Rekortmen sporcu Erden Eruç’un yaşam öyküsü kitaplaştırıldı

Kürekle okyanusu geçen ilk Türk unvanına sahip doğa sporcusu Erden Eruç, yolculuğunun ve hayat hikayesinin anlatıldığı “Dalgalar Beni Çağırır” kitabının imza gününde basın mensuplarıyla buluştu. Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı ev sahipliğinde Rahmi Koç Müzesi Fenerbahçe Vapuru’nda gerçekleşen buluşmada Amiral Cem Gürdeniz de bir konuşma yaptı.

featured

VERYANSIN TV

Kürekle okyanusu geçen ilk Türk unvanına sahip doğa sporcusu Erden Eruç, yaşam öyküsünün anlatıldığı ‘’Dalgalar Beni Çağırır’’ kitabının imza gününde basın temsilcileriyle bir araya geldi.

Erden Eruç, Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı ev sahipliğinde ve ICRYPEX’in destekleriyle Fenerbahçe Vapuru’nda düzenlenen imza gününde konuklarla buluştu.

Etkinliğe Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı Kurucu Başkanı Amiral Cem Gürdeniz, Erden Eruç’un hikayesini kitaplaştıran yazar Çağrı Özpideciler ile birlikte spor, ekonomi, kültür ve sanat basınından temsilciler katılım sağladı.

İmza günü Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı Kurucu Başkanı Amiral Cem Gürdeniz’in konuşmasıyla başladı.

‘ERUÇ DÜNYA DENİZCİLİK TARİHİNE GEÇTİ’

Gürdeniz şunları söyledi:

“Eruç, 2004-2022 yılları arasında değişik zaman dilimlerinde, kürek çekerek gerçekleştirdiği Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanusları geçişleri ile sadece Türk denizcilik tarihine değil, bir okyanus kürekçisi olarak dünya denizcilik tarihine geçmiştir. 1996 yılında denizde kaybolan İngiliz kürekçi Peter Bird, 937 günle kariyer toplamında hala birinci konumunu korumakla birlikte, gün ve mesafe toplamları itibariyle dünyada bugün hayatta olan en tecrübeli okyanus kürekçisi Erden Eruç ‘tur.  2009 Guinness Rekorlar Kitabı, o tarih itibarıyla Erden Eruç için 312 gün ile “denizde en uzun süre kalan yalnız kürekçi”; 
2012 Guinness Rekorlar Kitabı “üç okyanusu küreklemiş ilk kişi”; 2014 Guinness Rekorlar Kitabı, “kendi kas gücüyle solo devrialemi başarmış ilk kişi” rekorunu yayınlamıştı.
6 Şubat 2016’da kendisine verilen dördüncü sertifika, merkezi Londra’da bulunan Okyanus Kürekçileri Derneğine göre 26 bin deniz mili (Eruç’un kendi kayıtlarına göre 29 bin deniz mili civarında) ile “kariyerinde toplam en uzun mesafeyi kat etmiş okyanus kürekçisi” rekoruna ait. Erden Eruç ayrıca dünyaca itibar sahibi New York Explorers Club tarafından 2010 Vancouver Ödülü ve 2013 Liyakat Ödülünü aldı.

Eruç, 2021 Haziran ve 2022 Mart ayları arasındaki San Francisco- Hawai-Guam ve Filipinler bacaklarını oluşturan 7500 mil de eklendiğinde denizde toplam 38500 deniz mil yol kat etmiş ve 1168 gün geçirmiş oldu. Sadece kürek çekerek değil her kıta zirveye tırmanışlarla da tarihe geçen Eruç, 2003 yılında Kuzey Amerika’da Mc Kinley; 2010’da Avustralya’da Koziosko; 2011’de Klimenjora dağlarının zirvelerine de tırmandı.

‘SPONSOR ARAYIŞINDA KAPILAR AÇILMIYOR’

Ne acıdır ki, 2022’nin Türkiye’sinde bir Türk’ün bu muhteşem başarısı medyada çok az yer alıyor. İthal futbolculara milyonlarca dolar paralar akıtılırken, bu dünya çapındaki gurur abidemize sponsor arayışında kapılar açılamıyor. Zira hem devlet hem halkımız deniz ve denizcilik kültürüne çok uzak.

Cumhuriyetin ilk amatör denizcisi Mustafa İhsan Denizaşan’ın 1932 ile 1936 yılları arasında tek başına 5 metrelik bir yelkenli sandal ile yaptığı Akdeniz ve Atlantik seyri de onu gazete manşetlerine taşımamıştı. Değil sponsor bulmak, teknesini bile kendi mütevazi birikimi ile galvaniz çubuklar ve brandadan yapmıştı.

Mustafa İhsan’dan 29 yıl sonra 1965 yılında, Sadun Boro 10 metrelik yelkenli ile elektronik hiç bir seyir yardımcısı olmadan okyanuslara açıldı. 1968 yılında başarı ile İstanbul’a döndü. Onu daha sonraki yıllarda onlarca kişi takip etti. Sadun Boro’nun desteğinde Hürriyet Gazetesi ve eski bir bahriyeli olan Yazı İşleri Genel Müdür Necati Zincirkıran olmasaydı onun adı da küçük bir grup tarafından bilinecek halk bağrına basmayacaktı.

Bugünün Erden Eruç’u gibi Sadun Boro ve Mustafa İhsan Denizaşan da aslında insanlığı ilerlemeye ve yeniliklere iten ana güdünün sahibiydiler. Bu güdü maceracılık –adventurism- dir. Bu kelime maalesef Türk kültüründe Anglo Sakson kültüründen çok daha farklı değerlendirilir. İngiltere’de macera eğitimi varken bizde yerici anlamda “maceraperest” ifadesi, –macerasever- veya –maceracı- sıfatlarına nazaran daha kolay dilimizden dökülür. Aslında ufkun ötesine gitmeyi, dağların yamaçlarını aşmayı, zirvelere erişmeyi, yenilik aramayı, daha iyiye erişmek için bilgiye, tecrübeye, akla ve dayanma gücüne bağlı şekilde meydan okumayı içeren maceracılık olmasa acaba insanlık bir adım ilerler miydi? Kristof Kolomb, Vasco da Gama, Macellan, James Cook, Darwin, Scott, Shackleton, Amundsen aslında birer maceracı değiller miydi? Aya ayak basmak tam anlamı ile bir macera değil miydi? Peki nedir bu macera tutkusu? Neden bizden maceracı çıkmıyor? Neden çıkanları unutuyor veya önemsemiyoruz? Exupery ‘ben tehlikenin içinde bir savaşçıydım’’ diyor. Tehlikeli ve zorlu işleri başaran bu tür insanlar, toplumun büyük çoğunluğu gibi heyecan aramayan, macerayı düşleyemeyen, hesaplı risk bile alamayanlar için ilham kaynağı oluyor. Onlar sayesinde kendilerini daha farklı ve daha iyi hissediyorlar. İnsanın dayanma gücünün fiziksel ve duygusal sınırlarını zorlayan ve başaran bu insanlar hepimize ilham veriyor. Belki de kaderin çağrısına yanıt veren ve ölüm olasılığı dahil olmak üzere gerçek ve katıksız tehlikeler ile yüzleşmeye cesaret eden bu kahramanların sunduğu dersler, bizi hayata daha çok bağlıyor ve mücadele yeteneğimizi arttırıyor.

‘ERDEN ERUÇ ZORU BAŞARDI’

Yeni keşifler, yeni buluşlar, yeni kavramlar, yeni teknolojiler, yeni girişimleri başlatan tüm hareketlerin sahipleri sadece doğada değil, bulunduğu her ortamda devrimsel yenilikleri sunabilen insanlar. Erden Eruç ise en zoru başardı. Tek başına tüm okyanusları kas gücü ile geçti.

‘ÖNCE DEVLETİN SONRA HALKIN DENİZCİLEŞMESİ DİLEĞİ İLE…’

Türklerin dünya çapında denizci çıkarabileceklerine ne güzel bir örnek değil mi? Bugün dünyayı yelkenli ile dolaşan Türkler ile konuşun, hepsi ‘’Beni açık denizlerle Sadun Boro ve yazdığı Pupa Yelken kitabı buluşturdu‘’ diyecektir. Onların pek çoğunun çocukluk döneminde sandalı olduğunu da hatırlatalım. Sandal geçmişin en önemli deniz kültürü aracıydı. Denizciliği sevmenin başlangıç aracıydı. Bugün Türkiye de pahalı ve lüks tekne sayısı 1965’den çok ama çok fazla. Bazılarına göre zenginleştik. Ancak o teknelerin çoğu bırakalım Eruç’un Boro’nun okyanusa çıkmalarını örnek almasına marina sınırlarından dışarı bile çıkmıyorlar. Zira deniz ile uyumu bilmiyorlar. Doğaya, teknolojiye ve insana yönelik disiplin sentezine sahip değiller. Maceracılık ruhunu saymıyorum bile. Bunun temel nedeni eğitim ve görgü. Denize ve denizciliğe yönelik ciddi eğitim ve görgü açığımız var. Bir milyon kişiye amatör denizci ehliyeti vermeyi hedeflemek ile denizci olunmuyor. 100 tane Erden Eruç ve Sadun Boro çıkarmak, 1 Milyon amatör denizciyi kâğıt üzerinde değil tuzlu suda denizci yapacaktır. Türkiye’nin önce devletinin sonra da halkının denizcileşmesi dileği ile Erden Eruç’u yürekten kutluyorum. Dilerim ilerde bulunduğumuz müzede açılacak Erden Eruç köşesinde binlerce genç onun teknesini ve başardıklarını görerek maceracı ruhlarını pekiştirir.”

Gürdeniz’in ardından imza günü kitabın yazarı Çağrı Özpideciler’in kitabın yazım süreciyle ilgili verdiği detaylarla devam etti.

DENİZCİLİK TARİHİMİZDE YER EDİNECEK KİTAP 

Son olarak imza gününde konuşan rekortmen doğa sporcusu Erden Eruç, “Öncelikle bugün burada olup bizlerle buluşan, imza günümüze vaktini ayırarak onurlandıran kıymetli dostlarımıza ve değerli basın mensuplarına teşekkür ediyorum. Yazar arkadaşım ve yolculuklarımdaki büyük destekçilerimden Çağrı Özpideciler’in yazmış olduğu ‘Dalgalar Beni Çağırır’ başta yaşam öyküm ve yolculuğum olmak üzere birçok detayı kapsıyor. Okyanus çok derin bir yolculuk ve edebiyat da öyle. Bu süreçte ben okyanusta kürek çekip hedefimize varmaya çalışırken benimle birlikte olmasa da birçok farklı konuda destek olan büyük bir ekiple çalışıyoruz. Çağrı Bey’in eseri de bu ekip çalışmasının bir meyvesi oldu. Yaşanan zorlukları, heyecanları ve yolculuğun detaylarını aktaran bu kitabın denizcilik tarihimizde yer edinen bir hikaye olacağına inanıyorum.” dedi.

‘YENİ ROTALAR VE YENİ KİTAPLARLA BULUŞACAĞIZ’

Dalgalar Beni Çağırır kitabının yazarı Çağrı Özpideciler, “Bugün bu ikonik mekanda, Fenerbahçe Vapuru’nda sizlerle ve rekortmen denizcimiz Erden Eruç ile buluşmaktan mutluluk duyuyorum. Erden Bey ile yıllardır olan dostluğumuz ve bu yolculuğa ettiğimiz şahitlik çok büyük bir değerin içerisinde olmamızı sağladı. Kitabın oluşum sürecindeyse her zamankinden daha yakın bir iletişimde olduk. Birlikte kürek çekmesek dahi Erden Bey’in her anında olmaya ve yaşadıklarını anlamaya çabaladık. Nihayetinde hem yaşam öyküsüne hem de yolculuğuna odaklanan eserimiz ‘Dalgalar Beni Çağırır’ okurlarla buluştu. Bugün ise dostlarımız ve basın mensubu arkadaşlarımızla bir araya geliyor olmaktan memnuniyet duyuyoruz. Erden Eruç’un yeni rotalarında yeni kitaplarda buluşmak dileğiyle, keyifli okumalar diliyorum.” dedi.

Rahmi Koç Müzesi Fenerbahçe Vapuru’nda gerçekleşen imza günü söyleşi, kitap imza etkinliği ve hatıra etkinliğiyle tamamlandı.

Rekortmen sporcu Erden Eruç’un yaşam öyküsü kitaplaştırıldı

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!