Osmanlı edebini çok bilirmiş gibi

Nihat Genç yazdı...

Osmanlı edebini çok bilirmiş gibi

Oğuzhan Uğur 'Babala' adlı youtube kanalında hazırladığı bir 'mizansen' için dava edildi.

Şöyle bir baktım habere, neden dava edildi, kim etti, diye, 'kisve' yüzünden dava edilmiş.

Yani 'mizansen' için kullanılan kılık kıyafet'ten. Ve dava eden şu cümleleri kullanıyor: 'Osmanlı edebinden gelen kisveyle' alay etti.

Osmanlı'yı şimdi sokacağım olmayan beynine!

Şu cürete şu hukuksuzluk'a şu küstahlığa bakın, bir sosyal ve siyasi eleştiriye akıllarınca izin vermiyorlar!

Eleştiri anayasal haktır, ancak, cemaat ve tarikatlar anayasaya aykırıdır.

Dava açacaksanız önce cemaatlere dava açın.

Tarikatlara dava açamayanlar kalkmış Cumhuriyet'in yasal bir kurumu olan 'eleştiriye' dava açıyor!

Şu cahile bakın!

Osmanlı kisvesi deniliyor dini kisve deniliyor ve İslam'a hakaret'e aklınca bahane oluşturuyor!

'Osmanlı Kisvesi' anayasal koruma ve teminat altında ve dokunulmaz mı?

O halde önce Tayyip Bey'e dava açsın, hiç şalvar giydiğini görmedik, saray kuracak gücü dahi buldu ama Osmanlı Kisvesi giyecek gücü kendinde neden bulamadı.

Kendi giyemedi ama başkalarına giydiriyor diyeceksiniz, evet, öyle, cemaat ve tarikatlara yasa dışı izin veriliyor, o da dükkanı öyle kurmuş parsayı öyle götürüyor.

Ayrıca Abdülmecit gibi Abdülhamit gibi Osmanlı padişahlarının fotoğraflarına baksın, dava açacaksa önce Osmanlı Kisvesi giymedikleri için padişahları dava etsin.

Şu yobaz kafaya bakın, bir cemaat diyelim İsmailağa şalvar giyiyor diye hiç kimse şalvar giyip espri yapamayacak mı?

Şalvar giymiş birini hicv edemeyecek mi?

O halde önce kalkıp Davaro filmini dava edin, Kemal Sunal o filmde şalvarlı!

Senin kalkıp önce Cumhuriyet'in yasalarını koruman lazım ve cumhuriyet yasalarını takmayan cemaat ve tarikatlara dava açman lazım.

Be terbiyesiz adam ne zamandan beri cemaatlerin şalvarı İslam'ın dokunulmazı oldu.

Şeyhlerinizi dokunulmaz Allah dostu dünyanın sahibi yaptınız, anladık da, şeyhlerin şalvarları da mı 'kutsal'laştı ve şimdi de şalvara mı tapınmamızı istiyorsunuz!

Arapların Afganların Hintli müslümanların Doğulular'ın Egeli zeybeklerin her bölgenin giysileri folklorük bin çeşitlilik içindedir.

Sosyal ve siyaseten eleştirmek için her türlü giysi giyilir mizansen ya da skeç ya da piyeslerle pek tabii eleştirilir!

Şu geldikleri yere bakın:

İsmailağa'nın SAKALI dahi dokunulmaz ve yasal olmuş!

İsmailağa'nın ŞALVARI dahi dokunulmaz ve yasal olmuş!

Fetö'nün donunu bu yüzden öpüp öpüp kokladılar!

Cumhuriyet'in topraklarında her grup ve her siyaset eleştirildiği gibi her giysi türü her sosyal davranış türü herkes tarafından sansürsüz eleştirilir, karar verecek olan izleyici yani halktır!

Ne zamandan beri neyin eleştirilmesine karar veren cemaatler ve tarikatlar oldu!

Cumhuriyet'in anayasasını cemaatlerle çiğne yok say, cumhuriyet kanunlarını uygulama yok say, ama, İsmailağa'nın şalvarına dokunma!

Oh maşallah!

Üstelik bu cemaat ve tarikatlar kendi aralarında bile 'KİSVE'de anlaşamıyor, şalvar ve fes ve sarık renkleri biçimleri dahi ayrılmış.

Mao'nun tek tip üniforması gibi kimi kurşuni şalvar kimi siyah şalvar, kimi mavi takke kimi duman renk, kimi peçeyi şart koymuş, kimi etek boyu yerde sürünecek topuk görünmeyecek demiş, yani bin tür çeşit kılık kıyafet, kim ne diyor?

İşte bunların hepsi İslami oluyormuş ve eleştirisi yasakmış!

Yani ben istediğimi giyerim sen eleştiremezsin diyor?

Yok ya!

Cumhuriyet Anayasası'nı Taliban mı yazdı?

Bizler geleneksel müslüman aileler içinde büyüdük, dine saygıya yobazlardan öğrenecek kadar kendimizi ve kültürümüzü küçük düşüremeyiz!

Sakal kesimleri dahi birbirinden ayrılmış bu cemaatlerin bir de sanki kendileri İslammış gibi.

Allah'la insan arasına aracı koymak, şeyhe tapınma-rabıta, Kur'an yerine tarikat ve şeyhin direktiflerini koyma, şeyhini insanların en üstünde görme, vs. bunların hiçbiri müslümanlık olmadığı halde İslam oluyormuş...

Şeyhe tapıyorlar, kalk buna dava aç işte!

.ötün yemiyor mu?

Özetle, şuraya bakın, bu insanlık dışı kültür dışı medeniyet dışı bu vahşi yobazlar kendi yobaz kisvelerini dahi bize dayatıp 'dokunulmaz' hale getiriyor.

İyi iyi, çok korktuk, hadi getir senin de şalvarını öpüp koklayalım!

Bir de akıllarınca 'ırkçılık'la suçluyorlar, ırkçılık'tan ne anlıyorlarsa?

Ee, Züğürt Ağa filmi de 'köylüleri aşağılıyor' pek ırkçı bir film.

Hele Tosun Paşa ırkçılığın daniskası.

Osmanlı kisveleri giymiş başta Kemal Sunal-Şener Şen gibi sanatçılar Osmanlı kisveleri giymiş insanları gülünç ve aptal gösteriyor!

Sayın savcım boş durma, Tosun Paşa'ya dava aç!

Sayın savcım, bu toprakların cumhuriyetin çocukları bağımsız anayasadan aldıkları hakla tarihte her dönemi sosyal olarak eleştirme hakkına sahiptir ve kimseye soracak hiç değiliz!

Ve günümüz dünyasının felaketi sayıları milyonlara varan göç hadisesi, kültürleri davranışları sosyal tepkileri, alışkanlıkları, denyolukları, vs. videoları toplumda infial uyandırdığı apaçık bir gerçektir!

Ve sosyal eleştiri aksine bu büyük 'infiali' galeyan ve linçten kurtarıp toplumu rahat ettirir.

Sosyal eleştiri topluma yeni katılan insanları daha hızlı entegre edip sosyal doku içinde eritir, kaynaştırır!

Bir topluluk içindeki çeşitlilikler ve renklerin birbirine ısınabilmesi için eleştiri şarttır.

Osmanlı toplumunun sanatı olan Orta Oyunu'nda mesela Ermeni, Laz, Kürt, Arap, Acem, Çerkes, Tatar, Trakyalı, Çingene, bin renkte insan sahnede birbirine olmadık eleştirilerde bulunur ve birbirleriyle dalga geçerek kaynaşırlar! Dalga geçmeyi ve alay etmeyi yasaklarsanız işte asıl o zaman toplumun çeşitlilikleri birbirine bilenir ve kinlenir!

Çünkü eleştiri ortamı yumuşatır husumeti hafifletir!

Bu yüzden sosyal eleştirinin faydası bir toplumun kaynaşması için elzemdir!

Sosyal eleştirinin muhteşem sanatı Ortaoyunu ve Hacivat-Karagöz Osmanlı değil miydi?

İşid ve El Kaide uzantısı medeniyet dışı bu insanların İslam'la Osmanlı'yla da alakası yoktur!

Bu sert yapılar sosyal eleştirinin eleğinden geçmezse sertlikleri kan ve düşmanlığa dönüşür, toplum sindiremez ememez ve çatışma ortamı doğar!

Yani, sosyaliteyi rededersek ilkel ve medeniyet dışı insanların yasak ve sansürleriyle toplumu patlayacak iç savaş çıkartacak dinamite döndürürüz, ve bugünkü İslam toplumlarının en büyük sosyal hastalığı da sosyal ve siyasi eleştiri olmayışıdır!

Yani, asıl, toplumun sıhhati için, toplumun kaynaşması için, birbirimizin sivriliklerini gidermek için yasaların ve toplumun ruhunu iyi anlamak şarttır!

Ve her toplumun bir iradesi vardır!

Bütün topluluklar birbiriyle etkileşime girer!

Her irade tepkilerini ortaya koyar!

Tepkisiz toplum düşünülemez!

Taliban, cemaat ve tarikat gibi yapılar ülkeyi esir almak için önce milli ve sosyal tepkilere karşı çıkıp sustururlar!

Hatta susturmak için kelle keserler, daha dün Afganistan'da milleti güldürüyor diye bir komedyeni öldürdüler!

Bu yüzden sosyal eleştirimiz anayasa tarafından güvence altındadır!

Yani önce!

Cumhuriyet'in yasalarını takmayan tarikat ve cemaatleri dava etmeliyiz!

Toplum ve halk iradesinin çerçevesini anayasa çizer, şeyhler ve İsmailağa değil.

Aksine cemaat ve tarikatların tek işi zaten 'İslam'ı sömürmektir!

Tek işleri kendilerinden başka 'müslüman' bilmez tanımaz kabul etmezler ve toplumu bin parçaya bölük pörçük ayırır unufak ederler, ortak bir amaçta birleşemeyen müslüman ülkeler gibi.

Bunların ilk işi toplumun sağlığı bütünlüğü değil, bunlar, İslam'dan karın doyurmak islam'la holdingleşmek İslam'la halkı soymak istiyorlar!

Ve sadece kendi .iklerinin amellerini İslam diye millete yutturmak isterler!

İşte bunların hepsi çok sıkı eleştiriden geçmeli!

Değil youtube kanalları her akşam TV'ler bu siyasi ve sosyal eleştirileri toplumun endişelerini gidermek ve panik halini yumuşatmak için mutlaka bol bol vermeli!

Gülmeyi alay etmeyi unutmuş insanlar çatışma ortamına hazırdır, tıpkı Yugoslavya örneğinde olduğu gibi, ne zaman ki birbirleriyle alay edecek sosyal ortamı kaybettiler, işte o zaman Yugoslavya'da iç savaş başladı!

Cumhuriyet'in soylu çocuklarına hiç kimse sansür ambargo koyamaz.

Hiç kimse davayla yıldıramaz korkutamaz, hiç kimse apaçık yasalar ortadayken İslam adını nüfuzuna mülküne tarikatına geçiremez.

Eleştiri durduğu anda toplum parçalanır, nokta!

Geldiğimiz yere bakın ve utanın, ortada Anayasa varken kalkıp İslam'ın ne olup olmadığı bizlere ve bu millete 'yobaz' İsmailağa ve Menzil öğretecek!

Toplum nedir bilmezler, bu insanların bildiği kendi cemaat ve tarikatlarıdır!

Birbiriyle eğlenemeyen insanları hiç bir güç bir arada tutamaz!

...

Hani yeri de gelmedi ama, işin ekonomisini de birazcık bakalım, sömürgeci İngilizler o üç metre kumaştan yapılan şalvarı çok sevdi. O başa sarılan yirmi metrelik tülbendi de çok sevdi, o beş metreden yapılan siyah çarşafları da pek sevdi. Bunlar ne çok ne bol kumaş kullanıyor, dedi.

Hani sorsan avret yerleri rahat ediyor nefes hava alıyor diye şalvarı kültürümüzde seven çoktur, ancak, sırf hava alsın diye de lükse israfa bakın fazladan iki metre kumaş...

Dünyanın başkenti İngiltere'nin tekstil şehri Mancester City'e üçyüz yıl aralıksız satış yaptıran bayram yaptıran da işte bu KİSVE'dir, sömürgecilerin en büyük kozu, petrolden önce işte bu kisve piyasası vardı!

Bari üç metrelik şalvar kumaşını sen kendin üretebilseydin.

Yün eğirmek ağır iş bıraktın, hayvancılık ağır iş bıraktın ve hazır yabancı mallara fabrikalara muhtaç hale geldik!

Gandi bile halkına, milli direniş olarak, milli kurtuluş olarak yün çıkrık'ını gösterdi. Bu küçük el tezgahını bırakırsak İngilizler'den kurtulamayız, dedi.

Mustafa Kemal'in ilk işi Nazilli fabrikalarının değerini seksen yıldır zaten kimseye anlatamadık!

Öyle bir kisve ki, Osmanlı halka yalvar yakar ferman üstüne ferman, yahu yeter İngiliz kumaşı almayın.

Yani hatırlatalım dedim İngilizler'in sömürüye şalvar'dan çarşaftan başlamasını!

Şalvar ve çarşaflarımıza sattığı kumaşlarla Güneş Batmayan İmparatorluğu'n ayak sesleri ve işgalleri işte tekstille başladı!

Mesela bir Taliban'ın giysisine bakın herifin üstündeki kisvenin ağırlığı on kiloyu geçiyor!

Bari kendi kisveni üretecek aklı zekası becerisi olsa!