Ölümcül varyantların sebebi aşılar mı? Korkutucu iddialar ve büyük sıfırlama

Hüseyin Vodinalı yazdı...

Ölümcül varyantların sebebi aşılar mı? Korkutucu iddialar ve büyük sıfırlama

Başında demiştim aslında...

Öyle bir gün gelecek ki, özellikle mRNA tipi deneysel aşılar ile ilgili en ufak bir itiraz ya da şüphe dile getirdiğimizde, hemen “aşı karşıtı”, “komplo teorisyeni” ve “halk düşmanı” olarak damgalanacağız.

Şimdi olan aynen bu.

Delta varyantları, delta plus’lar, İngiliz, Güney Afrika mutantları vs.

2 yaşını dolduran Covid 19, evrimsel süreçte giderek güç kaybederek etkisini yitireceğine daha ölümcül hale geliyor.

Türkiye’de mesela vakalar azalırken, ölüm sayıları artıyor.

Peki neden böyle oluyor?

İKİ ÜNLÜ VİROLOGDAN KORKUTAN UYARILAR

Dünyaca ünlü 2 virologun COVID aşıları hakkında ürkütücü uyarıları, hükümetler ve medya tarafından yok sayılıyor.

Bunlardan biri, Nobel ödüllü Fransız Virolog Luc Montagnier.

HIV virüsünü keşfinden dolayı 2008 Nobel Tıp Ödülü sahibi Dr. Luc Montagnier, Fransız Ulusal Liyakat Nişanı ve Légion d'honneur dahil olmak üzere 20'den fazla büyük ödülün sahibi.

Bunların arasında, Lasker Ödülü, Scheele Ödülü, Louis-Jeantet Tıp Ödülü, Gairdner Ödülü, Amerikan Başarı Akademisi Altın Plaka Ödülü, Kral Faysal Uluslararası Ödülü (Arap Nobel Ödülü olarak bilinir) ve Asturias Prensi Ödülü de var.

Montagnier, COVID-19 ve aşıları üzerinde çalışıyor şimdilerde.

Ünlü virolog, aşıların virüsü durdurmadığını, bunun tam tersini yaptıklarını, "virüsü beslediklerini" ve daha güçlü ve daha bulaşıcı varyantlara dönüşmesini kolaylaştırdıklarını savunuyor.

Normalde evrimsel olarak zayıflayarak önemsizleşmesi gereken virüs, yeni aşılara karşı kendini güçlendirmek zorunda.

Bu yeni virüs varyantları, aşılamaya karşı daha dirençli oluyor ve “orijinal” versiyonlarından daha fazla sağlık sorununa yol açabiliyor.

Montagnier, toplu aşı programının "kabul edilemez bir hata" olduğunu savunuyor.

"Tıbbi bir hata olduğu kadar, bilimsel olarak da yanlış" diyor.

İddiası şu: "Tarih kitapları şunu gösterecek... varyantları yaratan aşıdır. Aşı tarafından yaratılan antikorlar var”, virüsü “başka bir çözüm bulmaya” ya da ölmeye zorluyor. Varyantların yaratıldığı yer burası. Tehlikeli ve güçlü varyantlar aşılar sayesinde ortaya çıkıyor”.

Luc Montagnier, bu iddialarını Antikora Bağımlı Güçlenme (ADE/Antibody Dependent Enhancement) olarak bilinen bir fenomene dayandırıyor.

ADE, virüsün hücrelere girme yeteneğini artıran ve hastalığın kötüleşmesine neden olan bir süreç.

Montagnier, dünyanın dört bir yanından gelen verilere dayanarak, ADE'nin COVID-19'a neden olan SARS-CoV-2'de meydana geldiğini söylüyor:

“Bunu her ülkede görüyorsunuz, hep aynı: aşı eğrisini, ölüm eğrisi takip ediyor.”

Virüsün giderek güçlendiği bir vakıa.

Ve bu felaket sarmalının sonu olmayabilir.

Montagnier, dünyanın en hızlı ve en büyük mRNA aşı kampanyasını başlatan İsrail’in Yüksek Mahkeme Başkanı ve Hakimlerine yazdığı bir mektupta, kampanyanın askıya alınmasını savunmuştu.

Doktor Montagnier, mektubunda toplu aşılama konusunda önemli uyarılarda bulundu:

1. Kısa süreli yan etkiler: bunlar herhangi bir aşıda bulunan normal lokal reaksiyonlar değildir, ancak aşı karışımının bir bileşenine bağlı anafilaktik şok veya şiddetli alerjiler veya otoimmün reaksiyon gibi alıcının yaşamını tehdit eden alyuvar yoksunluğu gibi ciddi reaksiyonlar. Bu etkilere, felçlere, beyin kanamalarına ve diğer sorunlara neden olan pıhtı ve trombosit kaybını içeren bir dizi ölümcül kan problemini dahil etmeliyiz.

Aşı koruması eksikliği:

2.a- Başlatılan antikorlar, viral bir enfeksiyonu nötralize etmez, aksine alıcıya bağlı olarak gelişimini kolaylaştırır. Kişi virüse asemptomatik olarak zaten maruz kalmış olabilir. Doğal olarak oluşan antikorlar, aşı tarafından başlatılan antikorlarla rekabete girebilir.

2.b-Virüse yüksek oranda maruz kalan bir popülasyonda aşılama ile başlatılan antikorların üretimi, bu antikorlara dirençli varyantların seçimine yol açacaktır. Bu varyantlar daha öldürücü veya daha bulaşıcı olabilir. Şimdi gördüğümüz şey bu. Virüs için her zaman avantaja dönüşecek sonsuz bir virüs-aşı yarışı.

3. Uzun vadeli etkiler: Haberci RNA aşısı üreticilerinin iddialarının aksine, viral RNA'nın insan genomuna işleme riski vardır. Hücrelerimiz, RNA'dan DNA'ya transkriptazı tersine çevirme yeteneğine sahiptir. Bu nadir bir olay olmasına rağmen, germ hücrelerinin (eşeyli üreyen bir organizmanın dişi veya erkek üreme hücreleri oluşturmasına olanak veren herhangi bir biyolojik hücreye verilen isim) DNA'sından geçmesi ve gelecek nesillere aktarılması göz ardı edilemez.

Sonuç olarak: "Öngörülemeyen bir gelecekle karşı karşıya kaldığınızda, çekimser kalmak daha iyidir." Ancak çoğu insan, tüm baskı ve aşı zorunluluklarına direnemeyecektir.

Nisan 2020'de, varyantlarla ilgili tüm tartışmalardan ve deneysel aşıların piyasaya sürülmesinden önce Montagnier, insanları COVID-19'a karşı aşıları reddetmeye çağırdı.

Çıkış noktası: “Aşılar enfeksiyonu önlemek yerine, hızlandırırlar” idi.

Bugün, aşılı insanları etkileyen SARS-CoV-2'nin yeni ortaya çıkan varyantları, onun tezini kanıtlıyor.

Luc Montagnier’ye göre, toplu aşılama yeni ve daha ölümcül bir pandemik enfeksiyon dalgasına neden olabilir.

Fransız virolog, sürü bağışıklığı umutlarını da söndürüyor:

“Pfizer, Moderna, Astra Zeneca aşıları virüsün insandan insana bulaşmasını engellemez ve aşılananlar da aşısızlar kadar bulaştırıcıdır. Bu nedenle aşılananların sayısını artırarak 'toplu bağışıklık' umudu tamamen boştur".

Yani aşısızlardan çok aşılılar suçlu oluyor bu durumda.

Ama aşıların da koruduğu bir gerçek.

Paradoks da burada ortaya çıkıyor: aşı olup kendimizi korusak da toplum olarak daha büyük risk içine giriyoruz.

Dünya nüfusunu azaltma yanlısı Henry Kissinger’ın takipçisi Bill Gates adına ‘başarılı’ bir “yazılım”.

Montaigner, virüse karşı erken tedavi olarak ivermektin ve antibiyotik öneriyor. Çünkü ona göre virüsün etkisini artıran bakteriyal bir kofaktör var.

Montagnier'in keskin görüşleri, Belçikalı virolog Dr. Vanden Bossche tarafından paylaşılıyor.

Bossche, Köln'deki Alman Enfeksiyon Araştırma Merkezi'nde Aşı Geliştirme Ofisi Başkanı olarak görev yaptı.

Çeşitli aşı şirketlerinde (GSK Biologicals, Novartis Vaccines, Solvay Biologicals) çalıştı ve burada aşı Ar-Ge konularında mesai harcadı. Ayrıca Cenevre'deki Küresel Aşılar ve Bağışıklama Birliği’nde (GAVI) Kıdemli Ebola Program Yöneticisi’ydi.

Doktor Bossche geçenlerde bir makale yazarak bu konudaki görüşlerini açıkladı.

O da yüksek sesle, toplu aşılama programlarının durdurulması çağrısında bulundu.

Bossche, aşılar durdurulmazsa, virüsün daha güçlü varyantlara evrilmesiyle yeni bir süpervirüsün ortaya çıkabileceği uyarısı yaptı:

“Nötralize edici antikorlar, virüsün replikasyonunu engelleyemediği için, virüslerin enfekte olanlardan [hem aşılanmış, hem de aşılanmamış] bulaşmaya devam ettiği seçici viral "bağışıklık kaçışı"na yol açıyor. 'Bağışıklık kaçışı' yoluyla virüs üzerinde oluşan evrimsel seçilim baskısı, virüsün diğer varyantlara göre rekabet avantajı olan ve giderek daha fazla antikor savunmasını kırma potansiyeline sahip, daha öldürücü türleri yaratır. Aşı kaynaklı bağışıklık sistemi tarafından virüse öğretilen savunmalar 'aşı direnci'ne yol açar. Olan şu ki, aşı üreticileri varyantları alt etmeye çalışıyor ama başarısız oluyor. Bu nedenle, güçlendiricileri ve yıllık aşı sayılarını zorlamaya devam ediyorlar. Aşılarla ilgili birçok olumsuz gerçek, yaygın medya ve sosyal medyada bastırılıyor.”

Bossche’un ürkütücü tahmini, pandeminin en kötüsünün henüz gelmediği yönünde. Belçikalı virolog, şu anda fırtına öncesi sessizliği yaşadığımızı düşünüyor.

Bu nasıl olur?

Aşılarla elde edilen adaptif bağışıklık sisteminin çok az direnç gösterebildiği daha fazla mutant veya varyant olabilir.

Bossche sürekli olarak, halen pandemi sürerken uygulanan küresel toplu aşılama programının işe yarayacağına dair hiçbir bilimsel kanıt olmadığına işaret ediyor.

Bu yüzden büyük ölçüde görmezden geliniyor.

Bossche, tarihsel aşılama programlarının, enfeksiyon baskısı olmadığında etkili olduğunu vurguluyor.

Ayrıca, sterilize edici bağışıklık sağlayan, yani bağışıklık kaçışını önleyen ve aşılananlarda tüm virüsleri öldüren farklı aşı türleri kullanılsa, durumun tamamen farklı olacağını savunuyor.

Çoğu insan, mevcut deneysel aşıların aslında virüsü öldürmediğini anlamıyor; ve hem aşılı hem de aşısızların virüsü yaydığını da düşünemiyor.

Bu aşılar viral bulaşmayı durdurmaz.

Dr. Vanden Bossche şunları söylüyor:

"Kısmen veya tamamen aşılanmış herkes, aşının neden olduğu ölümcül varyant ile diğer herkesi öldürebilecek, yürüyen hastalık kuluçka sistemidir. Aşılananlar başkalarına hastalık bulaştıran, yürüyen katillerdir. Aşısız insanların, aşılıların vücutlarında üretilen ölümcül hastalıklara yakalanma riskiyle karşı karşıya kalmaları da bir cinayet biçimidir. Delta varyantı orman yangını gibi yayılıyor ve sonbahara girerken yakında diğer ‘varyantlar’ onu takip edecek”.

Bossche, mevcut devasa aşı çabalarına alternatifi de önerdi; “Büyük halk sağlığı kaynakları Covid-19 hastalığının erken çoklu ilaç tedavilerine ayrılarak, yeni geliştirilen antiviral ilaçların yaygın kullanımı sağlanabilir.”

Dr. Bossche, ihtiyacı olan tüm hastalara - ücretsiz olarak - erken çoklu ilaç tedavisinin sağlanmasını ve sağlıklı beslenme ile hareketli yaşam tarzının teşvik edilmesini öneriyor. C ve D vitamini takviyesi, bol çinko ve kersetin özellikle önemli. (Kersetin: yeşil yapraklılar, soğan, elma, domates, bazı meyveler ve brokoli de dahil olmak üzere bitkilerde bulunan bir tür antioksidan).

Başka bir deyişle, insanların doğal bağışıklıklarını güçlendirmek için harekete geçmeleri gerekiyor.

İhtiyaç duyulan şey, COVID aşılarına tamamen yeni bir yaklaşımdır.

Ancak bu kuşkusuz, mevcut aşı üreticilerinin trilyon dolarlık işini tehdit edecek.

HER ŞEY ‘BÜYÜK SIFIRLAMA’ İÇİN Mİ?

“Covid 19 Bir Virüs’ten Ötesi” kitabımı kaleme alırken “komplo teori”m şuydu: başta Amerika olmak üzere dünyayı yöneten zenginler kulübü, kapitalizmde yeni bir faza geçmek istiyor. Bunun için de “Great Reset” denen bir formül ürettiler.

Hatırlatma babında yazıyorum...

Great Reset yani Büyük sıfırlama planı şöyle işliyor: Küresel çapta üstünlük artık hükümetlerde, devletlerde değil, dev şirketlerde olacak. Başta BM olmak üzere küresel karar mekanizmalarında kuralları büyük sermaye oluşturacak, geri kalanlar da bunları kabul edecek. Ayrıca miyadını dolduran finans kapital de yerini big data yani büyük veri şirketlerine, yani bilgisayarcılara bırakacak. Bunun için de büyük bir şey olması gerekiyordu. Bir ve ikinci Dünya savaşları henüz atom bombası yokken yapıldı. Şimdiyse böyle büyük bir savaş göze alınamaz, dünya yok olur. En iyi yöntem küresel bir salgın yani pandemi. Öyle bir kaç ayda geçmeyecek, sürekli etkili olacak ve insanları, küresel sermaye çıkarları doğrultusunda alınacak sıkıyönetim kararlarına ikna edecek. Zaten küresel sermayenin elinde olan medya, Amerikan hükümeti, sivil toplum kuruluşları ve akademi her gün insanlara korku salarak, “Oturun yerinize, ağzınızı kapatın, evinizden çıkmayın, deneysel mRNA aşınızı olun ve söylenenleri harfiyen yapın” diyor. BM’de etkili olan Dünya Ekonomik Forumu WEF, Bill Gates’in kurduğu vakıflar ve başta ilaç şirketleri olma üzere sermayedarlar, 2030 hedefleri doğrultusunda planlı programlı çalışıyor.

Dünya Ekonomik Forumu geçen yılki Davos zirvesini 'Büyük Sıfırlama' temalı düzenledi. COVID krizinin dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları ele almak için bir fırsat olduğunu savundu!

Genel manada Amerikan sağı komplo teorisyenlerine göre, Büyük Sıfırlama, küresel elitin COVID-19'u kullanarak, özel mülkiyeti ortadan kaldırıp komünist bir dünya düzeni kurma planı. Bu esnada aşırı nüfusu azaltıp insanlıktan geriye kalanları aşılarla köleleştirecekler!

Oysa bana göre öyle değil.

WEF Başkanı Klaus Schwab doğrusunu kendi anlatıyor: Gerçek Büyük Sıfırlama

Sihirli kelime, Schwab'ın onlarca yıldır üzerinde çalıştığı ve geçen sene resmen açıkladığı 'paydaş kapitalizmi'dir (stakeholder capitalism).

Ana fikir, küresel kapitalizmin yıkılması değil, daha güçlü olarak dönüştürülmesi.

Tipi ve giyim alışkanlıkları ile farklı bir figür olan Klaus Schwab diyor ki:

“Artık sadece hissedarlara hizmet etmeye odaklanın, ancak müşteriler, tedarikçiler, çalışanlar, topluluklar ve diğer 'paydaşlar' için değer yaratarak toplumun koruyucuları haline gelin”.

WEF'in paydaş kapitalizmi, küresel yönetişimin tüm alanlarında hükümetler ve sivil topluma özel sektörü ekliyor.

Bu da, esas olarak (özellikle Türkiye ama küresel çapta da Reagan-Thatcher –‘Ronnie & Maggie’ ikilisi) 1980’de başlayan küreselleşme ve serbest piyasa atağının nihai sonucu.

Nasıl ki Amerikan sermaye sınıfı, 1900’lerin başında büyük bankalar eliyle FED’i kurarak, siyaseti denetleyerek ve en sonunda Pentagon’un kontrolünü de ele geçirerek Amerikan devletini vesayet altına aldı, şimdi aynı sınıf dünyayı gözüne kestirdi.

Büyük Sıfırlama'nın kaynaklandığı plana ‘Küresel Yeniden Tasarım Girişimi’ adı verildi. 2008 ekonomik krizinden sonra WEF tarafından oluşturulan girişim, küresel yönetişimin dönüştürülmesine ilişkin 600 sayfalık bir raporda anlatılıyor.

WEF'in vizyonunda, "Devletler veya hükümetler, nihai hakem olmaktan çıkacak, pek çok paydaştan biri olacak” deniyor.

Massachusetts Üniversitesi'nde kıdemli araştırmacı olan Harris Gleckman, raporu "İkinci Dünya Savaşı sırasında Birleşmiş Milletler'in kurulmasından bu yana küresel yönetişimin yeniden tasarlanması için en kapsamlı öneri" olarak tanımlıyor.

Bu diğer hükümet dışı paydaşlar kimlerdir? En çok Davos WEF üyeleri tabii ki.

WEF, kendisini kamu-özel işbirliği için uluslararası bir organizasyon olarak tanımlıyor.

WEF ortakları arasında petrol (Saudi Aramco, Shell, Chevron, BP), gıda (Unilever, The Coca-Cola Company, Nestlé), teknoloji (Facebook, Google, Amazon, Microsoft, Apple) ve ilaç (AstraZeneca, Pfizer, Moderna) sektörlerindeki en büyük şirketlerden bazıları yer alıyor.

Çok paydaşlı küresel yönetişim modelinde, şirketler küresel karar alma süreçlerinde resmi paydaşlar konumuna yükseltilirken, hükümetler çok sayıda paydaştan biri konumuna düşürülür. Uygulamada, şirketler ana paydaşlar haline gelir, hükümetler arka planda bir rol üstlenir ve sivil toplum da sadece vitrin süsüdür.

Bu değişimin belki de en sembolik örneği, Birleşmiş Milletler'in (BM) 2019'da WEF ile imzaladığı tartışmalı stratejik ortaklık anlaşmasıdır.

Harris Gleckman, bunu BM'yi bir kamu-özel ortaklığına dönüştürmek için bir hamle olarak nitelendiriyor.

Aslına bakarsanız, ABD’de işadamı Trump ile başladı bu hikaye.

Yaşlı ve zayıf Biden da, güçsüz hükümet paydaşlığını temsil ediyor şimdi.

Bizde de farklı değil.

Türkiye Varlık Fonu, kamu malları haraç mezat satışı ve her türlü özelleştirme furyası, resmen ülkeyi hükümet eliyle özel sektöre pazarlama girişimi.

Şu anda, bir dizi alanda standartlar belirleyen ve yönergeler ile kurallar oluşturan 45'ten fazla küresel çok paydaşlı grup bulunmaktadır.

Gleckman'a göre, demokratik olarak hesap vermekten ari olan bu gruplar, "kamu sorunlarının çözümünde onlara katılmak için hükümet, sivil toplum ve üniversitelerdeki arkadaşlarını toplayan" büyük şirketlerden oluşuyor.

Çok paydaşlılık, geleneksel çok taraflılığa (jeopolitik adıyla çok kutupluluk) karşı WEF’in alternatif çözümüdür.

Çok taraflı sistemin temel kurumu BM'dir.

Çok taraflı sistem, çoğu zaman haklı olarak etkisiz, fazla bürokratik ve en güçlü uluslara karşı zayıf olmakla eleştirilir.

Ancak en azından teorik olarak demokratiktir, çünkü ülkelerin demokratik olarak seçilmiş liderlerini küresel arenada kararlar almak üzere bir araya getirir.

WEF'in çok paydaşlı yönetim vizyonu, demokrasiyi derinleştirmek için çok taraflı sistemde reform yapmak yerine, hükümetleri bir kenara bırakarak, küresel karar alma sürecinde seçilmemiş “paydaşları” – özellikle şirketler – öne almayı hedefliyor.

Ve şu anda gözlerimizin önünde bu gerçekleşiyor.

Küresel sahnedeki kamu-özel (kamu yöneticilerinin de eski özel sektör elemanları olduğu düşünülürse) sektör ortaklıkları, gıda kurallarımızı düzenliyor, teknolojik standart ve kuralları belirliyor ve en önemlisi aşı ve ilaçların dağıtımında karar verici konumunda.

Bir örnek vermek gerekirse...

2021 sonbaharında BM, Roma'da Dünya Gıda Sistemleri Zirvesi'ne (FSS) ev sahipliği yapacak.

3,9 milyar insan -dünya nüfusunun yarısından fazlası- açlık ve yetersiz beslenmeyle savaşıyor.

Oysa şu anda dünyayı beslemeye yetecek kadar gıda mevcut.

Bu yılki zirve, geçmiş BM gıda zirvelerinden önemli ölçüde farklı.

Özel sektörün "önemli bir role" sahip olduğu "çok paydaşlı kapsayıcılığı" benimsiyor.

2019 tarihli bir bilgi notu, rolünün ne olacağı şu anda net olmasa da, zirvede WEF'in de yer alacağını gösteriyor.

Mesela kanser yapan tarım ilaçları olan pestisitleri terk etmek Roma’daki zirvenin gündeminde yok.

Gıda ve beslenme odaklı bir insan hakları örgütü olan FIAN International'dan Sofia Monsalve tepkili: “Zirev gündeminde toprak meselesi veya şirketlerin çevre ve emek ihlallerinden sorumlu tutulması konusunda herhangi bir tartışma yok. Bu nasıl olur?”.

Monsalve'ye göre gıda sektörüne hakim olan büyük şirketler üretim sistemini düzeltmeye isteksiz ve sadece yeni yatırım fırsatları peşindeler.

Paydaş kapitalizmin en önemli ayaklarından biri Büyük Teknoloji (Big Tech) sektörü.

BM Genel Sekreteri Gutierres, 2020 Dijital İşbirliği Yol Haritasının bir parçası olarak, yeni bir "stratejik ve yetkilendirilmiş çok paydaşlı üst düzey organ" oluşturulması çağrısında bulundu.

"Yuvarlak masanın" vazgeçilmezleri: Facebook, Google, Microsoft ve WEF elbette.

Hedef, Big Tech’in hükümetler veya devletler tarafından değil, kendi oluşturacakları bir organ tarafından denetlenmesi.

Dünya çapında 170'ten fazla sivil toplum grubu, BM genel sekreterine dijital yönetişim organının oluşmasını engellemek için bir açık mektup imzaladı. Genel sekreterden yanıt gelmedi.

Aşıların herkes için ve ücretsiz olmasına yönelik COVAX projesi de “paydaş” Big Pharma tarafından engellendi.

Bill Gates, ücretli aşı lisanslarından taviz veremeyeceklerini söyledi.

Dolayısıyla WEF (veya Bill Gates) COVID pandemisinden sorumlu olmasa bile, aşılar düşüncelerimizi kontrol etmek için mikroçiplerle bağlanmamış olsa bile, küresel yönetişim alanında gerçekten şüpheli bir şeyler oluyor.

Halk sağlığı, mahremiyet, sağlıklı gıdaya erişim veya demokratik temsil hakkınıza değer veriyorsanız, bir sonraki Davos zirvesinde ortaya çıkan 'paydaş kapitalizmi' kelimelerine karşı dikkatli olun.

NOT: Veryansın.com yazarlarından Hakan Paksoy’un “TÜRKİYE’NİN ROTASI” isimli yeni kitabı Pankuş yayınlarından çıktı, hemen okumaya başladım. Mühendis kökenli Paksoy, Tedaş’ta uzun yıllar görev yaptı. Kamu Sen kuruluşunda önemli rol oynadı. MİSAK (Milli Strateji Araştırma Kurulu) yöneticisi aynı zamanda. Özellikle “uçma vaadiyle” geçtiğimiz (ve şimdi uçurumdan aşağıya uçtuğumuz) başkanlık sistemiyle Türkiye’nin devlet yapısının nasıl bozulduğunu da anlatıyor kitabında. Diyor ki: “Türk’ün Viyana’da duran ilerlemesi Küçük Kaynarca ile geri çekilmeye dönmüştü. Bu çekilme Sakarya’da ancak durdurulabildi. Sonra büyük zorluklarla karlı dağlar aşıldı. 20. Yüzyılın hasta adamı artık iyileşmişti. Önce yürüdü sonra hızlandı ve ilerledi. Fkat 21. Yüzyılda yürüyüşün şekli değişti. Yürüyordu ama geri geri gidiyordu.” Uçma vaadiyle geçtiğimiz başkanlık sisteminde.

KAYNAKLAR:

https://noqreport.com/2021/08/21/two-top-virologists-frightening-warnings-about-covid-injections-ignored-by-government-and-big-media/

https://www.opendemocracy.net/en/oureconomy/conspiracy-theories-aside-there-something-fishy-about-great-reset/