Sağlık için on altın öğüt

Gün geçtikçe eklenen yeni bilgiler olsa da bilim çevrelerinin tamamının hemfikir olduğu temel stratejilerin on tanesini burada sıralıyoruz.

Sağlık için on altın öğüt

İnsan, diğer canlılar gibi enerji üreten ve ürettiği enerjiyi harcayan bir varlık. Büyüme ve gelişme dönemini tamamlayan insanlarda enerji üretimi ve tüketimi arasında ideal bir denge olmak zorunda.

Bu dengenin bozulması kronik hastalıklar anlamına geliyor.

Daha açık söylemek gerekirse harcanmadığı için depolanan enerji kaynakları insanlara hastalık olarak dönüyor.

Endüstrileşmenin getirdiği yaşam şeklinin sonuçlarından edinilen tecrübeler, insan fizyolojisini çok daha iyi anlamamızı sağladı. Endüstriyel gıdalarla beslenme, gıdaya ulaşmadaki kolaylıklar, pişirme tekniklerindeki ve tüketim modellerindeki hızlı değişimler dünyayı kronik hastalıklarla tanıştırdı.

Tabii ki ardından sosyal barışı ve adaleti sarsan ağır ekonomik ve iş gücü kaybı gözlemlendi.

Bu ağır bedeller sağlık kavramına yeni bir gözle bakmamızı zorunlu kıldı ve doğal olarak yeni bir literatür oluştu.

Bu literatürün adı “Sağlığın İdamesinde Doğal Stratejiler” olarak isimlendirildi.

Gün geçtikçe eklenen yeni bilgiler olsa da bilim çevrelerinin tamamının hemfikir olduğu temel stratejilerin on tanesini burada sıralıyoruz:

1-İDEAL D VİTAMİNİ SEVİYESİ SAĞLAYIN

Her ne kadar adı vitamin olarak geçse de D vitamini aslında bir hormon. Bilinenin aksine temel kaynağı Güneş. Bilhassa dermatologların dışarı çıkıldığında mutlak surette koruyucu kremler önerdiğinden beridir D Vitamin eksikliği tüm dünyada toplumsal bir soruna dönüştü. D vitamini eksikliğinin temel 5 işareti mevcut:

*Kas ve eklem ağrıları

*Sık sık hastalanma

*Algıda bozukluk, kötü hissetme, baş ağrısı ve migren gibi nörolojik belirtiler

*Yorgunluk ve sürekli uyku hali

*Kafa terlemesi

Birçok hastalıkla kolayla karıştırılabilecek hatta gereksiz tedavilerle ilaç yan etkilerine neden olunabilecek bu sorunun giderilmesinin tek koşulu ideal D Vitamini seviyesini sağlamak. Yani insan fizyolojisine uygun olarak insanı tabiatla araya bariyerler koymadan buluşturmak. İnsan fizyolojisini göz ardı etmeyerek insanı tabiatın içerisinde yaşayan, çalışan, üreten, yürüyen, dinlenen bir canlı olarak düşünmek…

  1. ORGANİK BESLENİN

Organik beslenmek daha az miktarda tarımsal ilaçlara (pestisit) maruz kalmak demektir. Çalışmalar özellikle gelişim çağındaki çocuklarda pestisitlerin olumsuz yan etkilerinden kaynaklanan sayısız hastalık tanımlamıştır. Organik beslenme aynı zamanda daha yüksek oranda antioksidan ve sağlıklı yağın vücuda alınması demek. Bu tür beslenmenin olumlu etkileri insan vücuduyla da sınırlı değil. Endüstriyel tarımın yıkıcı etkisiyle toprakta azalan besin ögeleri de ağır bir sorun. Öyle ki 1950’li yıllarda bir elmadan aldığımız demir miktarını sağlamak için artık 28 elma yememiz gerektiğini gösteren çalışmalar mevcut. İklim değişikliğini engellemek, çevreyi korumak, hayvan sağlığını artırmak, üretim karlarını artırmak için de organik beslenmeyi seçmek zorundayız.

3-SERUM DEMİR (FE) SEVİYENİZİ KONTROL ETTİRİN

Kanda Demir yüksekliği çok sık görülen, en az D Vitamini eksikliği kadar tehlikeli bir sorun. Depo demiri gösteren en iyi parametre serum FERRİTİN seviyesi.  Yüksek Fe hücrenin enerji santrali olan mitokondrilerin hasarı, hücre zarı ve elektron taşıyan proteinlerin bozulması demektir. Kısacası Demir yüksekliği hücre hasarı, yenilenmesinin bozulması, YAŞLANMA ve KRONİK HASTALIKLAR demektir. İdeal Ferritin seviyesi 20-80 ng/mL olup; eğer Ferritin seviyesi 80 ng/mL üzerinde ise ideal çözüm kan bağışlamaktır. Menstürasyon çağındaki kadınlar düzenli kanadıkları için ideal Ferritin seviyesi kadınlarda daha olasıdır; ancak menapoz dönemi kadınları ve erkekler için sorun ciddiyet arz etmektedir.

4-ŞEKER/FRUKTOZ ALIMINI KISITLAYIN

Sağlık harcamalarının kabaca %40’ı doğrudan aşırı şeker alımına bağlı hastalıklara yapılan harcamalar nedeniyledir. Aşırı şeker tüketimi, hücrenin enerji santrali olan mitokondrilerin sağlıklı çalışmasının bozulması ve dolayısıyla başta kanser ve kalp damar hastalıkları olmak üzere kronik hastalık demektir. Şeker vücuda enerji sağlamak için ideal bir yakıt değildir. İnanılanın tersine şeker değil, sağlıklı yağlar çok daha ideal bir yakıttır. İnsülin direncinin temelinde yatan gerçek sorun, ağırlıklı olarak hücre enerji üretiminde şekerin kullanılmasıdır. Bilhassa insülin direnci gelişen kişilerin günlük şeker tüketimini azaltmak için yiyecek ve içeceklerine şeker ilavesini tamamen kaldırması, şeker yerine tarçın, karanfil gibi baharatlar kullanması, ambalajlı ticari meyveler yerine taze meyve yemesi uygundur.

5-EGZERSİZE ZAMAN AYIRIN

Ne yazık ki toplum olarak egzersizi zaman ayırılan bir süreç olarak kabul edip egzersize zaman ayıramıyoruz. Yaşamımızın içine sokamadığımız sürece de bu konuyu yönetemiyoruz. Egzersize zaman ayırabilenler için sözümüz yok. Ancak ayıramayanlar en azından günlük işlerine giderken veya gelirken başta yürüyüş ve bisiklete binmek olmak üzere egzersiz yapmak zorundalar. Egzersiz insülin direncini kırıp Tip 2 diyabeti geriye döndürmek, kolesterolü normalize etmek, kemik mineral kaybını yani osteoporozu geri döndürmek ve kronik iltihabın parametresi olan C-reaktif proteini düzeltmek için zorunludur.

6-KALİTELİ ve YETERLİ UYUYUN

Kaliteli ve yeterli uyku, doğru beslenme ve egzersiz kadar sağlığı etkileyen bir olgudur. Kötü uyku, yakın zaman hafıza kusurları, davranış problemleri, kilo alma, diyabet, kalp ve kanser gibi kronik hastalıklar demektir. Az uyku aynı zamanda büyüme ve gelişme geriliği ve erken yaşlanma demektir. Büyüme ve gelişmeyi sağlayan Growth Hormon (Büyüme hormonu) uykuda ve egzersiz sırasında salgılanır. Büyüme hormonu aynı zamanda iyi görünmek ve genç hissetmek için olmazsa olmazdır. Dinlenmiş ve iyi hissederek kalkmıyorsanız uyku sorununuz var demektir.

Uyku sorunlarıyla baş edebilmek başlı başına doğal sağlık yönetiminin bir parçasıdır.

7-SAĞLIKLI ve TEMİZ SU TÜKETİN

Vücudumuz atık maddeleri ve toksinleri atmak için bir filtrasyon sistemi kullanır. İşte buna detoks denilir. Bu sistemi doğru çalıştırmanın yolu, doğru ve temiz su içmektir.  Özenle davranmamız gereken bu sisteme, toksinlerle, plastikle, klor yan ürünleriyle, florürle, ilaçlarla yüklü su verirsek bunun ismi detoks değil bizzat toksikasyon yani zehirlenmedir.

8-STRESLE BAŞ ETMEYİ ÖĞRENİN

Endüstrileşmenin getirdiği stresi bireysel sorunlar olarak algılayıp sorunu kendimizde aramak stresle baş etmede çıkmaz sokaktır. Stresle baş edemediğinizde kullandığınız ilaçlar ise madde kullanımıyla eştir. Stresle baş edebilmede en önemli parametre sosyal sorunlarla bireysel sorunları ayırt edebilecek bir bilgi donanımına sahip olmaktır.

9-ÇIPLAK AYAKLA TOPRAĞA BASIN

Basın ve doğanın bir parçası olduğunuzu hissedin; olumsuz duygu ve düşüncelerin vücudunuzda oluşturduğu negatif yükü boşaltın

  1. FERMENTE GIDALAR VE BİTKİ FİLİZLERİ YEYİN

Görüldüğü üzere, bu önerileri sağlığın idamesinde insan fizyolojisini bilmek ve ona saygılı davranmamız gerektiğini dikte ediyor. İnsanı tabiatın içerisinde kurgulayan bu öneriler aynı zamanda doğaya ve çevreye saygıyı da temel alıyor.

İnsanı doğadan ayrı bir canlı olarak düşünüp insan sağlığını korumak ne mümkün?

Prof. Dr. Gülümser Heper

Veryansintv.com