Rauf Denktaş’ın bilinmeyen adaya sızma hikayesi

Aydın Efe yazdı...

Rauf Denktaş’ın bilinmeyen adaya sızma hikayesi

Kıbrıs davasının yılmaz savunucusu ve KKTC’nın kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, 13 Ocak 2012 günü kaybetmiştik. Denktaş, dava adamlığına en iyi örneklerden birisidir. Kıbrıs Türklerinin Ada’dan sürülmesi ve Ada’nın Yunanistan’a oldu bittiyle bağlanmasına karış duran Denktaş, haklı mücadelesinin zaferini de görmüş bir liderdir. Ömrünün sonuna kadar Kıbrıs’ı savunan Denktaş, gelecek kuşaklara da örnek bir liderlik mirası bırakta! Bu yıl, Denktaş’ın pek bilinmeyen Ada’ya gizlice giriş öyküsünü anlatacağız.

ADAYA GİZLİCE GİTMEYE KALKTI

Rauf Denktaş, mücadelenin hareretli yıllarında Ankara’da sürgün hayatı yaşar. Ada’dan uzak, uzun süre kalması, onun canını sıkar ve mücadeleden ayrı durmanın sıkıntılarını yaşar. Buna dayanamaz ve bir yolunu bulup gizlice Ada’ya çıkmaya karar verir. Hükümetin ve eşi Aydın Hanım’ın da haberi yoktur. İskenderun sahillerinden bir tekneyle Kıbrıs’a çıkacaktır. Yıl 1967… Yanında arkadaşı Nejat Konuk ve Erol İbrahim vardır. Ancak bulduğu tekne, onları yarı yolda bırakır. Teknenin ne can simidi vardır ne de pusulası. Eski teknenin dört saat içinde dört kayışı kopar. Gitmelerine imkân yoktur. Tek çare geri dönmektir. Denktaş bu macera için “Motorbot saatte 6-7 mil yapıyordu. Meğer üç kişilik bir yükle bu motor bundan fazla bir sürat yapamıyormuş. Herşey bir rezaletti. Hasılı ve körü körüne yola çıkmıştık. Baştan başa bir fiyaskoydu” der.

FIRTINADA YANLIŞ YERE ÇIKTI

Ancak Denktaş kararlıdır. On bu aksilik de durduramaz. Ne yapıp edip Ada’ya çıkacaktır. “Ankara’da davadan uzak keyif çatıyor” dedirtmeyecektir! Bu sefer dostları Beyrut’ta daha iyi bir tekne bulmaya çalışır. Ancak zaman geçtikçe ondan haber gelmez. Daha fazla beklemeden bulunan bir balıkçı kayığıyla yola çıkılır. Kayık saatte 5-6 mil sürat yapmaktadır. Üç gün üç gece yol alınır, ancak kötü hava koşullarından dolayı istenilen yere çıkılamaz. Teknenin dümeni de bozulmuştur. Larnaka’ya çıkmaları gerekirken, 30 mil kuzeyde Salamis- Mağusa Boğazı’nda sahile çıkarlar. Çıktıkları yer Rum askeri sahasıdır. Rum köylülerin tanıması üzerine yapılan ihbarla yakalanırlar ve 13 gün kötü şartlarda sorgulanır ve hapis yatarlar.

SUSUZLUĞUNU DOMATESLE YATIŞTIRDI

Denktaş o anları şöyle anlatır: “Kaçmak imkânı kalmamıştı. Kuytu bir yere çökercesine oturduk ve beklemeye başladık. Bir domates tarlasından domates kopararak yedik. Susuzluğumuz bir an için gederilmişti. Fakat hemen yeniden, daha derin bir şekilde susayama başladık. O topraklı domateslerin tadını hiçbir zaman unutamayacağım.” Bu mola sırasında bir Rum çobanı, Türk sanarak konuşurlar. Rum olduğunu anlayınca kurtulma umutları kalmaz. Denktaş o anı da şöyle anlatır: “Nejat, ‘Şimdi ne olacak dedi. ‘Herhalde çok sürmez bizi gelip aramaya başlayacaklar’ dedim. ‘Eğer ilk gelenler arasında beni tanıyan birisi olmazsa ve bizi tevkif ederek bir resmi makama götürürlerse mesele yoktur. Aksi takdirde bizi burada öldürecekler ve bu kovboy filmi de burada bitmiş olacak’ dedim. Tanınmamam için Nejat’ın kepini alarak başıma geçirdim, ‘Peki yakalanınca ne diyeceğiz? Diye sordular. ‘Mağusa’dan hareket ederek, Kıbrıs’ın etrafını motor botla gezmeye çıkan üç avukat’ deriz. Sonrası Allah kerim.”

‘KAPIYI KAPADINIZ PENCEREDEN GELDİM’

Ancak hiç de öyle olmaz. Kısa sürede askerler gelir ve alıp götürürler. Yakalananın ‘Denktaş’ olduğu kısa sürede anlaşılır. Denktaş’ın yakalandığı duyulunca Rum liderler Kipriyanu ve Papadopulos ‘derhal öldürülmeli’ derken, Makarios herkesi dinledikten sonra “Madem ki tanıyanlar olmuştur. Buraya getiriniz ve sorgulayınız. Niye geldiğini anlayalım” der.

Denktaş’a sorguda ilk ‘Ankara seni niçin gönderdi?’ ve ‘Kıbrıs’a niçin geldin’ soruları yöneltilir. Denktaş’ın cevabı anlamlıdır: “Ben, hükümetten gizli olarak geldim. Hükümetin haberi yoktur. Gelmem gerekiyordu. Dört yıldır haksız bir kararla kendi evime sokulmuyordum. Doğru yoldan dönmek için yaptığım her teşebbüse ret cevabı almıştım. Bunun üzerine kendi kendime imkân aradım, buldum ve geldim. Siz kapıyı tutmuştunuz. Ben de pencereden girmeyi denedim. Beni buna Rum idaresi zorladı” olur.

ANKARA BASTIRDI KURTULDU

Denktaş’ı tanınmış olmak kurtarır. Denktaş, bunu şöyle anlatır: “Artık rahatlamıştım. Yakalandıktan sonra ilk getirildiğimiz köyde tanınmış olmam ‘talihsizliktir’ derken, hayatımızın bağışlanmasını sağlayan büyük bir şans olmuştu.”

‘BEYİN TAKIMININ CEPHEDE NE İŞİ VAR?’

Olay birsüre sonra dünyaya da duyurulur. Ankara ayağa kalkar. Yoğun diplomatik temaslarla 13 günlük esaret son bulur ve Danktaş ve iki dava arkadaşı özgürlüğüne kavuşur. İstanbul üzerinden Ankara’ya geldiğinde ise ilk Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil karşılar. Sitem eden Çağlayangil, “Haberimiz olsaydı, yakalanmazdın” der. Denktaş hazır cevaptır: “Yakalanmazdım. Çünkü beni göndermezdiniz!” Çağlayangil güler ve “Haklısın” der. İsmet Paşa’nın tepkisi ise anlamlıdır: “Benden habersiz gittin. Beyin takımının cephede işi ne! Burada sana muhtacız.”

İSMET PAŞA’NIN NASİHATİ

Rauf Denktaş, eşi Aydın Hanım’a giderken haber vermez. Hatta ‘Hükümet helikopterle bırakacak’ der. Bir de endişelenmesin diye ‘Kıbrıs’a sağ salim vardım’ diye mektup göndertir. Oysa evdeki hesap denizde şaşmıştır. O sıkıntılı günlerde Aydın Hanım, İsmet Paşa’ya gittiğinde “İzinsiz gitmemeliydi” tepkisini alır. Ondan da dik durmasını ister ve “Sen bir milli Kahramanın eşisin. Sakın basının önünde zafiyet gösterme. Türk halkına yaraşır şekilde davran” der.

Denktaş, Ada’ya giriş yasağı kaldırılınca 1968 yılında tekrar yurduna döndü. Ölümüne kadar da mücadelesini burada sürdürdü.

Kaynaklar:

1- Rauf R. Denktaş, Kıbrıs Elli Yılın Hikâyesi, Akdeniz Haber Ajansı Yayınları, İstanbul, 2008, s.333-401.

2- İhsan Tayhani, Özgürlük Yolunda Bitmeyen Koşu ‘Denktaş Kitabı’, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2011, s.220-223.