NATO hasta mı?

Nejat Eslen yazdı...

NATO hasta mı?

Soğuk Savaş’ın galibi NATO, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra varlık nedenini kanıtlamak için zorlanmıştı. Çünkü, NATO’nun kuruluş amacı, Sovyetler Birliği’nin yayılmasını önlemekti ve ittifakın görev sahası Atlantik bölgesi idi. NATO, adını bile görev sahasından almıştı; ’’Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’’…

Soğuk Savaş sonrasında NATO, varlığına gerekçe yapmak için yeni tehditler üretme gayretleri içine girdi, kuruluş amacının dışında kullanılmaya başlandı. 11 Eylül olayından sonra ise NATO tarihinde antlaşmanın beşinci maddesi ilk defa uygulandı ve NATO Afganistan’da görev yaptı.

Afganistan savaşı NATO tarihine bu ittifakın ilk yenilgisi olarak da geçti.

Soğuk Savaş bittikten sonra ABD liderliğinde NATO yeni üyelerle büyüdü, ve doğuya Rusya sınırına doğru genişledi.

Rusya güçlendikçe ABD, Rusya’nın otuz üyeli NATO’yu tehdit ettiğini ileri sürerek ittifak için yeni gerekçe oluşturdu.

NATO’nun üye sayısını artırarak büyümesi, ittifakın daha da güçlenmesi anlamına gelmemekteydi. Hatta çok sayıda yeni üyenin ittifakı sulandırdığı da söylendi.

Günümüzde NATO, her üye devlet için aynı önemde ve değerde değildir.

Mesela, Soğuk Savaş döneminde Merkezi Avrupa’da cephe ülkesi olan Almanya’nın günümüzde Rusya’ya karşı oluşan cephede, önünde Polonya, Ukrayna gibi tampon ülkeler vardır. Ayrıca Almanya, Rusya ile iyi ilişkiler içindedir. İspanya, İtalya ve Fransa için ise durum daha da iyidir. Bu nedenle de NATO, bu ülkeler için Soğuk savaş dönemindeki kadar önemli değildir.

Günümüzde NATO, daha çok Rusya’ya karşı yeni cepheyi oluşturan Baltık ülkeleri, Polonya, Romanya, Bulgaristan ve NATO’nun yığınak üssü haline gelen Yunanistan ile her zaman ABD birlikte hareket eden Birleşik Krallık için daha önemlidir.

Bu nedenle de günümüzde çekirdek NATO’nun ABD, İngiltere, Baltık ülkeleri, Polonya, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan’dan oluştuğu söylenebilir.

NATO aslında İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin kurduğu yenidünya düzeni içindeki kurumlardan birisi, daha çok ve öncelikle ABD’nin güvenlik çıkarlarına hizmet eden bir ittifaktır.

NATO üyeleri aynı zamanda ABD savunma sanayii için önemli bir pazardır. ABD, ittifakın lider ülkesi olarak, ittifak kurulduğundan bu yana tehdidi tanımlar, stratejiyi, kuvvet ve silah sistemi ihtiyaçlarını belirler, ittifaka empoze eder ve ürettiği silahları üye ülkelere satar.

NATO içinde öne çıkan ülkelerin jeopolitik ilgi alanları ve çıkarları zaten farklıdır. Mesela, Birleşik Krallık koyu Atlantikçidir, her zaman ABD’nin peşine takılır. Fransa’nın ilgi alanı Akdeniz ve Afrika’dır. Almanya ise Rusya’ya, Avrasya’ya daha yakındır.

‘’Önce Amerika’’ sloganı ile Amerikan Başkanı seçilen Trump, ‘’NATO’nun modasının geçtiğini’’ ifade etmişti.

‘’Amerika geri döndü’’ sloganı ile gelen Biden ise Başkan olduktan sonra NATO’ya önem vereceğini, ittifakları ve ortaklıkları güçlendireceğini söylemişti.

İçinde bulunduğumuz süreçte yaşanan iki gelişme, Biden’ın söylemleri ile eylemleri arasında ciddi bir çelişki ortaya koymaktadır.

Birincisi, ABD’nin NATO üyesi ülkelere danışmadan ve hatta onlara haber vermeden Afganistan’dan hızla çekilmesidir.

İkincisi ise ABD’nin, Birleşik Krallık ve Avusturalya ile Asya-Pasifik’te yeni bir ittifak kurması, bu ittifakın ilk hamlesi olarak da Avusturalya’nın Fransa’dan alacağı denizaltılardan vazgeçmesi, ittifakın diğer üyelerinin desteği ile nükleer güçlü denizaltılar üretilmesini kabul etmesidir.

Peş peşe gelen bu iki olay, NATO ittifakı içindeki üyelerin ABD’ye olan güvenini sarsmış, ABD liderliğini tartışmaya açmış ve ABD’nin olmadığı Avrupa askeri gücünün kurulması ihtiyacını güçlü bir şekilde gündeme getirmiştir.

Asya-Pasifik’te kurulan yeni ittifak bir Anglo-Sakson ittifakıdır ve bu ittifak bu özelliği nedeni ile de Anglo-Sakson olmayan Avrupalı müttefikleri tedirgin etmektedir.

Özetle, ABD’nin müttefiklerine danışmadan ve onlara haber vermeden Afganistan’dan çekilmesi; önemli bir NATO üyesi olan Fransa’nın Avusturalya’ya satacağı denizaltıları iptal ettirmesi NATO ittifakını derinden sarsmıştır.

ABD, Asya-Pasifik’te Birleşik Krallık ve Avusturalya ile yeni bir ittifak kurarken, Atlantik ittifakı NATO’yu derinden sarsmaktadır.

Bu sarsıntı, müstakil Avrupa askeri gücünün gündeme gelmesi ile birlikte NATO’nun geleceği hakkında ciddi kuşkular oluşturmakta ve şu soruyu gündeme getirmektedir;

NATO hasta mıdır?

Avrupalıların Avrupa ordusu kurma girişiminin başarılı olma şansı ise yüksek değildir. Çünkü, refah seviyesi yüksek Avrupa ülkelerinde savaşmak için asker bulmak kolay değildir. Avrupalılar bu konuda Türkiye’ye ihtiyaç duyabilir.

SON SÖZ:

Türkiye, bütün bu gelişmelerin NATO ittifakı içindeki yerini ve kendi güvenliğini nasıl etkileyeceğini araştırmalıdır.

Türkiye, bütün bu gelişmelerden dersler çıkararak milli güvenliği için milli stratejileri, milli imkanları esas almalıdır.