Niş şehri ve Sırbistan günlerinin başlangıcı

Niş şehri ve Sırbistan günlerinin başlangıcı
Niş şehri ve Sırbistan günlerinin başlangıcı

Film yönetmeni olmayı arzu ettiğim bir süreç yaşamıştım hayatımda. Deniz Harp Okulu'nda bir askeri öğrenci ve hemen sonrasında genç bir deniz subayı iken, çok kısıtlı zamanım da olsa, çok sayıda film izliyordum. Daha değerli olduğunu düşündüğümden tercihim vizyon değil, sanat filmleriydi.

Öyküsü 1982 yılına uzanan İstanbul Film Haftası’nın ve daha sonra dönüştüğü şekliyle Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin tutkulu bir takipçisiydim. Bu festivallerdeki sanat filmleri oluşturmaya çalıştığım kültür birikimime yeni görüş açıları sağlıyordu. Festival süreci apayrı bir yaşam sevinci ve heyecanıydı benim içim.

Yeni teğmen olmuştum. 1988 Eylül ayından sonra Derince’de elektronik kursundaydık. Görev yapacağımız gemilerdeki elektronik sistemlerin eğitimlerini aldığımız kurslar görüyorduk. Aynı zamanda sosyal hayat içinde olmak adına her gün trenle İstanbul’a gidip geliyordum o süreçte. Festival zamanı Derince’den İstanbul’a dönüp gece bir film izleyip sabah ilk trenle geri geliyordum örneğin. Hafta sonları da her gün için 3 film demekti. İstemeyene ceza gibi bir olgu ve büyük yorgunluk aslında. Hiç de öyle hissetmiyordum ama. Filmler, beni başka diyarlara alıp götüren zihinsel gezilerdi.

Gezgin hayatımda da filmler bana, gezmekte olduğum ülkeyi derinden tanıtan harika rehberler oldular.

Filmlerle Süslenen ve Anlam Bulan Yolculuklar...

Düşünsenize bir kere, zaman kısıtınızın olmadığını hissettiğiniz bir yoldasınız. Hayat gibi. Ne yaparsanız hayatınız o oluyor. Böyle bir özgürlüğün tarifi çok zor, sadece hissedilebilir. Bazen sokaklarda biriyle konuşursunuz, bazen o yerdeki insanların günlük koşuşturmalarını seyredersiniz. Sanki bir film içindesinizdir ve seyrettiğiniz yer yabancı bir mekandır. Bu mekanların yabancılığı yaptığınız gözlemlerle kaybolur. İzlediğiniz hayatın bir parçası olursunuz kısa sürede.

Yola Devam...

İşte bu şekilde bir önceki yazıdaki Sofya ziyareti sonrası haritada en yakın Sırbistan şehri olan Niş’e doğru arabamı sürüyordum. Geçtiğim yerleri izlerken arabadan gelen bazı sesler canımı sıktı. Yol üzerinde bir Renault servisi görüp, arabamı kontrol ettirmek için direksiyonu oraya çevirdim. Serviste biraz bekledikten sonra arabamı kontrole aldılar.

 Bulgaristan çıkışı öncesi serviste kontrole giren Kara Şimşeğim.

Servisteki görüntü.

Nerde Trak Orda Bırak…

Arabam o geziye başladığımızda 13 yaşında eski ve LPG’li bir arabaydı. Gezinin mottosu olan “Nerde Trak Orda Bırak” şaka ile karışık bir gerçekti. Uzunköprü’de değişen katalizör sonrası arabadan sesler mi geliyordu yoksa o sesler benim kafamda mıydı bilemiyorum. Ama ilk kez yurtdışında bir servisteydi Kara Şimşek’im. Bizdeki servislere çok benzer sevimsiz bir global standart karşılamayla arabamı kontrol için içeri aldılar. Kimbilir kaç para hesap çıkaracaklar diye endişeliydim ama Sırbistan öncesi bu kontrolü yaptıracaktım.

Dostça bir sohbet sonrası usta arabayı inceledi. Bir iki yeri sıktı, bazı yerleri aletleriyle ve eliyle kontrol etti. Her yerini inceledi. Sıkıntı duyulacak hiçbir bir şey olmadığını söylediklerinde servis ücretini ödemek için bankoya yöneldim. 20 Euro dediler. İnanamamıştım. Türkiye’de olsaydım çok daha fazlasını ödeyeceğime emindim. Teşekkür edip Sırbistan için yola koyulduğumda içim rahat, mutlulukla etrafı izleyerek ilerliyordum. 

Bulgaristan gezimde daha önce anlatılanlarla ilgili hiçbir sorun yaşamamış aksine harika günler geçirmiştim. Coşkuluydum. Sofya Niş arası 165 kilometre. Geçiş kapısı ise Dimitrovgrad yakınlarında bir kapı.

Sırbistan’a Giriş…

Yol beklentisizliği ve ne olacak düşüncesiyle ilerledim. Seyahat sürüyordu. Bulgar çıkışı sonrası Sırbistan kapısına gelmiştim. Sınır kapısını da gayet rahat bir biçimde geçtikten sonra insanların çizdiği garip sınırlar sonrası Balkan gezimdeki ikinci ülkenin yollarında ilerliyordum. Hava güneşliydi. Sırp polisi ile bir sıkıntı yaşamama adına hala çok dikkatliydim ama yolda zaten kimsenin, kendi yolunda yavaşça ilerleyen bir arabayla işi olmuyordu. Yine de, temkini elden bırakmadan yoluma devam ettim.

Sırbistan’a giriş sonrası Niş’e devam eden yol görüntüleri:

Niş’e yaklaşırken hava kapamaya başladı. Daha sonra da yağmur başladı. Geçtiğim yerleşimleri izleyerek Niş’e doğru yoluma devam ederken Balkanlar’da çok göreceğim dağ kenarlarına oyulmuş kısa tünellerden geçiyordum. 

 Sırbistan’da Niş’e ilerlerken çektiğim fotoğraflar.

Sofya’dan ayrılmadan önce bir misafir evi ayarlamıştım internetten ve o adrese yöneldim Niş’e gelince. Navigasyon kullanmadığımdan bir iki kez sorarak adresi bulmuştum. Güleryüzlü bir genç kız kaydımı yaptı ve aslında onların evi olan bahçeli bir binanın ikinci katına yerleştim. Boğaz ağrım devam ediyordu ve artık frene tam olarak basıp dinlenmem gerektiğini biliyordum. 

İnternet güncemde o anları şöyle yazmışım; “Güzel bir yolculukla Niş’e ulaştım. Niş müthiş bir sağanak yağmurla karşıladı beni. Yollar, dağlar, tüneller çok huzur içinde geldim Niş’e. Çok erken ve hiçbir yerini görmemiş olsam da huzurluyum. Şimdi de hemen yatağa giriyorum. Zira bir daha ateşimin çıkıp huzursuz veya daha kötü olup bu geziyi kesmek istemiyorum. Göğsümden hırıltılar geçip, ateşim çıkmayana kadar daha dikkatli olacağım. Gezi hızımı yavaşlatıyorum. Bloguma sevgi ve ilgi göstermek için bu şansı kullanıyorum.

O anlarda taze taze yazdığım bloğuma balkans4gelbek.wordpress.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Art Hostel, Niş…

Sofya’da olduğu gibi burada yani Niş’te de aynı isimli Art Hostel’de kalacaktım. Bu harika evde kocaman bir odam, internet, güzel bir mutfak ve bir de bakımlı bahçe vardı. Dinlenmek için daha iyi bir yer olamazdı. O gece ve ertesi gün dinlendim. Bu istirahat sırasında da Sırbistan ile ilgili internet sitelerini okumaya ve filmler izlemeye başladım. Eskiden de bildiğim Emir Kusturica (Kusturitsa okunuyor) ile sinemanın keyifli dünyasında filmler ile birlikte yol aldığım ayrı bir Sırbistan gezisi başlamış oldu. 

Emir Kusturica, filmler ve parçalanan Yugoslavya’nın Öyküsüne Giriş…

Yıllar önce İstanbul Film Festivali’nde Emir Kusturica’nın “Babam İş Gezisinde (1985)” filmini izlemiştim. Bu şekilde daha yakından tanımaya başlamıştım hem onu hem de Balkanları.

Bu yazıdan itibaren Yugoslavya’nın dinamikleriyle ilgili konular sıklıkla karşımıza çıkacak. Gezide yollarda insanlarla konuşmalardan ve gördüklerimden söz edeceğim. Atatürk’ün Tito’ya verdiği vizyonun büyük desteğiyle harika bir ülke haline gelen güzel Yugoslavya’nın yıllar içinde dönüşerek, ayrıştırılarak bölünmesine uzanan hazin hikayesini adım adım paylaşacağım. Yugoslavya parçalanmadan önce güçlü ve harika bir ülkeydi. Gezi boyunca o eski yıllara ait özlemi çok kez göreceğiz.

O gün hem Emir Kusturica’nın hayatıyla ilgili videoları hem de filmlerini izlemeye başlamıştım internetten. Youtube, o zaman, yani 2014 Ağustos’unda da bu şekilde bana çok değerli bilgiler veriyordu. Hem filmler hem de Sırbistan ile ilgili belgeseller izledim gün boyunca.

Vakti olanlar için Kusturica filmlerinin bazılarının bağlantılarını veriyorum;

Life is a Miracle / Bir Mucizedir Yaşamak (2004)

https://kultfilmler.com/life-is-a-miracle-bir-mucizedir-yasamak/

Underground / Yeraltı (1995)

https://720pizle.org/izle/altyazi/underground.html

Black Cat, White Cat, Kara Kedi, Ak Kedi (1998)

https://jetfilmizle.live/kara-kedi-ak-kedi-turkce-dublaj-izle.html

Babam İş Gezisinde (1985)

https://ugurfilm.com/otac-na-sluzbenom-putu/

Geri Gelen Sağlık ve Niş’de Dolaşmaya Başlama...

Özellikle uzun süreli gezilerde, bu tür dinlenme durakları güçlenmenize ve tekrar büyük bir enerjiyle gezmeye odaklanmanıza olanak sağlıyor. Bu durmalar sırasında bedeniniz kadar ruhunuz da nefes alıyor. Ailenizi sevdiklerinizi arıyor, günce yazıyor, fotoğrafları düzenliyorsunuz. Gezdiğiniz yerleri hazmediyor, kendinizi toparlıyorsunuz. Gezdiğiniz süreçte hafızanıza, defterinize kayıt ettiğiniz, hızla yaşadığınız deneyimler demleniyor kendinize bakım gösterdiğiniz duraklarda. 

Evden çıkmadım bu iki günde. Kendime mutfakta yemekler yaptım. Çaylarımı, Paracetamol’lerimi içip uyudum gün içinde. Niş’de dinlendiğim iki gün tam bir enerji depolaması, düzenleme ve rahatlama olmuştu. Artık genzim ağrımıyordu ve kendimi daha keyifli hissediyordum.

Ertesi sabah daha dinç uyandım. Yağmur da gitmiş ve pırıl pırıl bir gün başlamıştı. Dinlenmiştim ve gezmeye hazırdım. Bahçeye indiğimde ev sahiplerim Drago ve Dragana ile karşılaştım. Çimenlerin hemen yanındaki uzunca tahta masada karşılıklı oturmuş karı koca sohbet edip, kahve eşliğinde sigaralarını içiyorlardı.

Drago iri yapılı, güleryüzlü, oturaklı, babacan bir adamdı. Türklerle 500 yıldan fazla yaşamış insanlar olarak neleri sevebileceğimizi biliyor buradaki insanlar. Kahvaltı için börek isteyip istemediğimi sordu. “Kıymalı mı, peynirli mi?” ikinci soruydu. Kıymalının içinde domuz eti olabileceğini belirtiyordu. Hemen gidip köşedeki fırından börekleri alıp geldi. Biz de bu arada Dragana ile çat pat sohbet ettik, zira İngilizcesi pek yoktu. Drago’nun da yoktu ama kalpten kalbe sohbet ediyorduk ve artık not defterime Sırpça ilk kelime ve cümleleri yazmaya başlamıştım. Drago nefis kokan böreklerle geri gelmişti. Harika bir kahvaltı sohbeti yaptık bahçede. Böreğin parasını sorduğumda babacan tavrıyla gülümseyerek bizde alışık olduğumuz tevazuyla hediyesi olduğunu ima ediyordu. Fotoğraflardan ne kadar cana yakın ve iyi insanlar olduklarını anladınız mı bilemem ama beni sımsıcak kucaklamışlardı.

Drago ve Dragana ile Art Hostel’in evin bahçesinde.

Niş gezilmesi keyifli ve kolay bir şehir. Ben Niş Kalesi’ndeki fotoğrafları ve kısa anlatımı paylaşacağım; yanısıra Türk blogger Şahin Doğan’ın sayfası tüm şehir hakkında size kapsamlı bir fikir verecektir. https://www.sahindogan.com/nis-nis-gezi-rehberi

Niş Kalesi…

Niş Kalesi, kentin merkezi konumundaki Milan Meydanı’nın hemen karşısında. Kaleye kentin içinden geçen Nişava Nehri’nin üzerindeki bir köprüyü geçerek ulaşılıyor. Nişava Nehri’nin kıyısı mesire yerleri ile dolu. Bu nehir yanı görünümü tüm Sırbistan boyunca yerleşimlerin içinden geçen nehir kıyılarında benzer yapıda. 

Niş Kalesi’ne giriş için meydandan geldiğinizde kullanılan kapının adı “İstanbul Kapısı”. 18. yüzyılda Osmanlılara karşı savunma amaçlı yapılmış kale. Roma döneminden kalma bir yerleşimin üzerine inşa edilmiş müştemilat Sırp Prensliğinin nişanesi olarak kabul ediliyor. Osmanlı zamanında da içine inşa edilen ilave yapılarla birlikte oldukça iyi korunmuş bir tarihi bölge. Kale içi bölgesi Niş’in ilk yerleşim yeri.

Milan Meydanı’ndan Niş Kalesi’nin İstanbul Kapısı’na doğru.

Niş Kalesi’nin İstanbul Kapısı.

Kalenin girişinden Nişava Nehri ve Milan Meydanı’na doğru görünüm.

İstanbul Kapısı’ndan girişin hemen solunda bir Osmanlı Hamamı var ve bir restorana dönüştürülmüş. Hemen sağ tarafta ise Ulusal Müze yer alıyor. Kaleyi yürüyerek gezemeyenler veya gezmek istemeyenler için ufak bir araçla çekilen fiyatı makul trenler bulunuyor giriş sonrasında.

Baruthane olarak yapılmış yerler zamanla nalbant atölyesi olarak kullanılmış. Su bendi olarak inşa edilmiş yapılar var kale içinde. 

Lapidarium adı verilen bölgede antik kalıntılar ve lahitler bulunuyor.

Baruthane, Niş Kalesi

Niş Kalesi içindeki yollar

Kale içinde özellikle çocuklu aileleri gezdiren trenler

Niş Kalesi’ndeki (Lapidarium) anıtlar ve lahitlerden bazıları

Niş Kalesi’nin içinden görünümler:

Kale’nin içindeki dikkat çekici yapılardan biri Bali Bey Camii. Malkoçoğlu Bali Bey tarafından 1520 yılında yaptırılan cami son derece iyi korunmuş bir yapı. Caminin içi günümüzde sanat galerisi olarak hizmet veriyor.

Bali Bey Camii, Niş Kalesi:

Niş Kalesi üzerinden muhtelif görünümler:

Kalenin İstanbul Kapısı girişinin sağında 3000 kişilik bir açık hava tiyatrosu var. Burası Niş’de gerçekleştirilen birçok festivalin merkezi konumunda.

Niş Festivalleri…

Sırbistan’ın Belgrad ve Novi Sad sonrasındaki üçüncü büyük kenti olan Niş, festivaller açısından zengin bir nokta.

Ağustos ayındaki Şarap Festivali, Nisville Caz Festivali, Niş Film Festivali, Nisomnia Müzik Festivali, yerel yapım biraların sunulduğu “Craft Beer” Festivali ve Balkanların olmazsa olmazı “Bürek Günleri” burada gerçekleştiriliyor.

Sokak Basketbolu…

Ben voleybolcuyum ve dünyanın gittiğim her yerinde imkan varsa voleybol oynuyorum. Basketbol da her zaman bende müstesna bir yere sahip. Niş’de dolaşırken bir sokak basketbol turnuvasına denk geldim. Sırp basketbolunun geldiği noktanın sokaktaki yansımasını izlemek oldukça keyif verdi bana. Altyapıya verilen önem bilinçli bir sporcu topluluğu yaratmış Sırbistan’da. Bunu diğer yerlerde de kısmen görecektim.

 Sokak basketbol turnuvası, Niş.

Obrenoviceva Caddesi…

Trafiğe kapalı bir cadde Obrenoviceva. Kaleden çıkıp Milan Meydanından ulaşılan turistik bir bölge. Caddede, biri zengin diğeri fakir iki adamın bir masanın başında içkilerini yudumlayıp, sohbet ederlerken, kendilerini dinleyen bir köpekle tasvir edildikleri bir sokak heykeli var. Bu heykel, bu bölgede sınıf farkının gözetilmediği, bölgenin herkesin buluşma noktası olduğu anlamını taşıyormuş. Kentin ana gezinti caddesi olan Obrenoviceva’da çok sayıda kafe, restoran, mağaza ve dükkanlar bulunuyor. 

Obrenoviceva Caddesinden bir görünüm

Obrenoviceva Caddesindeki heykel (https://www.rotasenin.com/sirbistan-nis/)

(Rota Senin Blogu da Niş Gezi Rehberi Olarak inceleyebileceğiniz bir başka internet güncesi.)

Korona Salgın Döenminde Çekilmiş bir gezgin videosu.

Kelle Kule...

Bu hafta uğrayacağımız son nokta “Kelle Kule” olarak bilinen kafataslarından yapılmış bir anıt.

1800’lerin başında bağımsızlık için artan isyanlar başgösteriyor Sırbistan’da. Cegar Muharebesinde isyanı bastırmaya gelen Osmanlı ordusu ile Sırplar arasında kıyasıya bir savaş yaşanıyor. Ancak savaşı kaybedeceğini anlayan Sırplar kendilerinin de yanında bulunduğu baruthaneyi havaya uçuruyorlar. Her iki taraftan da çok sayıda kişi ölüyor. Osmanlı ordusu kontrolü ele geçiriyor. Komutan Hurşit Ahmet Paşa, ibreti alem olsun diye Sırp askerlerin kafalarını kestirip şehrin ortasına bu kafataslarından bir kule yaptırıyor. Kesik kafaların görüldüğü bu kule halen eski tarihin ibretli bir simgesi olarak muhafaza edilmiş durumda. Sırp dilinde benim tespit ettiğim 70 tane Türkçe kökenli kelime var. Birçok kelime benzerliği gibi bu kuleye de Sırpça olarak “Ćele Kula” adı verilmiş. Sırpçada bizdeki “Ç” harfi “Ć” olarak yazılmakta. Aynı mantıkla Ş harfi de S’nin üzerinde bir çengelle gösteriliyor.

Buradaki anıtta şovenist söylemler içeren bir pano bulunsa da irtibatta olduğum kişiler bu fikre pek sıcak bakmayan kişilerdi. Bu tür gezilerde bu tür düşmanlıkları körükleyen söylemlerden uzak duruyorum. Tarih içindeki bu kanlı savaşlar yerine evrensel ve ebedi lider Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihe yön vermesi gereken sözü “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ile yaklaşıyorum.

Kelle Kule Binası

 Kelle Kule’nin içi.

Tarih içinde Bir Yolculuk…

Türkiye ve Balkanlar Avrupa’ya bir geçiş yolu. İpek Yolu’nun varlığını da düşünürseniz değerli maddelerin Avrupa’ya giriş yaptığı güzergah. Bu yüzden de tarih boyunca hep gözde mekanlar olmuş ve sahipliği konusunda sayısız mücadele ve savaşa sahne olmuş. Tarihi oluşumları yerinde görmek insana değişik bir bakış açısı verebiliyor.

Bu duygularla biraz çekinerek dolaşmaya başladığım Niş’de gördüğüm dostluk ve yakınlık beni etkiliyordu. Bize çok benzer tavırları olan insanlarla karşılaşıyordum. Aynı zamanda tarihi gelişmeleri de değişik bakış açılarıyla yerinde görüp, insanların görüşlerini, duygularını anlama fırsatı buluyordum. Bu çok değerli bir deneyimdi benim için.

Filmler sanatsal olarak Sırbistan’nın sosyal yapısını anlatıyordu. Gezdiğim yerlerdeki gözlemlerimle birçok şeyi daha iyi anlamaya başlıyordum. Tarih içinde harika bir yolculuk içindeydim.

Hafta’ya Niş ve devamındaki Sırbistan gezimiz devam edecek.

Sağlık, mutluluk ve sevgiyle kalın.