Müzeler ve Vietnam’ın çiçekler diyarı Dalat

Müzeler ve Vietnam’ın çiçekler diyarı Dalat

Vietnam’daki yolculuğumuza devam ediyoruz. “Kırsal ve dağlık Vietnam’a, müzelere ve insan öykülerine” yol alıyoruz bu yazıda. Önce bir tarih müzesi ziyareti yapıp ardından dağlık Vietnam’da yolumuza devam edeceğiz.

“Müzeler”, “Kütüphaneler”, Benimle Konuşan Öğretmenler…

Müze ve Kütüphanelerin gezilmesi, gittiğim yerlerdeki öncelikli faaliyetlerimin başında geliyor. Müzenin büyüklüğü, anlattığı konuların farklılığı, önemi, yeri pek önemli değil benim için. Her müzeyi seviyorum. Mekanları ve sergiledikleri ile, modernliği veya basitliği ya da içindeki eserlerin çokluğu yahut azlığı ile o ülkenin geçmişine ve bugününe dair benimle konuşuyorlar. Yolda görülenlerin sağlaması oluyor müzeler benim için ya da tam tersi.

Çocukluğumdan beri kütüphanelerin ve müzelerin içime huzur veren bir havası vardır. Bu mekanlarda geçirdiğim dingin zamanlarda mutlu ve huzurlu hissediyorum kendimi. 1980 öncesi lise giriş sınavlarına “40×40” testleri çözerek çalıştığım günlerdi. Davutpaşa mahallesindeki Hekimoğlu Ali Paşa Camii bahçesinde ağaçların içindeki taş duvarlı kütüphanenin cam kenarındaki tahta masa önünde huzurla oturup tam odaklanmayla çalıştığım huzurlu ve sessiz ortamı hala benzer duygularla anımsıyorum. Heybeliada Deniz Lisesi’nin buram buram kitap kokan, basit ama zengin kütüphanesi. Heybeliada ve Tuzla’daki modern Deniz Harp Okulu kütüphaneleri, Deniz Müzesi veya TRT’nin Ankara Oran yerleşkesi içindeki müzesinde hissettiklerim. Liste uzayıp gider. Müze ve kütüphanelerden son derece olumlu etkileniyorum. Rahatlıyorum, öğreniyorum, mutlu oluyor ve güzel nefesler alıyorum o ortamların havasında. Doğal olarak gittiğim yerlerde de müze ve kütüphaneler çekiyor beni.

Vietnam’da hep kullandığım GRAB uygulamasından bir moto-taksi tutarak müzeye gelmiştim. Bu kentte hayat motor üzerinde yaşanıyor desek yanlış olmaz.

Vietnam Tarihine Bir Müzeden Bakış…

Ho Çi Min (Ho Chi Minh)’de bu ülkenin tarihine doğru kısa bir yolculuğu Vietnam Tarih Müzesi’ne yapıyordum. Bir cadde üzerinde, o kadar da büyük olmayan bir mekan burası. Ufak bir havuz ve yeşil bitkilerin olduğu avluyu çevreleyen iki-üç katlı mütevazı bir bina. Salonların bazıları eski ve basit, bazıları ise modern biçimde düzenlenmiş. Ama bilgi dolu her ayrıntı.

Ho Çi Min’de Vietnam Tarih Müzesinin Avlusu.

Vietnam’da 54 farklı, yerli kökenli grup yaşamakta. Bunların %85’ini “KHIN” kökenliler oluşturuyormuş. Sayıları günümüzde 500 kişiden az kalan “Ro Mam”, “Brau” veya “O du” gibi gruplar da bu 54 farklı azınlığın içinde yer alıyorlar. Bu ülkenin bağımsız bir ülke olması için tarihi süreçlerde birlikte mücadele ettiklerinden “Birleşmiş Vietnam” kavramı oluşmuş durumda ve bir ayrımcılık söz konusu değil diyorlardı ama müzedeki panolarda “Vietnam’daki Azınlık Gruplar (Minority Groups in Vietnam)” yazısını görüyordum. Amerikan müdahalesinden, yani 1975 yılından sonra devlet politikasıyla Kuzeylileri Güneye yerleştirmek, iki ayrı ülkenin tek Vietnam olarak birleşme sürecini hızlandırmak için güneye yoğun bir göç olmuş Vietnam’da. Dengelere dokununca değişiklik kaçınılmaz oluyor.

Güney Vietnam’daki Etnik Grupların Fotoğrafı.

Kronolojik Bir Vietnam Turu…

Müze çok geniş bir konu yelpazesine sahip. Arkeolojiden başlayıp tüm tarihi sürecin sergilendiği mekan. “Tham Hai” mağarasında 500.000 yıl önce yaşayan maymun insanların (Ape Man) kalıntılarından, ayağa kalkmış insan “Homo Erectus”a kadar her döneme ait buluntu var Vietnam’da.

Vietnam, diğer tüm Güney Asya ülkeleri gibi tarih boyunca kuzeyden Çin ve batıdan Hint etkisi altında olmuş. Çin ve Hint toplumu ile yapılan ticaret, ilişkilerin temelini oluşturmuş tarih boyunca. “Animist”* özelliklerin her zaman görüldüğü yerler buralar. Budizm ve Hinduizmin bu animist anlayışla karışımını hem arkeolojide hem de tarihte görebiliyorsunuz. Vietnam’a Budizm M.Ö. 2 yüzyılda geliyor. Hem Çin hem de Hint Budizminden etkilenen bir yapısı var. 5. Yüzyıldan itibaren de Konfüçyanizm ve Taoizm’den etkileniyor inançları. Budist felsefeyi bu eski inanç sistemleriyle yoğurmuş insanlar burada, aynı katolikliğin Güney Amerika’nın eski inanç sistemlerine uygun olarak yorumlandığı gibi. İlk olarak Buda ve Budist heykeller dikkatimi çekiyor müzede. 

* Animist: Animizm’den geliyor. Doğanın bütün olarak ve tüm varlıklarıyla maddi varlığı ötesinde bir ruha sahip olduğu inancı. Örneklersek; Bir taşın, bir kayanın, bir tepenin, vadinin ruhu olduğuna ilişkin inanç.

Buda heykeli
Yatan Buda (Reclining Buda)
Ev ve Müzik aletleri
Brahman figürlü altın plaka

Altının tüm dünyada olduğu gibi burada da saygın ve kıymetli bir madde olduğunu görüyoruz. Müzede Budizm ile bağlantılı altın şeritler var çok sayıda. İçinde Brahmanizmin izlerini de görmek mümkün. “Altını dünyanın birçok farklı yerinde nasıl buldular acaba?”  diye düşünüyorum. 

Ticari değeri çok yüksek kereste, baharat, metal, tekstil, bal ve balmumu var ülkenin güneyinde. Mekong deltasının yer aldığı güney Vietnam’da bu ürünler üzerinden gelişen tarihi bağlantıları görmek mümkün.

Ev ve Müzik aletleri

Müzede sergilenen seramikler Asya’nın vazgeçilmezlerinden. Dünyanın birçok bölgesi gibi burada da mumyalama âdetleri varmış. Hatta yakın dönemlere kadar yapılan mumyalar bulunuyor. 1864’de ölen bir kadının 1994’de bulunan mumyası sergileniyor.

Duong Ha ailesinin müzeye bağışı seramik koleksiyonu.
Harika bir seramik süsleme.
Kadın Mumyası, 1994’de bulunmuş.

Müzik aletleri, kıyafetler, ufak silahlar ve toplar sergileniyor bu müzede.

Hükümdar giysileri.
Bir savaşçı heykeli.
Müzik aletleri.
KIlıçlar
Toplar.

Hanedanlar…

Tarih boyunca birçok hanedan hüküm sürmüş Vietnam’da. 13. Yüzyılda “Tran”,  15. Yüzyılda “LE” Hanedanı, monarşik sistem ve 1802 yılında başlamış 150 yıla yakın hüküm sürmüş NGUYEN ailesi hanedanı. Son hanedan Nguyen kötü şartlarda yaşayan halka ulaşmaya pek vakit bulamadan Fransız sömürgeciler tarafından kuşatılmış anladığım kadarıyla. Bu öykülerin ülkeleri yönetenler tarafından çok iyi özümsenmesi gerek. Zira egosu okşanan lider yönetimlerinin sonuçlarını tarihsel olarak görmemek körlük olur. Ülkenin her yerinde bu Nguyen ismi bulunuyor.

CHAMPA’ların Kültürel Mirası…

Vietnam’ın güneyindeki eski zamanlardaki hint kökenli denizcilikte yetkin Champa halkının Vietnam üzerindeki etkisi büyük. Milattan sonraki ilk yüzyıllarda burada ticareti elinde tutan ve güney Vietnam’a egemen olan “CHAM”lara ait bulguların en önemlileri burada ve Da Nang’daki müzede sergileniyor.

Hint Kozmolojisine ait dokuz tanrı figürleri
Hinduizme ilişkin Cham zamanı figürleri
Hinduizme ilişkin Cham zamanı figürleri
Hinduizmde koruyucu tanrı “Vishnu” figürleri

Kırsal Vietnam’a Doğru…

Yılbaşı yaklaşıyordu ve gezgin ruhum bana pek ferah gelmeyen Ho Çi Min’de yeni yılı karşılamak istemiyordu. Deniz kenarı yerine, kırsal Vietnam’a gitmeyi seçtim. Robert Frost’un 1916 tarihli Gidilmemiş Yol, “The Road Not Taken” şiirine koşut “Patikaların az kullanılmışını seçtim.”

2018’e harika yemyeşil kent Dalat’ta girecektim. Akşamları havanın serinlemeye başladığı günler gelmişti. Dört aydır dolaştığım tropik bölgelerden sonra artık soğuk diyebileceğim hava kendini gösteriyordu. Bir parça soğuğu özlemiştim.

DALAT’ta çok mutlu harika bir yılbaşı…

DALAT’a varınca huzur dolu ufak kent havasını almıştım hemen. Yoğunluktan uzaklığı, merkezindeki gölü, etrafta açan çiçekleri, yemyeşil ortamı, şehrin eskiliği ve özgünlüğü yanında düzenini görünce hemen içim ısınmıştı Dalat’a. Vietnam çiçek endüstrisinin merkezi olan Dalat, ülkenin çiçek üretiminin yaklaşık %70’ini sağlıyor. Dalat, harika doğasıyla iç rahatlatan bir gezgin durağı aynı zamanda.

Harika ve yeşil Dalat’ı moto-taksi ile dolaşıyorum.

Kalacağım hosteli seçerken daha önce kalanların yorumları, harika bir ortama ve ev sahiplerine ulaşacağım doğrultusundaydı. Gerçekten de burada kaldığım harika ötesi “Pretty Backpackers” (Şirin Sırtçantalılar) hosteli ve son derece cana yakın ev sahiplerimi unutmam mümkün değil. Gidecekler olursa kesinlikle öneriyorum burayı.

Çok değişik ülkelerden her yaştan gezginler ile birlikte bu harika hostelde girdik yeni yıla. Herkesin evlerindeki, memleketlerindeki yılbaşı duygusunu ve tatlı yılbaşı günü telaşını taşıdığı sımsıcak ve sevgi dolu bir ortamda güzel duygularla 2018’e girdik. Hostelde topluca hazırlanmış özel yılbaşı yemeği birlikte yendi. Ev sahibi karı kocanın güler yüzleri ve kocasının okuduğu Vietnam’ca şiir ve şarkılar renk kattı gecemize. Sloveni, Fransızı, İtalyanı, Hollandalısı, Amerikalısı, Çinlisi, Türkü bir olmuştuk o gece. Büyük ekranda her ülkeden şarkılara eşlik edildi, danslar edildi, içkiler içildi, sehbetler edildi. Çok güzeldi. Hepimiz çok mutluyduk.

Yılbaşı yemeğinde hostel ekibimiz.

Hostel sahibi Vietnamca şarkı söylüyor

Müze ve Prensin Müze Evi…

Dalat’ta ilk uğradığım yer yine bir müze oldu. Vietnam tarihini, Fransız sömürgesi olarak geçen yıllardaki hayatı, o bölgede yaşayan hayvanları, eski dönemlerin eşyaları ve yaşam tarzlarını, Fransız sömürgeciliğinden kurtulma mücadelelerini, Amerikalılara karşı son savaşla ilgili birçok ayrıntı gördüm. 2500 yıl öncesine ait dev ksilofonın büyük dedesi aynı tasarımdaki taş gongları görmekten çok etkilendim. Kim bilir nasıl sesleri vardı? Dalat yoğunluklu olmasa da savaşın karar muharebelerinden bazılarının geçtiği bölgelerden biri.

Dalat bölgesindeki hayvanların doldurulmuş halde sergilenmesi
Linga” figürü. Varlığın Kanıtı anlamında tapınaklarda kullanılıyor. Üreme organlarını da temsil eden bir yapı.
2500 yıl öncesinin dev ksilofonları.

Müzede eski bir küçük tekne/kano önünde.
1800’lerin sonunda yerel bir kabile köy meydanında
Eski yerel köyde bufalo kurban töreni
Etnik bir köyde eski zaman evleri
Bu bölgede yaşayan etnik gruplardan insan fotoğrafları
1940’larda Dalat
1940’larda bir Fransız yetkilinin evinden bir görünüm.
1950’lerde Dalat’tan bir görünüm

Amerikan askerlerin etnik insanları tutukladıkları meşhur bir fotoğraf
Taktik anlatım dinleyen direnişçi Vietnamlılar
Düşürülmüş bir helikopterin kuyruğu
Savaşa destek veren bisiklet birlikleri.

Dalat Müzesinden sonra hemen yakınındaki bir konağı gezdim. Müze haline getirilmiş bu ev eski bir kralın ailesine ait. Tamamen Fransız etkisi ile buram buram lüks kokuyordu.

Prensin evinin yatak odası
Yemek odası

Dalat içindeki gezilerimin çoğunu yine moto-taksi kiralayarak yaptım. Sürücü arkasında tertemiz havası olan Dalat’ta ruhuma doğru esen rüzgarla çok mesuttum. Dönüşte moto-taksiden merkezde indim. Balıkların leğenlerde satıldığı bizimkine benzer pazar yerlerini dolaşıp domates ve çeşitli meyveler satın aldım.

Dalat’ta bir pazar yerinden görüntüler
Dalat’ta bir pazar yerinden görüntüler
Dalat’ta bir pazar yerinden görüntüler
Pazarcı kadın ve cep telefonu
Sokak Satıcısı

Kaza mı Kap-Kaç Teşebbüsü mü?…

Hala hırsızlık teşebbüsü mü kaza mı olduğunu anlamadığım bir olay yaşadım orada. Yolun kenarında yürürken günlük sırt çantamı aniden ve çok sert çekilmesiyle omzum çıkıyormuş gibi oldu. Arkamdan geçen bir motordan biri çantamın sapına takılmıştı. Ben devrilmeyip, çantam da benden ayrılmayınca motor devrildi ve iki kişi yere düştü. Bunun pek masum bir kaza olduğunu hala düşünmüyorum. Kızmıştım. Bir iki dakika içinde alevli bir tartışmaya girmiştik. Etrafımızda büyük bir kalabalık toplanmıştı. Bana Vietnam’ca birşeyler söylüyorlardı ben de İngilizce anlamadıklarını bildiğimden Türkçe. Hararetli tartışmada dil bilgisine gerek yoktu zaten. Tam bir hengameydi. Oradaki trafik polisini çağırdım. Hatta davacı olduğumu anlatmaya çalıştım. Polis ise ilgisiz davranmıştı. Etrafımızı saran 20 kadar Vietnamlı bizi izliyordu. Gergin anlardı. Bu kaostan bir sonuç çıkmayacağını anlayıp, biraz sakinleşince yoluma devam ettim. Tüm bunlara karşın güvensizlik duygusu veya tehlike algısı duymuyorum Vietnam için. Bu tatsız deneyim dahi Dalat’ı sevmeme engel olamayacaktı.

Yılbaşı sonrası kent panayır yeri gibi cıvıl cıvıldı. Dalat çarşısı, meydanlarda karaokeler, restoranlar, gölün kenarında ailelerin yürüyüşleri hayatın varlığını hissettiriyordu.

Dalat’ta heykel altında oturan insanlar
Sokak yemeği tezgahları
Kendin pişir kendin ye

 

Gece meydanda dolaşan insanlar
Sokak yemeği tezgahı
Sokakta Vietnam usulü sebzeli peynirli Pizza
Güleryüzlü bulaşıkçı kadınlar

“Sırtçantalı Seyahat” Facebook Grubunda Canlı Yayın…

19. Yüzyıldan kalan bir Fransız estetiği ile düzenlenmiş eski ama zevkli ve lüks mekanlarıyla Dalat Palace otelinden bir canlı yayın yapacaktım. Sırtçantalı Seyahat facebook grubunda yapacağım yayın için bir ortam sağlanması ricama cevap verip internet bağlantısı olan bir kitap okuma odasını tahsis ettiler. Bu tarihi görünümlü harika otelden bir gazeteci edasıyla otelin sunduğu çay, kahve ve kurabiyeler eşliğinde hayatımdaki ilk canlı yayını yaparken çok mutluydum. 

Turistik Dalat Turu ve Cırcır Böceği Kızartması…

Günlük bir şehir turuna katıldım Dalat’ta. Tren garı, çiçek üretim çiftliklerindeki seralar, kahve üretim tesisleri, cırcır böceği (küçük çekirge) (İngilizce Cricket) üretme çiftliği, ipek böceği üretim yeri ile ipekli kumaş üretim fabrikası, tapınaklar ve Fil Şelalesinden (Elefant Fall) oluşan gezi, son olarak ilginç mimarisiyle öne çıkan çok mekanlı küçük disneyland parçası gibi bir mekan olan “Crazy House” dedikleri bana pek anlamlı gelmeyen evin ziyareti ile son buldu.

Tarihi ve halen kullanılmakta olan Dalat tren istasyonu önü
Dalat tren istasyonu
Çiçek seralarından görünümler
Çiçek seralarından görünümler

 

 

 

 

Çiçek seralarından görünümler   
Cırcır böceği tadımı
İpekli kumaş fabrikası
Cırcır böceği üretim alanları
Cırcır böceği tesisinin güleryüzlü aşçısı
Budist Tapınağı
Budist Tapınağı
Fil Şelalesi (Elefant Fall)
Çılgın Ev (Crazy House)

Dalat’ın üzümü ve bundan yapılan şaraplar, çileği ve enginarı meşhur. Şehir dışında da doğa yürüyüş parkurları ve doğa sporlarına olanak tanıyan bölgelere turlar yapılıyor Dalat’tan.

Hayatımda ilk kez cırcır böceği  kızartması denedim. Acı sosu, biraz yeşil ve kırmızı biberle kızartılmış protein kaynağı cırcır böceklerini sundukları armut şarabıyla yedim. Bu tatma deneyiminden aklımda kalan, lezzeti bizim kuruyemişlerimizin yanına bile yaklaşmayacak bir böcek kızartması tattığım oldu. İlginçliği haricinde özel bir tadı olmadı benim için.

Dalat’ta birçok kafe var. Kahve üretimi öncelikli bu bölgede, kahveler de güzel aroma ve tatlara sahip. Yanında buraya özgü ikram ettikleri tatlılar ve kurabiyeler pek benim seçimim olmasa da ilginç ve sıcak bir ortam olarak düzenlenmiş kafelerde sohbetler eşliğinde kahvenin güzel tadı ve kokusu unutulmaz anılara keyifli bir zemin oluyordu.  

Değişik Hayatlar Değişik Tatlar…

Çekirge sınıfta kalmıştı ama esnaf lokantası benzeri yerlerde yediğim Vietnam yemeklerinden hoşlanmıştım. Bu insanlar binlerce yıldır bu topraklarda yetişen ürünlerden etkilendikleri kültürlerden değişik bir mutfak zevki oluşturmuşlardı.

Dünyada meşhur “Pho” isimli yemeklerinin birçok tipi var. Temelde Asya’ya özgü ince uzun makarna gibi pirinçten veya tahıl unundan yapılan şehriyelerinin (noodle) kullanıldığı, içinde değişik et, balık, fesleğen, acı biber, limon ve diğer yeşil sebzelerin bulunduğu tip tip et sulu çorbaya benzeyen “Pho” çok hoşuma gidiyordu. Bunun yanında yine Güneydoğu Asya klasiği buharda pişmiş pirinç birlikte değişik biçimlerde ve soslarla sunulan kızartılmış sebzeler, deniz mahsulleri, etler ile birlikte zengin bir mutfağı var Vietnam’ın. Türkiye’de pek alışık olmadığımız bazı sebze ve meyvelerle zenginleşen bir tat listesi. Ama yine de hostelde pişirdiğim patates, havuç, pirinç destekli mercimek çorbası Vietnamlılar dahil herkesin çok hoşuna gidiyordu.

Dalat bana çok iyi gelmişti. Harika bir yılbaşı gecesi, sakin bir şehir, müzeleri, insanların arasında karışarak yaptığım yürüyüşler sonrası yavaş yavaş kırsal Vietnam’ın içlerine doğru yol alma zamanı gelmişti.

Vietnam Kırsalının Daha da İçlerine Doğru…

Kahve ekim alanlarıyla dolu “Buôn Ma Thuột”a gideceğim yataklı otobüs neredeyse boştu. Buôn Ma Thuột bana Ho Çi Min’deki hostel arkadaşım Tayvan’lı Michael’in önerisiydi. Kuzeye doğru yaklaşık beş saatlik yolda yine otobüsün arkasındaki beşlide yattığım yerden yemyeşil Vietnam ormanları ve doğasını izlerken bu bölgelerde geçen savaşın nasıl bir ortamda yapıldığını hayal etmeye çalışıyordum. 1970’lerde burada yaşanan bölünme ve mücadelenin geçtiği yerlere doğru ilerliyorduk…

Sağlık, huzur, barış ve sevgiyle kalın.

Not:

“Gezgin Gürcan’ın Sesli Hikayeleri”…

Radyoda müzikler eşliğinde gezi öyküleri dinlemek isteyenler ile Çarşamba akşamı 23:00’da Borusan Klasik Radyoda buluşabiliriz.