Özeleştirinin piri: Şah İsmail Hatayi

Özeleştirinin piri: Şah İsmail Hatayi

Tarihte bildiğimiz kadarıyla Şah İsmail doğu vilayetlerinde kalmış ve batıya hiç geçmemiştir. Ancak fikirleri ve şiirleriyle Anadolu’muzun bütün köşesine bucağına yayılmış durumdadır. Büyük bir komutan, Alevi Bektaşi edebiyatının vazgeçilmez adı,  filozof  lider ve askerdir. 1524’de Hakka yürümüştür.

Şah İsmail, en büyük Alevi tekkesinin bulunduğu  İran sınırları içindeki  Erdebil’dir. Erdebil bugün İran’ın kuzeyinde üç vilayeti  içine alan Güney Azerbaycan Türklerinin yaşadığı büyük bir vilayettir. Ebü’l Feth İhsak Safiüddin 13. Yüzyıl’da Erdebil’de ilk “şeyh” olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla Erdebil ismi Safiüddin ile birlikte ün salmaya başlamıştır. Şu anda Erdebil’de Şeyh Safiüddin’in türbesi vardır. Alevi Bektaşi çevrelerince bu türbe her zaman ziyaret edilir ve kutsal bilinir. Şeyh Safiüddin’den sonra Erdebil tekkesinin başına geçen pek çok şeyh olmuştur. Hoca Ali’ye kadar bu devam eder. “Şeyh Safi Buyruları” Alevi Bektaşi edebiyatında önemli bir yere sahiptir.

Hoca Ali, Osmanlılar döneminde tekke için Osmanlılarla olan ilişkilerinde çarı akçesi adı altında değerli hediyeler alan Zahidiye tarikatının şeyhi olarak bilinir. O zamanlar Osmanlılarla geçim iyi olduğu için Osmanlılar çarı akçesi adı altında değerli hediyeler gönderebiliyorlardı. Erdebil tekkesinin başına Şeyh Cüneyd geçtikten sonra artık onun On İki İmam doktrinini ve Şiiliği orada yaydığını ve Osmanlının da bundan  rahatsız olduğunu biliyoruz. 15.Yüzyıl’da Osmanlı ile Erdebil tekkesi arasındaki ipler kopar. Orta Doğu’da Şiiliğin ve On İki İmam inancının yaygınlaşıp, resmileşmesinde Şeyh Cüneyd’in büyük bir rolü vardır. Fakat Cüneyd’den daha fazla Şah İsmail Hatayi’nin adı  anılır ve bilinir. 

Bir asker, bir hükümdar olmaktan çok bir öğretici, bir hoca, bir tarikat şeyhi olarak bilinir. Şah İsmail 14 yaşındayken Anadolu Safavi devletine kurmuştur. 24 oğuz boyundan 72 Türkmen oymağından ve 40 dede ocağından destek alarak kurulan bir Safevi devletinden söz etmekteyiz. Şah İsmail’e büyük bir destek vardır.  Safevi devletinin kurulmasında Anadolu Türkmenlerinin çok büyük bir katkısı vardır. Bunun nedeni genel olarak Osmanlı’yla Anadolu’nun gerçek sahipleri arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklardır. Başka kaynakların  iddialarına bakılırsa, Osmanlılar Anadolu’ya çok fazla ilgi göstermemişlerdir. Anadolu halkının o dönemde ne kadar ihmal edildiğini, ne kadar ezildiğini anlatan tarihsel belgeler vardır. Aslında Safevi devletinin kurulması Anadolu Türkmenleri ile Osmanlıların arasının açılmasının sonucudur, sebebi değildir. 

 Safevileri  Osmanlı’ya başkaldıran, kendi başlarına kendilerini farklı kimlikle anan bir devlet olmaktan çok Ahi Evren’le birlikte kuruluşunda yer aldıkları bir devletin kendileri aleyhine dönüp de kendilerini ikinci sınıf bir yurttaş olarak görmesinden kaynaklanan ve doğal olarak bir devlet halinde ortaya çıkmasını sağlayan bir Safevi devletinin halkı  olarak görebiliriz. Şah İsmail’in yetişmesine baktığımızda, Farsça, Arapça ve diğer On İki İmam doktrini,  Kuran hafızlığı, dini ilimler gibi pek çok alanda Sadreddin Lahici adlı bir hocadan ders aldığını ve kendisini çok iyi yetiştirdiğini bilmekteyiz. Farsçayı ve Arapçayı şiir yazacak kadar bilmesine rağmen ana dili Türkçeyle şiir yazmayı tercih etmiştir.  Bu bize Türkçenin gücünü göstermektedir. 

Alevi Bektaşi felsefesine göre; bir insan hatayı kusuru kendinde görür. Kendindeki hatayı kusuru düzeltir. Boşalan doldurulur. Yıkılan kaldırılır. Başkasına zarar vermektense kendi nefsini hesaba çeker, muhasebe eder. Şah İsmail gibi büyük bir hükümdarın tapşırma olarak kendisine “Hatayi” yani hata eden tapşırmasını seçmesi de tesadüf değildir. Şiirlerinde lirik heyecanla, coşkuyla ilgili temalar kullanmıştır. Türk tasavvufunda belirtildiği gibi alçak gönüllülükle devrimciliği, eylemciliği kendisini hesaba çekmekle korkusuzluğu, nefsini yenerken düşmanına karşıda başı dik olan bir kimliği ortaya koyan, Türk tasavvufunun abideleşmiş kişiliği olarak Şah İsmail Hatayi’yi görebiliyoruz. Epik ve lirik şiirleri ile felsefi sağaltım yöntemiyle Türkmenleri sağaltmıştır. Kahramanlık şiirleri ile Türk insanının içindeki kahramanlığı, boyun eğmezliğini,  Türk’e karşı, Anadolu’ya karşı yönelen her türlü tehdidi bir başkaldırıyla, devrimci bir ruhla, kahramanlık duygularıyla şiirlerinde işlediğini görmekteyiz. Sevgiye, heyecana, coşkuya, nefsi arıtmaya, kendini hesaba çekmeye dair coşku dolu şiirleriyle de insana alçak gönüllüğü,  insan severliği, evrenselliği vurguladığına tanık oluruz. Yani bir taraftan içimizi arındıran, gönlümüzü enginleştiren bir iç arınmaya yönelik tasavvufi dünya, diğer taraftan da kahramanlık duygularımızı ayakta tutan cenge hazır bir Türk insanının profilini ortaya koymaktadır. Demek ki zahir ve batın böyle bütünleşiyor. Batın iç arınmayı, zahir de dışarıya karşı düşmana boyun eğmemeyi, başı dik ve kesinlikle yenilmeyi göze almayan bir yiğitliği vurgulamaktadır. 

Şah İsmail’e Hurufilikten, Batıniliğe kadar pek çok eleştiriler yöneltilmektedir. Hurufilik, tanrısal varlığı, tanrıyı, dini harflerle, sayılarla temsil eden bir felsefe ortaya koymak olarak tanımlanır. Batıni bir meşrebe sahiptirler. Her zahirin arkasında mutlaka batıni yani saklı, gizli bir anlam vardır. Bunun anlamını,  içi arı olan, gönlü temiz olan insanlar ancak algılayabilirler. Dolayısıyla genel olarak tasavvufta batınilik bir yoldur, yöntemdir. Fuzuli, Şah İsmail Bağdat’a aldığında Bengü Bade’sini ona ithaf etmiştir ve onu övücü bir takım şiirler yazmıştır. Bir süre onun yanında kalmıştır.

 Şah İsmail’in tasavvuf konusunda derin ve etraflı  bir bilgisi vardır. Tasavvuf  literatürünü çok iyi bilmektedir. Bunu ancak bilimsel olarak öğrenen kişiler anlayabilirler.  Şiirlerinin rasyonel tasavvuf açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü  diğer Türk filozoflarında olduğu gibi Şah İsmail’in şiirlerinde de teori ile pratik birlikte gitmektedir. Oysa yozlaşmış tasavvufta sadece başkalarının sırtından geçinen, itaatten başka bir şey düşünmeyen bir anlayış vardır. Alevi Bektaşi edebiyatındaki tasavvuf kuram ile eylemi içinde taşır. Yani iç arınmasına dair ilkelere, dört  kapı 40 makama uyar ve bunun gereği olan eylemi de yapar.  Dört kapı dediğimiz zaman şeriat, tarikat, marifet, hakikat akla gelmektedir. 

Şah İsmail Hatayi’nin şiirlerinde bu kavramlar daha evrensel düzeyde işlenir. Şeriat dendiği zaman genellikle İslam hukukunun belli dönemlerinde gerçekleştirilmiş olan uygulamaları, Cumhuriyet yerine inşa edilmeye çalışılan şeriat rejimi, radikal dinci taraftarların veya dini grupların bir devleti yıkıp yerine din devleti kurmasını öngören yasalar bütünü akla gelmektedir. Ama bu doğru değildir. Alevi Bektaşi edebiyatında şeriat bir eğitim yolu demektir. Bu eğitim bilenlerden, erenlerden, bu manevi yolu daha önce kat etmiş ve rehber olabilecek bir öğretmenden alınmaktadır. Yani şeriat bir arınma yolu olarak görülmektedir. Sünni ya da Alevi olsun,  bütün mutasavvıflara baktığımızda özellikle bir yerde birleşmektedirler: İnsan eğer içini arındırmazsa, dışını asla süsleyemez. İçi kirli olanın dışı da kirli olur. İçini temizlemeyen, dışarıyı temizleyemez. Gönlü temiz olmayan, bedenini de temizleyemez. İşte Alevi Bektaşi edebiyatında özellikle Şah İsmail’in şiirlerinde vurguladığı arınma yolu, şeriat budur. Tarikat ise, şeriatta çizilen ahlaksal yolu belirli bir ilke ve sistem içerisinde izlemek ve o çileleri çekmektir. Marifet ise, o çilelerden elde etmiş olduğu bir takım manevi kazanımları bilmek, onun bilincinde olmaktır. Hakikat de, ulaşmak istediği hakikat dışında hiçbir şeyi gözü görmemesi demektir. Hakikatler hakikati olarak da Tanrı’yı anlatmaktadır. Şah İsmail’in Deh Name adlı eserinde 1505 beyit bulunmaktadır. Bunun içinde 12 imam, Ali sevgisi, Ehlibeyt sevgisi, iç arınma, kahramanlık destanlarına kadar pek çok temayı işlediğini görmekteyiz. Şah İsmail bir Türk filozofu olarak Türk milletinin bugünü ve yarınını hem kuram hem de eylem bakımından aydınlatmaya devam etmektedir. 

 

Hatayi’nin Şiirlerinden Bazı Örnekler              

 

Hü diyelim gerçeklerin demine

Gerçeklerin demi nurdan sayılır

Oniki İmam katarına uyanlar

Muhammed Ali’ye yardan sayılır

Üç gün olur şu dünyanın safası

Safasından artık imiş cafası

Gerçek erenlerin nutku nefesi

Biri kırktır kırkı birden sayılır

*******

Melüllenme deli gönül

 Gez bir zaman var nic’olur

İndir tahtını yüceden

Yık bir zaman gör nic’olur

*******

Lirik Şiirine Örnek

Bugün matem günü geldi

Ah Hüseyin ü vah Hüseyin

Senin derdin bağrım deldi

Ah Hüseyin ü vah Hüseyin

Kerbela’nın önü yazı

Yüreğimden çıkmaz sızı

Yezidler mi kırdı sizi

Ah Hüseyin ü vah Hüseyin

Kerbela’nın yazıları

Şehit düştü gazileri

Fatma ana kuzuları

Ah Hüseyin ü vah Hüseyin