Osman'ı hepimiz öldürdük

Osman'ı hepimiz öldürdük

1. Bu kavganın hiç bir yerinde değiliz

Sokakta yürüyen vekil dövülüyor, olacak şey değil, fikirleri ne kadar yanlış manipüle tahrik edici dış mihraklı olursa olsun bu ülke bir Cumhuriyet ve hukuk karşısında herkes eşittir. Vahşi kitleler bu dövdürme hadisesine ohh diyebilir size daha çok oy verebilir, hayır, adları sanları kim olursa olsun, bu mafyatik racon kesmeye sessiz kalamayız. Bütün yazar çizer aydın gazete internet siteleri, o da şunu dedi o da bunu dedi gibi hiç bir bahane uydurmadan, bu hukuk dışı ahlak dışı insanlık dışı olayın karşısında olmalı, nokta.

Güzel bir fıkra var, köylünün biri harmandayken samanlar tutuşmuş ve alevler köylünün üstüne başına sıçramış, köylüler yetişip adamı hastaneye kaldırmışlar. Adamın eşi hastaneye koşup kocasını arıyor. O servise bakmış yok bu servise bakmış yok, acilde yok, kocasını bulamıyor, öldü galiba deyip morga da bakmış, umudu kesip ağlaya ağlaya koridordan çıkarken ortopedi servisi önünden bir ses gelmiş, bakmış, kocası baştan aşağı alçıya alınmış. Sevinçle yanına gitmiş, ne bu hal, demiş kocasına. Kocası, üstüm başım tutuştu, köylüler bana kürekle vurarak söndürmeye çalıştılar.

Devlet, yangını kürekle söndürmesin.

2. Merdan Yanardağ'a saldırılar gerçek olamaz

İmamoğlu'na İkinci Atatürk yakıştırmaları ve CHP'nin PKK'ya özerklik sözüne karşılık sessiz kalan Tele 1'deki arkadaşlara bu sütunda yeterince sert eleştiriler yaptık, yaparız, yapacağız, ancak, Merdan Yanardağ'a kalkıp FETÖ'cü Akın İpek'ten para aldı demek tam bir iftira. Bir kanıtınız varsa söyleyin biz de bağıra çağıra yazıp çizelim. Merdan Yanardağ FETÖ dönemi dik durmuş, bedelini hapisle ödemiş ve o günlerden ittifak günlerine kadar Cumhuriyetçi fikirleriyle tanıdığımız bir arkadaş, son ittifak günlerini ise zaten kıyasıya eleştiriyoruz, ne olursa olsun, ancak bu kadar hadsiz iftira olamaz. Çok zor imkansız bir şeye TV kurmaya soyunmuş, ondan borç alır bundan yardım alır bir şey diyemem, ama, Akın İpek'ten para aldı gibi ithamlar karşısında kendi arkadaşları ve kendine yakın gazete ve yazarların dahi susup seyirci kalması utanılacak aşağılık bir tavırdır. Bir insanın bir kurumun bir çok fikrine katılmıyoruz diye lincine seyirci kalmak, işte bu da 'ihanet'in konusuna girer. Varsa belgeniz önce biz yazalım.

3. Formula 1 tecavüzcü yarışlarını kim önde bitirdi!

İki gün önce binlerce yazımdan birini daha yazıp bitirip yayına veriyordum ki, şöyle bir neler oluyor diye twitter'a, internet sitelerine, ekşi sözlük'e şuraya buraya bir bakayım dedim, kafam karıştı.

Tecavüzcü ve sapık yarışmalarına denk geldim, liberal sanatçının 4 milyon takipçisi var. Her gün kadın hakları, insan hakları kasıyormuş, HDP'li vekilin bir kadına on gün süreyle tecavüzü medyaya düşünce sessiz kalıyormuş tek tweet atmıyormuş. Ama çok geçmiyor, arkadan Ferrari gibi bir başka haber düşüyor, bu sefer bir uzman çavuş bir genç kızı taciz ettiği ve kızın intihar ettiği iddia ediliyor. Hurra, bu sefer liberal HDP'li tayfa öne geçiyor, derken yarış kızışıyor.

Allah, birden Cüneyt Özdemir'in öne geçtiğini görüyoruz, Merdan Yanardağ'a 'kriminallerle işim yok' diye aklınca posta koyuyor. Yanardağ anında karşılık veriyor, biz onu biliriz, FETÖ'den altın saat almıştı, Allah, twitter, internet siteleri, ekşi sözlük, yıkılıyor. Sonra, ekşi sözlük'te Özdemir'in 2012'de FETÖ'yü yalayan bir yazısı yayınlanıyor. Yazıda, 'her yeri FETÖ işgal etmiş' lafıyla Cüneyt Özdemir dalga geçiyor, 'iyi iyi ben de CNN'i ele geçiriyorum' diye FETÖ'cü işgali küçümseyip FETÖ'yü eleştirenlere aklınca laf geçiriyor.

Allaaah, geriden hızla Yurt Gazetesi sahibi öne fırlıyor, bu Tele 1'in paraları Akın İpek'ten mi geliyor, stadyum yıkılıyor, yüzbinlerce tweet atılıyor. Yanardağ ekrandan bas bas bağırıp anında cevaplıyor, 'biz okuyucularımızın desteğiyle ayaktayız, bu adam dolandırıcı' diyor...

Allaaah, geriden, komünist liberal HDP'li Barış Atay binlerce tweetçisiyle saldırıya geçiyor, yüzlerce gazeteci Atay'a destek veriyor yazılar yazılıyor. Derken, karşı saldırı, Barış Atay'ı dövenler güya o akşam evli bir kadınla çıkmış onun ağbisiymiş, nereye düştük ulan. Barış Atay tweetçileri sessizliğe bürünüyor, birden süprriz tuhaf bir manipüle tweetçi ileri fırlıyor. Uzman çavuşun tecavüzüyle intihar eden kızın daha önceki mahkeme tutanaklarını yayınlıyor, kızın masumiyetine ve ölümüne gölge düşürüyor, bu tutanakları nerden alıyor muamma. Hurraaa yüzbinlerce tweet yeniden sağ koldan saldırıya geçiyor, izlemekten yorulduk, gözlerimiz bulandı. Kim haklı kim önde, kim ne diyor, anlamak mümkün değil. Anladığımız küreği alan sopayı alan Allah ne verdiyse birbirine sallıyor. Olan özene bezene döşenip yazdığım yazıma oluyor, yazım artık bu satırların en sonuna kaldı.

Tecavüzcüler sapıkçılar birbiriyle sidik, şaibe, yalan, iftira, üste çıkma, gövde gösterisi, meydan okuma, tehdit, şantaj, küfür yarıştırıyor, twitter, internet siteleri, ekşi sözlük, savaş meydanı.

Hangisi doğru, olay gerçekte nasıl gerçekleşti, bilmek anlamak mümkün değil.

Derken Cumhuriyet'ten Işıl Özgentürk, Batmanlı kızların geçmişteki intihar vakalarına işaret eden şöyle duydum böyle söylediler gibisinden ani bir atakla öne çıkıyor bir yazı yazıyor. Hurraaaa, liberaller, HDP'liler bu sefer Işıl Özgentürk'ün üstüne ordular halinde ilerliyorlar, 'faşist, ırkçı, kadın düşmanı' lafları gırla gidiyor. Sonra ekşi sözlük'te birileri geçmişte Batman'daki intiharların sosyolojik çalışmalarını ortaya döküyor, bir orayı okuyorsun, bir burayı, ortalık toz duman.

Bizim de bir internet sitemiz var, biz de ekmek yiyoruz, biz de çıkıp şu şudur bu budur diyebilmeliyiz, ama imkansız, hangi haberin suçlamanın küfrün açıklamanın karşı çıkmanın arkasına girsek bulanık, tam bir fikir edinemiyoruz.

Top tüfek .m, .öt, .arak, lafları arkasında sadece .ok atma var, sadece toz duman barut iftira var. Neyi özetleyip temiz tarafsız bir haber yapabileceksin, elimizde sağlam veri hiç yok, en iyisi görmeyelim haberini yapmayalım mı diyeceğiz.

Kardeşlerim, sağlam kanıt bulamayıp kafasını bizim gibi çıkartamayanlar da unutmayın bu savaşın .ok yoluna gitti Niyazi gibi ölüleridir. Çünkü, siyasi arenada bir fikir ileri sürmüyorsan Formula 1 yarışında geride kalır tur yersin, senin tekerine de motoruna da sürücüne de ahlakına da siyasi duruşuna da kimse güvenmez.

4. Bunlar liberal taktiklerdir

Oysa bu liberal taktiğidir, sürekliliği ve yaygınlığı olmayan arızi tek yanlışı genel olmayan istisnai tek haksızı bir kenardan bulup onu muhatap kabul edip oraya yüklenmek. Aklı selim tutarlı konuşanları ciddiye almamak.

Fikirlerinin doğruluğunu en saçma en şaibeli en karışık bir kaç siyasi figür bulup onların üstünden ispatlamak. Bu çok işe yarar büyük tılsımlı formülü çok zamandır İslamcılar da kullanıyor. Mahallede bir deli bulup ona saldırmak, yaygın sürekli kalıcı olanı gözardı etmek.

Ciddi felsefi sosyolojik analizlere yüz vermemek, yani haklı çıkmak için karşı taraftan 'arıza' aramak.

Bakıyorsun arızanın yerini şimdi tecavüzcüler sapıklar almış, herkes birbiri içinde 'tecavüzcü' aramaya çıkmış. Her toplumda milyonda bir gibi arızi sapık deli unsurlar vardır, fikir adamları, tek bir örnekle değil sürekli ve yaygın örnekleri konu edinerek fikir oluşturur, mesela.

FETÖ'nün operasyonlar için kullandığı Türk Solu dergisi vardı. Kızılay'da 'Kürtlerden alışveriş yapmayın' diye bildiri dağıtıyorlardı, şu meşhur 'ordu göreve' pankartını da onlar açmıştı, bunun gibi, işte bu tecavüz sapık olaylarına çoğunlukla istihbarat da dahil oluyor, unutmayın bu FETÖ'cü kolpa dergiyi gösterip Cumhuriyetçilere saldırdılar orduyu tasfiye ettiler.

İstihbarat da kurduğu fason yapılar ya da kullandığı tweet ve nick hesaplarla olayları aklınca körüklüyor, şaibe iftira yanıltma manipülasyon gırla gidiyor, derken, izi kalıyor. Temiz olan tek yer kalmıyor, toplumun çürümesi işlerine geliyor, kışkırtılmaya hazır kitleler bir daha bileniyor. Akıllarınca önlerini tıkayan kim varsa lince tabi tutuyorlar. Tutarlı aklıselim güvenilir kimsenin kalmayışı savaş ganimetleri oluyor, seviniyorlar, ancak ahlak ve ülke ve hukuk ve toplumun selameti, kaybediyor.

Liberal ve HDP'li ve FETÖ'cü yazarların toplumu pisliklerine bulaştırma taktiklerini en güzel nasıl anlatırım, deyip, aklıma bir hikaye geldi.

Sokağımızda çok meşhur bir alkolik vardı, Necati ağbi, gece yarılarına kadar içer evin balkonundan sallayıp işer alayına küfredirdi.

Bir de sokağın sonunda, ne iş yaptığını mahalleninin bildiği ama yüzüne söylemediği Naciye ablamız vardı. Nezaketen herkes hem alkolik ağbiyle hem de Naciye ablayla iyi geçinirdi. Ancak bu nezaketle katlanma da bir yere kadar sürerdi çünkü bazı akşamlar mahalleli iki ateş (savaş) arasında kalırdı.

Alkolik Necati ağbi içer içer narayı basar, yarın okula işine gidecek insanların uykusu bölünür. Ve ama kavga dövüş olmasın diye belaya kimsecikler de karışmak istemez seslerini çıkartmazdı.

Sesini çıkartan sadece sabah işe gitmeyen Naciye ablaydı. Naciye abla Necati ağbiye 'bi sus ulan mahalleye huzur vermedin bi uyutmadın ulan' diye buz çatlatan ince tiz sesiyle cevap verince, sokak ayağa kalkar, ama herkes yatağında korku içinde kavgayı bir film gibi acaba ne olacak diye merak ederdi.

Herkes ailesi kadını çocuklarıyla endişe içinde, çünkü bir silah sopa ortaya çıkıp sokağı gece yarısı polisler basar paniğini yaşıyorlar, evin delikanlıları acele giyinir kavgaya müdahil olmak için can atar anne babaları zor durdururdu.

Sonra Necati ağbi ağza alınmayacak küfürlerle cevap verir, 'karı boşuna uğraşma altıma almam seni' diye, ooo, Naciye abla altında kalır mı, 'ulan manyak (pencereden işeyip) pencereden sallamış mahalalenin çocuklarına kadınlarına utanmadan gösteriyorsun, sapık'. Ve Naciye abla, ortalığı ayağa kaldıran son narasını atardı: Ulan bu mahallede erkek olsaydı çoktan seni balkondan aşağı atardı.

Bu kavgada asıl tuhaf olan yer, başka bir mekan, yorganı başının üstüne çekmiş annem-babam, ya da olayın sabahı mahalle ileri gelenleri bakkalın imamın fısıltıyla konuştukları yerdeydi.

Yok yere olaya müdahale şekliyle taraf olup suçlanma ve kutuplaşma ve gerilme ve birbirini suçlama ve kavganın mahalleliye bulaşıp büyümesi genellikle şöyle olurdu.

Sabah bakkalın önünde imam, bakkala, 'ama bu Naciye de fazla oluyor' dedi mi, bakkal, sen şimdi şu imam halinle bu bela sapık Necati'den mi yanasın?

İşte bu liberal taktiğidir, liberal troller seni de iki kötüden birini seçmeye zorlamış ve başarmışlar.

Mesela, babam kavga sürürken fısıltıyla, anneme, 'ama Necati de haklı' dediğinde, annem, 'sen şimdi bu sapığı mı tutuyorsun, bir mahalleyi uyutmuyor' derdi, işte bu da liberal taktiğidir, hali vakti yerinde bir adamı vukuat çıkartıp anında taraf olmaya mecbur kılıp bir sapıkla eşitlemişlerdir.

Yani olayın kendisi unutulur, kim ağzını önce açsa, öbürünü, öbürü diğerini tutmakla, onun gibi, herkes herkesi suçlar, faili olmadıkları olay karşısında herkes toplumun en dibindeki iki arıza tipin karakteriyle aynı bedene sokulmuş olurlar, bu da FETÖ, liberal, HDP taktiğidir.

Güya biri sapık alkolik diğeri güya fahişe, ama, kavga konuşuldukça mahalleli annem babam, komşular, imam, bakkal, kahvedekiler yavaş yavaş bu iki 'kötü'den birini savunmak zorunda kalır, kırk yıldır bu topluma yaptıkları da budur.

Aslında mahallede kimsenin aklına sapığı ya da fahişeyi savunmak hiç gelmezdi, ama kurdukları cümleler eksikti, lafı alan, şu Naciye'nin de yaptığı olacak şey mi diye başlarsa, hurra sen Necati'yi mi tutuyorsun, ki, adam daha cümleyi tamamlamamış ve karşısındaki Naciye'nin kim olduğunu bilmiyor musun diye başlasa, karşı taraf hücuma geçer Naciye gibi orospu olmakla suçlardı.

Tartışan taraflar ne o tarafı ne bu tarafı desteklemek savunmak asla istemezlerdi ama bir şekilde olaylar hep arıza tipler etrafında büyütülünce, siyasi olaylar hep arızi travmatik tipler üzerinden patlatılınca, siz de ister istemez bir görüş beyan edip müdahil oluyorsunuz.

Bu iki tarafı da boklu değneğin hangi tarafını tutacaksın, önce hangi kelimelerle konuya müdahil olacaksın, büyük mesele, ve tartışmanın seri hızlı kısa laf atışmalarına da müsait olması. Ve merak da insan fıtratına dahildir. Endişelenmek hatta gerilim korku yaşamak, gibi, bir şekilde kaçamaz foseptiğe düşer gibi konunun içinde debelenip durursunuz, ya da kim heyecanlı korkulu bir film seyretmek istemez? Ya da bir gece yarısı korku filmi aşkına sosyal itibarınız lime lime edilir.

Aslında belki de o gece olay yaşanırken olaya sessiz kalışlarının suçluluğunu üstlerinden atmak için hemen lafa girip tarafları suçlamak istiyorlar ve birden kendilerini hiç olmak istemedikleri utanç dolu kötü karakterlerle dolu filmin baş rollerinde buluyorlar.

Hatta babamın anneme 'sen o karıya sahip çıktın bir daha gözüme görünme bir daha seni adam yerine koyup konuşmam, senin elinden yemek yemem' dediğini, mesela, bakkalın imama, bir din adamı o sapığı nasıl savunur deyip imamın üstüne yürüyüp bir daha bu dükkana uğrama dediğine şahit olmuşluğum var. Oysa ikisi de muteber insanlardı, ama işte, düştüler!

Aradan elli sene geçti, bir olaya müdahil olurken kendi kişiliğimizi ahlakımızı sosyal itibarımızı da riske atıyoruz, ve ama atmak da zorundayız, çok köklü ahlaki sorunlarla boğuşuyoruz ve bu mahallede oturuyorsak asla sessiz kalamayız. Necati ağbinin ya da Naciye ablanın tarafından olmadan da müdahil olmanın yolları vardır.

Aradan elli sene geçti, internet, sosyal medya, yeni teknolojik icadlar, hayat hiç değişmedi, hayatın en kötü en istisnai en marjinal tarafına bizi çekip sürükleyen bir şey var?

Hazırlıklı değilsek onu tuttu bunu korudu şuna sahip çıktı vs. gibi biz de çöplüğü boylarız, ki, tam tersine, inanmış güvenilir insanlar hiç kimsenin ağzına şekline tribine kolpasına kumpasına bakmadan temiz ve dürüst ve hukuki olana sahip çıkar.

Ve ama, ne kadar dikkatli olursanız olun, istemediğimiz ve sevmediğimiz bir tartışmaya bizi 'ortak' eden faili olmadığımız halde bizi 'kutuplaştıran' kirini pisliğini iftirasını bize de bulaştıran bir güç var!

Sadece hukukunu savunduğumuz ama yaşayışını ahlakını hiç savunmadığımız şeyleri geniş kitlelere en yakınlarımıza anlatmak da zorlandığımız bir şey var.

İfade etmekle ilgili değil siyasi olayları başlatan kışkırtan tuzaklarla ilgili 'dış güçler' 'manipüle' güçler, sosyal medyadaki trol güçler gibi bir şey.

Bilgiyle hukukla ilgili değil kurulan tuzakla ilgili. Trollüğün amacı sosyal kişiliğinizi ve toplum üzerindeki bıraktığınız intibaayı dinamitleyip parçalamak.

Yani birinin hakkını savunurken hepimizi tek tek, teröristin, liberalin, HDP'linin FETÖ'nün oyununa kumpasına sürükleyen troller ordusu gibi çalışan kumpascı tuzakçı ordular var.

Bu kadar değil, hikayem de eksik kalan çok şey var.

Annemin babama, 'millet birbiriyle kavga ediyor sen kalkmış yatağın içinde beni döveceksin' lafına babamın heyheylenmemesi mümkün mü?

Olay çoktan bitmiş, sabahın seherinde pencereyi açıp 'bir susun lan, senin de .mına koyum senin de' diye küfrettiğine de şahit olmuşumdur.

Hikaye bitti mi sanıyorsunuz, değil.

Babam yatağına döndüğünde, annem babamı çıldırtmaya devam ediyor: 'Kavga bitmiş millet yorulup yatmış sen kalkmış boş sokaklara kabadayılık yapıyorsun, (mezarlıkta köpekler havlıyordu) he heee, köpekler mezarlar senden çok korktu, sinirin geçti, rahat ettin mi?'

Annemin işte 'bu cümleleri: Sinirin heyheylerin geçti mi?

Sanırım, çok haksız gördüğümüz bir olay karşısında heyheyleniyoruz ve ani sinirlerimizle konuşup laf atıp tiksinti ve nefretle olaya müdahil oluyoruz. Bu baştan doğru bir tepki gibi görünüyor ama, sorun da burada artık sosyal medya çağında yaşıyoruz 'trolleri' hesabı katmadan herhangi bir olaya kek gibi keriz gibi aniden müdahil olmayın.

Troller, liberaller, FETÖ'cüler, HDP'liler o anlık öfkemizi boşaltıp ani karar vermelerle en derinde bastırdığımız bizim de biraz sonra utanç duyacağımız şeyleri ortaya çıkartıp, yani leşimizi pisliğimizi siyasette pazarlamak istiyorlar, gördünüz mü, bunlar işte bu, diye.

O halde asıl sorumuz, tarafların mahkemesi gerçek deliller, mahkeme tutanakları, ifadeler ortaya çıktıktan sonra o an itibariyle kuduran dellenen saldıran o büyük kitlelerden tek bir kişiyi neden ortalıkta göremiyorsun!

Suçlamalar tecavüz sapıklık bu kadar ciddi ise, olayı takip edin, hesabını sorun, masumun hakkını masuma verin, işte, buna milletçe yokuz.

Yahu insanların itibarlarıyla oynanmış kişilikleri sıfırlanmış olmayacak suçlamalar yapılmış, bir konuşsanıza, onlarca yıl atıp tuttunuz demediğinizi bırakmadınız, bir açıklama yapma zahmetinde bulunmayacak mısınız?

Hayır, kırk yıldır liberallerin HDP'nin, FETÖ'nün ve İslamcıların hayat-siyasete bakışları, işte bu, amaçları mevzi kazanmak, lokal üstünlük sağlamak, linç etmek ve hemen unutmak, iddialarının tam aksi çıktığında ise bir daha konuyu hiç açmamak, neden?

Soralım, insanların itibarlarını sosyal kimliklerini kıyma makinesine atıp lime lime etmek neden bu kadar kolay?

Çünkü hikayemizde birbirini suçlayan sapık alkolik ve fahişe, ikisi de sınırda kişilikler, arızalı, dikkat edin, siyaset sahnesine taşıdıkları konular insanlar hepsi dişlerine işlerine gelen neden travmatik kişi ve kurumlar.

Birbirlerinin arızalarını bildikleri için, kendilerini ancak o sapık o arıza karşısında haklı çıkabileceğini bildiği için, kendilerine hep kendileri gibi tecavüzcü sapık tiksinti verici ya da kolpa ya da kumpasçıları 'seçiyorlar'.

Dövüş minderine kendileri gibi 'fasosu olanları' gerçeklerini değil çakmaları fasonları 'açıkları' olanları kabul ediyorlar, siyaset ve medya alanını kendileri gibi çok kullanışlı istisnai arızalardan kendileri seçiyorlar.

Ve soralım, kavgayı hiç başlatmamış ve hayatını temiz düzgün sınırlı düşük maaşıyla yaşamış ama bu düzene ve bu kumpas ve iftiralara kim olursa olsun karşı çıkmış onurlu insanların sivil kurumların yazarların aydınların adlarını dahi ağızlarına neden hiç almazlar.

İstiyorlar ki siyaset meydanı bizim gibi sapık tecavüzcü gibilerle dolsun taşsın ki bizim de açık bulmamız ve bahanelerimiz çok olsun.

Ev ödevi, sorumuz şudur,, siyaset sahnesine, hep, yolsuzluklarının arızalarının hırsızlıklarının şaibelerinin kimin adamı olduklarının nereden geçindikleri belli olmayanların, hesap veremeyenlerin, vs. çıkartılması bir 'tesadüf mü?', değil, yeni medya düzeni, unutmayın, sizi kumpasına çekmek için tröl ordularıyla siyaset yapıyor.

Ve hepinizi, işte siz böylesiniz demek için travmaya arızaya dahil etmek için sosyal medyada linç etmek için herkesi kumpaslar kuran trol orduları beklediğini unutmayın.

Yani bu arızaları siyasette medyada öne süren hangi mekanizmadır?

O arızaları siyaset ve medyada öne çıkartanlar zaten eksiklikleri yetersizlikleri vs. olduğu yani kullanışlı oldukları için o holdinglerin şirketlerin ve kurmaca partilerin en önünde sahaya sürerler, bu yüzden, esersiz yeteneksiz kimliksiz mesleksiz insan ve grupların sözlerine iddialarına asla prim vermeyin, siyasetinizi bu boş beleş kolpaların tuzağına düşürmeyin.

5. Trollerin bir başka işi de tam tersi masum alanlar inşa etmek 

Hiçbir itibarı ve güvenilirliği olmayan dehşet terör örgütleri, kendi davalarını savunmak için, 'masum' alanlar inşa ederler, Cumartesi Anneleri gibi ölüm oruçları gibi.

Baştan aşağı katil bu örgütler bu 'masum' gösterilerle güya insanlık gibi ahlak gibi vicdan gibi değerleri kaşıyıp özellikle aydınlar nezdinde başarı sağlarlar.

Ve yaktıkları köyleri, kaçırdıkları çocukları, öldürdükleri yüzlerce öğretmen ve mühendisi, şehrin meydanlarında havaya uçurdukları yüzlerce masum insanı, katlettikleri binlerce insanı, Amerika'dan beslenip silahlandıklarını, uyuşturucu parasıyla gül gibi geçinip gittiklerini, işte bir masum sahne kurarak herşeyi unuttururlar ve toplumun gözlerini intihar bombacılarına değil bu masum eylemler üzerine çevirerek siyaset yaparlar.

Bu sahte vicdan gösterileri için kırk uzun yıl liberaller HDP ve FETÖ uzmanlaşmıştır.

6. Osman'ı hepimiz öldürdük 

Neden çok değerli üç günlük dünyamızı bu trol kumpas ve kolpalarla heba etmek zorunda kalıyoruz ki?

Aksine, inatla, muhalefetimizi yoksulluğumuza ve köleliğimize ve çaresizliğimize sebep olan çok sağlam tarihsel sosyolojik evrensel bilimsel konular üzerinden yapabilmeliyiz.

Kardeşlerim, tarihi sosyolojiyi o dedi bu yaptı bu bizden vs. değil, 'maddi' ölçekleriyle okumayı öğrenmek zorundayız, ilahi kutsal olan başka 'maddi' olan başka.

Yeni yetişen gençlere seminer ve konuşmalarımda, sorarım, İslam dünyası neden ikiye ayrıldı ve Peygamberin eşiyle Hz. Ali neden kavgaya tutuştu (önce Cemel, sonra Sıffın Savaşı)?

Bu iç savaşta, para (beytülmal) kimdeydi, bu savaş bir 'iktidar' savaşı değil mi?

Kutsallık ve ilahilikten sıyrılıp 'maddiyat' üzerine yoğunlaşamamızın sebepleri büyüktür.

Hazreti Osman, öldürüldüğünde, Hazreti Ali'den Osman'ın katillerini bulup yargılamasını istediler.

Hazreti Ali ilk iş olarak Osman'ın katillerini bulacağını söylediğinde, taraftarları-yanındakiler ayağa kalktı ve topluca 'Osman'ı hepimiz öldürdük?' diye Ali'ye meydan okudular ve Hazreti Ali çaresiz kaldı.

Osman'ı neden öldürmüşler, yakınlarını (aynı aşiretten) işe aldığı, kendi aşiretini beslediği için karşı aşiretten olanlar öldürdü.

Yani bugüne kadar milyonlarca insanın ölümüne ve koca koca milletlerin ve devletlerin bölünmesine kardeş kavgasına yol açan sorunun altında 'devletin' malı mülkü parası bürokrasisi torpili ve nepotizm gibi maddi bir mesele var. Yani sorun Hazreti Ayşe, Hazreti Ali ve Muaviye'nin şahsi kavgası sorunu hiç değil.

Hariciler Hz Ali'yi öldürdüğü için İslam'ın bütün şubeleri tarafından dışlanmıştır.

Ancak Haricilerin henüz ellerine kan bulaşmamış günlerine gidelim.

Hariciler, aşiretten İslam Devleti'ne geçilip yeni bir 'bürokrasi' oluşturulması karşısında paniğe kapılıp çok sert bir çok soru sordular.

Birincisi, bu saltanat hep Haşimiler, Emeviler gibi torpilli aşiretlerin egemenliğinde mi kalacak?

Yani liderliğin-emirliğin-halifeliğin eski aşiret düzeninde olduğu gibi şûrayla-seçimle yapılmasını istediler.

İki, saltanatın babadan oğula geçmemesi konusunda ölümüne savaşıp bir yüzyıl iç savaşlarla isyan ettiler.

Üç, herkesin Allah karşısında eşit olduğunu, bu itibarla başa geçen halifenin sıradan müminlerden statü olarak üstün olmadığını iddia ettiler, herkesin Allah karşısında eşit olduğu, kimsenin kimseye üstün olmadığı.

Dört. Başa geçirilen halife yanlış eksik yaptığı zaman şûra-istişare toplanarak hemen görevinden alınmalı, inmezse zorla şiddetle halifelikten alınmalı, ki Hazreti Ali'yi bile öldürdüler.

Beş. Haricilik Hz. Osman'a muhaliflikle başlamıştır, itirazları, Osman'ın bürokrasiyi yakınlarına peşkeş çekmesi ve devletin malını parasını torpille en yakınlarına harcaması, eski eşitlikçi aşiret geleneğinden gelen Haricileri isyan ettirmiştir.

Bu yüzden Hariciler ne Hz. Ayşe taraftarı ne Ali taraftarı ne de Muaviye taraftarı oldular, hepsinden ayrılıp ayrı bir 'tayfa' haline geldiler, İslam tarihinin ilk bölüneni ilk ayrılanı, ehli sünnet alimlerince ilk nifak çıkartan grubu oldular.

İtirazlarını toplayalım, saltanat seçimle olmalı, iki, beytülmalı ve ganimeti herkese eşitçe kardeşçe bölüştürmeliyiz.

Ve unutmayalım, Hariciler artık unutulmuş ve dışlanmış tarihte kalmış bir isyan hareketidir, dinde diyanette bile adları anılıp okutulmazlar, İslam'ın ilk böleni olan bu grup niçin başkaldırdı hiç sorulmaz üstüne gidilmez.

İsyancı başkaldıran Haricilerin kısa zamanda azalıp yok olmasından sonra İslam tarihinde bir daha 'beytülmalı eşit bölüşelim' diyen ve 'bu saltanat babadan oğula hanedanlık gibi sürmesi dinimize aykırıdır' diyen bir başka büyük parti-mezhep çıkmamıştır.

Hemen bütün ehli sünnet fırkaları saltanatı çok da sorgulamamış mülkün padişahın olmasının da çok üstüne gitmemiştir, Haricilerin bu maddi talepleri yerine saltanatı 'ilahileştirme' 'kutsama' yani yüceltme almıştır, Hariciler gibi bizim paramızı niye eş dost yiyorsunuz diyen bir daha çıkmamıştır.

Açın bütün ehli sünnet kaynaklarını okuyun, Haricileri dışlarlar küfrederler, lanetlerler, uzaktan haklı da görünürler çünkü gerçekten Hazreti Ali'yi öldürdüler, bu itibarla Haricilere kimse de sahip çıkamaz.

Ve Haricilerin sorularını Hariciler katil olduğu için artık kimse de sormaz.

Bir çok sosyolog ve tarihçi Haricileri 19. asrın anarşistleriyle kıyaslar.

Bir çoğu 'aynısıdır', bir çoğu 'büyük benzerlikler vardır' der. Saltanat tanımayışları ve hazinenin bölüşülmesi konusunda anarşistlerle aynı fikir içindedirler yorumunu yaparlar.

Kardeşlerim, pek tabii Haricilerin şiddetini ve Ali'yi öldürmesini kimse savunamaz, ancak, Ali öldürülmeden çıkan islam'ı ikiye bölen büyük tartışmayı hiç mi hatırlamayalım.

Neydi o tartışma: Saltanat ve beytülmal ve nepotizm.

Emevilerin Selçukluların Osmanlı'nın ve Cumhuriyet'in de en büyük konusu 'saltanat' ve 'beytülmal ve nepotizm' değil mi?

Hz. Ali'den Osman'ın katillerini bulmasını istediklerinde, Ali, 'bulacağım' dedi, ama etrafındakiler Ali'ye karşı 'Osman'ı Hepimiz Öldürdük' diye karşı çıktı.

Ve Ali 'kuşatıldığını' anladı ve Haricileri 'ikna' edemedi ve Haricilerle bir çok savaş yapmak zorunda kaldı.

Peki bugünün İslamcı gençleri yazarları ikna oldu mu!

Hepsi saltanat ve hazine yağmasında ittifak halindeler.

İslamcı gençler ve İslamcılar, Hariciler Ali'yi öldürdü deyip Haricilerin bu sorularını hiç sormuyorlar!

Oysa Haricilik, İslam'da ilk büyük ayrılıktır.

İslam dünyası bu sorulardan sonra bir daha iflah olmadı.

Peşinden asırlarca yaşanan bütün iç savaşların kökü işte Haricilerin sorduğu bu sorular yüzünden başlattığı isyan ve iç savaşlardır.

Saltanat onun bunun kimsenin değil Allah'ındır.

Beytülmal, onun bunun kimsenin değil 'herkesindir', tezini savundular.

Ve ehli sünnet alimleri Haricileri radikalizmle suçlayıp Haricileri marjinalize edip öldürerek yok ederek tarihten silerek ve adlarını anmayarak tarihe gömüp mahkum ettiklerini sanıyorlar, değil, sorular bugün de kaldığı yerde, aynı şiddette.

Hangi ülkede yaşıyorsak yaşıyalım para ve saltanat kimin elinde ve parayı ve saltanatı kimlere harcıyor diye hala soruyoruz.

Yoksa, işin teferruatına gelince, sizin de içinizde bizim de içimizde pekala sapıklar tecavüzcüler bulmak ve saldırmak ve birbirimizi linç etmek mümkündür, ancak, bu linç girişimleri yanlış bulanık boğma kolpa siyasetlerdir, asıl meseleyi size unutturan.

Liberaller, HDP ve FETÖ'cüler, bu topraklarda 'paranın ve saltanatın' kimde olduğunu hiç sormadılar, saltanata ve paraya sahip olanlara karşı hiç isyan etmediler, baş kaldırmadılar.

Aksine, saltanatın ve paranın adamı ve yanında ve hep köpeği oldular, arkalarına Amerika'yı ve holdingleri ve şirketlerin medyasını aldılar ve sizi hep eften püften sokak kavgalarıyla meşgul edip oyalayıp itibarınızı ve onurunuzu ve ahlakınızı yorgun düşürüp sizi çaresiz bıraktılar.

Ve bizi de sen o barda oturdun sen o sapık adamı tuttun sen de o ahlaksıza sahip çıktın diye, ikincil, teferruat, trol, kumpas, kolpa tuzaklarına düşürüp linç ettiler meşgul ettiler.

Faşist dediler sapık dediler ırkçı dediler, ama, saltanat ve para kimde, o sitelerin parasını kim yiyor, o haberini yapan şirketlerin sahipleri kimdir kimden besleniyor, seni kimler doyuruyor, memleketi kimler yiyor sorusunu, bir gün olsun sormadılar.

Kardeşlerim, arada derede boğulmayın, onun bunun kumpasına alet olmayın, o trol bu trol gruplarının tezgahına gelmeyin, tarihin en büyük sorusunu sorun!

İslamcıların liberallerin FETÖ'nün vs. korkup soramadığı.

Saltanat ve para kimin elinde, neden bölüştürmüyorlar!

(Hariciler konusu, aşiret düzeninden bürokrasiye, komünden devlete, pagan dünyadan tek tanrılı dünyaya, vs. geçişte bölüşüm, eşitlik, ahlak ve devlet ve toplum üzerinde çok konuşulması gereken en temel siyasetleri 'test' edebileceğimiz çok kısa ömürlü ama çok derin bir siyasi oluşumdur, yani mevzu uzundur.)

Ve unutmayın İslam dünyasında bütün ayrılıklar ve iç savaşlar Haricilerin bu temel sorularıyla başlamıştır ve bu soruların cevabı ehli sünnet vel cemaatin hiç bir şubesinde halen yoktur.

Bu sorular sorulmadığı için İslam dünyası evliyalara ve saltanata tapanların eline geçti.

Bu sorular sorulmadığı için hazine ve mülk evliya gibi kendini kutsayanların Allah ve İslam adına eline geçti.

7. Saltanat ve hazineyi kim gaspediyor? 

Biz bu siyasi kavganın saltanat ve hazine tarihler boyu neden bölüşülmüyor, bu tarafındayız, Naciye ablalara da Necati ağbilere de bunları bilmem nasıl becerip anlatacaksınız, bu şaşmaz siyasi doğrularımızı söyleyin.

Yani Tayyip ya da İmamoğlu'nu kutsamak değil işimiz, bu paraları nasıl kazandılar sormak işimiz!

Ve işte böyle bir eğitim-öğretim-bilgi dünyasında yaşıyoruz, Hz. Osman ve Hz. Ali'nin öldürüldüğünü bir buçuk milyar müslüman biliyor da 'neden' hangi sebepten öldürüldü hala bilmiyor.