Netanyahu’nun deliliği

Hüseyin Vodinalı yazdı...

Netanyahu’nun deliliği

Kudüs ve Batı Şeria’da patlak veren büyük provokasyonların arkasında İsrail’in faşist Başbakanı Binyamin Netanyahu var.

Önce aşırı dinci yerleşimcilere Batı Şeria’daki Şeyh Cerrah bölgesini açtı.

Siyonist gericiler Arapları evlerinden çıkarıp kendileri yerleşmeye başladı.

Ardından İslamiyetin en kutsal mekanlarından olan Mescid-i Aksa’ya İsrail askerleri girdi ve cemaati bombaladı.

Amaç, Kudüs’ü Filistinlilerden ve diğer dinlerden arındırmaktı.

Tüm bu açık tahrikler Netanyahu denen faşistin bekası için yapıldı.

Amaç, Biden yönetimini İran ile anlaşmaktan vazgeçirmek ve İsrail’in en geniş sınırlarına ulaşması için yanına çekmekti.

Netanyahu tam bir delilik içinde adeta köşeye sıkışmış bir kedi gibi tüm dünyayı ve özellikle de İran’ı hedef alıyor.

İran’ı hedef alırken tabii ki onun etkisindeki direniş eksenini de bitirmeyi ve koltuğunu korumayı planlıyor.

2006’da İsrail’e ilk yenilgisini tattıran Lübnan Hizbullahı savaş durumuna geçti bile.

Tüm dünyayı yakmayı göze alan bu çılgın Netanyahu kimdir bir ona bakalım şimdi.

Aşırı sağcı ve dinci fanatik Likud Partisi lideri olarak 12 yıldır aralıksız olarak başbakan kendisi.

Görevde yolsuzluk ve rüşvet suçlarından yargılanan ilk İsrail Başbakanı.

1996-99 arasındaki ilk başbakanlık döneminde Oslo Barış Anlaşması’nı sabote etti.

En iyi dostu ise Amerikan Nazisi Trump idi.

İsrail onun yüzünden tam bir çıkmazda.

Son 2 yılda 4 seçim yapıldı.

İstikrarlı bir yönetim hala sağlanamadı.

Hükümet bir türlü kurulamadı.

Netanyahu Mescid-i Aksa baskını ile ortalığı karıştırdı.

Savaş çığırtkanlığıyla fanatik Ortodoks Yahudileri sokağa döktü.

Başbakanlıktan sonra muhtemelen ayyuka çıkmış yolsuzluk suçlarından dolayı hapse yollanacak.

Sadece yolsuzluktan değil, uluslararası camiada da savaş ve insanlık suçları yüzünden lanetlenmiş durumda.

Birleşmiş Milletler, işgal altındaki Doğu Kudüs’te özel mülke el koymanın bir savaş suçu olduğunu bildirdi.

Son 12 yılda Gazze’yi çok kere fosfor bombaları ile tarumar etti.

Kadın ve çocuk sivilleri öldürdü.

Hala da öldürmeye devam ediyor.

Neticede arkasında bir Trump olmasa da, hamisi olan Amerikan emperyalizmi var.

TÜRKİYE’NİN YAPMASI GEREKEN

Filistin ve Kudüs’te patlak veren savaş benzeri durum Türkiye’de de infial yarattı.

Herkes doğal olarak uygulanan devlet terörünü lanetledi.

Ancak İsrail ile hiçbir zaman gerçek anlamda karşı karşıya gelmeyen AKP klasik olarak dinci tabanından bazı kesimleri sokağa döktü.

Tam pandemiye karşı kapanma döneminde sokaklar ellerinde Filistin bayraklarıyla bir sürü insan ile doldu.

Çoğu da Suriyeli Araplar idi.

“Mehmetçik Kudüs’e” sloganlarıyla İsrail temsilcilikleri önünde gösteri yaptılar.

Klasik bir gaz alma olayı yaşadık yine.

Halbuki AKP’nin yapması gereken çok basit 2 şey var burada.

Birincisi, Malatya Kürecik’te sadece İsrail’in güvenliği için kurulan radar üssünü kapatmak.

İkincisi de Filistinlilerin en önde gelen hamisi Suriye ve Esad Hükümeti ile ilişkileri yeniden başlatmak.

İsrail’in en baş düşmanı olan Suriye nasıl olup da Erdoğan’ın da baş düşmanı olabilir anlamak mümkün değil.

Kaldı ki, ABD’nin maşası Suudiler bile 2011’de iç savaş tezgahladıkları Şam ile ilişkileri normalleştirme yoluna gidiyor.

Suriye’nin İsrail ile birlikte en büyük düşmanı olan İhvan (Solcu El Fetih’i bitirmek için dinci Hamas’ın kurulmasında İhvan ile Mossad işbirliği bilinmektedir) Katar’dan başlayarak her yerde eziliyor.

Katar’ın İhvan destekçisi Maliye Bakanı İmadi’nin sadece görevden alınmakla yetinilmeyip tutuklanması çok önemli bir gelişmedir.

AKP nasıl Mısır ile anlaşma yoluna gittiyse Suriye ile de görüşmeye başlamak zorunda.

İşte o zaman asıl İsrail’e en büyük darbe vurulmuş olacaktır.

Türkiye kendi güvenliği için de bunu yapmak durumunda.

İran, Suriye ve Irak ile birlikte Kukla İsrail olacak sözde bir Büyük Kürdistan kurulmasını önlemenin başka bilinen bir yöntemi yoktur.

Hem o vakit, Filistin’e Mehmetçik yerine Türkiye’de semirmiş 5-6 milyon Suriyeli gidebilir.

Kutsal Kudüs için onlar şehadet şerbeti içebilir.

Bizim o topraklarla işimiz 1918’de Cemal Paşa’nın devir teslim töreniyle bitmiştir.

Görev Araplara düşer.

Bizim ana vatanımız ve Mavi Vatanımız yeterince tehdit altında zaten.

Mehmetçiğin kutsal kanı ancak vatan toprağı ve suları için dökülebilir.

HİRAM ABAS VE DENİZ GEZMİŞ’İ HATIRLAMAK

Filistin davasında en çok atıp tutan dinciler, sadece atıp tutup, Mehmetçiği yollamak için uğraşırken, Türk Devrimcileri zamanında Filistin’e gidip kanlarını döktüler.

1967 Arap-İsrail savaşı sonrası solcu Filistin direnişi uluslar arası gönüllü savaşçıları kabul etmeye başladı.

Türkiye’den de giden çok sayıda militan vardı.

Bunlardan en ünlüsü Deniz Gezmiş idi.

1969’da Kuşadası’na tatile gidiyorum dedi ve arkadaşlarıyla uzun ve maceralı bir yolculuktan sonra Filistin Halk Kurtuluş Ordusu (FKÖ) saflarında mücadele etti.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, 1973 Yom Kippur savaşına katılamadılar, çünkü idam edilmişlerdi.

Türkiye NATO üyesi olarak o gün bugündür ayağına ateş etmekten vazgeçmedi.

CIA ile birlikte Mossad bizim MİT’in en büyük destekçisi oldu Soğuk Savaş döneminde.

MİT ekipleri teknik takiplerinde İsrail’in gelişmiş cihazlarını kullanıyordu.

Ama sadece solculara karşı.

Sağcı ve dinciler NATO’nun en iyi ‘dostu’ idi.

Onlar takip edilmiyor, korunuyor hatta teşkilata alınıyordu.

En ünlülerinden biri 1964’te devşirilen Fetullah Gülen idi mesela.

Ülkücüler de doğal elemanlardı.

Ama solcular hep düşman, hep ezilmesi gereken böceklerdi.

MİT’in en ünlü isimlerinden (Teşkilatın Silahşoru lakaplı) Hiram Abas’ın tam da Deniz Gezmişlerin Filistin’e gittiği yıllarda Beyrut ve Filistin’de tetikçilik yaptığını bilir misiniz?

Ben de bilmiyordum öğrendim.

Nereden mi?

Ünlü İsviçreli Araştırmacı Yazar Daniele Ganser’in kendisi gibi meşhur “NATO’nun Gizli Orduları” kitabından.

Aynen alıntılıyorum:

“Abas, ABD’de gizli operasyonlar alanında eğitildi ve bir MİT ajanı olarak ilk kötü ününü Beyrut’ta, 1968 ila 1971 yılları arasında İsrail gizli servisi Mossad ile işbirliği içinde çalışarak Filistinlilere karşı başarılı bir şekilde uyguladığı sayısız kanlı saldırı ile elde etti. Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Sabahattin Savaşman, (casuslukla suçlandığı davanın duruşmasında) bunu doğrulayarak şunları da ekliyordu: ‘Abas, Lübnan’da CIA ile ortak yürütülen operasyonlarda yer aldı, onlardan yüklü ücret ve ikramiyeler temin etti, Filistin kamplarındaki solcu gençleri hedef aldı ve bu faaliyetlerde gösterdiği başarı sonucu mükâfatlandırıldı’.

Türkiye’ye dönüşünden sonra, CIA ile yakın ilişkileri sayesinde MİT hiyerarşisi içinde hızla yükselen Abas, CIA tarafından elde tutulmaya, çalıştırılmaya ve hassas terör operasyonlarına dahil edilmeye devam edildi. Öyle ki, akıl hocası CIA istasyon şefi Duane Clarridge İtalya’daki CIA istasyonunun başına atandığında dahi, Abas’ın kariyeri durmaksızın devam etti. Carridge, başkan Ronald Reagan ve CIA Başkanı Bill Casey’e doğrudan bağlı olarak çalıştığı 1981’de dahi Abas ile olan iletişimini kesmemişti…”.

Sadece Abas da değildi Türkiye’den İsrail saflarında savaşmaya gidenler.

Yine devrimci Bora Gözen ve sekiz arkadaşı 21 Şubat 1973’te MOSSAD ile MİT’in ortak operasyonuyla Filistin’de Nahr-el Bared kampında katledilmişti.

Bugün ne Türk devrimcileri var, ne de solcu Arafat ve El Fetih kaldı.

Ama bugün artık İsrail de yenilmez değil.

İşte son Gazze direnişinde pek çok İran yapımı roketin Demir Kubbe savunmasını deldiğine tanıklık ettik.

2006 savaşının galibi Hizbullah daha devreye bile girmedi.

Netanyahu’nun tüm dünyada nefretle karşılanan koltuk kurtarma ve yangından arazi kapma deliliği ters tepiyor.

AKP de eğer samimi ise işe Kürecik üssünü kapatmakla ve Esad’ın telefonunu çaldırmakla başlayabilir.

Gerisi, moda tabir ile şov yapmaktır, pandemi ortamında gündem değiştirme uğruna rol çalmaktır.