Hacı mı Hace mi? Murtaza Demir neden ‘Hacı Bektaş Veli’ demiyor

Hacı mı Hace mi? Murtaza Demir neden ‘Hacı Bektaş Veli’ demiyor

16 Aralık 2019 tarihinde “Hace Bektaş Veli” kullanımının uydurma olduğunu ve bütün kaynaklarda “Hacı Bektaş Veli” denildiğini anlattım Youtube kanalım ŞahTv’de…

Aradan tam dört gün geçti.

20 Aralık 2019 tarihinde PSAKD Kurucu Başkanı ve Odatv yazarı Murtaza Demir, “Sulucakarahöyük’ün ermişi Hacı Bektaş değil, Hace Bektaş Veli’dir. Hace’yi Hacı’ya çevirenler, Odman’ı Osman’a çevirenlerdir” başlıklı zehir zemberek bir yazı yayımladı sosyal medya hesabında.

DEMİR’İN İDDALARI

Yazısında özetle şunları söylüyor Murtaza Demir:

– Serçeşme yani suyun gözü olan Hace Bektaş Veli’yi Hacı Bektaş Veli yapanlar “Arap hayranı ahmaklar”mış.

– Alevilerin Bâtıni olan geleneksel kabullerinde Hacı değil Haceymiş.

-Yazısını “bünyenin bütünlüğünü bozan ve yanılgılara neden olan bu ihaneti deşifre etmek amacıyla” kaleme almış.

– … “ulu, önder, hanedan, saygın” anlamında kullanılan ve bu yüzden Horasan ve Anadolu erenlerinin Bektaş Veli için uygun gördükleri Hace’nin, “Hacı”ya dönüştürmesi, gerçekten hınzırca ve ahlaksızca yapılmış bir tahrifat hatta saldırıymış.

– Akdeniz ve çevresinin Batıni ermişi Abdal Musa Sultan; Bektaş Veli’yi kastederek; “Hacem umman ise biz de göldeniz” derken, Hünkâr’ın sıfatından habersiz miymiş?

* Birçok insanın, “Aleviler hac’ca gitmiyorsa (ki evet, Aleviler Hacca gitmez) Hacı Bektaş Veli’nin Hacı ön adı nereden geliyor” sorusuna yanıt arıyormuş.

Yazısında başka hususlar da var ancak bizim temas ettiğimiz konuyla doğrudan ilgili değil. Diğer hususları da ele alacak olursak herhalde küçük boy bir kitap yazmamız gerekecek. Yazımızı Hacı Bektaş Veli’nin Hace unvanı ile anılması ile sınırlandırdık. Çünkü temel itiraz buraya.

‘HACE BEKTAŞ VELİ’ DİYEN KAYITLAR VAR MI?

Murtaza Demir, yazısında “Hace” kaydına tek bir örnek gösteremiyor. Falanca kaynakta, filanca belgede “Hâce” denmiş, diyemiyor. Varsa yoksa kaynaksız, duygusal ve desteksiz hamasi (!) cümleler.

“Hacı” kayıtları ile ilgili hiçbir bilimsel eleştiri getirmiyor. Varsa yoksa hakaret: Arap hayranı, ahmak, hain, hınzır, ahlaksız…

Demir sadece bir yerde; “Akdeniz ve çevresinin Batıni ermişi Abdal Musa Sultan; Bektaş Veli’yi kastederek; “Hacem umman ise biz de göldeniz.” derken, Hünkâr’ın sıfatından habersiz miydi?” diyor.

Murtaza Demir burada metni doğru aktarmıyor. Çünkü metinde, “Hacem” demiyor, Hacım diyor: “Yedi Denüz bizüm keşkülümüzde/Hacım umman oldu bir ol göldenüz”[i]. Bu şiirde “Hacım” olarak hitap edilen kişinin Hacı Bektaş Veli’nin batın kılıcı olarak ünlenen Koluaçık Hacım Sultan olduğuna dair yorumlar da vardır. Metinde ister Hacı Bektaş Veli kastedilsin isterse Koluaçık Hacım Sultan kastedilsin sonuçta hitap “Hacım” şeklindedir. (Koluaçık Hacım Sultan’ın adındaki “Hacı” unvanına da dikkat edelim.)

‘HACI BEKTAŞ VELİ’ DİYEN KAYITLAR

“Hacı Bektaş” veya “Hacı Bektaş Veli” diyen kayıtlar çok sayıdadır. “Hace” diyen tek kayıt bile yoktur. (Gerçi olsa da bu Hacı adına halel getirmez.) Hacı Bektaş Veli’nin 1271 yılında vefat ettiğini dikkate alarak aşağıya alacağımız bazı kayıtlara dikkat kesilelim:

Birinci kayıt: Kırşehir yakınlarında bir zaviye kuran Şeyh Süleyman Veli’ye ait bir vakfiyede vakıf arazilerinin 1295 yılındaki durumundan bahsedilirken “merhum Hacı Bektaş Veli’nin topraklarına yaklaşan” ifadesi kullanılmıştır.[ii]

İkinci kayıt: 1297 bir tarihli Vakfiyede şu önemli bilgiler verilmiştir: “Ve İşte el Hacı Bektaş, Allah sırrını kutsasın, nahiyesindeki ve Kuhur nahiyesindeki, Geyce Kapu kariyesindeki[iii] ve Samavlı ve Suz Kalacak denilen tüm mezraat[iv].” [v]

Üçüncü kayıt: 1306 tarihli Ahi Evran Vakfiyesinde, Hacı Bektaş yerleşmesine ait bir atıfa sahiptir. Hacı Bektaş’ın zamanında bu yerin adı Kara Höyük’tüyse de…”[vi]

Dördüncü kayıt: Mevlevilik tarikatına bağlı Ahmet Eflâkî tarafından Mevlânâ’nın faziletlerini anlatmak amacıyla kaleme alınan ve 1358 yılında tamamlanan Âriflerin Menkıbeleri adlı eserde Hacı Bektaş Veli, Baba Resul’un has halifelerinden idi. Baba Resul Rum ülkesinde (Anadolu’da) zuhur etmişti”[vii] demektedir.

Yine Eflâkî; “… Pervane’nin Yar-ı Gar’ı ve naibi, Kırşehir vilayetinin emiri ve Mevlana’nın halis müridi olan Cicanın oğlu Emir Nureddin bir gün Mevlana hazretlerinin hizmetinde Hacı Bektaş Horasanî’nin kerametlerinden bahsediyordu”[viii] diyerek Hacı Bektaş kullanımını yinelemektedir.

Beşinci kayıt: Elvan Çelebi, Anadolu’da Babaîler İsyanı’nı (1240) yöneten Baba İlyas’ın dip torunudur. 1359 yılında bitirdiği eserinde büyük dedesi Baba İlyas’ın ve ailesinin hayatını anlatmış, müritlerini tanıtmıştır. Bu müritlerden biri de Hacı Bektaş Veli’dir. Şöyle demektedir Elvan Çelebi:Hacı Bektaş şol sebepten hiç/Göze almadı tac-ı sultanı” (Hacı Bektaş şu sebepten dolayı sultanlık tacını hiç önemsemedi.) [ix]

Altıncı kayıt: Baba İlyas’ın diğer dip torunu Derviş Ahmed (Mahlası Âşıkî’dir. Âşık Paşazade olarak ünlenmiştir) tarafından kaleme alınan Tevarih-i Âl-i Osman (Osmanoğulları’nın Tarihi) adlı eser, Hacı Bektaş Veli’den bahseden nadir eserlerdendir. Kendisi de hem Hacı Bektaş ve hem de Bektaşilik muhalifidir. 1485 yılında tamamlandığı düşünülen eser, Osmanoğulları’nın kısa tarihini içermektedir.

“SORU.- Ey derviş! Bu Anadolu memleketinin dervişleri âlimlerinden bahsettin ama Hacı Bektaş Sultan’ı niye anmadın?

CEVAP.- Bu andığım dervişler Osmanoğlu vilayetinde olanlardır. Bu Hacı Bektaş hiçbir padişahla birlikte bulunmadı. Bundan dolayı ondan bahsetmedim.” [x]

(Şüphesiz bu kaynak ve kayıtlar çoğaltılabilir. Hünkâr: Hacı Bektaş Veli kitabımızda bunların tam bir listesi ve kayıtların tamamı bulunmaktadır. İlgilenenler bakabilir.)

BEKTAŞ VELİ NASIL ‘HACI’ OLDU?

Velayetnâme’de Ahmet Yesevi için “Hace” unvanı sıklıkla ve bilinçli şekilde kullanılmıştır ama Hacı Bektaş Veli için asla böyle bir unvan söz konusu edilmemiştir. Bektaş Veli hakkında ısrarla ve istisnasız biçimde “Hacı” unvanı kullanılmıştır. Hatta onun nasıl “hacı” olduğu açıkça anlatılmıştır:

“Lokmân’ı Perende, hacca gitmişti. Tavaf etti, hac törenlerini yerine getirdi, Arafat’a çıkıp vakfeye durdu. Yanındaki arkadaşlarına, bugün arife günü, şimdi bizim evimizde bişi pişirirler dedi. Lokmân’m bu sözü, Hünkâr’a malûm oldu. Evde de gerçekten bişi pişirmedeydiler. Lokmân’ın karısına, bir tepsiye birkaç bişi koyun da verin bana dedi. Bir tepsiye birkaç bişi koydular, Bektaş’a verdiler. Bektaş, tepsiyi aldı, göz yumup açıncıyadek Şeyh Lokmân Perende’ye götürüp sundu. Şeyh Lokman, bunu görünce hikmetini anladı. Arkadaşlariyle bişiyi yedi, tepsiyi gizledi. Hac törenini bitirip Hicaz’dan döndü. Horasan’a yakın gelince bütün Nişabur halkı, Lokman-ı Perende’ye karşı çıktılar, haccın kutlu olsun dediler, mübarek elini öptüler. Lokman, Hacı dedi, Bektaş’dır, gidip Bektaş’ın elini öptü, kerametlerini bir bir haber verdi. Halk da bunu duyunca Bektaş’a baş eğdi, böylece adı, Hünkâr Hacı Bektaş-al-Horasânî oldu.”[xi]

Görülüyor ki, Bektaş’ın Hacı olması, onun Kâbe’ye gidişiyle ilgilidir. Velayetnâme’deki bilgilere göre Hacı Bektaş Veli, daha sonra da birçok kere Kâbe’ye gitmiştir. Ancak hacı unvanını normal yollardan Kâbe’ye gitmesiyle değil de keramet göstererek alması Alevî geleneğinin zahirden daha çok batına önem verdiğinin veciz bir ifadesi olarak okunmalıdır.

Velayetnamesine göre Hacı Bektaş Veli, Hace Ahmet Yesevi’den görev aldıktan sonra yola çıktı. Necef’te Hz. Ali’nin kabrini ziyaret etti. Mekke’de Kâbe’ye gitti. Oradan da Kudüs’e geçti. (Yolculuk baştan sona daha detaylı anlatılıyor. Dileyenler Velayetnâme’den detaylı okuma yapabilirler.)

ALEVİLER HACI BEKTAŞ VELİ’YE ‘HACI BEKTAŞ VELİ’ DER

Tarih boyunca bütün hak âşıkları Hacı Bektaş Veli’ye Hacı Bektaş Veli demiştir. Sadece hak âşıkları değil, velayetnâmelerde, şecerelerde, icazetnâmelerde, gülbanklerde… özetle günümüze ulaşan bütün kaynaklarda Hünkar, Hacı olarak anılmıştır. Bunun istisnası da yoktur. (En azından bu kaynaklara vakıf biri olarak ben görmedim.)

 “Kanda baksam dopdolu Hacı Bektaş Veli” diyen Said Emre,[xii] Arap hayranı ve ahmak, Murtaza Demir “batın eri” ve “süperzeki”, öyle mi?

“Âlemin ümidi sensin Hacı Bektaş-i Veli” diyen Seyyid Ali Sultan,[xiii] Arap hayranı ve ahmak, Murtaza Demir “batın eri” ve “süperzeki”, öyle mi?

“Dahi ol Hacı Bektaş Veli’dir bil heman hod şatı” diyen Sadık Abdal,[xiv] Arap hayranı ve ahmak, Murtaza Demir “batın eri” ve “süperzeki”, öyle mi?

“Dün gece seyrimde batın yüzünde/Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi gördüm” diyen Kalender Çelebi, [xv] Arap hayranı ve ahmak, Murtaza Demir “batın eri” ve “süperzeki”, öyle mi?

“Gece gündüz hayaline yanarım/Bir gece rüyama gir Hacı Bektaş” diyen Derdimend Hatayi,[xvi] Arap hayranı ve ahmak, Murtaza Demir “batın eri” ve “süperzeki”, öyle mi?

“Doksan bin Horasan eri/Başı Hacı Bektaş Veli” diyen Pir Sultan,[xvii] Arap hayranı ve ahmak, Murtaza Demir “batın eri” ve “süperzeki”, öyle mi?

“Hacı Bektaş köçeğiyiz/Edep, erkan, yol bizdedir” diyen Hasan Dede,[xviii] Arap hayranı ve ahmak, Murtaza Demir “batın eri” ve “süperzeki”, öyle mi?

(Bu liste bir kitap olacak hacimde uzar ama okuru sıkmamak için bu kadarıyla yetiniyoruz)

Şimdi elinizi vicdanınıza koyup söyleyin: Hacı Bektaş Veli diyenleri Arap hayranlığıyla üstelik ahmaklıkla, ihanetle, ahlaksızlıkla, hınzırlıkla suçlamak, halt etmek değilse nedir! Bu bütün bir Alevi tarihine, ulularına, ibadetlerine, inanışlarına hakaret değil midir!

ALEVİLERDE BAŞKA ‘HACI’ YOK MU?

Alevi uluları arasında Hacı ünvanlı başka kişiler de vardır. Koluaçık Hacım Sultan, Hacı Ali Turabi, Hacı Murad-ı Veli, Hacı Kureyş, Hacı Emirli bunlardan bazılarıdır. Aynı zamanda bu kişiler adına birer dede ocağı da vardır.

Murtaza Demir’e kalsa Baba İlyas ve Baba İshak’ı da “hacılar” katletmiştir. Oysa Babailer zümresini katledenler tarihi kaynaklara göre Germiyan Türkleri ile Frenk, Arap, Gürcü, Süryani ve Kürt askerleridir. (Kürt Aleviliği kitabımızda yeterli bilgi vardır.) İlginç şekilde Baba İlyas ile Baba İshak’ın bağlı olduğu Dede Garkın’ın halifeleri arasında Hacı Mihman ve Bağdın Hacı adlı kişiler de vardı.[xix]

Alevilerin hacca gittiği de bir vakıadır. Hacc ibadetinin Alevilerde, Sünni ve medrese Şiilerinde olduğu gibi sistemli olduğunu söylemek mümkün değildir. Ayrıca birtakım seremonilerle bu olay kutlanmaz. Ancak sessiz sedasız hacca gidip hacı olan sayısız Alevi vardır. (Tarihte de vardı. Üstelik Osmanlı devleti bunu yasaklamak için emirler yayımlamıştı. Buna rağmen hacca gidenler vardı.) Mesela son dönemde Aleviler arasında tanınan ve sevilen bir şahsiyet olan Başköylü Hasan Efendi hacca gitmiş ve bu yolculuk kitap konusu olmuştur.

ALEVİ ANLATILARINDA ‘HAC’ FİGÜRÜ

Alevilerin halk anlatılarında da hac sıklıkla geçen figürlerdir. Hacca gitmek ve hacı olmak birçok keramette motif olarak yer almaktadır. Bunlardan birini aktaralım:

“Dersim’de dağlar ve tepeler, halk arasında dilden dile, kulaktan kulağa dolaşan birçok efsane ile teçhiz edilmiştir. Mesela Munzur’a adını verdiği kabul edilen Munzur Baba hakkında anlatılan rivayet, ilgi çekicidir.

Gedek köyünde Karahacı adında bir ağa ile bu ağanın çalışkan ve dürüst bir çobanı varmış. Adı Munzur’muş. Bir gün Karahacı Mekke’ye hacca gitmiş. Ağanın karısı da evde helva pişiriyormuş. Munzur bir tabak yemiş, sonra bir tabak daha isteyip bunu Karahacı’ya götüreceğini söylemiş. Ağanın karısı da, herhalde doymadı diyerek bir tabak daha vermiş Munzur’a. Munzur tabağı alıp gözden kaybolmuş. Karahacı bu arada Kâbe’de namaz kılıyormuş. Tam namazını bitirmiş ki, karşısında Munzur’u görmüş. Dumanı tüten helvayı Munzur, ağasına buyur etmiş. Helvayı ağasına bırakan Munzur, gözden kaybolmuş. Karahacı, Munzur’un erdiğini anlamış. Köyüne döndüğünde herkes Karahacı’nın elini öpmek istemiş. Munzur da yeni sağdığı bir tas sütle ağasını karşılamaya çıkmış. Karahacı ise, “Keramet bende değil, Munzur’dadır. Varın onun elini öpün” demiş. Halk Munzur’a doğru yönelince, Munzur kaçmaya başlamış. Sonra Munzur suyunun kaynağının çıktığı Ziyaret tepesinin eteğindeki gözelere gelmiş. Elindeki süt dolu tası kayalara atmış, kayalardan su çıkmaya başlamış. Kendisi de güvercin şekline girmiş ve kayalardaki yarıklardan birinden (burasını halk bilir ve buradan su çıkmaz) girip kaybolmuş. Buradan o gün bugündür süt gibi köpük köpük su çıkar.”[xx]

SONUÇ

Murtaza Demir, iki sayfalık yazısında bir rekor kırmıştır. Bu rekor, iki sayfada nasıl bu kadar fazla doğrular çarpıtılır, rekorudur. Ancak biz burada sadece neden Hace Bektaş değil de Hacı Bektaş olduğunu açıkladık. Hacı unvanının Alevi toplumunda kullanıldığını ve hacca gitmenin Alevi toplumunda Sünni ve Medrese Şiilerindeki gibi sistemli olmasa da, varlığına işaret ettik. Murtaza Demir’in diğer yanlışlıklarına belki daha sonra temas ederiz ama buna zamanımız olur mu, emin değilim. Çünkü iki sayfadaki hataları düzeltmek için yeni bir kitap yazmak gerekir.

Sonnotlar

[i] Abdurrahman Güzel, Abdal Mûsa Velayetnamesi, S.152; Arzu Kök, Abdal Musa Velâyetnamesi İncelemesi, S. 24; Adil Ali Atalay, Abdal Musa Sultan Ve Velayetnamesi, S. 31; Musa Seyirci, Abdal Musa Sultan, S.127.

[ii] Ali Emiri, Tarih ve Edebiyat Mecmuası, Sayı: 20, s.670, not: 2’den naklen; John Kingsley Birge, Bektaşîlik Tarihi, s.45; İréne Mélikoff, Hacı Bektaş: Efsaneden Gerçeğe, s.100.

[iii] Karye: Köy.

[iv] Mezraat: Mezralar.

[v] İstanbul Evkaf Müdüriyeti, Anadolu Defteri, cilt: 9, Sayfa: 31’den naklen; John Kingsley Birge, Bektaşîlik Tarihi, s.45; İréne Mélikoff, Hacı Bektaş: Efsaneden Gerçeğe, s.100.

[vi] Ali Emiri, Tarih ve Edebiyat Mecmuası, Sayı: 20, s.46b’den naklen; John Kingsley Birge, Bektaşîlik Tarihi, s.45.

[vii] Ahmet Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, s.370-372.

[viii] Ahmet Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, s.450.

[ix] Günümüz Türkçesine çeviri için bkz.: Elvan Çelebi, Menakıbu’l-Kudsiyye fi Menâsıbi’l-Ünsiyye, Haz. Ahmet Yaşar Ocak-İsmail E. Erünsal, Haz.: Mertol Tulum, s. 483 vd.

[x] Âşık Paşazade (Derviş Ahmet Âşıkî), Osmanoğulları’nın Tarihi, (Haz. Kemal Yavuz-M. A. Yekta Saraç), s.298-299.

[xi] Vilâyet-nâme, Haz.: Abdulbâki Gölpınarlı, s.6.

[xii] İsmail Özmen, Alevî ve Bektaşî Şiirleri Antolojisi, 1/192.

[xiii] İsmail Özmen, Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi, 1/64

[xiv] İsmail Özmen, Alevî ve Bektaşî Şiirleri Antolojisi, 1/401.

[xv] İsmail Özmen, Alevî ve Bektaşî Şiirleri Antolojisi, 2/26.

[xvi] İsmail Özmen, Alevî ve Bektaşî Şiirleri Antolojisi, 2/136.

[xvii] İsmail Özmen, Alevî ve Bektaşî Şiirleri Antolojisi, 2/201.

[xviii] İsmail Özmen, Alevî ve Bektaşî Şiirleri Antolojisi, 3/25.

[xix] Elvan Çelebi, Menakıbu’l-Kudsiyye fi Menâsıbi’l-Ünsiyye, birçok yerde.

[xx] Abdulkadir Gül-Ali Rıza Özdemir, Dersimliler Ermeni mi?, s. 47