Ormandan gelen adamın huzurlu dünyasında

Issız bir plaj, bir sanat eleştirmeninin harika evi ve Tamar Vadisi’nde bir Tarım Festivali

Ormandan gelen adamın huzurlu dünyasında
Ormandan gelen adamın huzurlu dünyasında

Tazmanya Gezisi Sona Ererken…

Tazmanya gezimiz bu hafta sona eriyor. Geçen hafta 70 yaşını aşmış enerjik gezgin Simon ile karşılaşma öykümün başını paylaşmış, gezgin sezgisine ve yollarda karşılaşılan insanlarla ilgili güven duygusuna değinmiştik.

Şimdi “Beşik Dağı” gezisi ve bol muhabbetli geceden sonraki güne geçiyoruz. Geçen haftaki yazıyı aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz;

Gezginin sezgisi ve ustaca yaşam

Sabah Simon’ın Plajına Yüzmeye Gidiş…

Sabah kahvaltı sonrası Simon bana şahsi plajına gideceğimizi söyledi. Gerçi evin önüne çok yakın bir plaj vardı ama bu plaj o plaj değildi. Burası bir yarımada. Simon’ın kastettiği  plaj yarımadanın diğer tarafındaydı. Aslında devlete ait halka açık bir plaj olmasına karşın yarımadanın o kesimine ulaşım zor olduğu için genelde bomboş olan bu plaja şakayla karışık aile plajımız diyordu.

Evden çıkıp yürümeye başladık. Muhabbet hız kesmeden devam ediyor ve bana çocukluğunun geçtiği bu bölgeyi anlatıyordu. Evi terk ettikten hemen sonra ağaçlık bir arazi başladı. Çok fazla kullanılmayan toprak yollardan ilerliyorduk. Bitkiler sağı solu doldurmuştu. Ağaçlardan düşen çok sayıda yaprak yerlerdeydi. 

 Evden plaja doğru bir yürüyüşte manzaralar 

Orman yolundan sonra geniş bir düzlük araziden geçtik. Simon’ın evinden iki kilometre kadar sonra denize yaklaştığımız son yükseltiye geldik. Ağaçların arasından deniz gözükmüştü. 

Biraz daha yürüdüğümüzde karşımızda harika bir ıssız bir plaj bizi bekliyordu. Sonunda ıssız ve göz alabildiğine uzanan plaja ulaşmıştık. Ses seda yoktu.

Simon’ın aile plajı

Avustralya Plajlarında Yüzmek Güvenli mi?

Avustralya’da denize girmek ve deniz keyfi Türkiye’dekinden oldukça farklı.  Avustralya’da, denizde, oralıların tabiriyle okyanusta, Türkiye gibi derin sularda yüzmek, açılmak ve başka kaygınız olmadan sadece suyun keyfini çıkararak vakit geçirmek pek mümkün değil. Derin su dediğim yer de boyunuzun seviyesi. Temel risk her yerde bulunan köpekbalığı tehlikesi. Mevsimle bağlantılı olarak ölümcül deniz anası tipi “Blue Bottle”, okyanus dalgalarının haşinliği de diğer etkenler. Bu dalgaların yarattığı dip ve yüzey akıntıları deneyimli ve fiziki kuvveti yerinde olmayan yüzücüler için risk taşıyabiliyor.

Avustralyalılar farklı insanlar. Aşırı bir kendine güven duyguları var. Bu haşin doğayla bütünleşmişler biraz. Orada büyümeyip de ilk defa gelenler hep bu kaygı akıllarında olduğundan dizkapak adaları seviyesinde sularda dalgalarla oynaşıyorlar. Başlangıçta epey dikkatli olarak çok sığ yerlerde geziniyorsunuz. Çünkü bel seviyesinin üzerindeki bir alan köpekbalığı riski demek. Ama insan herşeye alışıyor. Avustralya’da geçen uzun zamanım içinde, şu anda anlamlı gelmese de, okyanusla ilgili yaşadığım bu korku yerini anlamsız bir özgüvene bıraktı bende de. Boyunuzu geçmese bile sahile paralel de olsa yüzülebilecek riskli yerlerde yüzebiliyordum.

Plajlarda hep “Surf Life Saving” organizasyonuna mensup muhafızlar var. Uzun ve zahmetli eğitimlerden geçiyor bu kişiler. Halktan gönüllülük esasına göre seçilen bu kişiler diğer insanlar için güven kaynağı oluyor. Sarı-kırmızı bayraklar dikiliyor bazı sahillerde. Bu bayraklar sorunsuz ve akıntının az olduğu yerler tespit edilerek konuluyormuş. Bayrakların sınırladığı hatların arası hem akıntı hem de o alanda muhafızların müdahale edeceği sanal bir güvenlik koridoru aslında. Kalabalık yerlerde havalarda helikopterler dolaşıp yukarıdan görülmesi durumunda köpekbalığı tehlikesini haber veriyorlar ve plaj boşaltılıyor bu muhafızlar tarafından. Bu ve bunun gibi önlemler arasında siz de deniz keyfi (!) yapıyorsunuz.

Bu vahşi coğrafyaya uyum sağlayıp alışıyorsunuz zamanla. Ama tabii tekneden atlamak iskelelerden balıklama atlayıp yüzmek gibi olaylar kontrolsüz hormonal durumdakilerin, adrenalin arayanların şuursuz hareketleri sınıfında kalıyor. 

Issız plajda sabah yüzme ve sohbet keyfi...

Buradaki plaj ise oldukça sığ ve çok yavaş derinleşen yapısıyla harika bir keyif ve güven sağlıyordu bize. Avustralya’da pek görmediğim tipte bir sığlığın oldukça uzun sürdüğü bir yapıda olduğundan güvenle yüzebildik. Bu sakin ve oldukça sığ plajın Avustralya’da ne denli büyük bir lütuf olduğunu söylemem gerek. Simon ile çocuklar gibi eğlendik ve suda olmanın keyfini çıkardık. Denizde geçirdiğimiz zaman sonrasında sahilde yürüdük biraz. Uçsuz bucaksız gibi görülen plaj kenarında oturup gezi anılarımızdan ve hayattan konuştuk.

 Issız plajda manzaralar (Kuzey Tazmanya)

Tazmanya’nın çakıl taşları

Issız plajdan ayrılırken

İnsan Yıkıcılığı ile Yitirdiğimiz Dünya Üzerine Çağrışımlar…

Simon eski zamanları anlatırken sanki bugünlerde hissettiğim şeyleri fısıldıyordu. Eskiden tavşan, sincap ve bir sürü değişik kuş türü varmış sabah yürüyüp geldiğimiz bölgede. “Yok oluyorlar” diyordu. Çocukluğundaki türlerin birçoğu artık yaşamıyordu Tazmanya’da bile. Bu kadar harika doğada bile insan yıkıcılığı tesirini gösteriyordu.

Bugünlerde Ayvalık’ta yaşlılarla eski Ayvalık sohbetleri yapıyorum. Benzer şekilde burada da eskiden dağlarda görülen birçok hayvan türünün yok olduğunu söylediler. Ne olsun ki? Delicesine bir betonlaşma, kirletme ve tüketme içinde yaşıyoruz. Çocuklarımız sebzelerin bahçeler, tarlalar yerine marketlerde yetiştiğini sanacak kadar topraktan, doğadan, hayattan kopuyor. Bugünlerde “Virüs ve salgına kurban olduk” diyoruz. “Kim yarattı bu ortamı?”. Düşünmek gerek. Düşünerek, her aldığımız nefeste ve yaptığımız uygulamada bireysel sorumluluğu alarak şuurlu yaşamalıyız.

Bu ve bunun gibi onlarca sohbet sonrasında plajdan ayrılma zamanı gelmişti.

Bir Sanat Eleştirmeni ve Kuratörün Cennet Mekandaki Evine Doğru…

Plaj sonrası dönüşe geçmiştik artık. Hemen plaja yakın bir tepede bir arkadaşına sattığı ufak bir arazi olduğunu söyledi. Arkadaşı buraya bir ev yapmış. “İlginç biriyle tanışacaksın” dedi. Plaj önündeki patikadan yukarı çıktık ve buralara özgü ağaçların arasından görünen eve doğru ilerlemeye başladık. Evin hemen önündeki bahçeden, civarı ve denizi izledik bir süre.

 Plajdan ayrılış

 Simon’ın arkadaşının evine giderken manzaralar

Simon’ın arkadaşının evine giderken manzaralar

Simon’ın arkadaşının evi önünde sessizliği dinlerken

Daniel’in Bir Sanat Galerisi Görünümündeki Harika Evi…

Daniel’in evine doğru

Evin girişnde Daniel karşıladı bizi. Evin dıştan görünümü güzeldi. Ama evin içi tek kelimeyle muhteşemdi. Büyülenmiştim. Kısa bir sohbetten sonra hazırladığı kahvelerimizi içmeye başladık. Evde yalnız yaşıyordu ve 86 yaşındaki biri olarak her ayrıntısı ayrı bir zevkin göstergesi olan tertemiz bir ortam yaratmıştı.

Daniel Thomas, Adelaide’da bazı ulusal müze ve galerilerin kuruluşunda da yer almış. Viktorya Eyaleti’nin sanat eleştirmenlerinden biri. New South Wales adı verilen ve Sidney’i de kapsayan ulusal müzeler ve sanat galerileri için de çalışıyormuş. Seçkin sanat eserleriyle donatılmış ve zevkle döşenmiş evi beğeniyle izliyordum. Video çekmek için müsade istediğimde bu rahat insan teklifimi kabul edip harika evini dolaştırdı.

Daniel Thomas’ın harika evi

Gezinin büyüsü buydu işte. Ormandan gelen adama “Merhaba” dedikten sonra unutulmaz iki gün yaşamış ve çok değerli paylaşımlarda bulunmuştuk. Harika bir deneyimdi. Daniel’ın evinden ayrılıp, Simon’ın evine doğru yürüyüşümüze devam ettik. Eve girmeden önce son kez evin önündeki plaja inip yürüdük biraz.

 Simon’ın evine dönüş yolunda

Simon’ın evine dönüş yolunda

 Simon’ın evi önündeki plaj

Eve gelip toparlandım. Zaten eşyalarımın bir kısmı Launceston’daki hosteldeydi. Simon ile vedalaştığımızda iki eski dostmuşçasına kucaklaştık.

 Simon’ın evinden ayrılmadan az önce

Hala görüşmekteyiz Simon’la. Bu yazı dizisini yazarken her yazımda olduğu gibi onayını istedim. “Her şeyi paylaş dostum” dedi. Alaska’daki gezisinden geldikten sonra salgının hafiflemesini evinde bekliyor şu an. Her gezginin tekrar yollara düşmeyi beklediği gibi o da o maceralı yolculukları iple çekiyor. Gelecekteki güzel günlerde; Gürcistan, Azerbaycan, İran, Pakistan ve Hindistan’ı kapsayacak gezime eşlik etmekten keyif alacağını söyledi. Kısmet...

Bu güzel anlardan sonra harika anılar ve dolmuş bir ruhla yola çıkmıştım.

Tamar Vadisi Yoluna Çıkarken Şans Eseri Katıldığım Çiftçi Festivali…

Tamar vadisi önemli bir tarım bölgesi. Şarapları da oldukça meşhur. Bir kasabadan geçerken yol kenarında gördüğüm panayır gibi yere çevirdim direksiyonu bu kez.

Tamar Vadisi’ndeki tarım festivalinden görüntüler.

Tamar Vadisi’ndeki tarım festivalinden görüntüler.

Tarım festivalinde eski kıyafetleriyle bir adam.

Çok değişik eski ve iptidai tarım makinaları, eski arabalar, eski moda giysili insanlarla bir festivalin içine düşmüştüm adeta. Tarım işlerinin nasıl yapıldığının anlatıldığı alanlar, maketler, canlandırmalar, satış tezgahları ve kalabalık bir ziyaretçi topluluğu vardı. Çocuklarıyla aileler, yaşlılar, gençler etrafta canlılık içinde etkinlikleri izliyorlardı.

Eski bir lokomotif.

Bir maket (içinde maket tren işliyor).

Tamar Vadisi’ndeki tarım festivalinden görüntüler.

Tamar Vadisi’ndeki tarım festivalinden görüntüler.

Tamar Vadisi’ndeki tarım festivalinden görüntüler.

Tam festival alanını terk ettiğimde bir kamyonun arkasındaki Türkiye haritası, anında dikkatimi çekti. Arabayı sürerken bir yandan da fotoğrafını çektim. Yemeklerimizi burada sunan bir girişimcinin varlığını görmüş oldum. Neler sattıklarına bağlantılarından bakabilirsiniz. http://www.turkishfood.com.au/Recipes.aspx

 Türk Yemeği Kamyonu.

Festival alanından ayrılıp, Launceston’a dönüşe geçtim. Hostele gidip toparlandım. Kalmadığım iki günün parasını ödedim. Sidney’e dönüş uçağı öncesi havaalanında arabayı teslim ettim. Yüzümde bir tebessümle bekleme salonunda oturuyordum. Gezmenin büyüsü ve coşan gönlümle çok keyifliydim. Anılarıma kattığım hazine değerinde bir Tazmanya gezisi yapmış olmanın mutluluğunu hissediyordum.

Elveda Tazmanya!..

Pehlivan tefrikası gibi bir Tazmanya gezisinin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Tazmanya harika bir coğrafya. Ana kıta Avustralya’nın insanları birbirine insani ilişkiler açısından pek yakın değildi ama Tazmanya’da bu hava yoktu. Bu haliyle daha çok Yeni Zelanda’yı çağrıştırdı bana Tazmanya. Bir gün Avustralya gezisi yapma imkanınız olursa, Melbourne’ün hemen güneyindeki bu harika adayı es geçmemenizi öneriyorum.

Simon’ın gezilere ilişkin görüşleri…

Şöyle diyor Simon;

“Gezilerde içgüdümü takip ederim. Benim için gezmek bir macera. Yeni deneyimler ve heyecanlar için geziyorum. Sıradan yaşanmış bir hayatın yerine farklı coğrafyalar, güzel anılarla dolu bir hayat kendine güvenerek yaşanır. O halde korku ne demek?”.

Gezilerdeki anılarını anlattıktan sonra da şunu ekledi;

“Öncelikle her durumda kendinize güveninizi korumalısınız. Aslında bu dünyadaki insanların %99.9’u iyilerden oluşuyor. Karşılaştığım insanlara dostluk ve güvenle yaklaşıyorum. Özellikle yalnız olarak yaptığım gezilerimde bir iki uç durum haricinde de çok büyük bir hadise başıma gelmedi. Onlarda da tedirginlik yaşasam da güvenimi korudum. Gezginlik ilahi bir hazine. Bu hayatı geziyle dolu yaşadığım ve son nefesime kadar yaşayacağım için çok mutluyum.”

Altına aynen imzamı atıyorum.

Simon ve Daniel’e saygı ve sevgiyle.

Dolu dolu yaşanmış hayatlar diliyorum hepinize her zaman. Emin olun sağlık da bu dolu yaşanmış hayatın hediyeleri arasında.

Sağlık ve sevgiyle kalın.