Ne olacak bu Doların hali?

Bilin Neyaptı yazdı...

Ne olacak bu Doların hali?

Gündem, son iki senede 4. başkan değişimi sonucu olarak TCMB Başkanlığı’na atanan Şahap Kavcıoğlu’nun ilk PPK toplantısından bu yana, “ne olacak bu ülkenin hali”nin en güncel hali olan “ne olacak bu Dolar’ın hali”ne dönüşmüş durumda.[1] Fırsat bu fırsat, ekonominin, kalkınmanın kitabını yazan yazana ... anlaşmalı bir yayınevi, biraz wikipedia, biraz yaşanmışlık, al sana ekonomi ilimi!

Dolar’a, evet, bir şeyler oluyor: ABD Merkez Bankası’nın 2008 resesyonu ile baş etmek için piyasaya sürdüğü Dolar miktarı iki kat iken, pandemi ile mücadele süresince yapılan genişleme ile 2008 öncesine göre 6 katına ulaşmış durumda. Parasal genişlemenin yanı sıra, salgın ile mücadelenin yarattığı mali baskılar, üretimde ve tedarikte yaşanan zorlukların ve küresel fiyatlamalarda yaşanan karmaşanın yarattığı enflasyon baskısı küresel boyutta hissedilmekte. Ama TL’ye daha da fena şeyler oluyor.

Pandemi bağlantılı arz problemleri ve buna bağlı olarak kaybedilen istihdamı telafi etmek ve sağlık sektörünü desteklemek için kaçınılmaz haline gelen kamu harcamalarındaki genişlemeye karşın; çoğu gelişmiş ve gelişmekte olan ülke, enflasyon ile mücadelede para politikasının temel aracı olan faiz artışına gitmekte. Yani parasal daralma ile dengeleyerek enflasyonu dizginleme çabasında. Cari fazla veren, kriz fonları olan ya da rezerv sorunu olmayan ülkeler için bunun iktisadi maliyetini kısıtlı tutmak mümkün.

TCMB’nin söz dinleme yarışını kazanan son başkanı ise, dünya literatürüne “faiz enflasyonun sebebidir” kuramıyla katkıda ısrarcı reisinin peşinden, her ülkenin tersine, faiz indiriyor, ve bunu yaparak cari açığı indirmeyi hedeflediğini açıklıyor. Oysa cari açık, dalgalı kur rejiminde kamu ve özel sektör tasarrufları toplamına özdeştir; kamu ve özel sektör açık veriyorsa, yeterli döviz rezervleriniz de yoksa, cari fazla vermek mümkün değildir; ithalata bağımlı üretim ve faiz ödemeleri için dış finansmana mecbursunuzdur. Nitekim 2000’lerde kamuda israf ve özel sektör borçluluğundaki artış, cari açığı sürekli kılarken, artan dış borç stoğu %63 ile 2001 düzeyini aşmıştır. 

İç ve dış tasarruflarda sürdürebilir artış ise ancak katma değerli üretim, talep yaratan adil gelir ve kaynak dağılımı ve piyasalara ve kurumlara güvenden geçer; yani kısa vadeli çözümü yoktur. Cari açık durumunda dış finansmanın fiziki sermaye yatırımı şeklinde olması piyasalara olan güven; bunun ülkeye faydalı olma potansiyelinin içselleştirilmesi ise kurumların etkinliğine bağlıdır. İstikrar ve küresel rekabet gücü fiyatlara müdahale ile değil, bilimsel eğitim, işleyen kurumlar, akılcı, özellikle gelişmekte olan bir ülke için de tam bağımsızlığı hedefleyen uzun vade-planlı kalkınma politikalarıyla; paranın değerini pul ederek değil, marka ve değer yaratmakla olur. Yani dene-yanıl siyasetinin kifayetsiz ama sadık bürokratlarının “rekabetçi kur” söyleminin ne cari açığa, ne enflasyona ne de büyümeye katkısı yoktur.

Merkez bankalarının kanun ile belirlenmiş temel görevi, paranın değerini korumaktır. Dalgalı kur rejiminde (yeterli döviz rezervi olmaması ve cari açık verme durumunda sabit kur rejimi mümkün değildir) bu hedef ancak enflasyonun hedeflenmesiyle mümkündür. TCMB artan ulusal ve küresel enflasyon ortamında faiz düşürerek bu asli görevini yerine getirmemekte, gelişmiş bir ülkede asla izin verilmeyecek şekilde de hala bu yanlış politikalara devam etmeye zorlanmaktadır. Merkez Bankası bağımsızlığının temel işlevi olan beklenti yönetimi “tahmini zor çılgın kararlar”a dönüştükçe, dış borç primi de artmaktadır.

2021’de Dolara karşı en çok değer kaybeden yükselen ekonomi açık ara ile Türkiye oldu! TL’nin sadece bir yılda Dolar cinsi değerinin %40 düşmesinin yol açmış olduğu “kamu zararı”nın somut bir ifadesi; yaklaşık 450 milyar Dolar olan dış borcumuzun, nüfusun her bir vatandaş başına düşen yükünün yaklaşık 16,000 TL artmış olmasıdır! TL’nin ticaret yapılan ülkelerin parası cinsinden ağırlıklandırılmış değerini gösteren reel efektif döviz kuru 2001’den bile düşük seviyelere gelmiştir. Reel kurdaki düşüşe karşın ihracat birim fiyatları aşağı yönlü ayarlanırken, ithalat bağımlılığı nedeniyle hedeflenen cari açık etkisi genellikle kısıtlı kalmaktadır. Ancak, baz etkisi ve varlık fiyatlarındaki düşüşün canlandırdığı dış kaynak akışı bu yılki gerçekleşmelerde belirsizlikler doğurmaktadır.

Kötü eğitim politikaları, hukuksuz (kanuni de olsa) kaynak aktarımlarıyla şişirilmiş dar siyasi ve iktisadi çıkar çevreleri yüzünden krizlere dayanıksız hale getirilen, sonra da her dış dalgalanmada panik halinde sadakatlı bürokrat değişimi, aktif rasyosu, zorunlu karşılık vs. ile kısa vadeli çözümler üretmeye çalışan bir siyasi anlayış ile rekabetçi ekonomi yaratmak mümkün değildir. Hele hele kamu mallarını ve yılların birikimi döviz rezervlerini; siyasi çıkarlar için, kamu zararına elden çıkaran bir siyasetin, uzun vadeli iktisadi ve ulusal bir fayda üretmesi olanaksızdır.

AKP’nin 19 yıldır büyütmeye çalıştığı iktisadi ve siyasi tekel potansiyelini, rekabetçi kur masalıyla kurtarabilme olasılığı kalmamıştır. Bilime, liyakata saygı duymayan yöneticilerin geride bırakacakları, en iyimser ifadeyle, insanlığa ve ulusa faydalı bir eser olmayacaktır.

[1]    Merkez bankası bağımsızlığının gelişmekte olan ülkelerde enflasyon performansını en iyi açıklayan göstergesi başkan değişim hızıdır (ters orantılı). https://documents1.worldbank.org/curated/en/797831468739529187/pdf/multi-page.pdf