Öcü gibi korkuyorlar, İmamoğlu yoldaşımdan(!)

Emre Köksal yazdı...

featured

Esasen bu hafta, 7 Haziran 2015’ten sonra büyük sermaye çevrelerince Türkiye’ye dayatılmaya çalışılan “Grand Coalition” üzerine, Erdoğan ve AKP arasındaki mücadeleden bahseden ve hatta daha ileri giderek Türkiye’nin son 20 senelik siyasi tarihinin neredeyse koca bir RTE-AKP kavgasından ibaret olduğu tespitine dayalı bir analiz yazacaktım. Fakat İmamoğlu olayının ardından sergilenen bazı “tutarsız” davranışları irdelemek, bahsetmek istediğim konunun daha iyi anlaşılması için faydalı olacaktır.

Ekrem İmamoğlu, konuşmasının bağlamı incelendiğinde Süleyman Soylu’ya yönelik olduğu net olan “ahmak” ifadesi yüzünden, YSK üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle 2 yıl 7 ay 5 gün hapis cezasına çarptırıldı. Aynı zamanda mahkeme, İmamoğlu’nun seçilme ehliyetinden yoksun kılınmasına da karar verdi. Bu karar henüz kesinleşmiş değil, kesinleşmesi için istinaf mahkemesi ve Yargıtay süreçlerinin de tamamlanması gerekiyor.

Karar kesinleşse dahi, Ekrem İmamoğlu’nun sahip olduğu halk teveccühü düşünüldüğünde, sırf bir hakaret davasıyla Türkiye’nin siyasi iklimini etkileme gücünün elinden alınamayacağı hayatın matematiği gereği kesindir. Bilakis bu dava, İmamoğlu’nun yıldızını daha da parlatmış ve onu muhalefetin doğal adayı haline getirmiştir. Tayyip Erdoğan dahi, çok daha düşük bir ihtimale ve potansiyele sahipken siyasi yasağından 2002’de mecliste gerçekleştirilen bir anayasa değişikliği ile azad olabilmiş ve 20 sene boyunca ülkenin en icrai makamlarında bulunabilmiştir. Söz konusu yasak, Erdoğan’ın kitleler üzerindeki etkisini duygusal manada son derece ileri boyutta pekiştirmişti. Ekrem İmamoğlu da bundan böyle, Erdoğan sonrası dönemin en olası Cumhurbaşkanı adayı haline gelmiş, getirilmiştir. Bu potansiyelin 2023 seçimlerinde mi kinetik enerjiye dönüşeceği yoksa bir sonraki olası erken seçimde mi harekete geçeceği, küçük politik hesaplar çerçevesinde ortaya çıkacaktır. Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ekonomik durum ve iç/dış politik dengesizlik hali gözetildiğinde, 2023 seçimlerinde seçilecek Cumhurbaşkanı’nın, görev süresini bir erken seçime gitmek zorunda kalmaksızın tamamlaması, tamamlayamamasından daha düşük ihtimaldir. Bu perspektifte 2023 seçimleri, sadece bir geçiş döneminin yürütücülüğünü yapacak kişinin seçilmesi ile alakalı ve “önemsiz” bulunabilir.

Kanaatimce uygulanan siyasi mühendislik son derece ucuz ve millet adına yüz kızartıcıdır. Bu mühendisliğin izlerini kamuoyunun takip edebilmesinin imkansızlaştırılması için ise dört bir koldan birçok farklı taraf, havayı bilinçli biçimde puslu hale getirmeye çabalamaktadır. Kendisini gazeteci addeten pekçok sözcü, inanmadığı ifadeleri sırf tarafı olduğu isimlere pozisyon kazandırabilmek için Çarşamba gününden bu yana papağan gibi tekrarlamaktadır.

Peki eldeki gerçekler ne?

Kılıçdaroğlu ve Kaftancıoğlu gibi Avrupa Birliği arkaplanlı isimler tarafından denklemden düşürülen İmamoğlu, Salı günkü Bahçeli-Erdoğan görüşmesinin ardından tek bir hamleyle denkleme en güçlü eleman olarak geri döndü.

Kılıçdaroğlu tam da, manidardır, Almanya’da ters ayakta yakalandı. Gezisini bilinçli olarak duruşma gününe ertelemişti, öyleyse neden apar topar geri dönmek zorunda kaldı? Mahkeme kararı hususunda mı yanlış bilgilendirilmişti yoksa Akşener’in “ihanet”ini beklemiyor muydu?

Akşener, Kılıçdaroğlu’nu son derece şık biçimde köşeye sıkıştırdı. Uzun zamandır desteklediği İmamoğlu ile birlik fotoğrafı verip Kılıçdaroğlu’nu adaylık denkleminin dışına doğru ittirdi. Çarşamba gününden bu yana Y-CHP kalemleri bu enkazı kaldırmaya çalışıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu yurda döner dönmez, İmamoğlu’nun aldığı cezanın Cumhurbaşkanlığı adayını belirleme sürecini hiçbir biçimde etkilemeyeceğini ve İmamoğlu’nun İBB Başkanı olarak görevine devam edeceğini histerikçe tekrarlamaya başladı. Mesele belirtildiği gibi yalnızca Erdoğan’ı devirmek meselesi olsaydı, zannediyorum ki, ana muhalefet partisi liderinin oluşan bu halk tepkisini siyasi kazanıma çevirebilmek için İmamoğlu’nun adaylığına yatırım yapması, en akıllıca tercih olurdu. Fakat, 2014’ten bu yana mesele sadece Erdoğan’ı devirmek değil; “Erdoğan’sız AKP”yi iktidara taşımak meselesi ve Kılıçdaroğlu’nun etrafını sarmış eski AKP’li danışman ve isimler, bu hususta yalnızca ona tam manasıyla güveniyor. Çünkü halk desteği düşük olan bu zat, hiçbir manevra alanına sahip olamadan kolaylıkla yönlendirilebilir ve ardından siyasetin çöplüğüne gönderilebilir.

Çok açıktır ki, Kemal Kılıçdaroğlu ve Davutoğlu 2015’te sermaye çevrelerince güçlü bir biçimde talep edilen “Grand Coalition” adlı AKP-Y/CHP koalisyonu planını hala sürdürmektedir. O dönem bu süreci Bahçeli’nin siyasi manevrası ve ardından Erdoğan’ın kılıcı engellemişti. Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile de AKP tamamen etkisizleştirilmiş ve tasfiye edilmişti.

Ve yine çok açıktır ki, Altılı Masa’da Kılıçdaroğlu ekibiyle Akşener arasında bu ölçüde bir ajanda farklılığı mevcutken, bu masanın birlik halinde bir Cumhurbaşkanı adayı ve seçim politikası üretmesi imkansızdır. Türk milleti aylardır oyalanmaktadır ve Erdoğan ile AKP arasında bir seçime mecbur kılınmaktadır. Bu bağlamda, esas irdelenmesi gereken ve hayati konu, İmamoğlu’nun siyasi geleceğinden ziyade Türkiye’nin içerisine sıkıştırılmak istendiği açmaz ve çevrilen “cambaza bak” oyunudur.

Unutulmamalıdır ki AKP; bu yazıda kullanıldığı anlamıyla bir siyasi partinin adı değil, kökeni Cumhuriyetin ilk yıllarına ve devamında Gladyo’nun yeşil kuşağına dayanan bir zihniyetin adıdır ve bilinçsiz seçimler yoluyla etkisizleştirilemez. Muhalefetin nasıl ve neden AKP’leştiği hususunu irdelemek, içerisinde bulunduğumuz durumda tek ve en önemli konudur.

Öcü gibi korkuyorlar, İmamoğlu yoldaşımdan(!)

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 1 ay önce

    Evet Emre kardeş bu sadece sizin düşünceniz değil, aynı zamanda pozitif bilimin varlığını ıspatlayan bir gerçekliktir. 😂 bu tarz cevap vermemin sebebi de Ana akım medyanın bizim düşünebilen insanlarda bile oluşturduğu ve pandemi halini alan toplumsal şizofrenidir. Ve kitlesel savaşlardan önce oluşturulan toplumsal buhranların tarihin tekerrürüne yol açan o aptal döngüye yol açıp bunu söyleyenlerin şaşırtıcı şekilde yüceltilmesine tepkimdir. Saygılar sunarım 🙏

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!