Önce put yap, sonra güç ver

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı...

featured

Çağımızda put yapıcılığı ve tapıcılığı yeni bir kalıba girmiştir. Bu yeni kalıp, aslında sembolizmden ödünç alarak teolojiye uyarlamaya çalıştığım “gösteren-gösterilen” ilişkisinde sembolik felsefe olarak kavramlaştırılabilir ama ben Türk halkının geneline hitap edebilmek için teolojiye uyarlanmış yanı üzerinde durarak anlaşılır hale getireceğim.

Gösteren’e sembol; Gösterilen’e sembolün temsil ettiği şey diyebiliriz. Örneğin bir anahtar gösteren; kilidin açılması gösterilendir.

Peki hangisi öncedir?

Önce anahtar mı yaparız, yoksa kilidin açılması olgusuyla mı karşı karşıya geliriz? Önce bir kapı olmalı; onu açıp örtme ihtiyacı baş göstermeli. Kısaca, önce ikincisi, sonra birincisi olmalı. Yani önce açılıp kapanması gereken bir kapı; sonra bu ihtiyaca karşılık gelecek bir araç, anahtar olmalı. İlki gösterilen; ikincisi ise gösterendir.

Postmodern çağ, modernitenin aksine, tam da bunu yapar. Önce anahtarı; gösterileni yaratır, sonra gösterileni yani bununla neyin nasıl açılacağını çözümlemeden bir tartışma alanı olarak , yaratıp bırakır.

Dinci putçuluk, tam da bunu yapar. Önce sembolleri yaratır. “Hilafet” sembolünü yani gösteren’i  kurar ama gösterilen’i yani hilafetin temsil ettiği şeyi bu kadar açıkça ortaya koymaz. Bilerek böyle yapılır. Önemli olan sembolü yaratmaktır; onun gösterilenini tartışma alanı olarak bırakıp toplumda kafa karışıklığı yaratmak, hilafet sembolüne sımsıkı tapınmaya yarar. Bunun gibi İçi boş semboller çoğalır. ‘Örtü’ sembolü vardır. Bununla vücudun neresinin, nasıl ve hangi ölçülere göre örtüleceğini gösteren bir tasarım kurgulanır. Seküler ya da dinsel her girişim bu konuda ortaktır. Tek fark var: Seküler sembolizmde tapınmak şart değildir; istenildiğinde her sembol değiştirilebilir. Bu ise sekülerlikte sembol dogmatizmini önler. Özgürlük alanı dinci sembolizme göre daha geniş ve daha insancıldır.

Büyük dinlerde sembolik dogmatizm, iman, ibadet ve muamelat ( teolojik hukuk) alanlarında görülür. Bunlarla ilgili her sembol, ‘neme lazım, kul ya davulcuya ya zurnacıya gidebilir’ kaygısıyla, gösterilen’i daha ortada yokken önceden hazırlanır. Örtü, bir semboldür. ‘Örteceği şey’ namus mudur, bir uzuv mudur, bir ayıp ya da kusur mudur sorularının yanıtları açık uçlu olarak bırakılır. İçerikten çok sembolün kendisi öne çıkar; ona tapınılır. Erdem, bu sembole yüklenen sembol yaratıcıları tarafından salt cinsiyetle ve cinsiyetçilikle sınırlandırılarak dogmatizme kurban verilir.

Açık uçlu bırakılan gösterilen, en küçük bir kargaşada bütün erdem alanlarına hükmedecek şekilde genelleştirilir; genel -geçer bir hükmün somut dayanağı haline getirilir.  Yan sembollerle desteklenir. Her dinsel grup nasıl örtünmesi gerektiğine dair ‘yan semboller’ geliştirir; sembolün uzanamadığı toplumsal dokulara sirayet eder. Anadolu Türk kadınının bin bir çeşit örtüsü ise bunun tam tersidir. Namusu, erdemi, geleneği, kısacası bütün anlam gösterilen’i önceden hazırdır; örtüsü sonradan hazırlanır. Yani önceden yapılmaz. Türk kadını, temsil edenin örttüğü şey değil; onun temsil ettiği kültürel anlam derinliği olduğunun bilincindedir. Önce gösterilen’e sahip olduğunu; gösteren’in doğal olarak sonradan doğduğunu çok iyi bilir. Ne var ki dinsellik, postmodern bir tutum olarak tersine mantık işletir; sembolü önce dayatır, sembolize edilen şey ya da şeyleri sonra kafasına göre oportünistçe belirler. O yüzden mantıksal terslik ahlaksal çöküşü zorunlu kılar.

Bir de dinsel semboller değişmeye direndiği için, değişen seküler sembolleri, değiştikleri gerekçesiyle hem dinsel hem insani yaşam alanlarının dışına iter; onları gayri meşru ilan eder. Dinsellik bu sembollerle insani yaşam alanlarına ve evrensel insan taleplerine hükmedecek postmodern putçuluğu, yegane seçenek olarak dayatır. Buradan özgürlüğe çıkış yolu yoktur.

‘Hilafet’, ‘’Imamet’, ‘ Çarmıh’, ‘ Tanrı’nın seçilmiş kavmi’ gibi semboller de gerçekte ne tarihsel ne olgusal hiç bir karşılıkları olmadığı halde, semboller halinde önceden hazırlanır. Sünni bu sembollerin karşılığını yani gösterilenini kendisi belirler. Şii başka bir içerik kurgular, Yahudi veya Hıristiyan da yine başka gösterilenler üretir. Ama dikkat edin, dinler birbirine benzer semboller yaratırlar ama onların karşılıklarını, toplumlarının itaatini sağlamak üzere kendi dünyaları sınırları içinde oluştururlar.

Postmodern putçuluk teoloji alanında insan inanç, düşünce ve eylem özgürlüklerini gittikçe daraltmaktadır. Dinsel semboller yüzyıllardır değişmiyor, dogmatizmi burada aramak gerekir. Ancak bu sembollerin karşılık geldiği gösterilenler yani içerikler sürekli olarak bu sembol tekelcileri tarafından değiştirilebilmektedir.

Sonra kalkıp soruyoruz: Bütün dinlerde hak, adalet, iyilik, erdem belli başlı sembollerle temsil edilmesine rağmen, dindarlık iddiasında bulunan bir kısım insan neden sürekli tam tersi bir gösterilenle karşımıza çıkıyor? Hilafet diyor, önce kendi dindaşlarına zarar veriyor; şeriat diyor, önce dindaşlarını yok etmek istiyor; örtü diyor. Örtünün örtmesi gereken şeyi her zaman değiştirip içerikle sürekli oynuyor. İnsan diyor, sadece kendi çevresindekileri insan yurduna koyuyor. Liyakat diyor, liyakatsizliği o an hemen gösterilen  olarak yaratıveriyor.

Ensar-Muhacir diyor; muhacire her imkanıyla yardım eden Ensar’ı tarihsel gerçekliği ters yüz etmek pahasına yok sayıyor.

Dinsel semboller dinlerde hiç değişmiyor. Siyaset dine egemen oldukça bu semboller devlet nişanına dönüşüyor; içeriğini din bilimleri değil, günlük siyaset kumkuması belirliyor.

Sembollerin görünüşteki kutsallıkları, içeriği her türlü boşaltmak için manivela olarak kullanılıyor.

Vatan ve millet, Cumhuriyet, laiklik, hukukun üstünlüğü ve aydınlanma kavramları, dinsel sembollerin gölgesinde kaldığı için, doğdukları, dayandıklara gerçekleri dillendirmeye zorlanıyor.

Ama bir çıkış yolu var: Arkası kalesi olmayan hiçbir sembolün Türk yurdunda yaşama şansı yoktur.

Türk milleti postmodern teolojik putçuluğun, vatanını ve toprağını, Cumhuriyetini  ve bağımsızlığını, Atatürk’ün aydınlık yolunu önleyemeyeceğini bilmektedir.

Sembollerden put yapmanın İslam ahlak anlayışına kökten aykırı olduğunu da fark etmiştir.

Postmodern putçuluk, İslam öncesi Arap putçuluğundan daha vahşidir.

Önce put yap, sonra güç ver

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

2 Yorum

  1. 1 ay önce

    “Sembollerin görünüşteki kutsallıkları, içeriği her türlü boşaltmak için manivela olarak kullanılıyor.” Kaleminize sağlık hocam.

  2. 1 ay önce

    Saygıdeğer Hocam, düşüncelerinizi bizlerle paylaştığınız için sağolun. Özellikle bu yazımızdan çok yararlandım.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!