Nüfus patlaması     

Yavuz Alogan yazdı...

featured

Bizden çok önce yaşayanların “dünya” ismini verdikleri gezegenimiz 4,5 milyar yıl önce güneşten ve uzay parçacıklarından ödünç aldığı gazlar ve metallerle yoğrularak sürekli dönen bir ateş topu gibi uzay boşluğunda yer aldı.

Homo sapiens’in meyve toplamak için doğrulmasından bu yana sadece 2 milyon yıl, büyük kentlerin kurulmasından bu yana ise sadece 5000 yıl geçti. Yani burada henüz yeni sayılırız. Uzay fizikçilerinin hesaplamalarına göre önümüzde daha 7,5 milyar yıl var. Çok zahmetli geçeceği anlaşılan bu sürenin sonunda güneş bizi yutacak, böylece huzura kavuşacağız. Daha şimdiden yaklaşık 110 milyar insan yaşayıp ölmüş.

Nüfus artışı önceleri yavaştı. 16. yüzyılda istikrar kazanmaya başladı. 18. yüzyılda sanayi devrimiyle, özellikle tarımın makineleşmesiyle hızlandı. 1789 Fransız Devrimi sırasında bir milyara yakındı. Napoleon Savaşları (1803-1815) sırasında bir milyarı biraz geçti. Lenin’in Petrograd’ın Finlandiya İstasyonu’na ayak bastığı (1917) ve Mustafa Kemal’in Bandırma Vapuru’ndan Samsun’daki tütün iskelesine çıktığı (1919) dünyada yaklaşık 1 milyar 800 milyon insan yaşıyordu. Dünyanın kaderini değiştiren İspanyol İç Savaşı (1936-1939) ve Hitler’in Polonya’ya saldırdığı (1939) sıralarda 2 milyarı biraz geçmişti.

Büyük nüfus patlaması savaştan sonra oldu. Sürekli artan refah batıda “Baby Boomer” denilen ve 1946-1964 arasında dünyaya gelen huzursuz kuşağı ortalığa saldı. Bizim kuşağın (dünya tarihinin en fırlama kuşağı!) huzursuzluğu, iki arada bir derede kalmışlığı, inişli çıkışlı varoluş sorunları devam ederken (kömür sobasından kalorifere, faytondan metroya, transistörlü radyodan internete, analogdan dijitale, şiddet yoluyla dünyayı değiştirme idealinden kapitalizmin her deliğe girerek bütün kültürlere nüfuz ettiği yavan küresel köye doğru) dünya nüfusu sürekli arttı.

Nüfus tarih boyunca sıçramalarla arttı… Bir milyara ulaştığı 1800’den 130 yıl sonra (1930) iki milyara, 30 yıl sonra (1960) üç milyara, 15 yıl sonra (1974) dört milyara ve 13 yıl sonra (1987) beş milyara ulaştı.

Milyar nüfusun toplam nüfusa eklenme süresi kısaldıkça insanlar kaygılanmaya başladılar. Doğum kontrolü, aile planlaması gibi çabalar 1960’larda başladı, toplumsal kalkınma ve refah planlarının değişmez maddesini oluşturdu. Bizde de 1963-1967 yıllarını kapsayan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde nüfus/aile planlaması yapıldı. Fakat 2000’li yıllarda bu yaklaşım, planlamayla birlikte terk edildi. Daha iri ve daha diri olmamız için üç çocuk yapmamız tavsiye edildi; bununla da kalınmadı, sekiz milyon muhacirun ülkemize hücum ederek hızla üremeye ve demografik dengemizi bozmaya başladı.

Neyse, konuyu dağıtmayalım…

Nihayet Birleşmiş Milletler birkaç gün önce (15 Kasım 2022) dünya nüfusunun 8 milyarı aştığını ilan etti. Aslında büyük olay! Son 11 yılda bir milyar insan doğmuş. Dünya çapında toplam ölümlerin, toplam doğumların neredeyse yarısı kadar olduğu görülüyor. Şu satırları yazarken göz attığım https://www.worldometers.info/world-population/ sadece bugün, şu erken saatte 121 800 kişinin doğduğunu, 61 600 kişinin öldüğünü bildiriyor. Trend dünya nüfusunun sıçrayarak artışı yönünde.

Elbette bu dengeli bir artış değil. Nitekim bilim adamları 2100 yılında dünya nüfusunun 11,2 milyar olacağını; Afrika’da nüfusun yüzde 256, Asya’da yüzde 6, Latin Amerika’da yüzde 10, Okyanusya’da yüzde 75 artacağını ve fakat Avrupa’da yüzde 10 azalacağını söylemişler.

Doğal olarak insanın aklına nüfus bilimci ve iktisatçı Thomas R. Malthus’un 19. yüzyılda yaptığı biraz abartılı kehanet geliyor: gıda maddelerinin aritmetik, nüfusun ise geometrik artışı, sonunda insanlığı açlığa ve felakete sürükleyecek. Tarıma ayırmaları gereken parayla ürettikleri silahları ve kent içi yolları tıkayan otomobilleri yiyemeyeceklerine göre sonunda birbirlerini yiyecekler.

Kontrolsüz nüfus artışının iklim krizinin etkilerini ağırlaştırarak gıda ve enerji gibi kıt kaynakların rasyonel kullanımını zorlaştıracağını, doğudan ve güneyden batıya ve kuzeye doğru kaçınılmaz göç dalgalarına yol açacağını, küresel sistemlerin dağılacağını, karar mekanizmalarının bozulacağını, yerel savaşların çıkacağını, eski yeni bütün ideolojilerin radikalleşeceğini, büyük devrimlerin kapıda olduğunu anlıyoruz.

Her vasıtanın -eski deyimle- bir istiap haddi, yani taşıma kapasitesi vardır. Elli kişilik otobüse 150 kişiyi zorla bindirebilirsiniz fakat yolcular arasında sorun çıkar. Gezegenimizin de insanlar ile kaynaklar arasındaki optimal dengenin gözetilmesini gerektiren bir taşıma kapasitesi vardır mutlaka. Hızlı nüfus artışının bu kapasiteyi zorladığı aşikâr.

Nüfus patlaması yaşayan bir dünyada giderek kıtlaşan doğal kaynaklara sahip olmak ve sisteme açılan yeni pazarları birbirine bağlayan güzergâhları kontrol etmek için verilen bir paylaşım mücadelesi olarak patlak veren Ukrayna-Rusya savaşı ve Anglosakson-Çin rekabeti yakın gelecekte dünyanın nasıl bir yer olacağına dair ipuçları veriyor.

Pandemi de önemli bir ipucu verdi. Bitkilerin ve hayvanların doğal ortamına taşan insan yerleşimlerinin doğanın dengesini nasıl bozduğunu gösterdi. Pandeminin en şiddetli olduğu, enerji kullanımının azaldığı, üretim ve nakliyenin yavaşladığı bir sırada NASA bütün dünyada hava kalitesinin Çin’den başlayarak düzelmekte olduğunu, belirli bir olayın ardından geniş bir alanda azot dioksit seviyesinde böylesine keskin bir düşüşün ilk kez görüldüğünü bildirdi.

Doğanın virüs sayesinde insanı durdurmaya, geriletmeye, bozulan dengesini yeniden kurmaya, yenilenmeye çalıştığını fark ettik. İnsanlar kontrolsüz çoğalıp içi içe geçtikçe başka virüslerin koronanın bıraktığı görevi devralacağını, insan yine de rahat durmadığı taktirde doğanın onu sırtından atacağını anlıyoruz.

Bitkilere ve hayvanlara yer açmak için insan nüfusunun doğum kontrolüyle azaltılması, tekil ülkelerin ekonomik ve toplumsal kalkınma planları yaparak kendi aralarında eşgüdüm sağlamaları, nükleer silahların imha edilmesi ve iklim krizinin durdurulması; bütün bunların olabilmesi için de yeni bir Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin yapılması gerekir. Fakat her şeyden önce sıradan insan dünyayı değiştirme azim ve kararlılığını yeniden kazanmalıdır.

Şu güneşli pazar gününde herkesi önümüzdeki 7,5 milyar yılın nasıl geçeceğini düşünmeye davet ediyorum. Neler yapmayı tasarlıyorsunuz? [email protected]

Nüfus patlaması     

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

12 Yorum

  1. Birisi şu Afrikalılara doğum kontrolü öğretsin. Başta Nijerya olmak üzere dünyanın başına yirmi yıl içinde büyük bela açacaklar

    • 2 hafta önce

      Yüzyıllardır sömürülen,köle yapılan,huzur içinde yaşamalarına izin verilmeyen Afrikalılara faturayı kestin öylemi .Yazıklar olsun sana.

    • 2 hafta önce

      bu ısın doga ile alaksı yok. bızzat ınsan elınden cıkan uretılmıs hastalıklar bunlar.

    • 2 hafta önce

      mete bey, once kendı mılletımıze baksak.

      • 2 hafta önce

        Birlesmis milletler bu konuda tum dunya ulkelerini nufus planlamasi yapmaya zorlamali. Aksi taktirde bizden sonraki nesillere berbat bir dunya kalacak. Gelecekte iki dogum yapan kadinlarin zorla kisirlastirilacagini tahmin ediyorum. Bu insan haklari sucu degil, aksine insan haklarini korumak icin elzem. Ben iki cocuk yaparken, bilincsiz insanlar kopek gibi ureyerek dunyanin icine ediyor, benim ve benim cocuklarimin yasama hakkini gasp ediyorlar. Cinin yaptigi gibi tum dunya ulkelerinde ikiden cok cocuk yapma yasak getirilmeli.

  2. 2 hafta önce

    Bir nükleer savaş nüfus sorununu çözer de…canlı sorunu da arada güme gidebilir..

  3. 2 hafta önce

    Artık insanlığın cılkı çıktı.Bu kadar birbirine benzemeyen ve bir çoğu kendini yönetemeyip insanlarını mutsuzluğa ve sefalete sürükleyen,dolayısıyla güçlü devletlerin yoksulları dibine kadar sömürdüğü bir düzene ve irili ufaklı devlete gerek yok.Diktatörlükler,hırsızlar yönemi,demokrasi takliti yönetimler,sahte demokrasiler ne ararsan var.Savaşlar yağmalar,talanların daha fazla devam etmesinede gerek yok.Bugüne kadar ütopya olarak görülen bir dünya imparatorluğuna ihtiyaç var.Ulusların nispeten adil olarak yönetimine katılacağı,kaynakların tahsisinden üretilen ürünlerin adil olarak paylaşılması tek bir merkezden yönetilmelidir.Yoksa bu kaosun sonu nükleer savaşla biter ve kutsal kitaplarda kıyamet diye anlatılan durum insanlar eliyle gerçekleşir.

  4. 2 hafta önce

    yorumum mete beyın sayfasına yazıldı.

    Cevapla
  5. 2 hafta önce

    Haçlı seferlerinin nedenlerinden en büyüğü Avrupa’daki feodal sistemin nüfusu kaldıramamasıydı. Alaeddin Şenel bunu “safranın dışarıya atılması” şeklinde tasvir eder. Roma İmparatorluğu savaşlarla değil göçlerle yıkıldı. Sistem nüfusu kendine tehdit olarak gördüğü vakit savunma mekanizması devreye girer. Savaşlar çıkar, salgınlar olur… Sisteme yeniden şekil verilmek üzere olduğu bir dönemdeyiz. Bill Gates Bey ekranlara çıkıp Dünya nüfusunu azaltmamız gerekiyor, dediğinde iş artık komplo teorisinden çıkmıyor mu? Bu yazıda öjeni meselesine değinilmesini ve Yavuz Bey’in o meseleye bakışını görmek isterdimç İyi pazarlar.

  6. 2 hafta önce

    Harikasınız.47 yaşındayım ve çocuk yapmadan göçeceğim.

  7. 2 hafta önce

    Covid-19 nüfus azaltılması planının sadece bir parçası veya ayağı idi, amacına ulaşamadığı açık şekilde görüldü, ancak islamcı iktidarlar ve genel olarak müslüman coğğrafyası ile Asya coğrafyası, nüfus ve aile planlaması nedir bilmiyorlar!
    Reis bey, “en az 3 çocuk yapın” felsefesinden sanırım vazgeçmiş falan değil! Covid’in ardından yaratılarak insanlığın üzerine salınacak bela, bu kez en az 1 ile 1,5 milyar insanı götürecektir, bu böyle bilinmeli! Tabii emekliler için belki daha hızlı ve etkili bir çare de bulabilirler…

    • Ulan boş adam kovid de kaç ksis öldü de nüfus azaltma planının bir parçası olacak. Kim planladı peki bunu ABD mi? En fazla ölüm orada oldu

      Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!