‘Patatesli Yumurta’ romanı ve kült örgütler -2

‘Patatesli Yumurta’ romanı ve kült örgütler -2

‘Patatesli Yumurta’ romanı ve kült örgütler hakkında hazırladığım üç bölümlük yazının bu ikinci bölümünde romandan seçtiğim bazı örnek cümleler üzerinden FETÖ’nün kült örgüt boyutunu değerlendirmeye devam ediyorum. Roman hakkında genel değerlendirme için ilk bölüme bakılabilir.

***

“Esnafların, sizin tasarruf ettiğiniz paralarla ne yaptığınızı bilmesi gerekmiyordu ne de olsa. Şeffaf olmak zorunda değildiniz ve bu size büyük bir güç veriyordu.”

“Hizmet için yalan söylemek caizdi; çünkü hedef büyüktü, ufak tefek prangaların ayağına takılmasına izin veremezdin.”

Bu tür yapılarda amaca giden her yol mubah olarak görülüyor. Örgüt mensupları örgüte para kazandırmak amacıyla sömürülüyor, din adına hayır sanıp para verenler kullanılıyor.

Kimsesizlere, okuyan çocuklara yardım topluyoruz şeklindeki yalanlarla insanlar dolandırılıyor.

FETÖ ve benzeri kült örgütlerin yeterince denetlenmemesi, arkalarındaki politik destekler ve istihbarat örgütleriyle ilişkileri bu örgütlerin giderek güçlenmesine, güçlendikçe de kontrolden çıkmalarına neden oluyor.  

***

“Yine de önlem almak işindi senin.”

“Adının Hilmi diye anılmasına alışamamıştın henüz.”

“Hizmet adına, hep saman altından su yürütmeyi salık verdiler sana. Dışarıdan sıradan birisi olarak görülmeyi ama içeride derin işlerle meşgul olmayı öğrettiler.”

“Çocuklara sahabelerden, özellikle de Aşere-i Mübeşşire’den adlar verilecek. Birisi Zübeyr olarak, diğeri Saad, bir diğeri Mus’ab. Adları değişince, halleri tavırları da değişecek çocukların.”

Bu durumda FETÖ gibi bazı örgütlerin yeni kimliği iyice benimsetmek amacıyla kod isimler kullandığı, mensuplarının isimlerini değiştirdikleri biliniyor. Yeni isimle birlikte örgüt mensubu asıl karakterinden kopmaya başlıyor ve süreç sonunda iki karakterli bir hale dönüşüyor. Örgütün tasarlayarak dondurduğu yeni karakteri eski karakterine karşı geliyor, onu unutturmaya çalışıyor. Böylece örgüte tam bir bağlılık sağlanıyor.

“Örgüt vicdanı”, bireysel vicdanın önüne geçiyor; “örgüt aklı”, bireysel aklın yerini alıyor.

***

Bütün geleceğini planlıyor abiler: “Tabii ki rahat edecektin onun yanında.”

FETÖ ve benzeri kült örgütler, örgüt mensuplarının hayatının her noktasına karışan, onların bireysel karar verme iradelerini yok eden, sadece grubun değer, inanç ve tercihlerini katı bir şekilde dayatan bir yapıya sahiptir. 

Hedef şahıslar üzerinde kontrol mekanizmaları o kadar ciddiyetle işletiliyor ki örgüt mensubu ne zaman uykusu geleceği, acıkacağı ve tuvalette ne kadar süre kalması gerektiği gibi hususları dahi örgütün iradesine bırakıyor. Böylece örgüt mensubu, ileride karşılaşacağı daha karmaşık sorunlarda nasıl karar vermesi gerektiğini bilemiyor. Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna karar vermekte örgüte bağımlı oluyor.[1]

***

“Yılsonunda hepsi, abilerinin bir dediğini iki etmeyen, Hizmet için anne babasını bırakıp adını bile duymadıkları bir ülkeye gidebilecek kadar sadık birer hakikat savaşçısına dönüşeceklerdi.”

FETÖ gibi örgütlerde gerçekleştirilen zihin kontrolünde genellikle fiziksel bir taciz görünmez. Hipnoz süreçleri grup dinamikleriyle birleştirilir. Böylece kişi tehdit edilmeden yönlendirilir, zihni manipüle edilir. Ona her ne yapılıyorsa, olumlu yaklaşır.[2] Bu nedenle FETÖ ve benzeri örgütlerde gördüklerimiz genellikle beyin yıkama olarak değil, zihin kontrolü olarak değerlendirilmelidir.

FETÖ’ye bağlı abiler ve ablalar birer eleman avcısı niteliğinde çalışıyorlar. Bu yüzden de avlarını iyi tanımak zorundadırlar.[3] FETÖ elebaşı da “Fasıldan Fasıla I”’de şu şekilde yazar:[4]

“İnsanları ele alırken zaaflarıyla birlikte ele almak lazımdır. Bu zaafları göz ardı edilerek, muvakkat his ve heyecanlarla onları istihdam etmek, beklenmedik bir anda, ümid edilmedik bir şeyle karşılaşmak demektir. Hizmetin selameti için insanlar iyi tanınmalı sonra istihdam edilmelidir.”

***

“İlk gelişte en önemli şey ikinciyi garanti altına almaktır.”

Tıpkı FETÖ’nün gençlerimizi avlaması gibi, “Moon Tarikatı” da üniversiteye yeni geçen, ortamı tanımayan, bunalımda ya da yeni bir şeylerin arayışında olan insanları keşfeder ve örgüte üye kazandırmakta profesyonel olan abileri ve ablaları ile harekete geçer.

İlk temasta öyle bir sıcak ilişki kurulur ki hedef kişi bu örgüt mensuplarını sevgi dolu, saygılı, idealist, düzgün, güvenilir insanlar olarak tanır.

Daha sonrasında “sohbet davetleri” başlar. Bu sohbetlerde örgüt mensupları hedef şahsa çok fazla değer gösterirler, üzerine titrerler. Kendisinin çok değerli olduğunu hissettirirler. Hedef kişi dört bir yandan sevgi bombardımanına tutulur.[5] Romanda bu taktik yukarıdaki cümleyle gayet güzel özetlenmiştir: “İlk gelişte en önemli şey ikinciyi garanti altına almaktır.”

***

“Sana burs verip, ucu ucuna geçinmeni sağlamaları da bu yüzdendi. Okulunu aksatmayacak kadar paran olsun cebinde; karnını doyuracak kadar, yılda bir kere de olsa üzerine bir gömlek alacak kadar. Minnettar kalacaktın Hizmet’e sana baktığı için, sana para verdiği için. Sadakatin, itaatin ve çalışkanlığın için yetecekti bu.”

FETÖ gibi Moon Tarikatının stratejisi de insanları kendine bağımlı kılasıya kadar onlara yardım ve hizmet etmektir. Ardından onları kontrol etmeye başlarlar.[6]

***

“Diğer abiler ‘Risale-i Nur’u iyice anlamadan başka kitapları okumak zararlıdır, tehlikelidir’ derlerdi. Bu yüzden pek mümkün olmazdı Risale-i Nur’dan başka bir kitap okumak.”

FETÖ ve benzeri kült örgütlerde enformasyon kontrolü yapılarak mensupların örgüt dışından gelen bilgilere kendilerini kapamaları sağlanıyor ve örgütten kopan şahıslarla görüşmeleri kesin olarak yasaklanıyor. Örgüt ve örgüt elebaşı hakkındaki eleştirileri duymaz, görmez oluyorlar. Eleştirel düşünme yeteneklerini kaybediyorlar.

Hedef şahsın önce mevcut kimliği çözülüyor, sonra değiştiriliyor ve ardından yeni kazanılan örgüt kimliği donduruluyor.

Böylece neredeyse her denileni yapacak “şakirtler” haline geliyorlar.

***

“Başka herkesi silip süpüreceksiniz. Atatürk’ten, okulda en çok sevdikleri öğretmenden, onlarla yaşıtlarıymış gibi oyunlar oynayan amcalarından, yengelerinden daha yakın olacaksınız çocukların yüreğine. Bir çeşit yeni yaşam koçları olacaksınız; yani, gençlik rehberleri, yani idolleri.”

Günümüzde FETÖ ve benzeri kült örgütlerde bu derecede, yani ailesini dahi unutturacak şekilde bir zihin kontrolü yaşanıyor. Örgütteki üyeler, hedef şahsın eski kimliğini unutmasını ve onun yerine örgütün kimliğini kazanmasını istiyorlar.

Zihin kontrolü altındaki şahıs, içinde bulunduğu grubun baskısıyla ailesinden, eğitiminden, arkadaşlarından, özgür iradesinden vazgeçiyor ve onun yerine grubun kimliğini kazanıyor. Ayrıca FETÖ örneğinde bu sosyal sürecin abiler ve ablalar aracılığıyla hedef şahsın ailesine kadar uzandığı görülüyor.

Örgüt elebaşı bu süreçte hedef kişinin baba rolünü oynamaya başlıyor. Örgüt, hedef kişinin ailesi yerine geçiyor. Ardından kişi artık bir mürit haline geliyor ve ondan tarikatı için çok sevdiği bir şeyden vazgeçmesi isteniyor. Böylece eski hayatına dair bağları tamamen kopartılıyor.

Kişi daha öncesinde şiir yazıyorsa bırakıyor, edebi kitaplar okuyorsa kitaplarını yakıyor, çok başarılı bir mühendis olmak istediği için üniversiteye gittiyse üniversite okumaktan vazgeçiyor gibi…

Böylece giderek örgüte daha fazla bağlanıyorlar.

***

“Ben yoktur; cemaat vardır, örgüt vardır, tüm benlerin içinde eriyip yok olduğu fokur fokur kaynayan bir biz vardır.”

Zihin kontrolü, bağlılığı ve uyumu destekler; bağımsızlığı ve bireyselliği yasaklar.[7] 

Romanda anlatıldığı kadarıyla FETÖ’nün evlerinde yalnız kalmak bile yasaktır. Bu sayede sürekli birbirlerini kontrol altında tutarlar ve kendilerini şeytandan uzak tuttuklarına inanırlar.

Tüm bunlar FETÖ’nün bir “kült örgüt” olduğunu kanıtlıyor. Fakat FETÖ bir “kült örgüt” olmasının yanı sıra hem bir “terör” hem de bir “casusluk” örgütüdür.

Yazının üçüncü (son) bölümünde romandan seçtiğim bazı cümlelerle FETÖ’nün “casusluk boyutunu” gözler önüne sereceğim. Ardından birtakım önemli değerlendirmelerde bulunacağım.

(Devam edecek.)

[1] İlhan S. R., 2018, a.g.e.

[2] Hassan, a.g.e., s.56.

[3] Demir H., 2017, Gülen Örgütü: Ezoterik Bir Kült Cemaatin Radikalleşmesi, Ankara, Ay Yayıncılık, s.131.

[4] Aktaran Demir H., a.g.e., s.131.

[5] Hassan S., a.g.e., s.13-14.

[6] Hassan S., a.g.e., s.10.

[7] Hassan S., a.g.e., s.54-55.