Ruh sağlığı yasa tasarısının ardındaki gerçekler

Ruh sağlığı yasa tasarısının ardındaki gerçekler

Türk insanının ruh sağlığını yasalarla belirleyen kanun tasarısı mecliste. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli sık sık meclis kürsüsünden bir an önce Ruh Sağlığı Yasa Tasarısı’nın geçmesi gerektiğini savlıyor. Tasarının 26. Dönem Milliyetçi Hareket Partisi Aydın Milletvekili ve psikolojik danışman Deniz Depboylu başkanlığında hazırlanmış olması, tasarıyla sayın Bahçeli arasındaki bağlantı gibi görünüyor. Devlet Bahçeli bu yasayı anlayarak mı anlamadan mı destekliyor bilemeyiz. Ancak Sayın Bahçeli’nin hastalıklar konusundaki bireysel hassasiyeti, kendisini ardındaki gerçekleri sorgulamadan birtakım grupların manipülasyonuna açık hale getirmiş olabilir. Zira Sayın Bahçeli tasarının Türk Sağlık Sistemine uyarlandığında maddesel sonuçlarını tahmin edemeyecek kadar alandan ve sağlık işleyişinden uzak. Birileri Sayın Bahçeli’ye GATA’nın kardiyologlarının ordunun gözbebeği rütbeli subaylara uyguladığı uyduruk hastalık tanılarıyla yaptığı darbeyi hatırlatsa ya da ‘neden unuttunuz’ diye sorsa iyi olacak. Zira kanunlaştığı anda atı alan Üsküdar’ı geçecek ve psikiyatrik hastalık tanısı üzerinden Türk halkına, memuruna, polisine, askerine ağır bir darbenin alt yapısı oluşacak. Sayın Bahçeli bir kez daha cehennemin taşlarının nasıl iyi niyetlerle, bilmemekle, anlamamakla döşendiğini algılayacak.

Ruh Sağlığı Kanun Teklifi, MHP başkanlığında 02.03.2018 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulmuş. Asıl mimar Türk Psikiyatri Derneği. Onun da arkası boş değil. Türk Tabipler Birliği’nden başlayarak CHP’si, TKP’si, AKP’si, beş ayrı koldan, belki on ayrı koldan tasarının geçmesi için kılıç sallıyor. Dersiniz Hz Ali’nin kılıcı; şıp diye toplumun kangrenleşmiş uzvunu kesecek; geriye kolsuz, bacaksız, ancak kafası sağlam bir adam kalacak. Ancak yanılgı burada. Bu yasa kol kesmekle kalmayacak; başları koparacak, ölen ölecek, kalan korkacak, susacak, toplum dışına atılacak…

Sağlık konusunda FETÖ yapılanmasının başta Adli Tıp Kurumlarında olmak üzere köpeksiz köyde eli değneksiz icraatları daha dün gibi. Başta Mitral Kapak Gevşekliği tanısı ile GATA’daki kardiyologlar, binlerce sınav kazanmış askeri öğrenci adayını sağlığı bahane ederek elediler; yine yıllarca benzeri uyduruk teşhislerle başta pilotları, komutanları işlerinden ettiler. Ergenekon sanıklarına “bunların hepsi akıl hastası” dediler. Gerçekte hasta olanlara ise tıbbın şefkatli elini uzatmadılar; ölüme, intihara sürüklediler. Sorun Kuddusi Okkır’ın karısına, yardım talebiyle gittiği TTB’den nasıl ağlayarak çıktığını anlatsın; kanserli kocasına verilen antidepresanlardan bahsetsin. Uluslararası İnsan Hakları Akademisi’nden Carol Corillon ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsünden Nobel ödüllü Peter Diamond’un Ergenekon yargılamaları sürecinde tanık olduğu insan hak ihlallerine karşı “Bu adaletin kötüye kullanılması, bizler sürece iyimser bakamıyoruz, suçlamalarda kullanılan deliller hukuksal zeminde değildir; ancak bizler süreci durduramayız” dedikleri ifadeler okunsun. Sadece Ergenekon mağdurları mı? Hüseyin Üzmez’in tecavüz ettiği çocuğa nasıl “Ruhsal bütünlüğü bozulmamıştır” raporunun verildiği konuşulsun. Altan’ların çocuklarının üstü örtülen ihlalleri konuşulsun. Adli Tıbbın raporları halka açıldığında FETÖ tıbbının vicdanının ya da doğru terimle vicdansızlığının sınırlarını Türk toplumu öğrensin.

Tasarı Ruh Hastalığını tanımlayarak tüm insanımıza hastalık yaftasıyla içeri tıkılabilecek, ağzına ya da damarına gönüllü ya da gönülsüz ilaç verilebilecek muazzam bir kapı aralamış. Diyor ki: “Ruhsal hastalık, temel ruhsal işlevlerde, bedende, toplumsal ilişkilerde ya da işlevsellikte aksamaya yol açan, psikoterapi, ilaç ya da diğer biyolojik tedaviler gibi tıbbi müdahale gerektiren geçici ya da kalıcı ruhsal yetersizlik ya da bozukluklardır. Yasalarda kullanılan akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol, uyarıcı ve uyuşturucu madde kullanım bozuklukları (zararlı kullanım ya da bağımlılık) ile Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) hastalık sınıflandırmasında tanımlanan ruhsal bozuklukları kapsar”. DSÖ’nün ya da psikiyatrinin Kuran’ı olan DSM kriterlerine göre hasta olmayan hiçbir insanımız yok; sadece ve sadece teşhis ve kanun koyucu sağlam… Sonsuz müşteriye ilaç satan, gerektiğinde içeri tıkan, hastalığı ve sağlığı bir koz gibi elinde bulundurup gerekirse tehdit olarak kullanabilecek sonsuz bir yetki… Psikiyatrik köleler üzerinden yasal zeminde cellatlık; kuzuyu kurda teslim etme; İblisliğe haşa Allah statüsü…

Bu öyle bir yasa ki psikiyatristler hastanede tedavi verirken, tedaviyi alan ruh sağlığı engellilerine hiçbir hak tanınmıyor. Kendilerini savunamıyorlar, taleplerini kimseye söyleyemiyorlar, hastaneye zorla yatırılabiliyorlar, doktorun istediği süre kalabiliyorlar. Burada koruma değil İnsan Hakları İhlali var. Dünyada ruh sağlığı yasalarının çıkışı aslında ruh sağlığı alanında çalışan meslek örgütlerinin güçlerini de sınırlamak içindir. Ancak bu yasa taslağı engellilerin haklarını değil, var olan güçlü yapının yani güçlülerin haklarını savunmak için oluşturulmuş bir yasa…

YASA VE PSİKOLOJİ iki ayrı kavram ve iki ayrı disiplindir. Psikolojinin hedefi ilaç vermek değil altta yatan sebebi aydınlatmaktır. Yasanın hedefi ise İnsan Hak İhlallerini engellemektir. İblislik dediğimiz şey ise tam da buradadır. Yani insan hak ihlaline soyunan psikiyatristlere yasal destek sağlanmaktır. Hani nerede engellilerin sosyal çevresini düzenlemek, ekonomisini düzeltmek, evliliğini, mal edinme ya da satmasını, oy vermesini, kendi hayatından tasarrufta bulunmasını sağlayan haklar? Düzeltecekseniz Engelliler Kanunun düzenleyin; Sosyal Psikiyatrinin alanlarında kalın; İnsan Haklarının sınırlarını genişletin. Kanunu bir sopa gibi mağdur Türk Toplumuna sallamayın; polisi, askeri, memuru fişlemeyin. Evine ekmek götürme derdindeki insanların zaafları üzerinden kendinize oyun alanı açmayın…

Yasa’nın diğer bir amacı şu: Yasa, Psikiyatristler dışında hiçbir ruh sağlığı profesyonelinin serbest, kendi başına çalışabilmesine izin vermemekte. Bunlara Psikolojik Danışman ve Rehberler, Sosyal Hizmet Uzmanları ve Psikologlar dahil. Bu yasayı psikiyatristlerin tekelleşmesi olarak okuyabiliriz. Ruh Sağlığı gibi subjektif bir alanda objektif çıkarlar belirlenmiş. Psikiyatristlerin birçoğu kendilerine aralanmış muazzam kapıyı görüyor ve susuyorlar.

Ruh Hastalığı terimi başlı başına içinde binlerce kaos taşır. Dünya var olduğundan beridir insan ruhunun ya da daha doğru deyimle zihnindeki düşünce içeriğinin kırılgan ve bozulmaya müsait olduğu bilinmekte. İnsan sosyal bir yaratık ve doğal olarak çevresinde gelişen olumsuz her olayı, düşünceyi, niyeti algılıyor ve buna göre savunma sistemlerini devreye koyuyor. Kendini savunamadığı anda da bozuluyor. İnsan ruhu parmak izi gibi her bireyde değişiyor. Kimisi toplumun değerlerine ya da değersizliğine sahip çıkıp uyum sağlarken kimileri bu uyumu gösteremiyor. İşte o zaman adı hasta olarak tanımlanıyor, toplumdan uzak tutulması savlanıyor. Her toplumun değerlerine göre hastalığı farklılaşıyor. ABD gibi vahşi kapitalist toplumlarda bireyler vahşileşebiliyor, bencilleşebiliyor, duyarsızlaşabiliyor, seri katiller çıkarıp insanın aklının alamayacağı boyutta cinayete, tecavüze, suça bulaşabiliyor.

Aslında ruh dediğimiz sübjektif kavram bireyin değil toplumun ortak hafızasını resmediyor. İşte tam da bu nedenle FETÖ aklı gibi bir toplumsal belleğin toplumumuzun içine sokulması bizim toplumu da bozdu. Üstüne bir de ekonomik çöküş toplumsal nizamı ve değerleri yıktı. Savaşlar, göçler insanımızı satılabilir, alınabilir bir metaya dönüştürdü. İkinci Dünya Savaşında sosyal ve ekonomik yıkımın, savaşların, göçlerin bir toplumu nasıl yok ettiğini, bir toplumun kadınlarının neredeyse tamamının fuhuş sektörünün içine düştüğünü en iyi “Kaputt” adlı eserinde Curzio Malaparte anlatır. Der ki “İtalyan kadınlar doğuştan fahişe doğmamıştır ancak ölmemeye tercih etmiş; bu değer yitimini kabullenmiştir”.

Bırakın bireylerin ruhu saçmalığını. Düzeltecekseniz ekonomiyi düzeltin, insan haklarını iyileştirin, eğitimi, hukuk sistemini, siyasi nizamı düzeltin; yıkılan sosyal devletin temellerine yeniden bir taş koyun. Yine de bu insanlar için bir şey mi yapmak istiyorsunuz? Selçukludan, hatta Osmanlıdan, İzzeddin Keykavus’tan, Alaaddin Keykubat’dan Selahaddin Eyyubi’den, Nureddin Zengi’den, Melik Mansur Kalavun’dan örnek alın. Batı Tıbbının kimyasından, ilaçlarından, hastanecilik hizmetlerinden medet ummayın. YETER ARTIK YETER; ŞEYTANA SÖZCÜLÜK ETTİĞİNİZ…