Ne vereyim seçmenime?

featured

Murat Bölükbaşı yazdı

Beş senede bir sandığa gidiyoruz. Beş senede bir adam yerine konuluyoruz. Beş senede bir siyasetçiyi “lütfen” ayağımıza getirebiliyoruz. Beş senede bir kısa günün karı diyerek bize sunulan seçim vaadi için, “üç olmaz beş olur, beş olmaz yedi olur” diyerek oyumuzu değil, oyun namusunu beş paraya satıyoruz… İlk defa mı oluyor bu? hayır! Demirel 1991 seçimlerinde kim ne veriyorsa 5 lira fazlasını vereceğim dedi; yüzde 27 oyla iktidar oldu. Çiller’in herkese 1 ev 1 araba, her mahallede yüz trilyoner vaadi yetmedi, “bacınızın pıttığı size feda olsun” diyerek çıtayı ustasından daha yukarı taşıdı. Erbakan 5 bin tank yapma sözü verdi. Bugün Erbakan hocanın yetiştirdiği Erdoğan, Tank Palet Fabrikasını Boğaz’da 5 yalı katı fiyatına Katar’a sattı; ortada tank yok. Devlet Bahçeli 1999 seçimlerinde “Apo’yu idam edeceğiz” dedi o gün bu gündür elinde ip Apo’yu arıyor… CHP 2002 seçimlerinde üniversiteye giriş sınavını kaldırma, 1 milyon işsize iş sözü verdi. Öğrenci sınavsız üniversiteye, iş arayan işe, CHP meclise giremedi. Cem Uzan “mazot 1 lira olacak” dedi; dediğine pişman ettiler! Bugün Fransa’dan ancak Zoom yayınıyla sesini duyurabiliyor. Kemal Kılıçdaroğlu “yoksul ailelere 600 TL maaş bağlayacağım” dedi. “Parayı nereden bulacaksın” diye sordular; “Benim adım Kemal ben bulurum” dedi. “Askerlik 6 aya inecek, parası olmayan da bedelli askerlik yapabilecek” dedi; ama kendi iktidar olup yapamasa da, askerlik altı aya indi, parası olmayan yoksul aile çocukları şehit ve gazi olmaya devam etti.

İlk kez 2002 de ekonomik krizlerle bunalan halkın karşısına yeni kurulmuş partisiyle Tayyip Erdoğan çıktı. Mağdur edebiyatı ve parmağında bir yüzükle halkın karşısına çıkan Erdoğan, “AKP İktidar olunca Allah’ın izniyle fakir fukara olmayacak, 3 Y (Yoksulluk, Yolsuzluk, Yasaklar)bu ülkenin kaderi olmayacak bunu biz bitireceğiz” dedi. Sonuç ortada… Her bir “Y” ile halkın başı büyük belada. Ülke vatandaşı olarak yoksulluk ve yasakların sonuçlarına dayanacak direnecek gücümüz kalmadı. Hiçbirimiz ömrü hayatında kendimizi bu kadar çaresiz, çözümsüz ve yalnız hissetmedik.

Cumhuriyetin hiçbir döneminde devlette hırsızlık ve yolsuzluk halkın gözünün içine baka baka korkusuz ve arsızca yapılmadı… Peki, muhalefetin de dediği gibi gerçekten çare sandık mı? Vaat siyaseti bu seferde istediğini elde edebilecek mi? Vaatle fare kapanındaki peynire davet edilen seçmen aynı kapana girmeye devam edecek mi? Muhtemelen öyle olacak; çünkü bilinçsiz ve sorumsuz bir halk kitlesine sahibiz. Devlet malını darulharp gibi gören, “devletin malı deniz, yemeyen domuz” atasözünü uygulamalarıyla meşru zemine taşıyan bir iktidarın yaptıklarını kanıksayan ve ses çıkarmayan bir toplumdan ne bekliyoruz ki!

Yurttaş sorumluluğu ve bilincini yitirmiş bir halk ve toplum nezdinde etkili muhalefet etme gücünü yitirmiş yaşı yetmişi geçmiş, adeta koltuklarına çivilenmiş siyasi aktörlerle ne kadar ümitvar olabiliriz ki! Vaatlerin gerçekçi olmadığını bilen vatandaş seçim ulufesini, cülus bahşişini toplamak ve günü kurtarmak için önüne beş senede bir gelen sandığın nimetlerinden faydalanmak isteyecek, ancak bu sefer vaat yeterli olmayacak! İktidar, ekonomik buhran içinde olan halkı seçimden önce doyurmak zorunda.

İktidar, cebi delik karnı aç olan toplumun bu kez boş vaatlerle kandırılamayacağını bildiği için yoksula konut ve arsa, EYT, 3600 ek gösterge, asgari ücret, emekli maaşı gibi bir çok kalem için karşılıksız para basıp kaynağı belirsiz para girişi gibi enstrümanları devreye sokarak vatandaşın kısa süreli nefes almasını sağlayarak seçime gidecek. AKP siyasi parti yasasında değişikliğe giderek il ve ilçe seçim kurullarında kıdemli hakimin görev alma zorunluğunu kaldırarak sandık sayımında da işi şansa bırakmak istemediğini açıkça gösterdi. AKP başta Suriyeliler olmak üzere vatandaşlık hakkı edinme protokolü doğrultusunda vatandaşlık vererek ithal seçmen çalışmalarına devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçime yakın çok daha sansasyonel seçim vaatleri verebileceğini de bir köşeye koymak istiyorum. Millet olarak biz, ekseriyette eldeki kuşu kaçırır, daldaki kuşun peşine koşarız!

Tayyip Erdoğan işi sandığa gitmeden bitirmek istiyor. Peki, AKP harıl harıl çalışırken altılı masa muhalefeti ne yapıyor? Arada bir toplanıyor, kapıda misafirler karşılanıyor, fotoğraf veriliyor, sonra yuvarlak masaya oturuluyor, masada bir daha fotoğraf veriliyor, hoş geldi beş gitti’nin ardından yemeğe geçiliyor, sonra ayakta toplu şekilde güçlü bir birlik fotoğrafı da verdikten sonra seremoni bitiyor.

Altılı masa önceliğinin güçlendirilmiş parlamenter seçime geçmek olduğunu ifade etse ve bunu mutabakat protokolünde güçlü bir şekilde ifade etse de, halkın birinci önceliğinin yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar girdabından kurtulup derin bir nefes almak olduğunu anlamakta zorlanıyor; ya da, bile isteye bu argümanları göz ardı eden bir siyaset anlayışını benimsiyor. Farklı dünya ve siyasi görüşün insan topluluklarının temsilcisi olan altı benzemez partinin oturduğu masada siyaset yapmanın ve güçlü mesajlar vermenin kolay olmayacağı da bir gerçek. Kaçak ve sığınmacı sorununu başımıza saran dönemin Bakan ve Başbakan’ı olan Ahmet Davutoğlu masada otururken, Suriyeli ve diğer ülke vatandaşlarını bir senede evlerine yollayacağız demek pek kolay olmasa gerek. Yahut yasa teklifi vererek başörtüsüne yasal güvence getirme hamlesinin Davutoğlu ve Babacan’a şirin görünmek dışında CHP’ye ne kaybettirip ne kazandırdığına bakmak gerek. Ya da tüm muhalif cephenin sözcüsü, hamisi, sahibi gibi hareket eden, Cumhurbaşkanı adayını masadaki liderler belirleyecek diyen altılı masa aktörlerinin partileri ve ittifakları anketlerde yükseleceği yerde düşme eğilimine girmişse kurduğunuz masanın seçmen üzerindeki etki ve önemini iyi okumak gerek. Evet; fizik bilmi teorisine göre zıt kutuplar birbirini çeker, ama siyaset bilimi gerçeği zıt kutupların birbirini ittiğini çok açık bir şekilde bize göstermekte…

Eğer siz hala bu gerçekleri göz ardı edip, halkta karşılık bulmayan altılı masa siyasetine devam ediyorsanız seçimi ve sandığı bile isteye Erdoğan’a hediye ediyorsunuz demektir. Siz bu kafayla devam ederseniz, sözde iktidardan düşürmek için can attığınız Tayyip Erdoğan’a da seçmenin karşısına çıkıp “ne vereyim abime” demekten başka bir şey bırakmıyorsunuz.

Ne vereyim seçmenime?

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 3 hafta önce

    *Kemal Kılıçdaroğlu “yoksul ailelere 600 TL maaş bağlayacağım” dedi. “Parayı nereden bulacaksın” diye sordular; “Benim adım Kemal ben bulurum*
    Ülkemizin siyasetçi tiplemesi işte bu!

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!