Neden Atatürk?

featured

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı

Atatürk 1938’den bu güne ve yarına fikir, düşünce ve ilkeleriyle yaşamaya ve Cumhuriyetimiz de  ilelebet payidar olmaya devam edecektir.  Vatan ve ulusumuzun varlığı, dirliği, birliği ve geleceği onun yalnız gönlümüzde ve aklımızda değil, ilke ve devrimlerinin, Cumhuriyetimizin bütün kurum ve kuruluşlarında da yaşamasına bağlıdır. Adalet, eşitlik, özgürlük, insan hakları, demokrasi, bireyleşme, çağdaşlaşma ve bağımsız bir ulus olabilme bu gerçeğe bağlıdır. Atatürk ve ilkeleri olmasa ne olur demek, sütunları yıkalım, tavan yerinde duracak mı demek kadar aklı ve mantığı hiçe saymaktır.

Atatürk put olmadığı gibi, Atatürkçülük İslam’a alternatif bir din de değildir. Çağdaşlaşmanın, aydınlanmanın, ilerlemenin ve bağımsız olmanın simgesidir. 1938’den önceki bedeni ya da 1938 sonrası heykelleri ile değil, düşünce ve pratikleri ile simgedir.  İnanç ya da tapıncın muhatabı veya nesnesi değil; bilgi ve bilimin konusudur. Çağdaş medeniyetler seviyesinin ötesine işarettir. Kölelik, esaret ya da bağımlılık Atatürk adıyla yan yana gelmez.  Hırsızlık, arsızlık, yağma, çapul ve sahtecilik adının yanından dahi geçmez, geçemez. O, hediyelik eşantiyonlara sıkıştırılarak sözde yere göğe sığdırılabilecek ya da en insanlık dışı yergilerle küçültülecek bir insan değildir. O yergi ve övgünün ötesinde, anlaşılması, düşünülmesi ve uygulanması gereken ilke ve devrimlerin simgesidir. Varlığımız, birliğimiz ve bağımsızlığımızın yegâne anlamıdır.

Ona yönelik saldırılar bile onun sağladığı özgürlük sevdası sayesindedir. Olmasaydı,  onu eleştirecek cüceler bile olmayacaktı.

Atatürk, dinci görüşler ve yabancı ideolojiler yoluyla çağdaşlaşmayı reddeder. Tam anlamıyla “yerli ve milli”dir. Onun yurt kurtarma eylemi, emperyalizme yöneliktir, ne var ki emperyalizm içerinin düzenini de sarsmıştır. Bu yüzden içyapının sorunlarını çözmek, bu çözümün verdiği güçle dış ilişkilere yön tayin etmek, değerler sistemini yeni baştan gözden geçirip yaşamda köklü değişiklikler yapmak onun için esastır. Onun için diyorum, yani biz Türk milleti için esastır anlamındadır.

Atatürk, karar alma sürecinde geleneksel değil, çağdaş ölçütlere yer verir. Padişahlık, emirlik, sultanlık, krallık ya da Halifelik gibi çağın gerisinde kalmış kurum ve makamlarla İslam dünyasının nasıl perişan olduğunu hem masada hem sahada tecrübe etmiştir. O halde din hiçbir kurum, kuruluş ya da kişilerce istismar edilmemelidir.

Çağdaşlığın ölçütleri ile Atatürkçülüğün ölçütleri aynıdır. Usçuluk, ulusallık ve laiklik Atatürk çağdaşlaşmacılığının vazgeçilmez prensipleridir.

Atatürk’ün entelektüel birikimini ifade edebilecek sözcük, filozofluktur. Atatürk teoride ve pratikte büyük bir Türk filozofudur. Altı binden fazla kitap okumuş;  solidarizm ve olguculuktan etkilenmiş ama hiçbir felsefi ekolü tek başına çözüm kaynağı olarak görmemiştir. Her birinden en azami ölçüde yararlanmıştır. Ona göre,  Türk ulusunun bağımsızlığı, toplumun, kişilerin özgürlüğü, insan ve toplum yaşamının ana unsurlarıdır. Bu ulusal model çağdaşlaşma, gelişme ve kalkınma esasına dayanır. [1]

Türk ulusu kapalı bir ulus ya da toplum olmaya mahkûm edilemez.  Hurafeler, mitolojiler, batıl inançlar ulusun gelişmesini engellediği gibi, onu kendi içine kapalı ve gelişmemiş toplum haline getirir. Bu amacı gerçekleştirmek için, aklı, bilimi egemen kılan laik, halkçı, devrimci, özgürlükçü, ulusçu, cumhuriyetçi bir toplum öngörülmüştür. Çağdaşlaşma, yenileşme eyleminde çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmış ülkelerin uygulamalarından yararlanılmıştır; ancak bu ülkelerden alınanlar ulusal istenç ve kararlar sonucu olmuş, neler alınacağı da gene ulusal düzeyde belirlenmiştir.[2] Yani hiçbir dayatma kabul edilmemiştir.

Atatürk’e göre çağdaşlaşmanın tanımı şöyledir: “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün mana ve görünüşüyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır. İnkılâplarımızın temel prensibi budur.”

Modernleşme, eskiden farklı, günümüze ait olan, içinde yaşanılan zamanın gereklerine göre yenileşme ve gelişme halini anlatır. Köken olarak yakın tarihin bir ürünü olmakla beraber Ortaçağ’a kadar uzanır.  5. Yüzyılda Latince “Modo”dan türetilmiştir. Modo, “tam şimdi”, “bugüne ait” demektir.  O dönemde ilk aşamada Hıristiyanlığı benimseyen toplumun eski pagan kültüründen tamamen kopmak ve yeni bir kültürün doğduğunu belirtmek için kullanılmıştır. Aydınlanmada dört temel unsur bulunur: Bilimsel, kültürel, siyasal ve sınaî devrim. Bu dört devrime bağlı olarak gelişen modernite fikri birey, akıl, bilim ve ilerleme düşüncesini doğurmuştur.[3]

Bu temeller üzerinde demokrasinin nesnel koşulları ortaya çıkar.

Kentleşme, kentlileşme ve din ilişkileri yeniden ele alınır. Yoksulluktan kurtulma ve belirli bir eğitim düzeyine erişme hedeflenir. Çoğulculuk, tek bir gücün egemen olmasına izin vermeyecek ölçüde güçlerin paylaşıldığı, gücün gücü dengelediği, örgütlü bir toplumu anlatır.  Demokrasi kültürü ve o kültürün bir yaşam biçimine dönüşmesi bunun öznel koşularını oluşturur.[4]

Atatürk. “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyet’i kurduk. On yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. Milli egemenlik esasına dayalı memleketlerde siyasi partilerin var olması tabiidir. Türkiye Cumhuriyeti’nde de birbirini denetleyen partilerin doğacağına şüphe yoktur.”

Atatürk’e göre demokrasi bir sosyal yardım değildir. İrade ve egemenliğin milletin tümüne ait olduğu anlamına gelir. Demokrasi sosyal refah meselesi de değildir. Böyle bir görüş vatandaşların siyasi hürriyet ihtiyaçlarını uyutmayı amaçlar. Bir ulusu oluşturan bireylerin o ulus içinde her çeşit özgürlüğü, yaşamak özgürlüğü, çalışmak özgürlüğü, düşünce ve vicdan özgürlüğü güvence altında bulunmalıdır.” [5]

Atatürk’e göre laiklik; aklın inanç karşısında özgürleştirilmesidir. Bu noktayı iyi anlamak gerekir. Akıl-iman çatışması değil, akıl ile imanın farklı kulvarlarda işlevsel olacağına işarettir. Laiklik, sadece din-devlet işlerinin ayrıştırılması değil, belki de herhangi bir dinin ya da inancın kamu düzenini tehdit edebilecek bir sınıra ulaşmasını engellemektir. Çünkü laik devlet, bütün din, inanç ve mezheplere karşı tarafsızdır ve hiç birinin, diğerinin leh ya da aleyhinde bir ayrıcalığı yoktur.  Bu prensip, sanılanın aksine vicdan ve inanç özgürlüğünün alnını genişletmekte; inanan-inanmayan her bireyin kendi tercihini bilinçli yapmasını sağlamaktadır. Din adına zorbalık ve baskı yapanların karşısına durmak ancak devletin laiklik ilkesine sıkı sıkıya sarılmasıyla mümkün olabilmektedir.

Din adamı veya ruhban sınıfı kabul edilemez. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın farklı birimlerinde görev alan herkes, din adamı değil, din görevlisi konumu ve statüsündedir. Bu demektir ki, laiklik en çok ruhban sınıfı ve mabet merkezli siyasallaşmayı önlediği için, İslam dininin aleyhine bir siyasal ilke sayılmaz. Çünkü İslam’da her ikisi de yoktur. Bireysel bir inanç ve sorumluluk öne çıkar.

Milletlerin bireyleşmesi yani uluslaşması ve bireylerin özgürleşmesi laiklikle gerçekleşebilir. Ümmet kavramı tarihte çoğu zaman uygulama alanı bulamamıştır. Bunun sebebi, aynı dinden de olsa farklı toplumların aynı birlik içinde kimliksizleşmeye karşı direnişi ve ulus olma ülküsünü taşımasıdır.

Ümmetleşen toplumların bireyleri olmaz. Ümmetleşen toplumlar da millet olamaz.

Atatürk, din ya da tarikat seçkinlerinin değil, halkın isteklerini önemser. Laiklik karşıtı yönetimler, genellikle çoğunluk dinine dayalı bir azınlık diktasıdır. Halife ve din, siyasal iktidarın meşruiyet gerekçesidir. 13. Yüzyılda Bağdat, Endülüs ve Mısır’da 53 ayrı halife vardır. İbn Haldun, hilafetin dinsel değil siyasal bir makam olduğunu vurgular.[6] Bu demektir ki 13. Yüzyılda bile ümmet birliği ve halifenin tekliği benimsenmiş değildir. Siyasal birlik de olmamıştır. Ulus olmak demokrasiye geçebilmenin de ön koşuludur. Öyleyse uluslaşmaksızın demokrasiden söz edilemez. Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte uluslaşma ve ardından demokratikleşme gelmiştir. Etnik azınlıkçılık da ümmetçilik gibi laikliğe aykırıdır ve etnik ayrışmalar, tıpkı ümmet birliği hayali gibi, demokrasiye engel yapılanmalardır. Demokrasinin temel güvencesi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran topluluğun Türk milleti olarak adlandırılmasıdır.

Atatürk, ulus kavramında din öğesi belirleyici olmaz, fikrindedir: “Türkler İslam dinini kabul etmeden önce de büyük bir millet idi. Bu dini kabul ettikten sonra bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de başkalarının Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine tesir etmedi. Bilakis, Türk milletinin milli bağlarını gevşetti; milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin amacı, bütün milliyetlerin üzerinde, hepsini kapsayan bir ümmet siyaseti idi.”[7]

Hz. Muhammed, kendi döneminde Müslüman olan Arap kabilelerini geçici süre bir araya getirmiş; İslam’ı kabul etmeyenler ise, Arap olmalarına rağmen bu birliğe dâhil olmamışlardı. Kaldı ki onun sağlığında bir araya gelenler, daha ilk halife seçimlerinde ayrışmaya, aralarında çekişmeye başlamıştır. Bu çekişmeler zaman ilerledikçe kanlı çatışmalara dönüşmüştür.

“Sevgili kardeşlerim, fikir ve idrak sahibi olduğunu büyük hadisat ispat etmiş olan bu millet Allah’ın gölgesi, peygamberin vekili olduğunu iddia küstahlığında bulunan halife unvanlı gafillere, cahillere, riyakârlara vatanında, vicdanında yer verebilir miydi?” (İnebolu, 28 ağustos 1925).

“Bazı kimseler asri (çağdaş) olmayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı, İslamların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir?”

“Dinimiz milletimize hakir, miskin ve zelil olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin izzet ve şerefini korumalarını emrediyor”.

Öyleyse Atatürk demek, bağımsızlık, eşitlik, demokrasi, uluslaşmak, çağdaş medeniyetler seviyesi aşarak aydınlanmak ve çağdaşlaşmak, bunun yanında çağdışı hurafelerden uzak durmak, Türk milletinin şeref ve haysiyetini, refah ve mutluluğunu her şeyden önce korumak demektir. Atatürk, Cumhuriyet ve eşitlik demektir. Karanlıklardan aydınlığa çıkmak; tüm millet fertlerinin müreffeh ve mesud olmasını amaçlamaktır. Laiklik karşıtlığı ile dini, kutsalı, vatanı ve milleti zelil kılanlara ne vatanda ne millet vicdanında yer vermemek demektir.

Laiklik hem inanan ve inanmayan bireylerin hem de dinin izzetini muhafaza eder.

Atatürk’ü sevmek bu ilkeler doğrultusunda insanca yaşamayı seçmek demektir. Aksi halde, insanca yaşamaktan vazgeçmek, başkalarını da insanlıktan etmek demektir.

O, olmasaydı, biz de siz de olmazdık.

 

 

 

[1] Bkz. Suna Kili, Atatürk Devrimi Bir Çağdaşlaşma Modeli, Türkiye İş bankası Kültür Yayınları, 11. Baskı, İstanbul 1981, ss. 173-223.

[2] Bkz. Kili, A.e., a.yer.

[3] Bkz. Mehmet Saray, Giriş: Çağdaşlaşma/Modernleşme: 1Atatürk ve Çağdaşlaşma Bilgiler ve Görüşler, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2010, ss. 3-11.

[4] Bkz. Ahmet Taner Kışlalı, Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi, İmge Kitabevi, Ankara 2007, ss. 22-23.

[5] Bkz. Kışlalı, s. 24.

[6] Bkz. Kışlalı,ss. 37-38.

[7] Bkz. Kışlalı, s. 37.

Neden Atatürk?

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

6 Yorum

  1. KUBILAY OZTURK
    5 gün önce

    Ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK olmasaydı bu tipler hain bile olamazdı, net…

  2. Dün Giresun’da tipin biri Atatürk heykelinin önünde namaz kılmış filan.Aferin.Doğru adamın önünde kılmış.Atatürk olmasaydı özgürce namazı kılamazdı.

    • 5 gün önce

      Hataylılar, Türkiye’ye katılmadan önce Fransız idaresi altında ezan da okuyabiliyor, namaz da kılabiliyorlardı. Türkiye’ye katıldıktan sonra ezanları yasaklandı, şapka giymeye zorlandılar vb.. Ne özgürlüğünden bahsediyorsun?

      Cevapla
      • 5 gün önce

        Sizin (sen ve benzerlerin) istediğiniz din değil, bilâkis kölelik. Ya İngiliz gelsin, ya Fransız, haa Yunan da olur. Hep tepeme vursun, ama yeter ki ben dinimi yaşıyorum sanayım.
        Ve bu arada her lafınız yalan, hayatınız baştan sona kadar yalan.

      • Peki suriyede kalanların kimliğinin bile olmaması…asriliğe karşı çıkayım derken çağın dışına düşmek, sömürülmek mi savunduğun seçenek!

  3. 5 gün önce

    Pek kıymetli Şahin Hocam, her yazınızla büyük eksikliklerimizi onarıyorsunuz. Elinize sağlık.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!