sonuçlanan bu savaşın ürünüdür. O tarihten başlayarak Rusya, dinsel ve mezhepsel gerekçelerle Osmanlı’nın içişlerine karışma hakkına kavuşmuştur.

Böyle acıklı bir sonuçtan ders çıkartılması umulur.

Ne gezer.

Unutmadan ekleyelim.

1770’te Rus donanması Osmanlı donanmasını Çeşme’de yakarak yok etmiştir. Bu da Osmanlı akılsızlığının ürünü olarak geçmiştir tarihe. Rus donanmasının Çeşme açıklarına geleceğini öngöremeyen Osmanlı cehaleti donanmasını yitirerek ödemiştir bedelini.

III. Mustafa bu yenilgilerin ardından orduyu ve daha da önemlisi yönetim kafasını yenilemek yerine Berlin’e elçi göndererek Prusya kralı II. Frederik’ten kendisine 3 müneccim göndermesini isteyecektir.

İstanbul’daki Fransız elçisi de padişahın Avrupa devletlerinin başarısının ardında yatan nedenin münneccimlikte olduğuna içtenlikle inandığını belirtiyor.

Prusya kralı II. Frederik müneccim isteğine verdiği karşılıkta başarısının altında yatan etkenleri bildirmiş.

  • İyi bir ordu
  • Barış zamanında da eğitimli olan, savaşa her an hazır bir ordu
  • Dolu bir devlet kasası

Bu gerekliliklerin farkına sonraki padişah III. Selim varmış.

Orduyu çağdaşlaştırma hedefinin olmazsa olmaz gerekliliği olan Yeniçeriliğe son verme düşüncesi saltanatının ve yaşamının sonunu getirmiş.

İzleyen Tanzimat döneminde pek çok yenileşme ve çağdaşlaşma adımları atılsa da öze değil biçime yönelik olarak kalmış bu çabalar.

Bir işe yaradıysa, çağdaş eğitim kurumlarından yetişen kadroların aydınlanmacı ve ilerici tutumlarının Osmalı yıkılsa da yerine kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’ne ve onun mayası olan Milli Mücadele’ye yadsınmaz katkı sağlamış olmasıdır.

Avrupa, aklını kullanarak gelişirken Osmanlı müneccim arayışıyla çıkış yolu aramıştır.

Ders alınmadığı için tarih yinelemektedir.

Celâl Şengör’ün ifadeye çağırılmış olması bir karanlık dönemin tam da ortasında olduğumuzun canlı kanıtıdır.

İçinde bulunduğumuz yıllarda, kıvancın ve övüncün yerini utancın alması biraz da bu ve benzeri gelişmelerdendir.

Yazıyı bir eklemeyle sonlandıralım.

Müneccimlik, hadımlıkla birlikte tarihe karışmıştır, Cumhuriyet kurulduktan sonra…

 

Müneccim

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

6 Yorum

  1. Yaşayın!Okulda kurnaz arkadaşlar bilmediği konuda biliyormuş gibi iki üç kırtık atarlardı mevzuya.Bizde onlara helal lan müneccim parmağı mı!! yedin derdik.

    Cevapla
  2. Yazar şengör Atatürkçü ve cumhuriyetçi değildir. Akp de yazdığın kadar Atatürk Cumhuriyet düşmanı değildir. Ülkenin güvenliğini bütünlüğünü savunmak emperyalizmle az yada çok mücadele etmek Atatürkçü ve cumhuriyetçi bir eylemdir ve akp bunu öyle yada böyle yapıyor uzun zamandır.

    • 4 hafta önce

      emperya adını ağzınıza aldığınız yoktu. batı matı adları altına sığınarak dinciliğinizi gizleyemezsiniz. Atatürk felsefe ve doğa bilimleri demektir!

      Cevapla
      • 4 hafta önce

        Atatürk kendisini çok güzel tarif etmiş zaten. Biz ne Bolşeviğiz, ne de komünist: Ne biri, ne diğeri olamayız. Türkler milliyetperver ve dinlerine hürmetkâr bir millettir demiş, “Bizim hükümet şeklimiz tam bir demokrat hükümetidir. Biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle iş birliği yapan bütün milletlere saygı duyar ve riayet ederiz. Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz” demiş. “Ne mutlu Türküm diyene” demiş. “Benim yaradılışımda bir fevkaladelik varsa, o da Türk olarak dünyaya gelmiş olmamdır” demiş. “En hakiki mürşit ilimdir, fendir” demiş. Devletçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Cumhuriyetçilik, Laiklik, Devrimcilik demiş. Atatürk, antiemperyalizmdir, Atatürk tam bağımsızlıktır. Atatürk muasır medeniyet demektir.

  3. 4 hafta önce

    O bahsettiğiniz “Diyanetin sözü” değil Al-ı İmran Suresi’nin 185. Ayetidir. İnsanların yüzyıllar boyunca İslamiyet’i yanlış yorumlamaları, yanlış uygulamaları da haşa İslamiyet’in kabahati değil, yanlış yorumlayanların dangalaklığıdır. (Tıpkı diğer inanç ve ideolojileri yanlış yorumlayanlar gibi). Müneccimlik, vb. şeyler zaten Maide Suresi’nin 90.Ayeti ile haram kılınmıştır. Tek boyutlu düşünüyor ve bilgi sahibi olmadan yazıyorsunuz.

  4. 4 hafta önce

    kaleminize sağlık ceyhun bey.
    keyifle okudum yazınızı.
    gericiliğin, kutuplaşmanın ve şiddetin giderek öne çıkartıldığı günümüz türkiyesinde (her görüşlerine katılmasak da) celal şengör, ilber ortaylı, naci görür, ahmet ercan gibi akademisyenlerimizin olması bir kazançtır.
    onlar bu ülkenin değerleridir, cumhuriyet aydınlarıdır.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!