Nagehan Alçı'nın beyin ameliyatı

Nihat Genç yazdı...

Nagehan Alçı'nın beyin ameliyatı

'Ad Hoc' latince bir terim, amacına uygun demek. Liberal ve İslamcı yazarlar gazeteciler etnik ve dini sömürü amacına uygun beslendiler ve fonlandılar. 

İşte bu arkadaşların 'beyinlerini' merak ediyorum!

Bizim Tayyip de göremediğimiz başka bir şey görüyorlar olmalılar, mavi mor bir rüya ışığı.

Mavi mor efsunun hayalin rengidir, bu mavi mor ışık duyuları ve gözleri kapatır sizi rüya alemlerine salar, mutlu ve endişesiz geniş geniş bir hayatınız olur!

Mavi mor rüyaların manyetik çekim alanı da vardır sizi hayalden hayale sokar.

Artık iyice inandım, liderlerin ve şeyhlerin kesin mıknatısları var. 

Ancak sizin bir beyniniz varsa beyninizde de itme çekme sevme beğenmeme gibi tepkisel bir hareketlenme de vardır, yani şeyhle liderle tanışmadan önce bir tereddüt çatışma anı yaşarsınız. 

Ancak bu arkadaşlar anında çekimin suların girdabına gömülüyor ya da mıknatıs çekimine nedense karşı duramıyorlar?

Bu bir yere hızla çekilme bir yere anında yönelme büyük bir başarıdır.

Bakın kuşlar balıklar kilometrelerce ötede yumurtalarını bulabiliyor. Şimdi bu arkadaşları dünyanın bir uzak ülkesine diyelim kutuplara koyalım. Ve Tayyib'i de diyelim Afrika ya da Amazon ormanları içinde bir yerde saklayalım. 

Beyinlerindeki manyetik pusula sayesinde kuşlar gibi anında bulacaklardır.

Yani lidere ve şeyhe karşı beyinleri içinde doğal bir navigasyon cihazı var.

Hakkaten takdir etmek lazım. 

Zaten dervişler de şehir şehir seyrüsefer dünyayı dolaşır ancak sonunda oturacak sıcacık bir şeyh kucağı mutlaka bulurlar.

Bazıları da romantik rüzgarlara bahar yağmurlarına aldanır bazıları konjoktürel tuzaklara düşer ve bazıları da kabul edelim maymun iştahlıdır, ve devir/dönem geçer, rüzgar diner, başlarını açarlar ve kafatasları beyin içleri açıkta kalır!

Yani bu arkadaşların suçu yok, bin yıllık siyasi meteorolojik hava durumu budur.

Ölmüş kuru sinekler ve kuru yaprakları siyasi rüzgarlar hep niyeyse Babıalinin Sarayların ya da Külliye'nin ve tekkelerin dergahların bahçesine yığıyor!

Ortaokuldayken ölmüş kuru sineklerin kafatasını incelemek için büyüteçle bakmıştım, yüz kez büyütüldüğünde, kafatasları aslında bir fıçı, kavonoz, bakraç, şişe, çömlek gibi göründü gözüme. 

Zaten hediyelik eşya satan dükkanlarda kavonazların şişelerin çömleklerin fıçıların üstüne hep bir kaş göz yapılır, neden, çünkü sevimli olan şeyler basit ve hep aynıdır ve insanı bir kaş göz çizmekle yaratmak ne kadar kolaydır!

Belli ki tarihin 'süpergüçleri' aslında bu basit ve sevimli olan kaş göz yapılmış eşyanın gücünde ve bolluğunda saklı. 

Evet, kara sinekler beş-on gün ancak yaşar ama milyonlarca doğurur. 

Kim çok sahip olabilirse, güç onun. 

Bu yüzden kavanozlarımı ölmüş sineklerle doldurdum, yani tek hatam, Tayyip olmaya çok küçük yaşta karar vermiş olmam.

Sineklerin beyinleri, elektriklenme, hareketlenme, tepki, kıvılcım, çırpınmaları ve o kafalarındaki anten gibi minicik kıla çok güvenmeleri, bana çok şey öğretti. 

Mesela, itiraz, şikayet, beğenmeme, mızmızlanma, isyan, öfke, karşı çıkmak, soru sormak, şüphelenmek... İşte bunlar bu beyinler için tehlikeli patlamalardır. 

Beyinleri bir kez şüpheye düşmesin çanak çömlek dinamit gibi patlar.

Ve düş görme hayal kurma değiştirme isteği renklilik hava almak... Bunlar da tehlikeli patlayıcılar sınıfına girer o minik beyinler bu kadar iradi ve kararlı işlerin basıncına dayanamaz!

Henüz 14 yaşında İslamcılar'a karşı ilk eylemimi gerçekleştirdim, mahallenin dinsiz kitapsız yobaz bir hocası ve lüks bir arabası vardı. Malumunuz dikiz aynaları arkayı gösterir. Arka dediğiniz geride bıraktığınız tarihtir. Yani dikiz aynası aslında tarihtir. Bu hocaların 180 km. hızla siyasi islam gazıyla gitmelerinin sebebi de dikiz aynası korkusudur. Çünkü bir gece gizlice dikiz aynasına Atatürk çıkartması yapıştırdım.

Arkadaşlar, beyniniz yoksa adımlarınız işe yaramaz ve gideceğiniz yer hep aynıdır.

Trajediler, acı tecrübeler, hayal kırıklıkları, öngörüsüzlükler, sakarlık ve cahillik kazaları nice sert olaylar insan beynini değişime uğratır ve gelişimine katkı sağlar.

Bir gün bu fondaş ve besleme yazarlar adına ideal tanımlayıcı ortalama bir örnek olarak Nagehan Alçı'yı kolundan tutup çeke çeke zorla doktora götürdüm, şunun bir beynini bakın, diye.

Doktor daha görür görmez teşhis etmeden, boşuna uğraşmayın, normal hayata-dış dünyaya 'sistem kapalı' dedi.

Yani 'yemek dahi yapamaz mı?' dedim, hayır, çay bardağı tutabilir hatta sokakta yürüyebilir, ama, üstüne gitmeyin, gözler duyular iptal, ezberlenmiş hep aynı yol. 

Üstüne gitmeyin beyni yüksek ateşe dayanıklı değildir küçük bir yokluk duygusu dahi testi kebap gibi kafatasını çatlatabilir.

Neden, dedim. Çevresindeki olup bitenlere hep aynı tepki aynı yorum aynı geçmiş aynı hikaye aynı ezber aynı şartlanmışlıkla hep aynı 'otomatik' yazılımla çıktı veriyor.

Nasıl, dedim?

Amacına uygun etnik ve dini sömürüden siyasi kazanç sağlamak için serada büyütülmüş, dedi. 

Küresel, liberal, Nazlı Ilıcak, diktatör Atatürk, Türkler ırkçı faşist, Cumhuriyet din düşmanı, Ahmet Altan, Hasan Cemal, Murat Belge. İşte Boğaziçili hocaları bu 'malları' doldurmuş.

Ve son şeklini mezun olmadan almış. 

Ve kafatası artık kiremit gibi sertleşmiş saçları da çömlek rengini almış.

Mesela şimdi kafasına çekiçle testi kebabı kırar gibi hafifçe vurun, Ahmet Altan ve Hasan Cemal ve Ertuğrul Özkök'ün kusmuk parçaları ortalığa dökülecektir!

Peki, doktar bey, bu beyne, hani ilik transferi gibi, başka beyinden doku parçaları alıp tomurcuk fide gibi diksek yeniden kendine gelemez mi?

Hayır, çünkü, beynine doldurduklarıyla geçimi çok iyi, keyfi yerinde.

Yani yeni bir bilgi arayışında hiç olmadığı için yeni ekilen dokuları kabul etmeyecek kusacaktır. 

Yani, normal insan gibi yürüyebilir, konuşabilir hatta cep telefonuna bakabilir ancak yeni bir şey asla 'düşünemez'.

Çünkü verili olanlarla keyfi yerinde.

Hemen her bakan onu arıyor. Maaşı, yalısı ekranları fazlasıyla tatmin edici. 

Yani 'açlık' çekmeyen 'eksiklik' hissetmeyen beynini niye zorlasın?

Kısaca, düşüneceği yeni şeyler, acaba sokakta mı kalırım, işsiz mi kalırım, korkuları yaşatır ki, beyin bu yüksek dozda bir şoku kaldıramaz bu yalnızlık korkusuna asla dayanamaz, infilak eder.

Her bir nöronun keyfi yerinde olduğu için tenezzül edip yandaki nöronla iletişime geçmiyor!

Doktorun yakasını bırakmadım, sayın Doktor, matkapla kafatasını delip beyne girseniz, iş göremez hale gelmiş, akıl, duygu, mizah, sevgi, anlayış, benden başkaları da insan, vs. bölgelerini çıkartsanız...

Matkaba gerek yok, elektro başlık koyuyor içerdeki nöronların kıvılcım tepkilerine bakıyoruz, mesela, dondurma diyoruz, Tayyip diyoruz, içerde hangi bölgenin nöronları yanıyor, Tayyip'le dondurma kredi ve yalı bölgesi aynı tepkimeyi veriyor!

Doktor hayretle, inanır mısın, beyinde 90 milyar hücre var, sadece Kürt, Atatürk ve Tayyip verince tepkimeye giriyor.

Yani 90 milyar hücreden dört-beş tanesi işe yarıyor, gerisi yan gelmiş yatıyor!

Hangi kavramı ve olayı girerseniz girin 90 milyar hücre birbiriyle temasa girmiyor, dünya batmış felaketlerle dünya yıkılıyor, nöronların ipinde değil, devreler pas tutmuş, nöronlar dünyayla gerçekle ipi kopartmış!

Mesela 'beleş' komutunu verin 90 milyar hücrede sıcaklık bölgesi oluşturup canlanıyor, ancak Tayyip-şeker kelimeleriyle 90 milyarı da yanıp sönüyor!

Olacak şey, değil, dedim, hani bir sinema, bir roman, bir eğlence, bir mizahi olay, tarihi bir olay, hiç biri bu devrelerden hiç birinde tepki verdirtmiyor mu?

Şüphesiz gen dizilimi (genom) normal insanlarla aynı, ancak, kültür ve çevre şartlandırmaları, baskı, dogmalar, beyne hep aynı çıktığı sürmüş. 

Milyonlarca hücreye sadece etnik ve dini sömürü işi tıka basa doldurulunca devreler ve tepkiler sabitlenmiş. 

Yani, doktor bey, olmadı, bu arkadaşları, tekrar doğal ortamlarına salsak. 

Mesela kimini çıktıkları İmam Hatip'e diğerlerini Boğaziçi yıllarına göndersek. Beyni sıfırlanıp yeniden kendini göre göre yaşaya yaşaya deneyimleye deneyimleye geliştirse?

Torpil, kredi, yandaşlık, kayırılma, dokunulmazlık, hiç görmeden, kendi tırnaklarıyla kazansa, kendi arkadaş çevresinde çatışarak kendi bilekleriyle önünü açsa, beyni yine gelişmez mi?

Tabii ki olur, ama, ancak bu 'doğal' ortamın ağır bir bedeli olur, hayatta çatışarak alın teri dökerek kazandıkları evet beyne girer ama para olup cebe girmez. 

Yani beyni gelişirse cebi boşalır?

Zavallı, dedim, kodlanmış programlanmış beyin gibi bir Truman Show'un içinde, kimse de durumu ona çaktırmıyor!

Zavallı, AKP'yi PKK'yı hala kavanoz dolusu renkli şeker sanıyor.

Zavallı, kendini dünyanın en kurnazı sanıyor mesela ülkesinin asla bölünemeyeceği gerçeğini kimse ona niye söylemiyor!

Doktor, bey, birisi ona Tayyib'in jöleli şeker olmadığına ikna etmeli!

Doktor. 'Kürt açılımı deyince ekranda 10 saat köpürerek kudurarak nutuk atabilir ancak şöyle bir kız arkadaşıyla on dakika karşılıklı sohbet edip çay içemez!'

Oysa beyin nöronları arasında hızlı tren seferleri olmalı, türküden kederden muhabbete hızla kaymalı insan. 

Bu yüzden 80 yaşına gelse de Boğaziçi'nde kafasına sokulan aynı lego parçalarıyla oynamayı sürdürecek. 

Bu lego parçaları kaç parça 'hayır binlerce parça değil', 'üç parça', açılım, ulus devlet parçalanacak, Tayyip dünya lideri ve en akıllı benim'...

Doktor bey, bir beyin bu üç parçayla bir ömür yaşayabilir mi?

'Biz buna sabit hatlar' diyoruz. 

Yani bu beyin, yeni bir tasarıma yeni bir yazılım yeni ve dinamik canlı bir iletişime ebediyyen kapalıdır.

Oysa, şu anda beyninde, yüz milyon hücre feryat ediyor, beni de kullan beni de kullan, diye. Zavallı hücreler bağırmaktan helak oldu, büzüldüler, çürüdüler ve sonunda dondular ve büyükçe bir kuyruk yağı tabakası oluşturdular! 

Yani nöronlar diğer nöronlarla buzlaşıp dondukları için konuşmuyor görüşmüyor, diyorsunuz.

Mesela, bir parka gidin, yanyana ağaçların kökleriyle birbirleriyle buluşup besin su alışverişi yaptığını göreceksiniz, işte nöronlar da böyledir. 

Ancak biri gelip sadece tek bir ağacı sularsa o ağaç rahatlığa alışır ve köklerini yan taraftaki kardeşine uzatma ihtiyacı hissetmez.

Yani, dedi, doktor, sıçanların önüne iki delik koyun, diğer sıçanların önüne elli delik.

Önünde elli seçenek olan sıçanlar daha zeki olacaktır. Eınstein tek bir problem çözseydi Eınstein olmazdı. 

Peki, doktor bey, burada bir sakatlık yok mu, bunların beyinleri tek bir konuda büyümüş diyorsun ama hepsi niye Eınstein olmuş.

Bu sorunuz 'kokain gemileriyle' ilgili, dedi.

Dün açılımları bugün kokain sevkiyatını vs. yapanlar çünkü o beyinden 'tek bir iş' istiyor!

'Yani, bu olağanüstü beyni düşünceyle yormak istemiyorlar' diye karşılık verdim.

Doktor, öfkelendi, siz de çağımızı anlayın biraz, AKP'nin de kapitalizmin de emperyalizmin de  aradığı bu, yapay zeka, ezber, tekrar.

Yazar dediğin bir dediğini bir milyon kez tekrar edecek hep aynı etnik  ve dini sömürü tepkimesi verecek!

Peki, doktor bey, son bir soru, bu arkadaşlardan her hangi biri, 'aşık' olursa, beyin devreleri canlanmaz mı?

Doktor: 'onlar zaten aşık', 'hepsi birbirine aşık', 'bulmuşlar birbirlerini'...

'Sen dedi, Natıonal Geographic kanalda bok böcekleri belgeselini izlemedin mi? Milyonlarcası aşkla iştahla aynı bok'un etrafında... 

'Koskoca ülkenin arsaları ihaleleri arazileri kokain gemileri hazineleri sarayları', hepsini aşık mecnun etmiş pervaneler gibi dönüyorlar!

Son bir soru doktor bey, 'acıma merhamet şefkat insanlık duygusu olmayan hatta hiç bir şekilde duygulanmayan' bu yapay zekanın elinden memleketi kurtarmanın yolu yok mu?

Bir ihtimal, Tayyib'i ve şeyhlerini ellerinden alırsak.

O zaman yolu kaybederler, yolu kaybeden her insan, kendine yol arar, insanoğlunun evrimine sebep, ormanın karanlıklarında kendine yiyecek ve düşmandan kaçacak gizlenecek yerler aramasıdır.

'Hayır, doktor bey, bu tezinize de katılmıyorum', 'böyle olsaydı, bugün yurtdışına kaçmış, yolsuz vatansız mezarsız kalmış Fetöcüler içinde düzgün hikaye yazabilen bilim yapabilen kendini geliştiren tek bir örnek bulabilirdik!'

Doktor: 'Doğru diyorsun ama beni yanlış anladın, ben, bu beyinler için değil, yalnız ve uzakta ve çaresiz kalan nöronlar kendilerini geliştirmenin bir yolunu bulur düşüncesini çocukları için söyledim, ileriki nesiller için...'