Novi Sad - Bir Tuna Sefası

Novi Sad - Bir Tuna Sefası

Gezgin olarak aklınızda sımsıcak, huzurlu, mutlu hissettiğiniz bazı özel noktalar vardır. İşte Novi Sad benim anılarımda böyle müstesna bir yere sahip. 2014’de gördüğüm Novi Sad’ı çok sevdim. Biliyorum ki, yine gitsem, yine seveceğim.

Kuzey Sırbistan’daki Novi Sad ile ilgili bilgilere internet başta olmak üzere birçok kaynaktan ulaşabilirsiniz. O yüzden sohbetimizde bu tür bilgiler dışında, ağırlıklı olarak duygularıma, yaşadıklarıma yer vereceğim.

Belgrad sonrası, yeşil, harika bir doğada kısa bir yolculuk ardından Novi Sad’a ulaşmıştım. Hostel’ime yerleştikten sonra ilk gittiğim yer Petrovaradin Kalesi oldu. Osmanlı’nın Balkanlar ve Avrupa’daki inisiyatifi yitirdiği ve gerileme döneminin başlangıcı sayılan 1699 Karlofça Anlaşması’nın yapıldığı yer Belgrad-Novi Sad arasında. Novi Sad ve Petrovaradin Kalesi de bundan sonra da çok kereler savaşlara sahne olmuş bir yer. Tarihe mal olmuş topraklarda dolaşmak farklı bir duyguydu.

2014’ün bir Ağustos akşamüzeri ulaştığım bu yerler, tarihindeki karmaşadan uzak, huzurlu bir havaya sahipti.

Petrovaradin Kalesi...

Petrovaradin’in ihtişamlı ve kuvvetlendirilmiş kale duvarları, hemen dibinde akmakta olan Tuna Nehri ile gözde turistik bir mekan haline gelmiş Novi Sad. Harika biçimde korunmuş, düzenlenmiş, tertemiz kale yerleşkesinde restoranlar ve dolaşma güzergahları bulunuyordu. İlk gece, Tuna nehrine bakan bir restorandan manzarayı keyifle seyrediyordum. Bu geziye çıkmadan önce gittiğim fotoğraf kursunda öğrendiğim uzun pozlama ve diğer teknikleri deneyerek güzel ortamı kaydediyordum.

Petrovaradin Kalesi, Novi Sad, Sırbistan.

Novi Sad’da Tuna Nehri üzerinde bir köprü.

Petrovaradin Kalesi’ni gösteren videoyu aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz.

Novi Sad, okul yıllarımdan aklımda kalan ve adını sıklıkla duyduğum Voyvodina’nın başkentiymiş. Tarihte bir dönem ağırlıklı olmak üzere ve günümüzde de Sırbistan’ın kültür kenti diyebileceğimiz bir şehir. EXIT Müzik Festivali başta olmak üzere, hala sanatın kalbinin attığı bir yer Novi Sad. Bu huzurlu kültürün oturmuşluğu, sokaklarına, meydanlarına bile yansımış durumda. 

Novi Sad’da İlk Anlar ve Güncemden Notlar…

Yoldayken, anında yazılan her olgu en hormonsuz, en saf duyguyu veriyor. 12 Ağustos 2014’de Novi Sad’da günceme ne yazmışım bakın;

“Akşam üzeri geldim. Burası bir harika. Kalede akşam yemeğinde harika tel şehriyeli tavuk suyu çorbayı içerken Tuna üzerinde ışıklandırılmış köprü görüntüleri müthişti. Çok rahatlatıcı bir şehir burası. Belgrad’daki genç Türk ekibini bıraksam da burada derhal Paris’ten Benjamin ile arkadaş olduk. Eski kent (Old Town) içindeki barlar sokağının atmosferi de çok güzel ve canlıydı. Sırbistan çok güzel zaman geçirilebilecek bir ülke. İnsanları da oldukça sevecen. Yavaş yavaş Sırpçaya da ısınmaya başladım. Vakit olunca onları da yazacağım.”

“Strand” Plaj Bölgesi…

Ertesi sabah kahvaltımı yapmak ve biraz da yüzmek için Strand’a geldim. Strand, Almanca plaj demek. Tuna Nehri’nin yanındaki harika sahil şeridi bu isimle anılıyordu. Belgrad’daki Ada Ciganlija benzeri olan bu yer de benzer yapıda harika bir bölgeydi. Buradaki büfe ve tezgahlardan aldıklarımla kahvaltımı yaptım. Kahvemi, banklarda otururken Tuna’nın akışını ve etrafımı izleyerek içtim. Pırıl pırıl güneşli bir gündü. Plaj şeridi boyunca yürüdüm. Satranç oynayan yaşlılar, yeni yeni masalarını, şezlonglarını, örtülerini kurmaya başlayan insanları izledim. Çok huzurlu bir hava vardı burada.

Strand sahilinden görünümler:

Strand’da sürekli gelenlerin çok işine yarayan hoş ve epey kullanışlı bir düzenleme var. Plaj şeridi kumsal, kumsaldan sonra çimenlik bir alan başlıyor. Bu alanın hemen bitişiğinde Tuna’ya dik, 3 metreye 3 metre boyutlarında bir dizi odalar bulunuyor. Her sırada 6-7 oda olan dikdörtgen binalar var. Birbirine paralel bu odaların olduğu yapıların araları da çimenlik arazi. İnsanlar bu ufak garaj benzeri yerlerin içinde şahsi eşyalarını bulunduruyorlar. Masa, sandalye, şezlong, kap, kacak, su, her türlü piknik eşyası ve daha neler isterseniz var depolarında. İnsanlar gelip, kendi oda-depolarının kapısını açıp, hemen çimenlik üzerine düzenlerini kuruveriyorlar. Komşularla oluşan canlı bir beraberlik kendiliğinden sağlanıyor. Çok samimi ve güzel bir düzen ve alışkanlık bu.

 Depo olarak odaların bulunduğu yapı ve ortasında çimenlik.

 Strand sahili.

Yalnız Gezginin Plajda Emanet Çözümü…

Kahvaltı ve kahve faslından sonra bu nehirde yüzme deneyimini yaşamak isteyerek plaja indim. Kumsal iyice kalabalıklaşmıştı. Yalnız bir gezgin iseniz böyle kalabalık bir plajda değerli eşyalarınızı nasıl korursunuz?

Bu benim için tamamen güvene dayalı bir teslim müessesesi. Gözüme kestirdiğim birine gidip rica ediyorum. Başka da yol yok zaten. Burada ise daha güvenli bir çözüm bulmuştum. Cankurtaran görevlisi, iki metre yükseklikteki tahta bir kulede oturup etrafı izliyordu. Güzel bir Sırp genç kızdı. O sıralar, yani 2014’de Sırbistan’da işsizlik oldukça fazlaydı. Üniversite mezunu olmasına karşın, harçlık babından burada çalışıyordu. Biraz sohbet ettik, yüzme ile ilgili tehlikeli bir durum olmadığını, bazen sürüklenen ağaç veya dalların olabildiğini ancak bunun kesinlikle sorun olmayacağını söyledi. Teşekkür edip tüm eşyamı ona teslim ettim. Ardından da Tuna Nehri’ne girdim. Benim için Tuna’ya girmek çok anlamlıydı. Dünyada gezdiğim her bölgenin sularına girip şükrediyorum. Bu benim için geziye ve hayata hürmet, bir ritüel.

Tuna’da Akan Suda Yüzmek Farklı ve Güzeldi…

Tuna’da yüzmek gölde yüzmek gibi değildi. Su kahverengiydi ve dip görünmüyordu. Değişik bir deneyim olacaktı belli ki. Girer girmez nehrin o güçlü akıntısını hissettim. Boyu geçmeyen yerde güvenli şekilde ıslanır ve oynarsınız. Kesinlikle tehlikeli değil ama boyunuzu geçen yerde iyi bir yüzücü değilseniz dikkatli olunması gerekir. Ben fiziksel durumu ve yeteneği ortanın üzerinde bir atlet ve yüzücüyüm. Nehrin bu tatlı akışı hoşuma gitmiş ve onunla oynamaya başlamıştım.

Kıyıdan uzaklaşarak nehrin ortasına doğru yüzerken akıntının sizi atacağı yeri hesap etmeniz gerek. Bir iki açılma denemesi yaparken Tuna’nın akıntısıyla arkadaş olmuştum. Çapraz yüzüp, cankurtaran kızın kulesini sabit kerteriz (referans açısı) olarak tutuyordum. Bir süre sonra bu oyun haline geldi. Akıntıya karşı yüzmeye başladım. Akıntıyı yeniyordum ve ilerliyordum. Sonra kendimi akıntıya bırakıp tekrar kule hizasına kayıyor ve tekrar ters yönde hız yapıp, yine kendimi bırakıyordum. Nehrin beni geri taşıması çok ama çok hoşuma gitmişti. Uzun süre bu oyunu oynadım. Güzel de bir fiziki çalışma olmuştu.

Harika bir güneşlenme safhası sonrası Novi Sad sokakları beni bekliyordu.

Gezgin Ruhu Üzerine Kısa Kısa…

Genelde pek yapmasam da alışveriş yerlerini dolaştım. Bir şorta ihtiyacım vardı. Apar topar evden çıkınca tam teşekküllü bir çanta hazırlayamamıştım. Her şeyim yeterliydi ama bir şort gerekiyordu. Güzel bir şort aldım. Hemen giyip dolaşmaya başladım.  Halen de bu şortumu kullanıyorum. Bu minik ödüller bile ufacık bütçemin gücü ve hayata hürmete dair çok büyük tatminlerdi. Evim yoktu ama harika yolculuklar yapıyor, dünyanın değişik noktalarını adımlıyor, havasını soluyor, yemekleri tadıyor, arkadaşlıklar kuruyordum. Duygusal bağlamda çok zengindim, bunu hücrelerimde coşkuyla hissediyordum. Hayatın çok daha değişik boyutlarda var olduğunu hissettiğim zamanlardı. Gezgin ruhu böyle birşey. Yani yokluk ve varlığın aslında çok ufak ayrımlarda olduğunu anlamak. Neyse sözü uzatmadan Novi Sad’a dönelim.

Novi Sad Sokaklarında, Meydanlarında…

Plaj sefasından sonra Novi Sad’ın sokaklarında dolaşmaya başlamıştım. Hava harikaydı ama epey sakindi öğleden sonra. Barlar sokağı boştu, muhtemel akşam hareketlenecekti. Çok huzurlu yerlerde dolaşırken Yunan barmen Lazaros ve patronu Nenad ile öğlen kahve ve rakı eşliğinde sohbet ettik. Onların hikayelerini dinledim. Herkes sahip olduğu ideoloji ve imkanlarla hayata tutunmaya çalışıyordu. Değişik bakış açılarını anlatırken benim de sorgulamalarımı dinlediler. Akşam görüşmek üzere sözleşip meydana yöneldim.

 Novi Sad sokaklarından görüntüler:

Meydanlarda az da olsa insanlar dolaşıyordu. Onların katedral dedikleri büyük bir kilise önünde büyük bir meydan var Novi Sad’da.  Bu büyük meydanda sokak sanatçıları gösterilerini sergiliyorlardı. Canlı ve sevgi dolu bir yer Novi Sad.

Novi Sad ana meydanda köpük gösterisi yapan sokak sanatçısı

Meydandan ayrılıp öylesine yürüyordum. İki sokak müzisyeni, kuğuların yüzdüğü büyükçe bir havuzun kenarında yerel müzik aletleriyle şarkılar çalıyorlardı. Yanlarına oturup onları dinledim. Her daim yaptığım gibi çabaları için ufak bir nakit desteği verdim ve videolarını çektim.

Sokak müzisyenleri, Novi Sad.

Novi Sad’ın Türkiye’de hiçbir şehirle kardeş şehir durumu yok. Büyük bir anlamı olmasa da bu tür ilişkilerin potansiyel bir bağlantı faydası olduğuna inanıyorum. Novi Sad gibi harika ve sanatsal bir şehirle beraberliğin, gençlerin, sanatçı adaylarının ufuk açıcı bu bağlantılarının önemli olacağını düşünüyorum.

Novi Sad’dan Başka Görüntüler…

Novi Sad sokak ve meydanlarında özgürce dolaşıyordum. Bol bol da fotoğraflar çektim. Şehrin görüntüleri içinde dolaşabileceğiniz ve kentin ruhunu yansıtan bu fotoğraflarla sizi başbaşa bırakıyorum.

Novi Sad’dan Görüntüler:

Novi Sad’ın son dönemlerdeki en önemli etkinliği her yıl Temmuz ayında gerçekleşen EXIT Müzik Festivali.

EXIT Müzik Festivali…

Ağustos’un ikinci haftası sonrasında ulaşmış olduğum Novi Sad’da EXIT Müzik Festivali’ni kaçırmıştım. Her yıl, Temmuz ayında burada oldukça geniş katılımla EXIT Müzik Festivali gerçekleşiyor. Değişik türlerde müziğin yer aldığı festival, Petrovaradin Kalesi’nde yapılıyormuş. EDM (Elektronik Dans Müziği)’den Hard Rock’a ve Latin müziğinden diğer bir çok türe kadar değişik performanslar yer alıyormuş. Dediklerine göre Avrupa’nın en iyi festivali seçilmiş. Etnik müziklerin sahne alması da çok ayrı bir renk katıyormuş. Aşağıda 2019 yılındaki EXIT Festivali’ne ait 3 dakikalık harika bir video var. Şu ana kadar bu yazıda okuduklarınızdan sonra size EXIT Festivali ve Novi Sad ile ilgili güzel bir görsel fikir verecektir.

Novi Sad Sonrası Yola Devam…

Novi Sad’da geçirdiğim her anı mutlulukla hatırlıyorum. Çok sevdiğim bir durak olmuştu. Son akşam Lazaros ile sohbet etmiş ve gezginlerle tanışmıştım. Harika bir gece geçirmiştim. Hatta bir ara Novi Sad’da daha uzun kalayım diye düşündüğümden, ev fiyatlarını sordum. Kiralar oldukça makuldü. Bir aylık 1+1 ev kirası, hostelden ucuza geliyordu o vakitlerde. Şimdiki aklım olsa en az bir hafta dinlenir ve Novi Sad civarlarında salınırdım. Ancak o an için keşfetmem gereken birçok yer var düşüncesiyle yola koyulacaktım. 

Pek belirli bir program olmasa da rotamı daha kuzeye çevirdim. Sırbistan’da daha fazla kalmak yerine Macaristan’a, Budapeşte’ye gitmeyi arzu ediyordum. Novi Sad’da hostelde birlikte konakladığımız gençlerden Yeni Zelanda’lı Math, Budapeşte yolculuğunda misafirim olacaktı. Gece sonunda dinlenmeye hostele dönmüştüm.

Kara Şimşek ufak tefek öksürükleri olsa da en uzun yolculuğuna hazırdı (sanıyordum). Yaklaşık 300 km’lik yol sabah başlayacaktı.

En Uzun Gece Geride Kalıyor…

Günümüze dönersek, 21 Aralık’ta en uzun geceyi geride bırakacağız. Bugünlerde ortalık her açıdan karışık. Çok söz söyleniyor. Ruh hallerimiz dalgalı. İfrada kaçacak bir irdeleme ve tanımlama yapmaya gerek yok bence. Sevgili Erkan YOLAÇ’ın yarışmalarda kullandığı “Emme basma tulumba” misali inen çıkan bir ruh halimiz var.

Daha kötüsü veya daha iyisi olan, duyarsız olduğumuz veya aşırı hassasiyet gösterdiğimiz dengesiz bir ortam ve ruh hallerindeyiz sanıyorum. Umarım en uzun geceden sonra adım adım aydınlığa ve dengeye doğru çıkar yolumuz. Biraz daha sabır.

Kaybettiklerimize tanrıdan rahmet, hastalıkla boğuşan hastalara şifa, sağlık çalışanlarına ve zorunlu görev yapanlara da kuvvet ve şans diliyorum.

Sabır ve sağlık dolu günlere doğru, saygı ve sevgilerimle.