Ömer Kazım’lar

Ömer Kazım’lar

“Ömer Kazım’lar ‘Nasıl Üretilir’?”[1] (20 Nisan 1995) başlıklı yazısında Attila İlhan, Milliyet köşe yazarı Hasan Pulur’un şu dikkat çeken paragrafını alıntılar:

“…Doktora çalışması olarak Ömer Kazım’ı ve yazdıklarını inceleyen Dursun Yılmaz, onun Milli Mücadele’ye hangi sebeplerden dolayı bu kadar karşı çıktığını ve ‘Kemalistler’ dediği insanlardan niçin bu kadar nefret ettiğini araştırırken, iki önemli noktanın altını çizer:

Yazar, Batı teknolojisinin yenilmezliğine, Batı medeniyetinin üstünlüğüne inanmıştır. Anadolu’nun ve Türk insanının uzun süren savaşlar sonunda gerçekten bittiğini düşünmüş ve yeni bir savaş başlatmanın intihar olacağına inanmıştır.

Ömer Kazım, Türkleri Milli Mücadele’ye katılmamaları için teşvik ederken, Anadolu’da kurtuluş ve bağımsızlık savaşı verenleri de Avrupa’ya ihbar eder, kışkırtır. ‘Bunlara hoşgörülü davranmayın, sonra pişman olursunuz’ diye yazar…”

Bahse konu doktora çalışması Dr. Dursun Yılmaz’a aittir ve Ömer Kazım’ın incelenen kitabının adı Aventure Kemaliste/ Kemalist Macera’dır, yayın tarihi ise 1921!

Attila İlhan, Milli Mücadele’nin en hareketli günlerinde Ömer Kazım’ın yaptığı bu hainliği değerlendirirken ‘başımızın belası’ tipik bir örneğin altını çizer.

Bu tip nedir?

Bu “’Hristiyan, beyaz ve Batılı’ emperyalizmin, geçen yüzyıldan beri, dünyanın her tarafında ‘ürettiği’ ve egemenliğini sürdürmek için ‘kullandığı’ işbirlikçi bir ‘aydın’” tipidir.

Attila İlhan’a göre bu tiplerin milleti aleyhinde düşmana ‘akıl vermesi’ hiç şaşılacak bir durum değildir. Bunlar için ‘ecnebi bayrakları’ altına sığınmak ve kendi milleti aleyhine ‘parmak kaldırmak’ son derece doğal bir davranıştır.

Dikkatinizi çekiyor mu?

Günümüzde bu ülkenin kurucusuna ve kurucu değerlerine küfredenler Ömer Kazım’a ne kadar çok benziyor, değil mi?

Tam da mücadelenin içine girdiğimiz en sıcak vakitler “Mavi Vatan”ı kötüleyip “bakın, hey bakın, size diyorum, ben çok entelektüelim, o değil, onlar değil, fakat sadece ben entelektüelim” diye ortalıkta dolaşan baldırı çıplaklara ne demeli?

Bir de ecnebi bayrakları altına sığınan alçak Fetullahçılar var. Her fırsatta ülkemizi kötüleyen, yalan haberlerle aleyhimize algı yaratan ve ‘Türkiye bir an önce batsın da biz de kurtulalım’ diye durmadan çalışan “vatan haini borsasında satılığa çıkarılmış” ajanlar!

Yıl 2020, aman Allah’ım, bu ülkede ne çok “Ömer Kazım” üretiliyor! Selmanlar, Nagehanlar, Orhanlar, Canlar, Enverler, Ahmetler, Elifler, Eceler ve daha kimler kimler…

Görmezden gelelim?

İçine sinek düşen çorbayı kaşık kaşık içelim?

“Amaaaan bana ne, ülkeyi ben mi kurtaracağım?” diyelim?

Mümkün mü?

Doğal olarak bu konu da (şiddet ve cehalet gibi) dönüp dolaşıp “eğitime” varacaktır ve bir cips reklamında Cem Yılmaz ile klişe haline gelen “eğitim şart!” esprisiyle sonlanacaktır.

Fakat Attila İlhan “Yurdu Aleyhine ‘Parmak Kaldırmak’!..”[2] (22 Nisan 1995) başlıklı yazısında önemli bir konuya dikkat çekiyor; ‘üst yönetim kadrolarının’ yabancı ülkelerde eğitim görmesine… Ona göre bu durum onların kendi vatanlarında çözmeleri gereken sorunlarla uzlaşmayan bir eğitimden geçmelerine neden olmuş ve böylece birçok “Ömer Kazım” da üretilmiştir.

(Burada yabancı ülkelerde eğitim görmek yanlış mıdır, şeklinde bir tartışma çıkabilir. Kanımca yanlış değildir, hatta gereklidir fakat burada sanırım vurgulanmak istenen ‘kendi değerlerini göz ardı eden, taklitçi, işbirlikçi ve yer yer çoğunlukla kalemlerinden ruhlarına kadar her şeyleri satılık olan ve bir de üstüne yabancı ülkede eğitim görmenin havası ve ambalajı ile kendini aydın/entelektüel yerine koyaraktan zararlı faaliyetlere girişen’ alçaklar kastedilmektedir. Neticede “üretilmek” ile “yetişmek” ayrı şeylerdir. FETÖ benzeri yapılarda kişi “üretilir”, belli bir bilince ulaşan insan ise sağlıklı eğitim kurumlarında “ yetişir”. Koru kendini.)

Peki, nasıl mücadele edeceğiz?

İlk akla yatkın çözüm “bizi yöneteceklerin şeceresini iyi bilmek” ve ona göre davranmaktır, diye düşünüyorum. Fakat her zaman doğru bilgi, doğru davranışı beraberinde getirmiyor!

Peki, nasıl mücadele edeceğiz?

“Tarihten ders alarak mı?”

Sanırım en komik çözüm de bu olur! Bırakın yüzyıllık geçmişi, dün yaptığı hatadan gerekli dersi çıkaran insanı en son kim görmüştür???

Peki, nasıl mücadele edeceğiz?

“Eğer eğitim kalitesini istediğimiz sevi…”

Tamam, tamam, olmayacak işte, daha fazla zorlama!

Peki, nasıl mücadele edeceğiz?

Bunu da siz “düşünün” ve düşünmekle kalmayın, bir şeyler “yapın” yahu!

Yıl 2020.

[1] Attila İlhan, Hangi Edebiyat, 5. Baskı, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2019, s.305-307.

[2] A.g.e., s.308-311.