Pasifik’teki AUKUS’un Karadeniz’e etkisi

Cem Gürdeniz yazdı...

Pasifik’teki AUKUS’un Karadeniz’e etkisi

Küçük düşürücü Afganistan çekilmesinden kısa süre sonra 15 Eylül 2021 tarihinde Biden’ın aniden AUKUS (Avustralya, İngiltere ve ABD) paktını ilan etmesi ve ardından Avustralya’da 8 nükleer saldırı denizaltısının ABD ve İngiltere desteği ile inşa edileceğini açıklaması Asya Pasifik’teki istikrarsızlığı körükledi. Çin gelişmelere sert tepki gösterdi. Hükümet Sözcüsü Lijian Zhao paktın ilanından bir gün sonra şunları söylemişti: ABD, İngiltere ve Avustralya arasındaki nükleer denizaltı iş birliği, bölgesel barış ve istikrarı ciddi şekilde baltalıyor, silahlanma yarışını yoğunlaştırıyor ve uluslararası nükleer silahların yayılmasını önleme çabalarını baltalıyor. Son derece sorumsuzca jeopolitik oyunlar için nükleer teknoloji ihracatını kullanma konusunda çifte standart sergiliyor.” Çin’in önemli gazetelerinden Global Times'ın baş editörü Hu Xijin de gazetede aynı gün yazdığı baş yazıda Nükleer denizaltılara ve füzelere sahip olduğu için Çin'i korkutma yeteneğini kazandığını varsaymaya cesaret ederse, Avustralya'ya merhamet yok.” ifadelerini kullandı.

NÜKLEER DENİZALTI TEHDİDİ

Avustralya’nın Çin ile son derece avantajlı ticarete sahip bir konjonktürdeyken ABD’nin vasal devleti gibi Çin karşıtı pakta alınması ve üstelik nükleer denizaltılarla donatılması kararı gerek Çin gerekse Avustralya için hazmı kolay bir karar değil. Çin, Güney ve Doğu Çin Denizlerinde nükleer takatli saldırı denizaltılarının varlığının askeri strateji açısından yaratacağı risk ve tehditlerin farkında. Yazılarımı düzenli takip edenler hatırlayacaktır, sürekli vurgu yaptığım bir konu var: “Okyanuslar yüzyılı olan 21. Yüzyılda hegemonya denizdeki üstünlük ile el değiştirecek ya da paylaşılacak. Denizdeki mücadelede ise son sözü suyun altı yani denizaltılar söyleyecek.”

KITA VE DENİZ MÜCADELESİ

Gerek Tayvan gerekse Güney Çin Denizi kaynaklı silahlı bir çatışma -eğer nükleer aşamaya gelmezse- her koşulda artık denize çıkmış kıta devleti olan Çin’in üstünlüğü ile sonuçlanacaktır. ABD ve müttefiklerinin Çin ile Pasifik havzasında silahlı bir çatışma sürecini kazanma şansları son derece az. Bu gerçek ABD stratejistleri tarafından da kabul ediliyor. RAND bile Askeri Değerlendirme raporunda Çin ile askeri bir hesaplaşmayı geri planda tutmayı tercih ediyor. Ancak ABD ve müttefiklerinin nükleer takatli saldırı ve klasik denizaltıları bu kritik su alanlarında silahlı çatışma aşamasında Çin’in askeri hedeflerini başarmasını imkansızlaştırmasa da zorlaştıracaktır. ABD ve müttefiklerinin geniş Pasifik coğrafyasında karşılaşacakları her türlü güçlüğe rağmen askeri bir müdahale seçeneğini tamamen ortadan kaldırmayacağını da ekleyelim. İkinci Dünya Savaşı öncesinde ABD Başkanı Roosevelt, Pearl Harbor baskını olana kadar kabinesi içinde büyük baskılara rağmen Japonya ile savaşı düşünmüyordu. O nedenle tarihin yaratıcılığını göz ardı edemeyiz.

DENİZ KONTROLÜ İMKANSIZA YAKIN

ABD bu savaşı göze alırsa Çin’e nükleer silahları kullanmadan azami zarar vermeye ve denizdeki üstünlüğünü devam ettirmeye çalışacaktır. Denizdeki üstünlük mücadelesi ise ABD suüstü donanmasının nitel ve nicel zayıflığı göz önüne alınırsa sadece deniz alanlarının kullanımını Çin’e reddetme (sea denial) boyutunda başarı şansını yakalayabilecektir. Deniz Kontrolü imkansıza yakın olacaktır. Bu nedenle ABD, Çin’in deniz ulaştırmasının başta denizaltı tehdidi ile kesilmesi veya engellenmesini hedefleyecektir. Böyle bir durumda Malakka Boğazından geçerek Çin limanlarına gelen günlük 4 milyon varil petrol akışı bozulacaktır. Çin bu açığı Kuşak ve Yol Girişimi ile kapamaya çalışacaktır. Sırf bu nedenle ABD, harbin ağırlık merkezini denizlerin altına vermiştir. AUKUS ilanının ardından Canberra’ya ABD’nin nükleer teknoloji ihraç kararının temeli burada yatmaktadır. İlkiyle jeopolitik kamplaşmayı tescillemiş, diğeri ile askeri strateji denkleminde ciddi zorluk yaratmıştır. ABD, devasa Pasifik harekât alanında 350 gemilik Çin Donanmasına karşı zaafının farkındadır ve bölgedeki diğer donanmaları ve hatta İngiltere gibi donanması son derece zayıflamış bölge dışı bir devleti Pasifik’te görevlendirmektedir. Üzerinde sadece 18 adet F35B uçağı olan HMS Queen Elizabeth II Uçak gemisinin tetikler çekildikten birkaç dakika sonra hiçbir etkisinin olmayacağı biliniyor. Londra, gemiyi eskortlayacak fırkateyn sayısına bile sahip olmadığı halde Anglosakson dayanışması içinde hareket etmektedir. Özetle, ABD planlayıcıları AUKUS ve QUAD üzerinden ne kadar gemi toplayabilirlerse Çin’i Tayvan ve Güney/Doğu Çin Denizlerinde caydırabileceğine inanıyor. Ancak işleri gerçekten zor.

KURALLARA DAYALI DÜZEN YARA ALDI

Diğer taraftan ABD bu kararı ile nükleer denizaltı tahrik sistemlerinin ihracatını da meşrulaştırdı. Bugün BMGK daimî üyeleri dışında sadece Hindistan nükleer denizaltılara sahip. Brezilya’da inşa halinde olanlar var. Avustralya böylece 5+ kulübüne üye olmuş durumda. Bu aşamadan sonra Türkiye, Japonya, Güney Kore, Pakistan, İtalya, İspanya gibi devletler de nükleer takatli denizaltı yapmak isterse önlerinde hukuki ya da etik engel kalmıyor. ABD’nin itiraz etme şansı olmayacak. Böylece son 60 yıldır yürüyen nükleer teknolojinin ihracına yönelik batı kaynaklı ahlaki ve hukuki normlar bizzat ABD öncülüğünde jeopolitik bilek güreşi için ortadan kaldırılmış oldu. Bu durumda ABD’nin sürekli vurguladığı ‘’Rules Based International Order-Kurallara Dayalı Uluslararası Düzen’’ bizzat ABD tarafından zedelenmiş olmuyor mu? ABD’nin bu kararı şüphesiz bölgede silahlanma yarışını başta Çin’in silahlanması olmak üzere örneği görülmemiş bir şekilde artıracaktır.

AVUSTRALYA HALKI NE DİYECEK?

Bu çerçevede Avustralya’nın ABD ve İngiltere ile Çin karşıtı AUKUS Paktına girmesi iktidardaki Morrison Hükümeti tarafından hazmedilebilir ancak Avustralya halkının reaksiyonunun ne olacağı tam olarak bilinmiyor. Eski üç Avustralya Başbakanın ABD yanlısı bu karara muhalif kalması, bahse konu bilinmezliği destekliyor. Zira Morrison, bu kararı ile ülkenin ekonomik istikrarını dehşetli bir belirsizlik dönemine sokuyor. Buna halkın reaksiyonunu zaman gösterecektir. Bu karar ile ayrıca Avustralya artık Çin savunma planlamasında öncelikli hedef ülke konumuna girmiş oluyor. Artık Avustralya’nın stratejik unsurları bölgedeki diğer ülkelere de mesaj verecek şekilde Çin’in hava ve füze kuvvetlerinin hedef listelerine girecektir. Böylece Avustralya Hükümeti bilerek Asya Pasifik’te yeni bir soğuk savaşı başlatmış oldu.

ABD’NİN DİĞER İSTİKRARSIZLIK HAMLELERİ

Diğer yandan AUKUS ve nükleer denizaltı kararlarını ABD’nin gerek bölgedeki gerekse NATO’daki dost ve müttefiklerine danışmadan alması, ABD devlet aygıtının içinde bulunduğu aceleci panik psikolojiyi açığa çıkarıyor. Askeri endüstriyel yapı ile güvenlik lobisi ABD’nin Çin ve Rusya ile sürekli kriz yaşamasını, İsrail’in güvenliği için gerekirse İran ile savaşılmasını ister. Bu durum ABD devlet aygıtının 1945’ten bu yana uygulanan kenar kuşak jeopolitiği ve çevreleme (containment) stratejisinin devamı isteği ile örtüştüğünden ABD, her durumda Rusya ve Çin ile nükleer çatışma aşamasına gelmeyecek gerginlik ve hibrid savaş süreçlerini uygulayacaktır. Yerkürenin her alanında ABD kaynaklı yeni istikrarsızlık gelişmelerine hazır olunmalıdır. Geçtiğimiz hafta içinde ABD, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn Donanma unsurlarının bir araya gelerek Kızıldeniz’de CENTCOM sorumluluğunda tatbikat başlatmaları son derece önemlidir. Bu birliktelik en az AUKUS kadar bölgesel jeopolitiği etkileyecektir. ABD’de neoconlar ve Askeri Endüstriyel Yapı joker kartlarını teker teker açmaktadır. Arap ve İsrail donanmalarının Şii İran’a karşı tarihte ilk kez Kızıldeniz’de bir araya geldiklerini Musa Peygamber görse inanmazdı!

YENİ YALTA SÜRECİ BAŞLADI

ABD, Washington Consensus’u ve Amerikan hegemonyasını devam ettirebilmek için her yolu deniyor. Ancak bu hedefe erişim artık son derece güçleşmiştir. ABD kabul etmese de artık üç kutuplu dünya düzeni (ABD, Çin, RF) kurulma aşamasına geçmiştir. Geri dönüşü yoktur. Bu süreç nihai hale gelene kadar taraflar bilek güreşine devam edecektir. Yeni Yalta düzeni bu kez büyük bir dünya savaşı olmadan ortaya çıkacaktır. Churchill ve Stalin’in ünlü ‘’yüzdeler anlaşmasına’’ benzemese de yeni etki alanı paylaşımları için pazarlıkların kapalı kapılar ardında yapılıyor olması ihtimal dahilindedir. Bu sürecin 1945 sürecinden farkı, tarafların nükleer silahlara sahipliğidir. Mücadele dünya savaşı boyutuna gelir, nükleer silahlar kullanılırsa sonuçta çok hassas olan ekolojik denge alt üst olur ve yaşanacak ve uğrunda mücadele edilecek bir yeryüzü kalmaz. Böyle bir sonucu üç büyük güç de istemez. Herkes kaybeder.

HEGEMONYA KAOS İLE BESLENİR

O nedenle güç mücadelesi ekonomik savaş dahil hibrid savaşlar, yeni ittifaklar ve silahlı güç kullanılan vekalet savaşları üzerinden çevreleme ve karşılıklı yıpratmaya yönelik olarak devam edecektir. Temel jeopolitik motivasyon, deniz güçleri yani ABD ve dostlarının büyüyen ve denize çıkan kıta güçlerini yani Çin ve Rusya’yı (Buraya Türkiye ve beraberinde Türk Dünyası da eklenebilir) karaya itmeye yani denizden uzaklaştırmaya çalışmasıdır. Bu nedenle ABD jeopolitik çıkarları kendi lehinde dengelenene kadar, Çin ve Rusya’nın enerjisini tüketmeye çalışacaktır. Bu amaçla Asya Pasifik havzada ağırlık merkezi güney ve doğu Çin denizleri ile Tayvan olurken Avrupa Atlantik havzada Ukrayna, Gürcistan ve Karadeniz bu amaçla kullanılmaktadır. Karadeniz’de yürütülen ABD ve onun vekil örgütü konumundaki NATO’nun Karadeniz’deki faaliyetleri bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu çerçevede 9 Kasım 2021 tarihinde ABD-Ukrayna Stratejik Ortaklık Protokolü güncellendi. Bu sayede ABD ile Ukrayna arasında askeri stratejik işbirliğinin her alanda önü açılıyor. Böylece Türkiye’nin çevresinde Yunanistan, Romanya ve Ukrayna gibi vasal devletler üzerinden Karadeniz’de Rusya’nın kışkırtılması ve bölgede sürekli istikrarsızlık üretilmesi için şartlar oluşuyor. Geçen hafta içinde Amerikan, İngiliz ve Fransız uçakları ile Rusya’ya yönelik son zamanların en büyük askeri istihbarat keşif uçuşları yaşandı. Bu uçaklar Sicilya, Girit, Devesul (Romanya) ve İngiltere’den havalandı. (Kaynak Global Research: https://www.globalresearch.ca/video-kiev-confidence-boosted-after-spike-nato-activity-black-sea/5761403) Bu keskin artışın ana nedeni 15 Amerikan Kongre Üyesinin Başkan’a Ukrayna’ya ABD ve NATO desteğinin artırılmasına yönelik çağrı mektubuydu.

TÜRKİYE DERSLERİ

Ankara, bu jeopolitik oyunu iyi görmelidir. Gerileyen bir hegemonun NATO üyeliği üzerinden kendi çıkarlarını korumak için Türkiye’yi bir vasal devlet haline getirmesine izin vermemelidir. 2 hafta önce Türkiye’yi hedef alan Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Nemesis Tatbikatında Amerikan gemi ve uçakları yer alırken; Dedeağaç Bölgesine Amerikan askeri yığınak sevkiyatı devam ederken, Kongre’den ve Amerikalı senatörlerden üst üste Türkiye aleyhinde tehdit açıklamaları gelirken önce 6. Filo Komuta Kontrol gemisi USS Mount Whitney’in Sarayburnu’nda ağırlanması ve daha sonra TCG Yavuz firkateynimizin 6 Kasım 2021 tarihinde Karadeniz’de bu gemi ve USS Porter muhribi ile geçiş eğitimleri yapması hazmı zor gelişmelerdir. Süreç artık Türkiye üzerinden Rusya’yı kışkırtmanın bir üst aşamasına geçmiştir. Türkiye küçük düşürülmektedir. Bir kez daha hatırlatalım, Türkiye gerek Montrö sözleşmesinin sahibi ve Karadeniz’deki deniz güvenlik rejiminin dengeleyicisi, gerekse Rusya ile ilişkileri her alanda gelişen bir ülke olarak Karadeniz’in sahildarlar dışındaki deniz güçlerinin güç gösteri alanına dönüşmesine aracı olmamalıdır. Kurtuluş Savaşında Anadolu’yu kurtaran denizin Karadeniz olduğunu hatırlamalıdır. Benzer şekilde Ukrayna ve Rusya arasında fiilen devam eden silahlı çatışmaya doğrudan veya dolaylı hiçbir yoldan müdahil olmamalıdır.