Patagonya: Pampaların boşluğunda uzanan yollar

Gürcan Elbek yazdı...

Patagonya: Pampaların boşluğunda uzanan yollar

Otobüs karanlıkta yol almaya başlamıştı. Dışarıda bıçak gibi kesen rüzgar ve ayaz vardı. Güney Amerika denince, nedense aklımda hep sıcak havalarda, hatta tropik bir mevsimde yapacağım bir gezi düşüncesi vardı. Gabriel Garcia Marquez’in öykülerindeki Karayipler ve Orta Amerika duygusu Güney Amerika ile özdeşleşmişti bende. Oysa dünyanın toplu yerleşim bazında insan yaşayan en güney noktası olan Ushuaia’da, buz gibi havada otobüs kalkana kadar beklediğim meydanda tir tir titremiştim ayazdan.

Macellan buraya geldiğinde günümüzde kendi adıyla anılan kanalı keşfederken sahilde gördüğü ateşlere istinaden “Ateş Toprakları” demiş bu bölgeye. Oysaki bu ateşlerin, soğuktan donmamak için yerlilerin çukur gibi evlerinde yaktığı ateşlerden kaynaklandığını burada öğrenecektim. İnsanların öğrenmeleri farklı farklı yöntemlerle olabiliyor. Bazısı okuduğundan öğreniyor, ama ben yapmadan, görmeden dokunmadan öğrenemeyenlerdenim.

Yavaş yavaş doğan güneşle aydınlanan ortamda, otobüsün camından dışarıyı seyrediyordum. Merakla izliyordum etrafı. Güney Amerika gezisine çıkmadan evvel böbrek taşlarımı kontrol eden doktora Arjantin ve Patagonya’ya gideceğimi söylediğimde, pampaların hayranı olduğunu söylemiş; bu bölgedeki bitki örtüsünü anlatmıştı. Etrafı izlerken, hayatında bu bölgeye gelmemiş bir Türk doktorun bu merakı ve pampalara hayranlığı ile anlattıkları aklıma geliyordu.

Patagonya haritası.

Pampalara doğru yollar.

Patagonya’da seçkin bir yolculuk, bir rüya…

Ushuaia’yı terk ettiğimizde henüz pampalara çıkmamıştık. Bir yandaki deniz ve bomboş topraklarda ilerleyen otobüste çok mutluydum; Patagonya’daydım. Charles Darwin’in uzun süren keşiflerini yaptığı Güney Amerika’nın en dibinde yer alan topraklardaydım. Buradan Antarktika’ya geçmek mümkün iken, yüksek maliyetli bu geziyi iptal ettim. Ancak bu bakir toprakların çekiciliğini yaşayacak kadar gezeceğim Patagonya, herkesin hayatında bir kez gelebilmesini arzu ettiğim harika bir gezi bölgesi. 

“Ruta 7” ve “Ruta 40” adı verilen ve özellikle motosiklet tutkunlarının başını döndürecek masalsı rotalara sahip harika bir bölge burası. Bu rota, henüz Che lakabını almamış, genç tıp doktoru Ernesto Guevara’nın izlerini sürebileceğiniz, Bariloche denilen popüler kasaba dahil, güzel manzaralara sahip birçok noktayı içermekte.

Dünyanın bu ilginç coğrafyası, çok farklı görünümlere sahip. Bu yazıda ben, uzun otobüs yolculukları esnasında çektiğim fotoğraflara yer vereceğim. Ancak Patagonya harika bir doğa serüveni. Bu eşsiz doğa parçasının buzullardan, engin otlaklara, tertemiz göllerden, yemyeşil çayırlara, upuzun yürüyüş parkurlarından, özgün hayvanlarla dolu doğasına ait güzel bir video Patagonya’nın geneli konusunda sizlere iyi bir fikir verecektir.

Patagonya tanıtım videosu.

Dünyanın 3. Büyük tatlı su kaynağı (rezervi) olan Perito Moreno Buzulu’nu hipnotize olmuş biçimde izlediğim saatleri, Arjantinlilerin Lago Argentino adını verdikleri 15 derece santigrat sıcaklıkta, pırıl pırıl suları olan gölde yüzüşümü hayatım boyunca unutmayacağım.

Pampaların boşluğunda...

Pampalar, benim için bozkır görünümündeki arazilerdi. Dünyanın henüz fazla kirletilmemiş toprakları olduğundan, tarıma ve hayvancılığa elverişli bu bölgeler, bakir dünyanın kalan son doğal kaleleriydi. Yağmur ormanları ne kadar kıymetliyse, bu görece az kirlenmiş topraklar da o kadar kıymetliydi benim gözümde. Bu denli boşluk, belli bir süre yol alındığında, insanda bir meditasyon etkisi yaratıyor. Bu meditasyona uğramış zihinsel alanda, insan kendine dönüp, hayatını ve yaşadıklarını düşünüyor. Pampalara bakıyordum ama gördüğüm boşluk bir süre sonra kanıksanıyor, bir yandan zihnimin yıkanmaya başladığı bir süreci yaşıyordum. Üzerinde uzun yolculuklar yaptığım bu harika topraklar, And Dağları’ndan Antarktika’ya kadar uzanan bir coğrafyada, sıradışı görünümler sergiliyordu.

Patagonya yollarında görüntüler.

Stabilize yollar…

Refüj denilen ve yol ortasında kazayı önlediği söylenen engelleri hiç sevmem. Eski, geniş ve istenildiğinde dönülen yolları engelleyip, özgürlüğü kısıtlayan bu sevimsiz yapılar nefesimi daraltır. Benim için modern denilen yalancı dünyanın karabasanlarıdır bunlar. Aynı biçimde otobanlar da bana çok sevimsiz gelir. Ama Patagonya’nın çoğu yolu böyle değildi. Bırakın asfaltı, birçok yerde iş makinalarının açtığı toprak yollardan ilerliyorduk. Ne refüj vardı, ne de asfalt. Bu bakirlik, bana nefes aldıran bir özgürlük göstergesiydi. Yol kenarlarındaki iş makinaları veya bir şantiye görünümü keyfimi kaçırıyordu. Daha Güney Amerika’daki ilk ayım tamamlanmadan, dünyanın en güneyinde bu harika bakir topraklarda ilerlemenin özgürlüğü bambaşkaydı. Eskiden kalan alışkanlıkla bir an evvel bir varış noktasına ulaşmak hissi bazen sabırsızlığımı tetikliyordu. Oysaki saatlerce aynı görüntüde giden yollarda, beklentisiz olmayı öğrendiğimi şimdi anlıyorum. Mesafeler öyle uzak oluyordu ki, sabretmeyi kabullenmeseniz de yaşayarak içselleştiryordunuz burada. Yolda olmanın bu serdengeçti ve zamandan bağımsız hali, başlı başına bir deneyim.

Patagonya’nın taşlı yolları.

Neredeyse hiç insan görülmeyen bu yolda atı üzerinde karşınıza çıkan bir gauço, size insanların varlığını hatırlatıyor.

Arjantin sığır çobanları Gauçolar ve et severler için bir cennet…

Amerikanın inek çobanlarının (cowboy), Arjantin başta olmak üzere, Uruguay, Güney Şili ve Brezilya’nın bazı bölgelerindeki karşılığı insanlar Gauçolar. Bu sığır çobanları, özgün kıyafetleri ve at üzerindeki görünümleriyle etnik bir grubun temsilcileri. Otobüsün camından izlediğim bu nadir görüntüler haricinde insana rastlamadan ilerliyorduk. Bir zamanlar bu bölgedeki nüfusun çoğunluğunu oluşturan bu insanlar, küreselleşen dünyada direnen son kaleler bana göre. Maalesef, çok sık olmasa da, yol denilen bu toprak patikalarda görülen modern arazi tipi arabaların sayısı Gauçolardan fazlaydı.

Gauço, fotoğrafları

Patika gibi stabilize yollar ve modern araçlar.

Doğal olarak bu engin pampalarda otlayan hayvanların etleri de bu gezinin ayrılmaz bir parçası oluyor. Çok et seven biri olmama rağmen Patagonya’da yediğim, İspanyolca’da mangalda et anlamına gelen “Asado”ları unutmam mümkün değil.

Bu uçsuz bucaksızmış hissi veren yollarda, ufukla birleşen bulutlar harikaydı. Arsız iş makinalarının arazilerdeki varlığı tatsız görüntülerdi benim için. 

Yollar ve bulutlar

Arada görülen Guanakoları o sırada lama sanıyor ve heyecanlanıyordum. Otobüsün ön tarafına geçmiş bir Güney Amerika fatihi modunda etrafın fotoğraflarını çekerken çok mutluydum. Şoförü Pepe heyecanımı görmüş, anlamasam da benimle sohbet ediyordu. Derin ve tebessümlü bir muhabbet sandığım iletişimimizden ikimiz de hoşnuttuk. Yüzümüzden tebessüm eksik olmuyordu.

Guanakolar

Şoför Pepe ile.

Yeşilden sarıya değişen yol kenarı görüntüleri…

Arjantin’den Şili’ye, sarıdan yeşile, makiden otlaklara değişen görüntülerle gözlemlediğim Patagonya çok güzel bir coğrafya. O zamanki gezgin hevesimde belli noktalar arasında uzun süre yolculuk ettiğim sırada, bu engin arazileri izlerken değişik duygu salınımları yaşadım. Buzullardan kanyonlara, pampalardan göl kenarlarına doğru uzanan çok farklı manzaralar eşliğinde harika görünümler, anılar depoladım.

O günlerde 18 saate varan otobüs yolculukları yaptığım Patagonya, ona verdiğim zamandan çok daha fazlasını hak eden mükemmel bir bölge. Perito Moreno Buzulu’ndan, Ellerin Mağarası anlamındaki Cueva de las manos’a, Lago Argentina adı verilen gölden, yürüyüşün cenneti El Chalten’e harika bir coğrafya. Bu topraklarda o an için bana sıkıcı gelen yolculukları tekrar yapmak için can atıyorum.

Patagonya ve yollardan görüntüler.

Latin Amerika’nın Kesik Damarları...

Her daim okumak çok önemli. Ama, yolculuklar öncesi mutlaka okunması gereken kitaplar var bana göre. Eğer bir gün Güney Amerika’ya gidecekseniz okumanızı önereceğim bir kitap var. Ömrünün çoğunu Arjantin’de sürgünde geçirmiş, saygıdeğer Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun, Latin Amerika’nın Kesik Damarları isimli kitabı sömürgeci Avrupalılar tarafından talan edilmiş bu toprakların öyküsünü ekonomik ve tarihsel açıdan çok güzel anlatıyor. Pandemi dönemi öncesi devlet memurluğunu bırakıp, gezgin olmaya karar veren Furkan Kumkaya’nın da okuma listesinde olan bu kitap çok önemli. Bu bağlamda gezginler için gezgin Furkan’ın önerdiği kitapları anlatan samimi video sizlere yolculuk öncesi okumalar için ilham verecektir. 

Furkan Kumkaya’nın “Dünyayı anlamak için bu 4 kitabı okumak gerek” isimli videosu.

Bitmeyen yolların meditatif etkisi…

Yola çıkarken ayrıntılı planlar yapmanın bana göre olmadığını çok kereler yazdım. Belli bir rota seçip, yolun kaderini kendisinin çizmesini bekleyecek bir özgürlüğe sahip olmanın en büyük zenginlik olduğunu bugün çok daha iyi biliyorum.

O günlerde, uzun saatler süren otobüs yolculuklarının ne kadar önemli, iyileştirici ve aydınlatıcı süreçler olduğunu idrak etmemiştim. Sadece ucuz bir otobüs bileti ve saatler süren yolculuklar, her tekrar eden ritüel gibi iyileştirici bir etkiye sahip benim ruhum için. Bu sürecin sabır ve hayatı anlama konusunda son derece kalıcı katkılar sağlayacağını düşünüyorum. O an için boğucu bile gelse, uzun yollar insana çok şey katıyor bence. Hayat da böyle birşey.

Ancak uzun sandığımız yollar o kadar uzun olmadığı gibi, uzun sandığımız hayatımız da o denli uzun değil. Başımıza yüzlerce, binlerce hadise gelen bu hayatta, acı çekiyor veya sıkılıyormuş gibi yaşanılan her an, aslında bambaşka bir özgürleşme ve mutluluğun vesilesi olabilir.

Patagonya’dan gece görüntüleri.

Korona sıkıcı bir süreç gibi görünse de, bu sevimsiz yolculuğu kendi aydınlanma yolumuzda değerlendirmemiz mümkün belki de. Umarım bu günleri aratmayacak yarınlarımız olur. Karanlığın en yoğun olduğu noktanın, günün ağarmasına en yakın an olduğunu düşünerek aldığımız her nefesin kıymetini bilmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Hepimize farkındalık dolu bir hafta diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla.