Müyesser Yıldız’dan ‘dijital’ uyarı: İki ihtimal var

Evinde yapılan aramada, kendisi ve oğluna ait bilgisayara imajı alınmadan el konduğunu belirten gazeteci Müyesser Yıldız, 'İki ihtimal var. İlki, işi uzatarak haksız, hukuksuz tutukluluğumun devamlılığını sağlamak ve iddianameyi alabildiğine geciktirmek. İkinci ve asıl endişe verici ihtimal ise yeni bir hukuk cinayetine imza atılması, yani bilgisayarlara 'suç' unsuru olacak bir şeyler yüklenmesi' dedi.

Müyesser Yıldız’dan ‘dijital’ uyarı: İki ihtimal var

Gazeteci Müyesser Yıldız geçen ay “askeri casusluk” suçlamasıyla gözaltına alındı. Hükümet basını tarafından “casus” ilan edildi. Ancak gözaltı sürecinde “casusluk” suçlaması çekildi ve “devlete ait gizli bilgileri açıklamak”la suçlandı. Bu suçu da hala yayında olan üç haberinde bulunduğu iddia edildi. Yıldız’ın evindeki bilgisayarlara da imajı alınmadan el konulmuştu.

Yeniçağ yazarı Selcan Taşçı bugünkü köşesinde Yıldız’ın evinde el konulan dijitallerle ilgili uyarılarda bulunarak “asıl suç bana karşı işleniyor” dediğini belirtti.

Taşçı’nın yazısının satır başları şöyle:

“Müyesser Yıldız’ın evinin basıldığı sabah, sadece şahsının değil -malum- oğlunun da bilgisayar ve telefonlarına el konuldu.

Baskın, Yıldız’ın “askeri ve siyasi casus” olduğu zannıyla yapılmıştı; evde “dijital bilgi ve belge avı”na çıkılacağı aşikardı ama ne hikmetse “uzman personel” getirme ihtiyacı duyulmamıştı. “Uzman” kimse olmayınca da Yıldız’ın ve oğlunun el konan dijitallerinin hiçbirinin imajı alınmadı; ne varsa toplandı, poşetlere doldurulup emniyete taşındı.

Müyesser Abla’nın oğlu İlim bilgisayar mühendisi olduğu için el konulan bilgisayarlardan bir kısmı aynı zamanda onun ekmek ve gelecek kapısıydı; bütün emeği, çalışmaları onlardaydı. Dolayısıyla, daha gözaltına alındığı gün “bir anne olarak” Müyesser Yıldız’ın ilk talebi “en azından İlim’in bilgisayarlarının imajının alınıp iade edilmesi” oldu.

“Hemen” dediler; neredeyse 1 ay oldu hâlâ İlim’in dijital eşyalarını iade etmediler.

***

“İki ihtimal var” diyor Müyesser Yıldız;

“İlki, işi uzatarak haksız, hukuksuz tutukluluğumun devamlılığını sağlamak ve iddianameyi alabildiğine geciktirmek. Kurtlar kuzuyu yemeye karar vermiş bir kere, neylersin!..

İkinci ve asıl endişe verici ihtimal ise yeni bir hukuk cinayetine imza atılması, yani bilgisayarlara “suç” unsuru olacak bir şeyler yüklenmesi.

Astsubay E.B. “itirafçılığı” kabul etmiş…

İncelemeyi, önce beni sonra gazeteci-yazar Saygı Öztürk’ü hedef gösteren bir bakana bağlı birimler yapacak…

Siz olsanız, siz de şüphelenmez ve endişelenmez misiniz?

Ha, bu haliyle o dijitallerin delil değeri kaldı mı?

Eğer ülkemizde kanunlar halen geçerli ve Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 134 yürürlükte ise;

Kesinlikle hayır!..

Ama ne önemi var; işler delille değil algıyla yürütülmüyor mu?..”

***

“Koca devlette bu dijitallerin imajını sağlıklı bir şekilde alacak kimse kalmadıysa ODTÜ’den Göktürk Üçoluk ve ekibi ile Koray Peksayar, Tuncay Beşikçi, Cem Say gibi üstadlardan istirham ediyorun bu işe bir el atıp yardımcı olsunlar” diyen Yıldız’ın bizlerden de bir istediği var:

“Halen hukukun ve vicdanının sesini dinleyebilen hakimler ve savcılar başta olmak üzere meslektaşlarım ile özellikle hukukçu siyasetçilerden de bir istirhamım var:

İlgililere, “Ne bekliyorsunuz?” diye sorulsun.”

***

Kendi adıma soruyorum:

Neyi bekliyorsunuz?

Önce bilgisayarlara erişip, oluşturulmuş ‘suç delilleri(!)’ni yükleyip, sonra da “Bulduk” demenin bir “FETÖ metodu” olduğunu bilmiyor musunuz?

İnsanları “FETÖ” usulü suçluyor, “FETÖ” usulü tutukluyor, “FETÖ” usulü yargısız infaz ediyor ve dahası baroları bölmeye, parçalamaya, etkisiz ve itibarsızlaştırmaya, cüppelere sanal düğmeler iliştirmeye çalışarak “savunma”yı, “savunma”larını “FETÖ” usulüyle ve dönemin “FETÖ” sevicileri eliyle baltalıyorsunuz; sahi ne yapıyorsunuz?”