Sadist canavar katilin tarihi duruşması

featured
service

Yazan: Stephan King.

Dünyayı sallayan ‘Testere’den sonra yine kansere yol açan çok zararlı fantastik korku bilim-kurgu bir baş yapıt: LAVMAN!

Hikayenin Özeti:

Türkiye, dehşet verici bir olayla ayağa kalktı!

Türkiye’yi ve dünyayı ayağa kaldıran sadist canavarlık olayı Erzincan İliç’te milyonlarca tonluk sülfürik havuz kenarında meydana geldi.

Korkunç olay şöyle oldu: üçyüze varan kurbanın makatından lavmanla sülfürik asit (işkenceyle) dökülmüş.

Hastaneye kaldırılan kurbanların kiminin bağırsakları eriyip kimi .ötü kaybederken çoğunun yaşama şansları çok az!

Jandarma ve Özel Harekat ve dünyanın dört bucağından gazeteciler bölgeyi çevirmiş durumda.

Korkunç canavarlık olayı Ukrayna savaşındaki soykırımların dahi önüne geçti ve tüm dünya tv’leri düne kadar ismini bilmedikleri İliç’ten yayın yapıyor!

Türkiye aylardır göçmen, terör, ekonomi ve Kılıçdaroğlu’nun kesilen elektriklerini şıp diye unuttu, Asya’dan Afrika’ya herkes akıl almaz bu insanlık dışı gaddarlığı konuşuyor!

Kurbanlar arasında, Amerikalı şirkete çalışanlar ve AKP’li yöneticiler ve tarikat şeyhleri ve bölge sakinleri ve özellikle eski başbakan Binali Yıldırım’ın yakınları ve muhalif parti yöneticileri de var!

Ünlü gazeteciler Engin Ardıç ve Fatih Altaylı da kaçırılıp makattan sülfürik asit zerkedilenler arasında. Hatta, bilim adamı Celal Şengör de kurban arasında. Ancak Celal Şengör basına yaptığı açıklamada zorla kaçırılmadığı kendi isteğiyle merak edip bilim adına deneyimlemek istediğini söyledi.

İçişleri bakanı Soylu, basına yaptığı çok öfkeli açıklamada: ‘Ülkemizi sarsan bu çok vahim olaya karışanları tek tek tespit ettik. Sapık canavar katiller bir kaç kişi değil, bir örgüt. Elebaşını yakaladık, çok sürpriz bir isim. Tabii, benim için hiçte sürpriz değil. Canavarların elebaşı bayramda hediye gelen içkisini içip içip uydurup yazan Nihat Genç, şu anda elimizde!

Ekranlar, gazeteler günlerdir bu dehşet verici canavarlığı haber yapıyor ve sapık canavarca olayın ayrıntılarına inildikçe daha vahşi sahneler yaşanıyor!

Canavar sapık Nihat Genç’e yardım edenler arasında kürt hamallar da var. Mısır çarşısı önünde çalışan gariban hamalları, yazar Nihat Genç, bir bilimsel deney yapacağız diye gündelik yevmiye verip kandırmış. Hamallar, son ana kadar bilimsel bir çalışmaya yardım için bulunduklarını sanıyorlarmış. Her bir ayrıntı geldikçe Türkiye nutkunu tutmuş ekranlara kitleniyor!

Sayın seyirciler, şimdi aldığımız habere göre sapık canavarca gaddarca olayı gerçekleştiren ismin Nihat Genç olduğu kesinlik kazandı.

Nihat Genç’in avukatları, basına yaptığı açıklamada, suçu üstlendiği, toprağa tecavüz edenleri cezalandırmak istediği, memleket toprağını parayla satanlardan intikam almak istediğini söyledi, ayrıca, ulan sülfürik havuz üstünden uçan kuşlar bile ölüyor, dedi.

Kurbanlar anısına bir haftalık yas ilan edildi.

Mecliste iktidar ve muhalefet partileri hayatlarında ilk defa ortak bildiri yayınlayarak bu canavarca eylemi kınayıp Amerikalı şirketin gözüne girmeye çalıştılar!

Türkiye, nefesini tutmuş, mahkeme gününü bekliyor, çünkü, psikologlar yaptığı açıklamada, bu vahşi eylem PKK’dan daha zalimce, evet bu eylemi PKK değil daha medeni daha şehirli insanlar yapmış olabilir dediler ve bu canavarca eylemi tek bir yazarın kendi başına yapabilmesinin de imkansız olduğunu, organize bir eylem olduğu söylüyorlar!

Recep Tayyip Erdoğan, halkın ve partililerin paniğe kapılmaması için yatıştırıcı konuşmalar yapıyor ve çok korkmuş göçmenlere ve partililere ‘sizlik bir şey yok, evelallah biz üstesinden geliriz’ diyerek güven veriyor.

Sayın seyirciler, beklenmeyen tuhaflıklar da yaşanıyor, canavarca eylemi yapanlara karşı galeyana gelmesi beklenen halk tam tersine eylemden çok memnun görüntü veriyor.

Halk sokaklara fırlayıp ‘cumhurbaşkanı Nihat Genç’ tezahüratlarına başladı. Hatta, ‘az yaptı, şuna da yapsaydı, yapmışken şunların da hakkından gelseydi’ diye pankartlar açtılar ve sokak röportajları, en çok izlenen videolarla halkın desteği gırla gidiyor!

Olay üzerine, her Allah’ın günü sosyologlar, psikologlar siyaset bilimciler ekranlarda konuyu tartışıyor, Akit Gazetesi günlerdir, sadist canavar ‘laik’ çıktı, namazını kılıp orucunu tutsaydı, bu canavarca eylemi yapmazdı, diye manşet atıyor. Ve olayın vahameti ekranlarda her akşam hararetle tartışılırken Nagehan Alçı korkudan ağlayarak İmamoğlu’na sarıldığı fotoğraf çok büyük ilgi gördü!

Ve, beklenen mahkeme günü geldi!

BİRİNCİ BÖLÜM

Büyük Tarihi Duruşma

(Adliye sarayına açılan yollar izdihamdan tıkalı, Nihat Genç’i elleri kelepçeli ve demir bir kafes içinde getirirler. Eski Başbakan Binali Yıldırım bir Erzincanlı olarak ‘müdahil’ olarak mahkemede. Hemen her kanal mahkeme önünden canlı yayın yapmakta…)

Mahkeme Başkanı: (tokmakla vurur, duruşmayı açar) -242 kişiyi dört yüz futbol sahası büyüklüğünde Erzincan İliç’teki sülfürik havuz kenarında uzun demir çubuklarla yani lavmanları makattan sokmak marifetiyle…

Binali Yıldırım: -Hakim bey, olayı tekrar tekrar anlatmanın gereği yok, içim kötü oluyor, sadede gelin…

Mahkeme Başkanı: -Yerinize oturun Binali Bey!

Binali Yıldırım: -Nereye oturayım neremle oturayım, bu lavman canavarlığından sonra oturan yerlerim inim inim sızlıyor yerime oturamıyorum hakim bey! Duruşmayı ayakta takip etmek için izin istiyorum, efendim!

Hakim: -Evladım, bu ne gaddarlık, dehşet içindeyim, hiç bir insana en kötü düşmana bile bu yapılmaz, hasta mısın sen oğlum!

Nihat Genç: -Hakim bey, Trabzonspor şampiyon olunca gaza geldim. Toprağımıza bu kötülükler yapılmaz, diye hücuma geçtim, hakim bey. Hikayem modern Don Kişot’tur, Don Kişot’un tahta kılıcı vardı benim lavmanım testerem…

Hakim: -Oğlum bu kadar kudurup zalimleşecek ne vardı?

Nihat Genç: -İşte kurbanlarımdan Fatih Altaylı burada sayın hakim, Amerikalı şirket korkusundan tek bir haber yapmadı. Durup durup gece yarısına kadar Jüpiterleri konuşuyor… Artık içi rahat etsin, Ay’da bile hayat var ama Erzincan’da yok hakim bey..

Hakim: -Evladım, konuyu dağıtma Ay’la Jüpiterle Erzincan’ın ne alakası var?

Nihat Genç: -Efendim, bunlar Ay’a niye gidiyor biliyor musun, memleketin .mına kodular, yaşayacak yer kalmadı. Ay’daki ‘kriterleri’ gidip yalıyorlar, kraterleri şimdiden tapınağa çevirdiler, sebebi, orada da ‘tapacakları’ köpeklik yapacakları bir siluet görmüşler! Ay’daki kriter Fetö’ye benziyormuş…

Sanık Avukatı: -Efendim, otopsi raporları elimizde, lavman çubuğu hakkında kesin bilgi yok, lütfen önyargılı hüküm vermeyin, makattan sokulan çubuk denilen bir Türkmen kaval türü Sipsi’dir. Sülfürik havuza bir gözlem bir seyahat gezisi sonrası arkadaşlar içmiş içmiş ve sonra Sipsi çalmaya başlamışlar ve sonra Sipsi’nin sesi hoşlarına gidince merak edip seksi fanteziler ve heyecanlar arayışına girmişlerdir.

Nihat Genç: -Söz istiyorum hakim bey ve avukatımı azlediyorum, beni kurtarmak için Sipsi diyor, yalandır, makattan sokulan lavmandır ayrıca lavman çubuklarını kor ateşte Erol Taş kahkahalarıyla kıpkırmızı hale getirdik!

Hakim: -Aman Allahım, bu gaddarlığın dibi yok…

Sanık’ın İkinci Avukatı: -Hakim bey, yazar Nihat Genç, dalga geçiyor geyik çeviriyor, hepsi hayal ürünü iddialardır, olayın aslı şöyledir: Covid pandemi sürecinde hastalığı önlemek için bir çok deney yapılmıştır. İşte yazar Nihat Genç, bağırsaklara salınacak sülfürik asitle, covidden kurtulabileceğimizi havuzu gezmeye gelen misafirlere örnekleyerek göstermek istemiştir.

Nihat Genç: -Hayır, hakim bey, bu ikinci avukatımı da azlediyorum, beni kurtarmak için sallıyorlar, gerçek, evet, bir hastalık var, fakat bu bir insanlık hastalığı, bu bir memleket hastalığı, ben sülfürik asite maruz ve sessiz kalanlara bir ‘insanlık’ dersi vermek için, bu yöntemi seçtim.

Binali Yıldırım: -Katiiiil! Canavaaaar! Konuşturmayın şu sapığı hakim bey!

Müdahil Avukat: -Efendim, yalnız lavman işi değil, lavmandan sonra kiminin bağırsakları, kiminin .ötü erimiş, ve temizlik için testereyle .ötleri kesmişler!

Hakim: -Midem kaldırmıyor, ulan bu gaddarlık doğru mu?

Nihat Genç: -Efendim, suçu üstleniyorum, ancak, zarar gören mağdur ve kurbanları tazmin edeceğim, söz! Ayrıca, günümüzde estetik cerrahi çok gelişti, isteyen herkese, istediği ölçüde .öt takacağız, minder isteyene minder, havalı yastık isteyene, divan tipi isteyene, saman doldurulmuş Şark usulü sedir, isteyene camekanlı…

Celal Şengör’ün Avukatı: -Yalan söylüyor efendim, biz, Celal bey için, camekanlı hatta mümkünse içi akvaryum istedik, ancak sözünü yerine getirmedi!

Nihat Genç: -Efendim, camekanlıyı yaptık teslim ettik ancak bir kaçak oldu, balıklar içeri kaçıyordu… Ben insanlığımı yapıyor tazmin ediyorum ancak hakim bey millete .öt beğendiremiyoruz!

Hakim: Hangi insanlıkmış bu, insanları yere yatırmış donlarını indirmiş lavman çubuklarını kor ateşte ısıtıp makattan girmişsin, canavara bak hala konuşuyor!

Nihat Genç: -Efendim, inanın camekanlı .ötler estetik bir şaheser, inanın gelip geçen seyrediyor, üstelik herkesin inancına keyfine göre camekanlı yapıyoruz, kimi, camekanın içine küçültülmüş Cübbeli Hoca’yı manken gibi koyuyor, kimi Nagehan Alçı’yı sergiliyor, kimi şeyhini camekana koyup…

Hakim: Sus be… Camekandan .öt mü olurmuş!

Nihat Genç: -Peşin peşin konuşmayın Hakim bey, bu ülkede herkese bir camekan lazım olacak, kararınızı hemen vermeyin, bakın, bugün bir kediyi kasten öldüren bile insan öldürmüş gibi ceza alıyor, bakın burada, toprak, tarla, çiçekler, arılar, hatta Fırat nehri, kökünden zehirleniyor, toprağın bir daha kurtulma nefes alma şansı yok, cezasız mı kalmalıydı!

Mahkeme Başkanı: -Be evladım, çevre duyarlılığı oluşturup Amerikalı şirketi dava etseydin, bu ülkede hukuk var hakimler var!

Nihat Genç: -Mahkeme ettik defalarca şikayet ettik, dünya bilim adamlarından raporlar aldık, bu tam bir çevre felaketi, yine de tınmadılar, aksine, devlet, vatandaşın cebinden sırf Amerikalı şirket kullansın diye hizmetlerine amade koskoca bir baraj yaptı… Siyasiler ekranlar sustu. Hepsi Amerikalı şirketin yanında yer aldı… Hukuk işlemedi, halkın iradesi meclis konuşmadı, siyasiler oralı olmadı ve vatan toprağını peşkeş çektiler…Bize de nefsi müdafaadan başka şans kalmadı… Üstelik ben merhametli biriyim tazmin edeceğim diyorum..

Engin Ardıç’ın Avukatı: -Efendim, müvekkilim çok mağdur, sanık, bağırsaklarını pimapen yaptıracağız diye söz verdi, yaptırtmadı, basit bahçe hortumundan bağırsak taktırtmış, üstelik… Yeni bağırsaklar fosfor renginde, dışardan bakılınca görülüyor!

Hakim: -Engin Ardıç oğlum şöyle bir gelin bakayım, gerçekten fosfordan karnının içi görünüyor mu?

Engin Ardıç: (gömleğini kaldırır göbeğini gösterir, karnının içinde florasan renkli fosfor ışıkları) -İşte hakim bey, ta karşıdan görünüyor!

Hakim: -Oğlum, adam gibi bağırsak taktırsaydın da, bu fosfor neyin nesi?

Nihat Genç: -Efendim, yediklerini millet görsün diye fosfordan yaptırdım! Sayın hakim bey, fosforla doğaya çağrışım yaptırdım, fosfor organiktir! Benim yaptığım bir işkence ve canavarlık değil, ben gerçek bir sanat eseri ortaya koydum! Binali Yıldırım gibi Amerikan şirketlerine toprağımızı peşkeş çekenleri trafik levhaları gibi içini dışını teşhir etmek istedim. Toprağımızı öyle kirletiyorlar ki bu topraklar milyonlarca yıl artık nefes alamayacak… Ah hakim bey, inanın elimizde fosfor dahi kalmadı..

Hakim: -Doğru mu Binali bey, topraklarımızda artık ot, gül, dut, çimen, kaysı, pancar, hiç yetişmeyecek mi?

Binali Yıldırım: -Sayın Hakim bey, çarpıtıyor olayı, ne sanatı ne toprağı, düpedüz canavarlık! Bakın hakim bey, bu eski kafalı laiklere anlatamadık gitti, yeryüzü zaten kirlendi. Hadi bana kirlenmeyen bir yer söyleyin. Toprakla işimiz yok artık. Herkes öğrensin artık dünyayı ekonomiyi elmaslar altınlar yönetiyor.. Bakın, insanlık yeni bir çağ aşamasında. İHA’ları SİHA’ları gördünüz, artık tarla dağ orman nehir, bunların modası geçti, milletçe havaya yükseliyoruz. Dinozorlar çağını hatırlayın, yerler bataklıktı volkanlardan lavlar akıyordu ve dinozorlar uçuyordu… Biz de artık köylümüzün gençliğimizin ayaklarını yerden kesip uçuracağız! Bunun için kokain tedarik sevkiyatını devreye soktuk. Sayın hakim bey, sanayileşme öyle bir yere geldi ki artık ‘melek’ler çağına giriyoruz. Bu eski kafa Cumhuriyetçiler hala toprağın çok matah bir şey olduğunu sanıyor. Yer, nedir, tükürüyorsun yere, sıçıyorsun yere, hepimiz milletçe asırlardır bataklık bok püsürük yerlerde sürüklenmedik mi? O halde, milletçe artık buhar gibi havaya yükseleceğiz ve artık milletin başına havadan ..çacağız!

Hakim: -Yani diyorsun ki bu sefer fosforlu fosforlu .çacağız!

Binali Yıldırım: -Hayır hakim bey, bu sefer altın .çacağız!

Nihat Genç: -Hakim bey, gördünüz, kendi ağzıyla itiraf etti, buhar makineleri getirdiler sülfürik asiti havaya püskürtüyorlar.. Hakim bey, size bir soru, diyelim bir yaz günü Ankara’da her sabah kaç kişi sıcak suyla banyo yapar, bir milyon kişi.. O sıcak buhar nereye gider? Saat 11’e doğru göklere bakın küçük küçük bulut öbekleri göreceksiniz. İşte o buharlar her evde yapılan banyonun buharıdır. Düşünün burada dört yüz futbol sahası büyüklüğünde sülfürik asit buharlaşıp havada bulut oluyor sonra nehirlere dağlara… Düşünün bir büyük şehrin sabah banyo yaptığı su kadar sülfürik asit havaya karışıyor!

Müdahil Avukatı: -Hakim bey, (elindeki raporu uzatır) buyrun, kurbanların bağırsakları üzerine otopsi raporu, hepsinin bağırsakları eriyip gitmiş, bağırsak yerine şimdilik bahçe hortumu takmışlar ama müvekkillerim Celal Şengör ve Fatih Altaylı ve Engin Ardıç hortumu beğenmedi pimapen boru istediler, onu da döşeyemediler, şu anda mağdur müvekkillerim ayakta duramıyor, lütfen, kurbanların şöhretleri ve itibarlarına uygun bir boru döşemecisi bulunsun…

Nihat Genç’in üçüncü avukatı: -Efendim, bu da bizim raporumuz, toprak analizleri geldi, toprakta börtü böcek kalmamış, sülfürik gaz sızıntısı her yerde, avuç kadar toprak parçasında yüzlerce ölü böcek, toprağın havalanma şansı kalmamış, üstelik Fırat Nehri’ne karışıyor, bakın efendim, beş günlük bebeklerde bile kanser vakası görülüyor… Koskoca memleket toprağında kök tohum çimen ot ağaç kuş kalmamış burada kalkmış üç beş tane adam kendi bağırsaklarının derdine düşmüş!

Mahkeme Başkanı: -İyi de Erzincan ahalisi köylüsü neden hiç ses çıkartmamış bu duruma. O toprakların hiç mi sahibi yoktu?

Üçüncü Avukat: -Efendim köylüler İslamcı siyaset komasına girmişler. Hepsine artık altın sıçacaksınız demişler. Onlarca yıl İslamcılığı ekranlardan havalara püskürtüp köylüleri yarı baygın hale getirmişler ve herkes kafayı bulunca Amerikalı şirketi getirmişler. Efendim, İslamcı siyaset hepsinde üst solunum enfeksiyonuna sebep olmuş konuşamaz hale gelmişler, memlekette tek bir tane zinde nefes alan insan kalmamış. Efendim, sülfürik aside maruz kalan nefes alan solunum yolları olan her canlı her bitki… Önce morarıyor sonra çürüyüp karbon oksit salıyorlar.. Efendim bana bir şey olmaz deyip eşimiz çocuğumuz sülfürik asitten ölürse tazminat umuduyla bekleyenler bile ölüyor. Dut ağaçları kuruyor, cevizlerin içi bile bugünden kapkara… Efendim, Erzincan ahalisi bugünden büyük bir morga döndü. Hitler’in soykırım yaptığı Auschwitz kampını geçti… Şu anda yavaş ölümler başladı… Efendim, suyuyla, Sarıçiçek yaylası ve Fırat’ın doğduğu yer Karasu ırmağıyla meşhur Erzincan’dan geriye külü kalmayacak külü…

Hakim: -Doğru mu diyor Binali Bey…

Binali Yıldırım: -Biz, halkımız kalkınsın altın para kazansın istiyoruz, bunlar kalkmış, ellerinde delil olmadan konuşuyor… Altın çıkartmak için sülfürik asit şarttır, bilmeden boşa konuşmayın..

Nihat Genç: -Efendim, bu şirketler dünyanın hiç bir yerinde sülfürik asit kullanmıyorlar, bulmuşlar bizim para delisi kudurmuş yağmacı siyasileri, ayrıca efendim, dünyanın en büyük çevreci kurumları bizleri aradı, dediler ki, dünyada sizden başka enayi bulamamışlar, hiç bir yerde altının bu  şekilde çıkarılmasına izin verilmiyor, siz de galiba çok fazla kul, köle, mürid, şeyh var, dediler.

Binali Yıldırım: -Bilmeden konuşma sapık canavar, sen, bin ton altını gözlerinle gördün mü, görseydin senin de gözlerin sarı sarı parlardı. Altın görmemiş altın tutmamış bir adam ekonomiden memleketten ne anlar? Sayın hakim bey, altın görmemiş bu yoksul cahil sapıkları bu mahkemede daha fazla konuşturmayın!

Mahkeme Başkanı: (Üçüncü avukata) -Ver şu otopsi raporunu bakayım… (raporu inceler ve bir sessizlik).. Burada kimin .ötü kime ait pek belli değil….

Nihat Genç: -Hangi .öt kiminmiş, fark etmez sayın hakim bey, hepsi pembe .ötlü, Fetöcüsü Menzilcisi, muhalifi, AKP’lisi… İyi Partisi CHP’si bile gidip görmüş ve korkudan susmuşlar, Amerikalı şirket pembe düşkünü…

Binali Yıldırım: -Hakim bey, söz istiyorum, buradan mağdur olmuş kurbanlara sesleniyorum, hiç kimse .öt gitti diye .ötsüz kaldım diye üzülmesin, hepsine 24 ayar altından .öt taktıracağız, düşünün, ayıptır söylemesi, makat deliği 24 ayar ayans! Biz ‘hızma’ deriz gençlerin her birine .ötüne kulağına doya doya takacakları 24 ayar pirsing.

Mağdur Avukatı: -Efendim, otopsi raporunun tamamı burada, bir çoklarının .ötleri erimiş bu yüzden testereyle kesilmek zorunda kaldı ve Amerikalı şirket, bu yağlı .öt parçalarına da el koymuş, inceliyorlarmış, .öt parçalarının DNS’ına bakıyorlar, dünyanın başka yerinde bu .ötlerden bulup daha çok altın çıkartabilir miyiz diye..

Binali Yıldırım: -Bakın bir daha söylüyorum, bu devlet sözüdür, .ötü kesilen vatandaşlarımız hiç üzülmesin, Allaha şükür altından testere yaptıracak gücümüz var! Ve, Erzincan’ı ‘ulusal mezarlık’ yapacağız! Artık defin işleri de vatandaşlara yük olmayacak. Bakın buradan söz veriyorum, cesetlerimizi asla sokakta bırakıp çürütmeyeceğiz hepsini hatim indirip ilahiler salavatlar dualarla sülfürik asit havuzuna atıp, buharlaştıracağız!

Nihat Genç: -Ulan herifin vaatlerine bakın, asıl canavar kimmiş görün Hakim Bey!

Binali Yıldırım: -Sayın hakim bey, hepimiz havaya karışmayacağız mı? Bu dünya fani, bir gün uçup meleklerin yanına gideceğiz… Geride kalanlar artık mezarlıklarda dua etmeyecek, ellerini havaya açıp, göklerdeki anne babalarına istedikleri yerden dua edebilecekler!

Hakim: -Bunlar çok nahoş laflar, mahkememize yakışmıyor, Binali bey, mahkeme adabına uygun daha sinsi laflar bulun!

Binali Yıldırım: -Hiç canınızı sıkmayın hakim bey, paramız var, istediğimiz bilirkişileri istediğimiz avukatları tutacağız. Sayın hakim bey, sorarım size, iktidarımızın daha bir hukuk davasında ceza aldığını hiç duydunuz mu? Çünkü arkamızda hem Amerika hem Allah hem menzil tarikatı var, çok şükür başımızda Tayyip Erdoğan var!

Nihat Genç: -Binali Bey, o kadar biliyorsan sen de uç sen de havaya karış bir görelim..

Binali Yıldırım: -Ne demek, biz öte dünyaya inanan inançlı insanlarız, hemen uçarız, çağırın şu Menzil tarikatını, çağırın ilahicileri medrese talebelerini, hop, hep birlikte bir halka kurup uçalım, görün gününüzü…

Nihat Genç: -Şov yapma ulan, dini imanı mahkemede bari kullanma!

Binali Yıldırım: -Hakim bey, bu sapık canavar, dinimize inancımıza şov diyor. Dinimize şov dediği için derhal yargılanmasını istiyorum…

Hakim: (Nihat Genç’e dönerek) -Dinimiz inancımıza şov dedin mi? Bak evladım, benim de elim kolum bağlı, 242 kişiye makattan girdin ses çıkartmam ceza da vermeyebilirim ama inançlı mümin insanlarımıza şov diyorsan, seni ben bile kurtaramam!

Nihat Genç: -Dedim ulan, şov dedim…

Hakim: -Sessizlik… Susun…

Celal Şengör: -Bir maruzatım var Hakim Bey…

Hakim: -Buyrun Celal Bey, sizi dinliyoruz!

Celal Şengör: -Sayın hakim bey, ben camekanımdan memnunum, hatta arada bir akvaryum balıklarının içeri kaçması da çok heyecanlı oluyor. Ancak, sıkıntı şurada, şimdi ben renkli görsel konuşmalar yaparak bilimi insanlara sevdiriyorum. Yani, diyorum ki, Japonya’ya ait bir cümle kurarken ağzımdan japon balığı fırlasın. Okyanus plakalarını konuşurken ağzımdan Okyanus balıkları kelimeler arasından cümle sonlarında fırlasın… Mesela camekanımda kum istiridyesi içinde inciler de olabilir ve konuştukça ağzımdan inciler dökülsün… Oysa bu zevksiz cani, benim camekâna renkli balıklar koyacağım deyip beni kandırdı, sadece hamsi ve istavrit ve mezgit koydu, bunlar köylü balıkları, hiç sevmem, ünüme papyonuma bu balıklar hiç yakışmıyor!

Nihat Genç: -Efendim, hamsi balığının fosforu yüksek diye koydum, doğrusu hakim bey, elimizde hamsiden başka fosfor kalmadı!

(Mahkeme salonu dışından arbede ve tezahürat sesleri: ‘Cumhurbaşkanı adayımız Nihaaaaat Gençççç!’

‘Nihaaaat Başkaaaan, duy biziiiii, Ferhat da deleeeee deleeee kazandııııı!

Nihat Genç: -Sesleri duydunuz hakim bey, kararsızları harekete geçirdim, artık siz düşünün, bu altı yüz futbol sahası büyüklükteki sülfürik havuzu tek tek alayına şırınga edip oylarımı daha da büyüteceğim… Ulan ahlaksızlar, Davutoğlu bir milyon kişiyi öldürttü herifi tutmuş hala Başbakan yapıyorsunuz, benim rakamlar daha 242, üç yüz bile değil..

Hakim: (Binali Yıldırım’a döner) -Binali Bey, bu altıyüz futbol sahası büyüklüğündeki sülfürik havuzu buharlaştırmadan makattan şırınga etmeden nasıl bir yöntemle kaldıracaksınız!

Binali Yıldırım: -Allahını seversen sen de cahil cahil konuşma hakim bey, siz moda izlemiyor musunuz, kaç senedir moda, yaldız ve sim… Biraz Paris moda haftası izleyin hakim bey. Yaldızsız elbise yaldızsız surat yaldızsız kadın yaldızsız parti yaldızsız ekran kalmayacak… Bu sülfürik havuzdan milyonlarca ton yaldız ve sim üreteceğiz. Yaldız nedir altın tozudur hakim bey… Tutturmuşlar ot bitmeyecek diyorlar, ot nedir inek yiyecek, o çağlar geride kaldı hakim bey, artık ‘yaldız’ çağındayız, dinin üstüne yaldız, iftarların üstüne yaldız, şeyhlerin üstüne yaldız, Ayasofya’ya yaldız, her eve yaldız… Bu sülfürik havuzdan yaldız püskürtme makinesi yaptık!

Nihat Genç: -Yalan söylüyor hakim bey… İnsanlar ekmek, hayvanlar ot yer, yaldız karın doyurmaz!

Binali Yıldırım: -Ekonomi bilmeyen katma değer bilmeyen cahil çocuk… Şimdi sen Londra’da Nusret’in et lokantasında bir et yemeği yesen en fazla elli dolar verirsin, değil mi, ama, Nusret ne yapıyor, etin üstüne altın tozu döküyor ve eti beş yüz dolara satıyor. Şimdi biz altın çıkartmazsak Nusret et’in üstüne ne dökecek? Yok öyle lahmacunla Adana’yla artık eski usül kalkınmamız mümkün değil! Hakim bey, Osmanlı altın varakla kuruldu, altın varaklı saraylar kaftanlar! Cumhuriyet’ten emanet aldığımız ise kuru bir Tuz Gölü’ydü!

Nihat Genç: -Yalan söylüyor hakim bey, insanların gülmesi için karınları doyması lazım. Ekersin hasat esersin pazar edersin ve mutlu olur gözlerinin içi güler. Gözlerin ışıltısı her şeyi umudu geleceği hayatın feneri olur, sevinç coşku içinde şarkı olur dans olur, kıvılcım kıvılcım, asıl zenginlik altın varak değil gözlerdeki o ışıltıdır, insanlığın asıl yaldızı çocukların göz bebeklerindeki ışıktır!

Fatih Altaylı: -Bir maruzatım var hakim bey, benim camekam çok zevksiz oldu, şöyle içimde fırtınalar yaşamak istiyorum, ne bileyim, Okyanus’un alize esintileri olabilir…

Nihat Genç: -İşte buyrun hakim bey, herkes kendi .ötünün derdinde! Ulan Boğaz’ın lodosu neyine yetmiyor ! Şimdi sana ta Atlas okyanusundan Alizeyi nereden bulalım! Herife bak hala ‘serinlik’ arıyor, ne güzel camekan işte, kimsenin köpeği olmadan Eminönü’nde camekan içinde nohut pilav satar gül gibi geçinirsin!

Engin Ardıç: -Hakim bey, ben de camekanımı değiştirtmek istiyorum, benim ki kumbara, banka kasası gibi olsun, iktidar şöyle her gün kumbaraya dolarları atsın, ben de rahat rahat Atatürk’e Cumhuriyet’e küfredeyim…

Hakim: -Yeteer susun… Bütün salona söylüyorum, şimdi, oylama yapacağım, camekanlı isteyenler el kaldırsın!

(Herkes el kaldırır)..

Hakim: -Tamam, şimdi, fosforlu isteyenler el kaldırsın!

(Herkes el kaldırır)..

Hakim: -Tamam, konu kapanmıştır!

Fatih Altaylı: -Efendim, benim camekan, jüpiterli galaksili bol ışıklı yanar dönerli olsun…

Hakim: -Tamamdır, dava bitmiştir!

Hakim: -(Nihat Genç’in kulağına) Hadi iyisin yırttın yine, artık bana da güzel bir camekan yaparsın…

Nihat Genç: -Hiç endişen olmasın hakim bey, sana daha müzikal bir camekan yaptıracağım, her verdiği karar her ossuruğun Mozart gibi çıkacak!

 

Sadist canavar katilin tarihi duruşması

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

4 Yorum

  1. 2 hafta önce

    harikaydı seviliyorsunuz lakin 3 mayıs ta bir TÜRKÇÜLÜK programı beklerdik.Neden mi? biz TÜRKÇÜLER ve siz vatanseverlerin olmazsa olamazı Vatan ve ATATÜRK biraz saygıya hak ediyoruz herhalde

  2. 2 hafta önce

    keske gercek olsa

  3. 2 hafta önce

    Ülkede çıkan tüm altını merkez bankasına tl ile satmak zorunda madenler.700 ton altının kasada kuzu gibi yattığını sanan birisi satın bu hırsızlara bırakmayın falan diyordu.Altın demek dolar demek madenler dolar basıyor yani.Merkezin 50 milyar borcu olan dolar.Bunların dolar bulmak için neler yaptığını ibretle izliyoruz.Vatandaşın bileziğine küpesine bile muhtaçlar.O yüzden vahşi bir altına hucüma göz yumuyorlar.Altın karşılığı madenlere verdikleri parayıda zam vergi enflasyon olarak biz ödüyoruz

  4. 2 hafta önce

    Demokrasi araçtır istediğim zaman inerim anlayışının sonuçlarından birisi…

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!