NATO’nun 2022 yeni Stratejik Konsept belgesi

Amiral Cem Gürdeniz yazdı...

featured

1949 yılında kurulan NATO’nun 49 maddelik yeni 2022 Stratejik Konsept Belgesi, adeta Rusya ve Çin’e bir meydan okuma çerçevesinde kaleme alınmış. Belge, bu çerçevede NATO’yu ABD’nin kenar kuşak ve çevreleme stratejilerinin her alanda bir uygulama aracına dönüştürürken, ekonomik perspektifte neoliberal kapitalist sistemin -kendi tanımlamalarıyla ‘’rules based international order (kural temelli uluslararası düzen) adı altında- devamının dayatılmasını içeren bir araca dönüştürüyor. Belgenin 30 müttefik ülke tarafından oydaşma ile kabulü önemlidir. Diğer taraftan Madrid Zirvesine Atlantik sistemin ayrılmaz parçaları AB Komisyonu/Konsey Başkanları ve Avustralya, Japonya, Kore Cumhuriyeti, Yeni Zelanda, İsveç ve Finlandiya Devlet Başkanı/Başbakanları ile 2008 Bükreş Zirvesinde üyelik sözü verilen Gürcistan ve Ukrayna devlet Başkan/Başbakanlarının yanısıra Bosna Hersek, Ürdün ve Moritanya Savunma Bakanlarının katılması, Rusya ve Çin’e verilen mesaj olarak değerlendirilebilir. 2022 NATO Savunma Konsept Belgesinin onaylandığı bir zirveye davet edilmek ve bu davete icabet etmek önemli bir duruş göstergesidir. Yeni dünya düzeni için nihai hesaplaşma yaklaşırken devletler pozisyon almaktadır.

NATO’nun ABD ve AB’nin bir nevi birleşik askeri gücü olarak sunulduğu belge, ABD ve sömürgesi AB’nin gerileyen askeri ekonomik ve siyasi güçlerine rağmen bütünleşik halde Atlantik sistemin küresel liderliğini devam ettirmeye odaklandığını ispatlıyor. Hegemonya düzeninde NATO’nun artacak etkisini Arktik ’ten Hint-Pasifik alana kadar, sınır tanımaksızın genişleten vizyona sahip belge, süslü, klişe ve esnek kavramlarla dikkat çekiyor. Jeopolitik, tarih ve strateji bilmeyen ve batı medyası ile müesses nizam algı formatına sahip sıradan vatandaş için karşımıza dünyayı kurtaran süper bir kahraman ve iyilik meleği çıkıyor. Belgede dikkatimi çeken maddeleri şöyle özetleyebilirim.

6. Madde. Avrupa’da artık barışın kalmadığı vurgusu yapılmış. En önemlisi Rusya’nın NATO’nun diğer üyelerine de saldırabileceği; Avrupa’da mevcut düzeni bozan tarafın Rusya olduğu vurgulanarak NATO’ nun karşılaştığı tehditlerin küresel ve birbirleri ile bağlantılı olduğu belirtilmiş. Bu tehdidin NATO için ne kadar önemli olduğunu hatırlatayım. Rusya’nın NATO’ya ve ABD’ye Ukrayna’nın NATO’ya üyeliği hakkında yazdığı ikaz mektuplarına rağmen, Rusya adeta Ukrayna’da özel askeri harekata teşvik edildi. Rusya’nın Donbas bölgesinden başlattığı denazifikasyon ve silahsızlandırma harekâtı işgale dönüşürken bu süreç, NATO’nun varoluş nedenini güçlendirirken, Almanya’nın Kuzey Akım 2 gaz hattı projesini iptali, Avrupa’daki NATO üyelerinin konsolidasyonu, Savunma harcamalarının artışı ve NATO’nun genişlemesi (İsveç ve Finlandiya) için kullanıldı. Sonuçta kışkırtılan Ukrayna ve ucuz Ukrayna kanı üzerinden yaratılan yeni tehdit NATO’ya Afganistan rezaletinden sonra yepyeni hayat öpücüğü oldu.

7. Madde. Burada dikkat çeken husus doğrudan isim vermeden ancak Rusya, Çin ve İran kastedilerek otoriter rejimlerin kendileri veya vekilleri üzerinden demokratik süreçlere, kurumlara ve vatandaşların güvenliğine tehdit oluşturduğundan bahsediliyor. Tabi burada ABD’nin sivil toplum örgütleri üzerinden Ukrayna, Gürcistan ve Kazakistan, Ermenistan’daki gibi turuncu devrimler ve Türkiye’de FETÖ kumpasları ile 15 Temmuz darbe girişimi ve Soros destekli STK faaliyetlerini hatırlatmam gerekir. Bu hamlelerin hemen hepsinin NATO devletlerinin büyük kısmı tarafından desteklendiğini söylememe gerek yok. ABD, AB ve NATO’nun kendilerine göre tarif ettikleri bir kural temelli düzen var. Bu düzende BM, IMF, Dünya Bankası, Batılı finans seçkinleri, Çok Uluslu Şirketler ve en önemlisi sözde uluslararası hukuk var. Gerek 29 Haziran Basın Bildirisi gerekse konsept belgesi metinlerinde insan hakları, demokratik haklar, kişisel özgürlüklerden bolca söz ediliyor. Fakat neoliberal kapitalist sistemi destekleyen bu kurallar düzeninin Atlantik sistemin kendi çıkarları aleyhinde şartlar oluştuğunda kullanılmadığını görüyoruz.

8.Madde. Burada Rusya, 6. Maddedeki gibi açık şekilde Avrupa Atlantik coğrafyada doğrudan ve en önemli tehdit olarak ilan ediliyor. Bu maddede kullanılan bir diğer kavram da partners-ortaklar olarak karşımıza çıkıyor. ‘’Rusya, NATO ve ortaklarımıza doğrudan konvansiyonel, siber ve hibrid araçlar kullanarak saldırı, sindirme ve baskılama uyguluyor’’ denilerek, Rusya’nın yakın ve uzak çevresindeki NATO ortaklarıyla oluşabilecek çıkar çatışmalarında kendini korumaya yönelik tüm faaliyetlerine şimdiden dolaylı baskı kuruluyor. Buradan şunu anlıyoruz ki gelecekte de Gürcistan ve Ukrayna haricinde Moldova veya Ermenistan’da Rusya karşıtı hareketlerde NATO daha etkin şekilde sürece dahil olacaktır. Aynı maddede Kuzey Atlantik ve Arktik Okyanusu’na göndermelerde bulunulması aslında Finlandiya ve İsveç’in neden NATO üyelik süreçlerinin başlatıldığının da cevabı oluyor. Bu maddede ayrıca Rusya’nın Baltık, Akdeniz ve Karadeniz’de askeri yapılanmasının artışı ve Beyaz Rusya ile askeri entegrasyona girmesi NATO’ya büyük bir tehdit olarak gösteriliyor. Bu madde ile ABD’nin Yunanistan’daki emsali bugüne kadar yaşanmamış askeri yığınağının gölgesinde, son zirvede Almanya, Polonya, İtalya, Romanya’daki Amerikan askeri varlığının artıma gidilmesine de bir nevi gerekçe sağlanmış oluyor.

11. Madde. Afrika ve Orta Doğu ‘daki ortaklardan bahsedilerek bu bölgelerin NATO için önemine değiniliyor. Orta Doğu Kuzey Afrika ve Sahel bölgelerinden kaynaklanan demografik, ekonomik ve siyasi problemler dile getiriliyor.

13. Madde Burada ilk defa Çin’in adı bir risk veya tehdit olarak açıkça belirtilmese de NATO’nun değerleri, güvenliği ve çıkarlarına meydan okuduğu cümlesi içinde yer alıyor. Çin’in küresel ayak izini dünya üzerinde arttırması şikâyet konusu ediliyor. Askeri yapılanması ve stratejileri hakkında belirsizlik ile kötülük (malicious) sıfatı kullanılarak hibrid ve siber alanlardaki faaliyetleri; batı çıkarlarına çatışmacı söylemleri ve dezenformasyon ile karşı duruşu dile getiriliyor. Çin’in tutumu hem müttefiklere hem de ittifak güvenliğine zarar veriyor cümlesi ile Çin’in NATO’ya karşı bir güvenlik endişesi olarak görüldüğü dolaylı yoldan belirtilmiş oluyor. Çin’in ekonomik güç ve üstünlüğünü bir silah olarak kullanması şikâyet ediliyor ve her zaman olduğu gibi kural temelli uluslararası düzene yani Washington sistemine uzayda, siber ortamda ve deniz ortamında meydan okumak için gayret sarf etmesi dile getiriliyor. Çin’in Rusya ile karşılıklı yardımlaşması ve birbirlerini desteklemeleri her sayfada olduğu gibi kural temelli uluslararası düzeni bozucu ve NATO değerlerine ve çıkarlarına karşı duruş olarak gösteriliyor. Bu maddede ayrıca Çin’in Kuşak ve Yol Girişiminde çok etkili yatırımlarının olduğu Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine de dolaylı mesaj verilerek Çin’den uzak durmalarının dayatıldığını anlayabiliriz. İtalya’nın G7 üyesi olarak 2019’da Conte döneminde Çin ile Kuşak ve Yol Girişiminde en üst seviye iş birliği anlaşması imzaladığını ancak 2021 ‘de Atlantikçi Dragi’nin iktidarı ile anlaşmadan çekildiğini hatırlatalım.

21. Madde. NATO kuvvet yapısı ve konuşlanma ile ilgili olarak aslında bugün 40.000 olan acil müdahale gücünün 300.000’e çıkarılmasının gerekçesini ortaya koyuyor. Bu madde ile caydırıcılığı arttıracaklarına ve her alanda genişletilecek ve geliştirilecek kuvvet yapısı ile kısa ikaz veya ikazsız her saldırıya karşı NATO savunmasını geliştireceklerinden bahsediliyor. Bu madde ile şüphesiz son günlerde ikinci Ukrayna olarak kışkırtılan Litvanya başta olmak üzere Baltık Cumhuriyetlerinin savunmasına ağırlık verileceği düşünülüyor. Aynı madde içinde ilerden konuşlanma ve önceden yığınaklanma seçeneklerine ağırlık veriliyor.

22. Madde. Harbe hazırlık ve hızlı mukabele yeteneği ile konuşlanma ve farklı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini geliştirme hedeflerinden bahisle, gerekirse nükleer silahlarla donatılmış rakipler ile çatışma konusunda her türlü yeteneğin korunup geliştirileceğinden bahsediyor. Bu maddeden şunu anlayabiliriz ki, özellikle 24 Şubat 2022 sonrası başta Almanya olmak üzere NATO ülkelerinin savunma harcamalarını yüksek oranlarda artırmasıyla gerek silah sitem tedarikleri gerekse tatbikat, ana üs ve ileri üs kurulmasına yönelik harcamalar artacaktır. Bu kapsamda başlatılan Finlandiya ve İsveç’in tam üyelik süreçlerinin tamamlanıp bu iki ülkenin Rusya’ya rağmen savunma düzeninde radikal değişikliklere gitmesi halinde özellikle Finlandiya Rusya sınırında ve deniz yetki alanlarında artacak askeri faaliyet harcamalarının çok büyük meblağlara gideceğini söyleyebiliriz.

23. Madde. Bu madde bir Deniz İttifakı olan NATO için denizlerin ne kadar önemli olduğunu vurgulayan bir madde olarak karşımıza çıkıyor. NATO için güvenlik ve refahın anahtarının denizler olduğu belirtilerek, deniz ortamında, tüm tehditlere karşı hem durumsal farkındalık hem caydırıcılığın artırılması; deniz ulaştırma rotalarının ve NATO’nun denizdeki ana ulaştırma rotalarının emniyete alınacağından bahsediliyor. Bu madde ile şüphesiz Üç Deniz Girişimi ile Rusya’nın Baltık, Adriyatik ve Karadeniz’den soyutlanması diğer yandan Arktik ve Kuzey Denizinde baskı altında tutulması hedefleniyor.

24. Madde. Bu madde ile kötü maksatlı siber ve uzay faaliyetlerinin NATO topraklarını hedeflediği taktirde tekil ve çoğul olmasına bakılmaksızın Atlantik Anlaşmasının 5. Maddesinin işletileceği deklare ediliyor.

25. Madde. Bu madde ismen zikredilmese de hibrid savaşa hazırlık ve Ukrayna krizinden alınan dersler çerçevesinde karşımıza çıkıyor. Askeri olsun olmasın, herhangi bir kriz anında NATO mütekabiliyet ve dayanma yeteneğinin her türlü şekilde korunacağından bahisle, başta kritik altyapı, tedarik zincirleri ve sağlık sistemlerinin stratejik zayıflıkları ve bağımlılıklarının ortaya çıkarılması ve azaltılması konusunda çalışmalara vurgu yapılıyor. Benzer şekilde enerji arzından bahisle dengeli ve güvenilir enerji tedarikçileri ile enerji kaynakları üzerine yatırım yapılacağı belirtiliyor. Hükümetlerin sürekliği, halk ve silahlı kuvvetlere yönelik hizmetlerin temini için gerekenlerin yapılacağı öne çıkarılıyor. Stratejik şoklardan ve müdahalelerden korunacak tedbirlerin artırılacağı ve bu kapsamda ittifak faaliyetlerinin devamlılığının sağlanacağı belirtiliyor.

27. Madde. Bu maddede siyasi, ekonomik, enerji, bilgi ve diğer alanlarda hibrid taktiklerin devlet veya devlet dışı aktörler tarafından kullanılması halinde yapılacak hazırlıklar için yatırımlara devam edileceği belirtiliyor. Hibrid Savaş tanımı doğrudan kullanılarak, bu operasyonların müttefiklere karşı silahlı bir saldırıya dönüşebileceği ve bu nedenle de Kuzey Atlantik Anlaşmasının beşinci maddesinin işletilebileceğine vurgu yapılıyor. Sadece müttefiklerin değil, NATO ortaklarına da bu alanda desteğe devam edileceği ve AB gibi ilgili aktörlerle iş birliğinin devam edeceği belirtiliyor.

29. Madde. Bu madde ittifakın stratejik nükleer güçlerine gönderme yaparak ABD’nin bu alandaki yeteneklerinin ittifakın en üst seviye garantisi olduğu belirtilirken, İngiltere ve Fransa’nın da bağımsız stratejik nükleer güçleriyle ittifaka destek sağladığından bahsediliyor. Aynı şekilde NATO’nun nükleer caydırıcılığında ABD’nin Avrupa’da ileriden konuşlandırdığı nükleer silahlara bağımlı olduğuna  vurgu yapılıyor.

32. Madde. Silah kontrolüne, silahsızlanma ve nükleer yayılmanın önlenmesine (NPT) ayrılmış bir madde olarak karşımıza çıkıyor. NATO’nun silahsızlanma ve silahların kontrolü konusunda derinliğine tartışma ve yakın danışma platformu olacağına vurgu yapılıyor. Ancak bu danışma ve tartışmalar kimle yapılacak? Örneğin Rusya bir yana, 2 Şubat 2018 günü açıklanan ABD Nükleer Silahlar Durum Değerlendirmesi (NPR-Nuclear Posture Review) sonrası yürürlüğe giren yeni nükleer silahlanma programının yarattığı karmaşa ve yanlış anlaşılma riskleri NATO’da hiç değerlendirildi mi?

36. Madde. Burada NATO’nun askeri ve sivil kriz yönetimine verdiği öneme vurgu yapılarak, özellikle Afganistan’dan aldıkları dersleri (skandal düzeyde hatalar ve başarısızlıklar!) kullanarak bu alandaki yetenek ve hazırlıkları geliştirecekleri belirtiliyor.

40. Madde. Burada NATO’nun genişlemesinin tarihindeki çok büyük bir başarı olduğuna vurgu yapılırken, Kuzey Atlantik Anlaşması 10. maddesi gereğince açık kapı politikasına devam edecekleri ve ittifakla aynı değerleri taşıyan tüm Avrupa demokrasilerini kabul edecekleri belirtiliyor. Bu maddenin yeni üye kabulünü Avrupa coğrafyası ile kısıtlaması dikkat çekiyor.

41. Madde. Burada NATO üyeliğini hedefleyen ve arzu eden ülkelerin çıkarlarının ve güvenliğinin ittifakla aynı olduğuna vurgu yaparak, bu ülkelerin bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne destek olunacağı deklare ediliyor. Bu kapsamda Bosna-Hersek, Gürcistan ve Ukrayna’ya isim verilerek açık kapı politikasının devam ettiği söyleniyor.

43. Madde. Avrupa Birliği’nin NATO için yegâne ve en büyük ortak olduğu belirtilen bu maddede NATO ve AB’nin uluslararası barış ve güvenliğe katkısına vurgu yapılıyor. Gelecekte bu ortaklığın siyasi danışmalar ve iş birliği üzerinden askeri çeviklik, dayanıklılık ve diğer konularda artarak devam edeceği vurgulanıyor. Burada en önemli konu olarak Çin’in Avrupa Atlantik güvenliğine hibrid tehditler üzerinden sistematik meydan okumalarına vurgu yapılması karşımıza çıkıyor. Ayrıca Türkiye gibi AB üyesi olmayan ülkelere isim verilmeden genel bir göndermeyle, NATO ve AB arasındaki stratejik iş birliğinin geliştirilmesinin önemi vurgulanmış. NATO’nun daha güçlü ve daha yetenekli AB savunma ihtiyacını tanıdığını söyleyerek bu iki gücün birbirini tamamlayıcı ve NATO’yla birlikte çalışabilir olmasına vurgu yapılıyor. Buradan NATO, aba altından bir nevi sopa göstererek AB’nin kendi savunma kimliğini mevcut konjonktürde bağımsızlaştırmasını önleyici bir tutum içinde kalmaya devam etmesini işaret ediyor.

45. Madde. Bu maddede özellikle Batı Balkanlar ve Karadeniz bölgesinin ittifak için çok önemli olduğu belirtiliyor. Önceki maddelerde açık kapı politikası ile vurgulandığı üzere burada da söz konusu ülkelerin Avrupa Atlantik güvenliğine katkılarını destekledikleri söylenirken, kötü niyetli üçüncü parti müdahaleler ve baskılara karşı bu ülkelerin dayanma güçlerinin arttırılacağına vurgu yapılıyor. Yani mealen NATO üyesi olmasalar bile bu ülkelere yardım edeceğiz deniyor. Aynı maddede ortaklara tekrar gönderme yapılarak Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Sahel bölgesindeki ortakların NATO ile çalışabilecekleri konusu gündeme getiriliyor. Metinde ilk kez adı geçen Hint Pasifik bölgesinin NATO için önemli olduğu ve buradaki gelişmelerin Avrupa Atlantik güvenliğini doğrudan etkilediği belirtiliyor. Bu bölgedeki yeni ve mevcut ortaklarla diyalog ve iş birliğini geliştirecekleri böylece bölgeler arası meydan okumalara karşı iş birliğine devam edileceği vurgulanıyor. Bu maddeden de anlaşılacağı üzere NATO’nun Asya Pasifik havzadan tam üye kabul etmeyeceği ancak her alanda iş birliğini geliştirmeyi hedeflediği ortaya çıkıyor. Konseptin 40. Maddesinde vurgulanan NATO’ya tam üyeliğin Avrupa demokrasileri ile kısıtlanması da göz önüne alındığında ABD’nin büyük hesaplaşmanın yaşanacağı Pasifik Bölgeyi ağırlık merkezi yapacağı ve Avrupa ile Kuzey Atlantik ve Arktik Bölgesini NATO ve AB sorumluluğuna bırakacağı anlaşılıyor. İngiltere de Birinci Dünya Savaşı öncesi Pasifik Bölgesindeki Donanmasını Kuzey Denizine çekerken bölgenin sorumluluğunu Japonya’ya; Akdeniz Donanmasının sorumluluğunu da Fransa’ya devretmişti. Görünen açık resim ABD ile Asya arasındaki mücadelede ABD, Rusya’nın oyalanması ve kan kaybederek Çin’e Pasifik havzasında yardım etmemesini sağlamak için NATO ve AB’yi yanına ve komutası altına almayı konsepte yansıtmış görünüyor. Burada belirleyici unsurun Hindistan olduğunu ve ABD’nin henüz bu ülkeyi yanına çekemediğini hatırlatalım.

 

(Yeni NATO konsepti ve Zirve sonucu ortaya çıkan genel durumun jeopolitik değerlendirmesini 3 Temmuz 2022 Pazar günü yayınlanacak köşe yazımda inceleyeceğim.)

NATO’nun 2022 yeni Stratejik Konsept belgesi

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!