Para, tasarruf ve yatırım

Bilin Neyaptı yazdı...

Para, tasarruf ve yatırım

Ulusal para birimlerinin fonksiyonları, değişim ve değer ölçüsü olmalarının yanı sıra, yatırım ve tasarruf aracı olmasıdır. Ne TÜİK’in açıkladığı enflasyon, ne de ekonomiye olan güven endeksi ölçümlerinin inanılırlığının kaldığı bir ortamda, vatandaşların paranın değerine, dolayısıyla içinde yaşadıkları ekonominin gidişatına güveninin derecesini anlamanın ana yolu, tasarruflarını n nasıl değerlendirildiğinde gizlidir. 

Eğer bankalarca verilen faiz (TCMB en son gösterge faizini yüzde 17’de bıraktı) ve TÜİK’in açıklamış olduğu enflasyon rakamı (2020 için yüzde 14.6) kabul edersek bu, tasarruflarını bankalarda TL olarak değerlendirecek bireylerin yaklaşık yüzde 2 oranında reel kazanç sağlamasına işaret edecekti. Ancak, bağımsız iktisatçıların alternatif hesaplamaları (bkz. örneğin, ENAG) enflasyonun 2020’de yüzde 30’un oldukça üzerinde olduğunu göstermektedir. Bu durumda ise, mevcut faizin tasarruflar için, basit bir hesapla, yaklaşık yüzde 13 negatif getiriye, yani değer kaybına, yol açtığı ortaya çıkmaktadır!

Azalan TL mevduatları ve özellikle de vadeli TL mevduatlarına karşın artan Dolar mevduatları TL’ye olan artan güvensizliğin (TCMB’nin veri setine dayanarak),  en azından 2012’den beri artarak devam ettiğini göstermekte (bkz. aşağıdaki grafik). Bu dönemde, vadesiz TL mevduat hacminin toplam mevduat içindeki payı yüzde 34 oranında azalırken, yabancı mevduatların toplam içindeki oranı ise yüzde 73 artarak yüzde 55 seviyesine ulaşmış! 

Net borç veren pozisyondaki (uzun dönemli kredi açan, ama kısa dönemli ve artan oranda da döviz bazlı yükümlülükleri olan) bankaların, son dönemde kart / üyelik ücreti artışları gibi yollarla yüklerini vatandaşa yansıtmalarının nedeni, firmaların ve hanehalkının giderek artan kredi geri ödeme zorluklarından ayrı tutulamaz. Reel sektör ve bankacılık sektörünün simbiyotik ilişkisini; bu sektörlerden birinin artan sorunlarının nasıl diğer sektöre de yansıyacağının bilincinde olan bir ekonomi yönetiminin, özellikle sistemik riskler taşıyan bankacılık sektörüne ek yükler yaratacak politikalar uygulaması akıl karı değildir. Ancak, geçen sene standart altı borç vermeye zorlanan bankacılık sisteminin ve rekabetçi olmayan ihaleleri ve kamu garantileri fonlamaya zorlanan kamu bankalarının artan oranında geri dönmeyen kredilerinin bankacılık sistemimiz üzerinde artan yükler oluşturduğu açıktır.

Tasarrufların reel yatırımlara dönüşmek yerine spekülatif yatırımlara yönelişi, enflasyon ve borç sarmalı, artan dışa bağımlılık ve büyüyememe sorunlarıyla bütünleşiktir. Bunun sorumlusu, toplumsal refah artışı için kamusal değerleri korumak, ve piyasalarda adil rekabeti sağlamak için denetleme ve gözetim mekanizmalarını işletmek yerine, kendi siyasi bekası için bilimsellikten ve liyakattan uzak bir ekonomi yönetimi anlayışı benimseyen, ve bu anlayışın sonuçlarından ders almayan ekonomi yönetimidir. 20 yıla yaklaşan iktidarın daha hızlı daha ve etkin karar almak için çözüm olarak sunduğu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin de iktisadi sorunları çözmek bir yana, istihdam yaratamadığı ve büyümeyi sağlayamadığı ortaya çıkmıştır.