Nejat Eslen yorumladı: İdlib’e yoğunlaşan Türkiye’nin düştüğü iki stratejik hata!

Nejat Eslen, Türkiye'nin İdlib'e yoğunlaşmasıyla stratejik hatalara düşüldüğünü belirtti. Suriye'de İdlib'e değil ABD destekli PKK/YPG terör örgütüne yoğunlaşılması gerektiğini belirtti. Eslen, bu sürede Mavi Vatan'da da tatbikatlar yapıldığına dikkat çekti.

Nejat Eslen yorumladı: İdlib’e yoğunlaşan Türkiye’nin düştüğü iki stratejik hata!

Emekli General Nejat Eslen, Türkiye’nin içinde bulunduğu sıcak gelişmelerle ilgili Veryansın Tv’nin sorularını yanıtladı.

Soru: Komutanım öncelikle net bir soru ile başlamak istiyorum. Türkiye’nin güvenliğini amaç olarak aldığımızda, Suriye’de bir terör koridoruna müsaade etmeden, sınır komşumuzun toprak bütünlüğü korunarak ve mülteci akını da yaşamadan İdlib sorunundan nasıl çıkarız?

İdlib’e doğrudan girmeden önce, Türkiye’nin içinde bulunduğu uluslararası şartlarda jeostratejik önceliklerinin ne olmasından başlayalım. Sonra da Suriye’nin ve İdlib’in bu öncelikler içerisinde nereye oturduğuna bakalım.

Bence Türkiye’nin 2 tane önemli jeostratejik meselesi vardır. Bunlar Ana Vatan’ın savunulması ve Mavi Vatan’ın güvenliğinin sağlanmasıdır. Ana Vatan kavramının içerisinde Trakya ve Anadolu’nun güvenliğinin sağlanması yer almaktadır. Bizim bu güvenliğimizi tehdit eden en önemli unsur nedir? PKK. Son günlerde PKK/PYD’nin, hem Türkiye’de hem Irak’ta hem de Suriye’de gündemden oldukça düştüğünü görüyoruz. Peki, Mavi Vatan’ın güvenliği denilince neyi anlamamız gerekiyor? Karadeniz’de, Ege’de ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin güvenliğinin sağlanması ve buralardaki çıkarlarının garanti altına alınması anlamına gelmektedir. Buna Montrö Sözleşmesi’nin de korunmasını ilave etmemiz gerekmektedir. Tabi Mavi Vatan doktrini denilince, bu doktrini inşa eden değerli Amiral Cem Gürdeniz aklımıza gelmektedir. Bu doktrin için Amiral Cem Gürdeniz’i tebrik ederek, anmamız gerekmektedir.

Nejat Eslen

MAVİ VATAN’DA NELER OLUYOR?

Şu anda biz İdlib ve Suriye’ye yoğunlaşmışken, Mavi Vatan dediğimiz denizlerimizde neler olmaktadır, onu bir değerlendirmemiz gerekmektedir.

Karadeniz’de Kanal İstanbul konusu ile Montrö Sözleşmesi gündemdedir. Ege Denizi’nde ise Yunanlılar geçenlerde adalarda bir tatbikat icra ettiler. Bu tatbikata Amerikan birlikler, Fransız birlikleri ve Yunan birlikleri katıldı. Yunan Genelkurmayı’nın açıklamalarına göre bu tatbikatın senaryosu da, düşman tarafından ele geçirilmiş bir adanın tekrar geri alınmasıdır. Bu tatbikat bittikten sonra Yunan Genelkurmayı’ndan yapılan açıklamaya göre, Ege Adalarının silahsızlandırılmasını isteyenlere karşı, açık seçik bir mesaj verdiklerini belirttiler. Yani Fransa, ABD ve Yunanistan, Mavi Vatanımızda Türkiye’nin aleyhine tatbikatlar yapmaktadırlar. Bu tatbikat Türkiye’de pek tartışılmadı!

Doğu Akdeniz’e gelirsek, Türkiye’nin jeostratejisinin ağırlık merkezi olması gerekmektedir. Yine bundan kısa bir süre önce Fransız uçak gemisi, 6 savaş gemisi ile beraber GKRY ile birlikte tatbikatlar yapmıştı. Yine birkaç gün önce bir İtalyan savaş gemisi GKRY’ne gitti ve tatbikatlar icra etti. Bizim asıl bunları gündemimize getirmemiz gerekmektedir! Ama maalesef biz bütün ağırlığımızı İdlib’e vermiş durumdayız.

Soru: Bizim için, Suriye’deki asıl mesele İdlib midir; yoksa gündemden düşmekte olan PKK/PYD tehdidi midir?

İdlib Suriye’nin bir parçasıdır. Ancak bizim kendi güvenliğimiz açısından meseleyi değerlendirip buna göre PKK/PYD tehdidine yönelmemiz gerekmektedir.

Arap Baharı 2011 yılında, Afrika’nın Kuzeyini ve Ortadoğu’yu vurdu. Suriye’yi de vurdu. Arap Baharı’nı kim kurguladı? ABD kurguladı. Bunu nasıl empoze etti? Bu bölgelere demokrasi götüreceğiz, insan haklarını yayacağız ve bu ülkelerdeki reformları arttıracağız dedi. Ama hiç de öyle olmadı. Aslında buradaki plan belliydi. Bu bölgelerdeki ülkeleri parçalara ayırmak, Ortadoğu’da sözde bir PKK devleti yaratmak ve bu coğrafyadaki sınırları değiştirmektir. Arap Baharı’nın bir özelliği de şudur: Arap Baharı bilindiği gibi Büyük Ortadoğu Projesi’ni takip etti. BOP ile birlikte ABD kendi ordusu ile, bölge ülkelerini yeniden şekillendirme gayesi içerisindeydi. Ancak bunun maliyeti yüksekti. Bu sebeple ABD Arap Baharı ile birlikte, Müslümanları Müslümanlara kırdırtarak ve kendi açısından da maliyeti düşürerek Ortadoğu’yu şekillendirmeye çalıştı. Buna da hala devam etmektedir. Meseleye bu açıdan baktığımızda, Suriye’de mezhepçi ayrılıkların olduğunu görüyoruz. Hatta Sünnilerin içerisinde de Müslüman Kardeşler ile Vahabi Suudiler arasında anlaşmazlıkların olduğunu görmekteyiz. ABD bu oyunu iyi kurguladı. Biz de Suriye’de bu oyuna girmemeliyiz! İdlib’te bulunan Mehmetçiğimiz de Müslüman, Suriye Ordusu’nun askerleri de Müslüman, muhalifler de Müslüman. İdlib’te yaşananlar sağlıklı bir durum değildir. Biz de bu oyunun içerisine düşmüş durumdayız.

ABD PLANINI ANLAMAK LAZIM

İdlib’te ne olup ne bittiği anlayabilmemiz için, ABD’nin burada ne amaçladığını çözmemiz gerekmektedir. Şimdi Suriye Ordusu bizim gözlem noktalarımızı geçip de Halep’ten Şam’a ve Halep’ten Lazkiye’ye doğru inen yollara hamle yapmaya başlayınca, biz de buna bir karşılık verdik ve ABD bizi doğrudan destekledi. Hatta Strateji cambazı James Jeffrey, Türkiye’ye geldi ve şehitler veriyoruz dedi. ABD bu olaya çok heyecanlandı. Jeffrey daha önce, HTŞ artık fazla terör yapmamaktadır şeklinde açıklamalarda bulundu. Acaba ABD, İdlib’in içerisindeki cihatçı teröristlerin burada bulunmasından memnun mudur? Bunlarla ilgili kullanmak üzere bir projesi mi vardır? Bunu anlamamız lazımdır. Bunu bizim bilmemiz mümkün değildir. Ama istihbarat kaynakları olan devletler bunu araştırabilirler. Çünkü Fırat’ın doğusunda PKK/PYD’yi destekleyen ve bize karşı kullanan ABD, İdlib’te statükonun devam etmesini istiyor. Burada çok ilginç bir durum ortaya çıkıyor.

MUHATABIMIZ KİM?

Peki, biz ne yaptık? Suriye Ordusu ilerleyince ve gözlem noktalarımızı geçmeye başlayınca, çok büyük bir yığınak yaptık. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yığınakla beraber Türkiye’nin amacının Suriye birliklerini Soçi mutabakatına göre, geri çekilmesini sağlamak olduğunu söyledi ve Suriye birlikleri gözlem noktalarının gerisine çekilmezse de zorla oraya göndeririz dedi. Şubat sonuna kadar da zaman verdi. Ama Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, NATO’ya gidip döndükten sonra (NATO’da neler olduğunu bilmiyoruz) bir açıklama yaptı. Dedi ki Türk Ordusu’nun amacı, ateşkesi sağlamak ve korumaktır. Cumhurbaşkanı’nın ifadesine göre çok daha yumuşak bir ifade kullandı. Biz İdlib’teki güçlerimizi bir savaş unsuru olarak değil de, caydırıcı unsur olarak kullanmak istiyoruz ve muhatabımız da Suriye’dir. Aslında muhatabımız Suriye değil, muhatabımız Rusya’dır. Bu caydırıcılığın geçerli olabilmesi için, muhataba açık seçik bir mesaj verilmesi lazımdır. Bu mesaj verilmiştir ve geri çekil denmiştir. Ve çekilmediği takdirde, onu cezalandıracak bir güç olması gerekir. Bu gücün de cezalandırabilecek yetenekte bir güç olduğunu karşı tarafın görmesi gerekmektedir. İşte bu yığınağı böyle değerlendirmemiz gerekmektedir. Muhatabımız sadece Suriye olsa, bu caydırıcılık konsepti görevini yapabilir. Ama bizim muhatabımız Rusya’dır.

Bu caydırıcı davranışın Rusya üzerinde bir etkisi olabilecek midir?

Suriye ve İdlib’te hava sahası kontrollerinin Rusya’da olduğunu da hatırlamamız lazımdır. Rusya ile son zamanlarda gelişen önemli stratejik ilişkilerimiz vardır. Türk Akımı Projesi, S-400 Projesi, Nükleer Santral Projeleri, ayrıca her yıl gelen milyonlarca Rus turist gelirleri, tarım ürünleri ihracatımız, enerji ihtiyacımızın büyük kısmını Rusya’dan karşılıyoruz dolayısıyla bizim Rusya ile ilişkilerimizin bozulmaması gerekmektedir. Buna hem Rusya’nın hem de bizim dikkat etmemiz gerekmektedir. Bu İdlib’teki mesele de Türkiye ile Rusya’nın arasını kesinlikle açmamalıdır. Ancak ABD, İdlib’teki gelişmeleri kullanarak bu ilişkileri bozmak ve aramızı açmak için çaba göstermektedir. İdlib’teki gelişmeleri de bir fırsat olarak görmektedir.

İdlib konusunda yapmamız gereken nedir?

Bence İdlib konusunda yapmamız gereken şey şudur: Askeri gücümüzü caydırıcı bir unsur olarak göstererek veya askeri gücümüzü doğrudan kullanarak bu meselenin çözülmesi, bizim öncelikli meselemiz değildir. Daha öncede ifade ettiğim gibi PKK/PYD konusu, Türkiye’nin öncelikli meselesidir. Görüldüğü kadarıyla bizim stratejimizin ağırlık merkezi şuanda İdlib’e kaymıştır. Bu doğru bir yaklaşım değildir. Bizim jeostratejik ağırlık merkezimizin Doğu Akdeniz olması gerekmektedir. Doğu Akdeniz’i ihmal etmememiz lazımdır. PKK/PYD’yi ihmal etmememiz lazımdır. Bu nedenle de İdlib meselesini, diploması masasında biran önce çözmemiz gerekmektedir.

Bir bütün olarak Türkiye’nin jeostratejisine, amaçlarına ve meselelerine baktığımızda İdlib’in, Türkiye’yi bu kadar meşgul etmemesi lazımdır!

Komutanım Rand Raporu’nu Türkiye’nin gündemine siz getirdiniz. Artık her yerde bu rapor tartışılmaktadır. Rand’a eklemek isteyecekleriniz var mıdır?

Bu konuda çok yazdım ve çok konuştum. Bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum. Çünkü sizin de dediğiniz gibi, bir yerde amacıma ulaştım. Artık bu rapor her yerde tartışılmaktadır. Bu raporun önemi anlaşılmaya başlanmıştır. Bu Rand Raporu’nun Türkiye’de en çok işaret ettiği, olası darbe konusudur. Bu konuda çok dikkatli olmamız lazımdır. Türkiye’de geçmiş dönemde yaşanan tüm darbelerin arkasında yabancı güçler vardı. Darbe konusunun gündeme bile getirilmemesi lazımdır. Rand Raporu’nda sözü edilen olası darbenin de, Türkiye’nin gündeminden biran önce düşürülmesi gerekmektedir. Bu konunun iç siyaset malzemesi de yapılmaması lazımdır.

Komutanım son olarak da Koronavirüs ile ilgili olarak konuşalım. Sizinle daha önce yaptığımız mülakatta Koronavirüsün, Çin’in ekonomisine ciddi etkileri olacağını ve Türkiye’de bunun araştırılması gerektiğini ifade ettiniz. Hatta Türkiye’nin ekonomisine de etkilerinin olacağını söylediniz. Sizden bir gün sonra da, ABD’nin en önemli jeopolitisti Friedman da aynı şeyleri söyledi. Yoksa sizi mi takip ediyorlar. Özellikle de geçtiğimiz hafta içinde, Trump’ın açıklamaları oldu ve nisan ayından sonra artık Çin bu konuyu çözer ve yoluna devam eder dedi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bu virüs olayı Çin’i sarsmıştır. Çin’in öncelikleri değişti ve içine kapandı. Çin, çok hızla büyüyen ve jeopolitik hamleler yapan bir ülkedir. ABD için de birinci öncelikli tehdittir. Virüs psikolojik olarak da Çin’i sarsmıştır. Çünkü bütün dünya bu konuyu takip etmektedir. Çünkü ithalatta da sıkıntılar yaşanmaya başladı. Bu durum Çin’deki üretimi etkiliyor, ticaretini etkiliyor, ekonomisini etkiliyor. Bu yüzden de Çin, içine kapanmak zorunda kaldı. Büyük jeopolitik hamleleri ve hayalleri olan Çin, kendi yarasını sarmak zorunda kaldı. Gücünü buraya kanalize etmek zorunda kaldı. Bu durumda ABD’nin çıkarlarına hizmet etmektedir. Ama bu durumun dünya ekonomisine de olumsuz etkileri olacaktır. Türkiye’ye de pozitif etkileri olabilir. Çünkü Çin’e verilen siparişlerin bir kısmının Türkiye’ye aktarılması söz konusu olabilir.

Nejat Eslen: Rand raporunu gözden kaçırmayalım