Müyesser Yıldız hakkında karar

Gazeteciler Müyesser Yıldız ve İsmail Zeki Dükel ile astsubay Erdal Baran bugün ilk kez hakim karşısına çıktı. Mahkeme ara kararında, Müyesser Yıldız’ın adli kontrol şartıyla tahliyesine, Erdal Baran’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Müyesser Yıldız hakkında karar

VERYANSIN TV

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Odatv Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız ve astsubay Erdal Baran 11 Haziran'da tutuklandı, TELE1 Ankara Temsilcisi Dükel ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel ile onlara “bilgi temin ettiği” iddia edilen Erdal Baran hakkında açılan davanın ilk duruşması bugün Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmada savunmaların alınmasından ardından savcı mütaalasını açıkladı. 

SAVCI TUTUKLULUĞUN DEVAMI VE EK İDDİANAME İSTEDİ

Kurumlara yazılan müzekkerelerin yanıtlarının beklenmesini isteyen savcı, sanıklar hakkında "gizli bilgileri temin etmek" suçundan ek iddianame düzenlenmesi için savcılığa suç duyurusunda bulunulmasını talep etti. Savcı ayrıca, Müyesser Yıldız ve Erdal Baran'ın tutukluluk hallerinin devamı yönünde görüş bildirdi. İsmail Dükel hakkındaki adli kontrol kararının da devamını istedi.

MAHKEME ARA KARARINI AÇIKLADI

Verilen aranın ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, Müyesser Yıldız'ın yurt dışı yasağı getirilerek adli kontrol şartıyla tahliyesine ve astsubay Erdal Baran'ın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Mahkeme, İsmail Dükel hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına hükmetti. Duruşma 6 Ocak 2021 tarihine ertelendi. 

DURUŞMADA NELER OLDU?

Müyesser Yıldız’ı ilk duruşmasında sevenleri de yalnız bırakmadı. CHP Milletvekilleri Bülent Tezcan, Tekin Bingöl, Yıldırım Kaya, Erdoğan Toprak, Gülizar Biçer Karaca, Mehmet Göker, Gülizar Emecan, Abdurraman Tutdere, KUMPASDER üyeleri, kumpas mağduru askerler, Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Sekreteri İlkay Akkaya ve gazeteci dostları da Yıldız’a destek olmak için adliyeye geldi. Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay da duruşmayı izledi.

Duruşmaya yaklaşık 100 izleyici alındı.

Müyesser Yıldız alkışlar eşliğinde salona geldi.

Duruşmada ilk olarak astsubay Erdal Baran dinlendi.

'BİPOLAR VE ŞİZOFRENİ İLAÇLARI KULLANIYORUM'

Baran, “Genelkurmay’a ait evrakları hiç görmedim. İkmal astsubayıyım taburun bakım onarımını yaparım Görevim gereği böyle belgeleri görmem mümkün değil" dedi.

Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel'le 2015 yılından beri tanışdığını iddia eden Baran, "O dönem yaşadığım hukuki sorunlar nedeniyle birçok kuruma gittim. Müyesser Yıldız'ı o sayede görüştüğümde tanıdım. İsmail Dükel'le Uludere olayında tanıştım. Olayı bilen biri olarak ona bunun F tipi işi olduğunu anlattım. O dönemden sonra bir daha görüşmedik. Sadece telefonla görüştük" dedi.

İkmal subayı olarak İdlib ve Afrin operasyonuna katıldığını ve döndükten sonra hiçbir toplantıya katılmadığını söyleyen Baran, "Bipolar ve şizofreni hastalarının kullandığı ilaçları kullanıyorum. Bu nedenle katılmadığım toplantılara katılmışım gibi görmediğim şeyleri görmüşüm gibi anlatıyorum" ifadelerini kullandı.

'KONUŞTUKLARIMIZ KAMUOYUNDA AÇIĞA ÇIKMIŞ KONULAR'

TSK’nın Libya’ya gitmesiyle ilgil olarak da konuşan Baran, şöyle devam etti: "Kamuoyu bu tezkereyi haber yaptı. 3 gün sonra Cumhurbaşkanımız bir TV kanalına katıldı askerlerimizin Libya’da olduğunu söyledi. Ara sıra onlar beni ara sıra ben onları arıyorum. Konuştuklarımız hep kamuoyunda açığa düşmüş konulardır. Müyesser hanım 3 evrak istedi. Biri şehitler haftasıyla ilgili olan bir belge. Biri hudut sınırındaki askerlerle ilgili. Diğeri de Kanal İstanbul ile ilgili. Libya ve Suriye’de olay olunca soruyorlardı."

'YALAN SÖYLEDİM'

Hakimin “Neden size bilgi soruyorlar, sizin alanınız değil?” sorusuna Baran, şöyle yanıt verdi:

“İnanır mısınız medyadaki bir konuyu İsmail abiye söylüyorum, biliyor musun bunu diye söylüyorum, ‘bilmiyorum’ diyor. Ben de anlatıyorum. Yorum katarak.

Olay oluyor basına düşmüş, İsmail Dükel'i arıyordum, anlatıyordum 'haberim yok' diyordu. Basına düşmüş konuları anlatıyordum. Kendimi önemli biri gibi göstermek için pek çok konuşmada yalan söyledim. Kafamda kurduğum tahmin ettiğim senaryoları anlatıyordum."

Baran verdiği tugay bilgilerinin de yanlış olduğunu söyledi.

Baran, gizli dereceli belgeleri görebileceği bir makamda olmadığını vurguladı.

Baran, Müyesser Yıldız dışında başkalarına da anlatıp anlatmadığı sorusuna “Evet, eşime dostuma anlatıyorum” yanıtını verdi.

Hakimin, Baran'a "Müyesser Yıldız Libya'ya gidecek korgenerali neden merak ediyormuş" diye sorunca mahkeme salonundan tepkiler geldi.

Baran, medyadan okuyup izlediği konulara yorum yaptığını Libya’ya gidecek birliği de tahmin ederek söylediğini belirtti.

İsmail Dükel’den bilgi almaya çalıştığı bir tapenin sorulması üzerine Baran, "Ben de ondan bilgi sızdırmaya çalışıyorum" dedi.

‘KENDİME ALAN AÇMAYA, HAVA ATMAYA ÇALIŞIYORUM’

Baran, "Odatv'ye Müyesser ile yazıyorum" sözlerini de "Müyesser'in yazılarının beğenilmesi nedeniyle kendime alan açmaya, hava atmaya çalışıyorum. Onları yazacak kapasite yok bende" ifadelerini kullandı.

‘İHBAR MEKTUBUNU YAZAN KİŞİ UYDURMA’

Müyesser Yıldız'ın avukatı Erhan Tokatlı’nın ihbar mektubunu yazan Durmuş Özkan'a ilişkin sorusuna ise Baran "Öyle biri yok uydurma" diye yanıt verdi.

Baran, bipolar hastalığını TSK’dan sakladığını bunun açığa çıkması durumunda emekli edileceğini ifade etti.

Erdal Baran'ın avukatı da, müvekkilinin yaptığı konuşmaların gizli bilgi olmadığını, Baran'ın katılmadığı toplantıları bile katılmış gibi anlatacak kadar hasta olduğunu vurguladı.

MÜYESSER YILDIZ: BU BİR İNTİKAMNAMEDİR

"Huzurunuza gelmeme sebep olan, bir iddianame değil, bir intikamnamedir. Bu intikamnameye karşı herhangi bir savunma yapmayacağımı belirtmek istiyorum" diye sözlerine başlayan Müyesser Yıldız, "Öncelikle benimle birlikte bedel ödettirilen, ailem başta olmak üzere ilk günden itibaren kurulan bu tezgâha inanmayıp, bana sahip çıkan insanlar için ve elbette tarihe not düşme adına söyleyeceklerim var…" dedi.

Yıldız, şunları şöyledi:

“Bu kirli oyunu, şimdi sizlerin huzurunda savunma yaparak, sanki hukuk varmış, adalet tecelli edecekmiş gibi sürdürmek ve legalleştirmek istemiyorum.

Bu intikamnameyi önünüze geldiğinde lâyık olduğu yere, tarihin çöplüğüne göndermenizi dilerdim, ama yapmadınız. Oysa bunu kabul ettiğiniz gün, tensipte aldığınız kararlarla, o kağıt yığınının ne kadar pervasızca derlendiğini tespit edip ortaya koyan sizlerdiniz. Ancak istenirse hâlâ bir fırsat var. Bizleri yargılamakla zaman geçirmek yerine, ‘Bak, seni hiçbir delil, belge olmadan ve hukuku ayaklar altına alarak tutuklayıp hapse attık. Sebebi de bazı büyüklerimizi rahatsız etmen’ mesajının verildiği bu intikamnameyi hazırlatanların peşine düşüldüğü takdirde, ülkenin güvenliği adına çok daha önemli bir hizmet yapılmış olunacaktır.

‘YAMYAMLARDA BİLE KURAL, KAİDE VAR’

Kendim için üzülmüyorum. Üzüldüğüm, hukukun böylesine alenen iğfal edilmesidir. Aslında hukuk demeye de dilim varmıyor, çünkü bu çok değerli kavramın içini boşaltmış oluyoruz. Şu olanlara ne ad verilir diye çok düşündüm. Mesela yamyamları merak ettim, araştırdım. İnanın onlarda bile kural, kaide var. Kimi yiyecekleri, neresini yiyecekleri; ne zaman, nasıl yiyecekleri belli.”

“Hedef belli: ben... İyi de yıllardır görmediğim değerli gazeteci İsmail Dükel’den, hastalığı olan gariban bir astsubaydan ne istersiniz? Doğrudan, ‘Seni alıp içeri atıyoruz.’ dense daha insani ve mertçe olur, hukuk da böyle iğfal edilmezdi.

‘ÇAKAL VEYA TİKLİ OLABİLİR’

Son dönemde birçok siyasi davada, ‘Kurt kuzuyu yemeye karar vermiş.’ sözü sıkça kullanıldı. Kurt için niye böyle söyleniyor, bilmiyorum; ama yaşananlar karşısında artık kurda haksızlık yapıldığı kanaatindeyim. Çünkü kurt asildir, tezgâh-tuzak kurmaz, mertçe mücadele eder. Ayrıca Türk milletinin tarihinde çok önemli yeri vardır. O yüzden ‘kurt’ yerine artık başka bir kelime bulunmalı diyorum. Mesela çakal veya tilki olabilir.”

‘SAVCI BEYİN ÇOK CİDDİ DEDİĞİ İHBAR MEKTUBUNU GÖRDÜK’

“Savcı Bey ifademi alırken, soruşturmanın sebebini sorduğumda, ‘İhbar mektubu.’ dedi. ‘Kim?’ diye sordum. ‘İsimsiz, imzasız.’ karşılığını verdi.İsimsiz, imzasız ihbarların dikkate alınmadığını hatırlattığımda ise, ‘Ama iddialar çok ciddiydi.’ dedi. Savcı beyin, ‘isimsiz, imzasız, çok ciddi’ dediği mektubu gördük!.. Adı, sanı olan ihbarcı araştırılmamış, bilgisine başvurulmamış ve mektup da iki satırlık afaki iddialardan ibaret…”

‘BİRİLERİ MÜYESSER’İ YEMEYE KARAR VERMİŞ’

Astsubay Baran’ın telefonunun dinlenme kararının alınmasının aslında kendisine ulaşılması için alındığına anlatan Yıldız, “Öncesinde illegal olarak dinlenmiştim. Yıllarca aradılar, taradılar; en son bu astsubay üzerinden işi legalleştirdiler” ifadelerini kullandı.

Yıldız, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kağıt üzerinde de olsa, halen bir hukuk devletidir, istihbarat devleti değil. Bu kağıt parçasına itibar edenler, keşke onu yazan ve getirenlere, “’Yahu, Binbaşı O.K. olmasa 15 Temmuz’u ruhunuz duymayacaktı. Haydi bunu geçtik, ihbar geldikten sonra neden Başbakan’a bilgi vermediniz? Nasıl yeniden MİT’e dönüp, Diyanet İşleri Başkanı ile yemek yediniz? Şunları bir anlatın.’ diyebilse, ondan sonra benim yakama yapışsa, saygı duyardım” diye konuştu.

“Kara propaganda yaptığı, kamuoyu algısını değiştirmeye çalıştığı, devleti ve hükumeti zor duruma düşürmeyi amaçladığı” şeklinde fezlekeye yazılan suçlamalara dikkat çeken Yıldız, yazılarının okunmadığını, bir yerlerden gelen notların fezlekeye dönüştürüldüğünü kaydetti.

Yıldız, şöyle devam etti:

“Bizzat Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasını suç saymış. Ancak müdür de, buna itibar eden de farkında bile değil ki, beni suçlamak isterken, gerçekte Sayın Erdoğan’ı suçluyorlar. Önemli mi? Değil. Çünkü birileri Müyesser’i yemeye karar vermiş!..”

Aynı müdürün yazısında bir cümle var, “Yapılan çalışmalar sonucunda şüpheli Erdal Baran ile olan irtibatı dikkat çekici bulunmuş ve bu yönde soruşturma başlatılmıştır.” diyor.

İşte önce benim takip edildiğimin itirafı ve delili.

Yine aynı yazının sonuç bölümünde benim için kullanılan ifade şu: “Eski bir gazeteci.”

‘İPİMİN ÇEKİLDİĞİNİN İFŞASI’

Bunu tecrübe anlamında söyledilerse, tamam. Ama niyetin bu değil, ipimin çekilip, beni eski bir gazeteci yapmaya karar verildiğinin ifşası olarak algılıyorum.

Ne tesadüf; bir devlet yetkilisi de aleyhime açtığı davada, gazetecilikten men edilmemi istemişti. Mart’ta sonuçlanan davada gazetecilikten men kararı çıkmadı. Anlaşılan, bu intikamname ile tamamlanmak istendi.

Zaten dava konusuyla hiçbir ilgisi olmayan, 2018 yılına ait ve aynı devlet yetkilisi ile ilgili bir haberimin de intikamnameye konulmasıyla adeta bunun mesajının verildiğini görüyoruz.”

“Erdal Baran’la telefon konuşmalarımız davalık olduğum, aleyhime açtığı dava ile gazetecilikten men edilmemi isteyen yetkilinin başında bulunduğu Milli Savunma Bakanlığı’na sorulmuş. Onlar da neredeyse hepsine “gizli bilgi” demiş - Libya’ya gönderilen korgeneralimizin ismi için bile. Allah aşkına, Meclis’ten çıkan tezkereyle gönderdiğimiz birliğin başındaki komutanın adı nasıl gizli olabilir? ÖSO kıyafetiyle veya illegal mi gönderildi? Suriye’deki operasyonları yöneten Zekai Aksakallı, İsmail Metin Temel’in adını 5 yaşındaki bebeler bile ezberlemişken, daha geçenlerde, üstelik çok kritik olan Somali’deki görev gücümüzün başındaki komutanın adı yazılmış çizilmişken, koca Korgeneral nasıl gizli olabilir?

Sözkonusu Müyesser’i yemekse, olur!.. Hele de sorulan adres Müyesser’e, Odatv’ye husumet içinde olan bir yerse!..”

‘CASUS SUÇLAMASIYLA ALINDIM İFADEYE BAŞLAMADAN SUÇ DEĞİŞTİ’

“Askeri casusluk” suçlamasıyla evinin basılarak gözaltına alındığını anımsatan Yıldız, “Üçüncü günün sonunda Savcı Bey’in huzuruna çıktığımda, daha ifadeye başlamadan suçun nevinin değiştiğini söyledi.

Hale bakın!.. Resmi olarak Aralık’tan beri soruşturulmuşum, evim basılmış. Sonra gözaltındayken casus olmadığım anlaşılıyor ve suç değiştiriliyor. Maalesef Türk Mata Hari’si olmayı da böyle kaçırdım!..

‘BEN TUTUKLUYUM, DEVLETİN GÜVENLİĞİNİ TEHDİT ETTİĞİM YAZILAR TUTUKSUZ’

Niye böyle yapıldı? Çünkü birileri TSK’nın itibarını kurtarmak için kendini siper eden Müyesser’i itibarsızlaştırarak yemeye karar vermişti.

Aslında en başından beri olayın askeri casusluk olmadığını bal gibi biliyorlardı. Bildikleri için de böylesi ciddi bir iddianın soruşturması için gerekli asgari şartları dahi yerine getirme gereği duymadılar. Ama maksat hasıl oldu, bu ciddi suçlamayla tutuklandım. Peki daha ben gözaltındayken HTS’sinden MASAK’ına, Bank Asya sorgusundan TEM-KOM raporlarına her şey geldiği ve casus olmadığım anlaşıldığı halde dosyadaki kısıtlılık neden kaldırılmadı? Çünkü amaç, “dosyada daha bilmediğiniz neler var” algısı yaratıp tutukluluğa ve devamına gerekçe yaratmaktı.”

“Ben tutukluyum, ama “devletin güvenliğini” tehdit ettiğim yazılar özgür” diyen Yıldız, bu durumun bile suç unsurunun yazılar değil, bizzat kendisi olduğunun ispatı olduğunu kaydetti.

‘BUNUN TAM ADI GLADYO’DUR’

“Bu intikamnameyi hazırlayanlar veya hazırlatanlar ya da her ikisi birden ‘FETÖ’cü’ olmalı” diyen Yıldız,

“Aslında Necati Doğru’nun, Emin Çölaşan’ın, Sözcü gazetesinin “FETÖ’cülükle” suçlandığı bir yerde “FETÖ” demenin de inandırıcılığı kalmadı. Ki zaten, “FETÖ” demek, ülkemizin karşı karşıya olduğu tehlikeyi küçültmektir. Bence bunun tam adı Gladyo’dur, Sevr Örgütü’dür” diye konuştu.

‘NE DEMEK GAZETECİLİK KİMLİĞİNİ KULLANARAK?’

Yıldız, “Bu intikamnamenin mantığından, vermek istediği mesajdan anlıyoruz ki, sadece devletin açıkladığı yazılabilir, onun dışındakiler “casusluk, gizli bilgi, devlet sırrı” sayılır” diye vurguladı.

Fezlekede “Gazeteci kimliğini kullanarak, birçok şahıs ile irtibatlıdır.” diye yazıldığına dikkat çeken Yıldız, şunları söyledi:

“Ne demek gazeteci kimliğini kullanarak? Gazeteciyim yahu, işim bu. İşimin birinci gereği de insanlarla görüşmek. Sanki gazetecilik kimliğimi kullanarak dolandırıcılık yapmışım…

Bu intikamname çıkınca, ismi lazım değil, gazetenin biri benimle ilgili, ‘Astsubayın anlattıklarını tek tek not almış.’ diye başlık attı. Tabii arkadaşlar yeni sistem gazetecilik yaptığı, plazalarda oturup önüne gelen hazır metinleri yayımladığı için gerçek bir gazetecinin nasıl çalıştığını bilmiyor. Elbette ki, gazeteci en önce not alır. Ama nereden bilsinler...

'SINANMADIĞIM BİR CANIM KALDI'

Gazetecilikle ilgili son söyleyeceğim şudur: Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, “Basın milletin ortak sesidir.” demiştir. O yüzden Sivas’ta yayımlanan gazetenin adı İrade-i Milliye, Ankara’ya gelir gelmez çıkardığı gazetenin adı Hakimiyet-i Milliye olmuştur; İrade-i Kemal veya Hakimiyet-i Kemal değil.

Gazeteciliğin hal-i pür melali ortada. Çok kurban verdik. Bugün artık öldürülmüyoruz diyeceğim; ama bence son olarak Bekir Coşkun, kurşunla veya bombayla olmasa da, köyden köye sürülerek, kahrından öldürüldü. Ona ve diğer tüm üstatlarıma rahmet diliyorum…

Bu meslekte işsizlikle de açlıkla da hapisle de sınandım. Sınanmadığım bir canım kaldı. Onunla da sınayabilirler, umurumda değil. Ama bırakın dirimi, benim ölümü bile haksızlık, hukuksuzluk, yanlışlık, ihanet karşısında susmaya, yani mesleğime, milletime, ülkeme ihanete kimse razı edemez.

Ata’mızın izinde, “Bağımsızlık benim karakterimdir.” dedim, demeye devam edeceğim.

Yaklaşık 40 yıllık gazeteciyim. Bunun 10 yılında devlette görev yaptım. Önümden çok gizli bilgi-belge geçti. Devletin güvenliğinin ne olduğunu ve ne olmadığını iyi bilirim.

DEVLETİN GÜVENLİĞİNİ TÜRK ORDUSUNU TASFİYE EDENLERDEN ÖĞRENECEK DEĞİLİM'

Devletin güvenliğini; düne kadar Fetullah Gülen’in önünde el pençe divan duranlardan, İmralı’daki teröristbaşıyla görüşen ve görüşmek için sıraya girenlerden, askere, polise silah bıraktırıp teröristlere resmi geçit yaptıranlardan, bir başka ülkeye hizmet için yemin etmiş olanları büyükelçi atayanlardan, Milli mücadeleden beri düşmanın hedefinde olan Türk ordusunu binbir kumpas, hile ve desise ile tasfiye edenlerden öğrenecek değilim.

Hele de dün, ülkemizin kırmızı çizgilerini hatırlattığımız için, bizleri “ırkçı, faşist, kandan beslenenler, Ergenekoncular” diye suçlamışken, bugün bizden daha vatansever kesilip, bizleri bir kez daha hedef alanlardan öğrenecek hiçbir şeyim olamaz...

'SİZDEN HERHANGİ BİR TALEBİM YOKTUR'

Son sözüm, yine 9 yıl önceki Odatv kumpas davasından olsun:

'Bu siyasi bir davadır. Ne kadar yatacağımıza, ne zaman çıkacağımıza bizi aldıran irade en baştan karar verdiği için sizden herhangi bir talebim yoktur.' demiştim. Bunu aynen tekrarlıyor,sadece şunu eklemek istiyorum: 

Elbette bir gün savunma yapacağım. Ama burada değil; bu intikamnameyi hazırlatan ve hazırlayanlar bağımsız ve tarafsız Türk mahkemelerinde yargılandıkları gün, en olmadı tarih önünde hesaba çekildikleri zaman, benim de bir çift sözüm olacaktır."

İSMAİL DÜKEL: BENDEN VATAN HAİNİ ÇIKMAZ

İsmail Dükel de savunmasına "Bir ülke gazetecisi kadar özgürdür, bir ülkenin demokrasisi basını kadar güçlüdür." sözleriyle başladı. 40 yıllık gazeteci olduğunu ve binlerce haber yaptığını beyan eden Dükel, "Benim haber kaynaklarım olur. Bilgi almak ve bunu kamuoyuyla paylaşmak zorundayım. Bu benim görevim." diye konuştu.

Dükel, soru üzerine, Baran'ı FETÖ mağduru olması dolayısıyla tanıdığını, ardından da görüşmeyi sürdürdüklerini söyledi. Üzerine atılı suçlamayı kabul etmeyen Dükel, "Benden vatan evladı, vatansever çıkar, başka bir şey çıkmaz." diye konuştu.

Karar sonrası aralarında CHP milletvekillerinin de bulunduğu grup, adliye önünde açıklama yaptı.