Sağlık sistemimizin koronavirüs pandemisinden çıkaracağı dersler

Dr. Handan Toprak Benli yazdı

Sağlık sistemimizin koronavirüs pandemisinden çıkaracağı dersler

Anayasamızın 56. maddesinde, sağlık hizmeti, devletimizin yerine getirmekle yükümlü olduğu temel sosyal görevlerden biridir.

Temelini Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndan alan sağlık hizmetlerine dair politikasının, olması gereken ana ilkeleri, aşağıda belirtildiği şekilde olmalıdır; 

1-Tüm vatandaşlarımız sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir ve devlet bu koşulları sağlamakla yükümlüdür.

2-Devlet herkesin hayatını sağlıklı olarak sürdürmesinin ön koşulu olarak tüm vatandaşlarını sağlık güvencesi kapsamına almakla yükümlüdür.

3- Devlet, kamu ve özel kesimlerindeki sağlık hizmet altyapı olanaklarını dikkate akarak, sağlık hizmetlerini tek elden planlamakla yükümlüdür.

4- Devlet, vatandaşlarımıza kaliteli, yaygın ve ulaşılabilir bir sağlık hizmeti sunulmasını sağlamak ve denetlemekle yükümlüdür.

TEMEL SAĞLIK HIZMETLERI 

Koruyucu ve geliştirici özellikleri İle Temel Sağlık Hizmetlerinin en önemli unsuru olan SAĞLIK OCAĞI ve Sağlık Evi örgütlenmesine geri dönülmelidir. 

Birinci basamakta;

-Aile sağlığı hizmetleri 

-Ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetleri 

-Bağışıklama (aşı)

-Çevre sağlığı hizmetleri 

-Bulaşıcı hastalıklarla savaş ( filyasyon, dispanserler... gibi)

-Acil sağlık hizmetleri ( 24 saat poliklinik ve 112 Ambulans, Hızır Acil dahil)

-Ruh sağlığı (Toplum ruh sağlığı merkezleri, bağımlılıkla mücadele dahil)

-Koruyucu ve önleyici sağlık hizmetleri (gıda güvenliği ve beslenme dahil)

Ağız-Diş sağlığı hizmetleri 

Bu basamakta hizmetler düzenli takip gerektiren ve vatandaşımıza ücretsiz olarak verilmesi gereken toplum sağlığı açısından zorunlu hizmetlerdir.  

İLERİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİ

- İl ve ilçe Devlet Hastaneleri 

-Özel Hastaneler

- Bölge Hastaneleri,

-Şehir Hastaneleri,

- Üniversite Hastaneleri ve İhtisas Hastaneleri 

Bu basamakta yer alan tedavi edici ve rehabilite edici sağlık hizmetleri vatandaşın sevk zinciri ile veya tercihen direk başvurusu kolayca ulaşabildiği hizmetleri içermelidir. Acil ve yoğun bakım hizmetleri daima ücretsiz olarak verilmesi sağlanmalıdır.

2002 yılından sonra sağlıkta dönüşüm adı altında uygulanan neoliberal politikalar sağlığı piyasalaştırmıştır. 

Koronavirüs pandemisi süreci sağlığın piyasalaştırılmasının sakıncalarını tüm dünyada göstermiştir. 

Kamu-özel sektör ortaklığı İle yapılan Şehir Hastaneleri (18 adet) 25 yıllık bir borç yükü getirmiştir. 

Pandemi koşulları hastanelerimizin varlığının önemini de göstermiştir ancak bundan sonra yapılması planlanan 10 şehir hastanesini sağlık bakanlığı tarafından, borçlanmadan kamunun kendi olanaklarıyla yapılmalıdır.

Cumhuriyetin ilk pandemi Hastanesi olan Heybeli Sanatoryumu bugün kapalı ve atıl durumdadır. Tekrar Pandemi hastanesi olarak sağlık hizmetine  kazandırılmalıdır. 

Türkiye Cumhuriyetini kuran Mustafa Kemal Atatürk ve onun efsanevi Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam 1928 yılında Hıfzıssıha Enstitüsünü kurmuştur.

Ancak Cumhuriyet'in yokluk zamanında kurulan ve salgınlarla mücadelede büyük başarıları olan Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı 2011 tarihinde kapatılmıştır.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında kurulan ve sürdürülen aşı politikası desteklenmediği için bugün uluslararası endüstriye pazar olmak durumunda kalınmıştır. 

Bundan sonra ulusal aşı endüstrimiz sürdürülüp geliştirilirse yabancı ülkelerden aşı satın almak zorunda kalmayız. Devlet politikamız bu yönde olmalıdır.

GSS pirim borcu olanların sağlık hizmetinden yoksun bırakılması vatandaşımızın temel hakları ve toplum sağlığı yönünden kabul edilemez.  Mevcutta 6 Milyon vatandaşımızın GSS pirim borcu varlığından söz edilmektedir.  

GSS borcu olanların her ne kadar sağlık hizmetinden yoksun bırakma uygulaması pandemi nedeniyle 31 Aralık 2021 tarihine kadar uzatıldıysa da bu uygulamadan tamamen vaz geçilmelidir. 

Sağlık hizmeti vatandaşımız için temel  Anayasal bir haktır. Bedelini işsizlik nedeniyle ödeyemeyenlerin ücreti devlet tarafından karşılanmalıdır.

Sağlık Personeli pandemi nedeniyle hastalanmış veya hayatını kaybetmiştir. Kovid-19 geçiren işveren açısından “meslek hastalığı” sayılmalıdır.  

Hayatını veya sağlığını kaybetmiş çalışanın veya yakınlarının illiyet bağı kurup bunu ispat etmesinin zorluğu göz önünde bulundurulmalıdır. Pandemi ile sağlık ve yaşam kayıpları personel açısından “iş kazası” olmalı; çalışan veya mağdur yakınları açısından illiyet bağı kurulmasına, ispata zorlanmasına gerek duyulmamalıdır. 

Salgınla mücadele bir savaş olduğuna göre görevi nedeniyle hayatını kaybeden sağlık personeli  “şehit” sayılmalıdır.

Pandeminin ilk zamanlarında bir halk sağlığı tedbiri olan “maske” dağıtımında sorunların yaşandığı bir gerçektir.

Pandemi verileri uluslararası standartlara uygun biçimde açıklanmamıştır. Vaka sayıları CPR testi pozitif olup bulgusu (semptomu) olmayanlar hariç bırakıldığı için eksik bildirilmiş, ancak 2020 yılının sonuna doğru düzeltme yapılmıştır.

Organizasyonu kısmen daha iyi yapılmış olan diğer halk sağlığı tedbiri olan “aşılama” süreci daha hızlı yapılmalı, topyekûn bağışıklık oluşturmalıdır. 

Kısıtlılığın bir an önce ortadan kalkması ve ekonominin toparlanması aşılama performansına bağlıdır. En kısa zamanda “yerli aşı” üretimi de yapılmalıdır.

Koronavirüs pandemisinden çıkarılacak dersle ülkemizin sağlık politikasında yeniden kamucu politikalara ihtiyaç vardır.