Sağlıkta şiddeti kimler yarattı?

Sağlıkta şiddeti kimler yarattı?

Kadına şiddet, çocuğa şiddet, hayvana şiddet, trafikte şiddet derken topluma bir şiddet dalgası daha bulaştı. Bu şiddet hekime ve sağlık personeline karşı. Kadına, çocuğa ve hayvana şiddetin geçmişi hayli derinlere uzanıyor. Sağlıkta şiddet ise çok yeni bir olgu; topluma Sağlıkta Değişim Programı’nın (SDP) başlamasıyla bulaşarak çok hızlı bir ivme kazandı ve zirve yaptı.

Bir olguya teşhis koyarken sıklıkla yaptığımız şey olayın nasıl başladığının tespitidir. Sağlıkta şiddeti başlatan ise SDP olduğu mutlaktır. Tespit edilen nedenin şiddeti nasıl körüklediği ise altta yatan faktörlerin analiziyle yapılır. Misal kadına ve çocuğa şiddette bireysel ve toplumsal bir çözüm bulamamamız bu faktörlerin analizinin yapılmamasından kaynaklanır. Analizler yapılmaz zira toplum kendi gerçeğini görmez, görenler de yüzleşmek istemez. Sağlıkta şiddette ise bırakın alt grup analizlerini henüz esas nedenin adını dahi telaffuz edemeyecek kadar teşhisten uzağız. Olguyu analiz edemiyor, kendi gerçeğimizle yüzleşmek istemiyoruz.

VATANDAŞ NE DİYOR?

Sağlıkta şiddetin diğer şiddet olgularından daha hızlı ivmelenmesi nedeniyle daha da zirve yapacağını tahmin ediyoruz. Ankara’da büyük bir devlet hastanesinde yapılan çalışma bu tezimizin ispatı niteliğinde. Çalışmada sağlıkta şiddet için toplumdan görüş istenmiş ve katılımcıların %52,30’ü sağlık çalışanlarının bazı durumlarda şiddeti hak ettiğini söylemiş; %6,30’u ise bir doktorun şiddet görerek öldürülmesi haberini duyduğunda ‘hak ettiği unsurlar olabilir’ diyerek düşüncesini ifade etmiş. Yani halkın çoğunluğu şiddeti benimsemiş ve sahiplenmiş.

Oysa şiddet adli bir sorun. Bir nevi her yüz kişiden 6.30’u cinayet işleme potansiyeli taşıyor, açıkça sağlık çalışanlarını tehdit ediyor ve hukuk sistemi ise trajediyi seyretmekle yetiniyor ya da ben elimdeki kanunlara bakarım diyerek susuyor. Şiddete karşı ciddi hukuksal bir önlem alınıyor mu? Alınmıyor. İyi de ne bekleniyor?

Sağlık Bakanlığı, SDP ile başlattığı şiddet olgusunu sahiplenmediği gibi çözüm üretmeye yanaşmıyor. Tabip Odaları her cinayet sonrası “Bu son olsun” söylemine yapışarak çözümsüzlüğün sloganını atarken, Sağlık Bakanlığı yetkilileri kapsamı dahi kamudan saklanan eylem planını “açıklayacağım, açıklamak üzereyim” diyerek bir nevi dizi film tanıtım benzeri fragmanlar sunuyor. Yani toplumun yarısı olguyu benimserken Sağlık Bakanlığı bu yüzde %52’3’ün taraf olma pozisyonunu bozmuyor, hatta susarak adeta onaylıyor.

Hükümet, 5 Aralık 2018 tarihinde resmi gazetede yayınlanan sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sebebiyle kasten işlenen suçlar kapsamında bir kanun çıkararak güya şiddetin karşılığını kanunsuz bırakmadı. Tanımladığı suçta diğer şiddet türlerine yaklaşıma göre tek farklılık ifadelerin doktoru kurumdan uzaklaştırmadan yani hastanede alınması. Yani birkaç saat önce şiddete uğramış doktor veya personel, polise ifadesini verdikten hemen sonra kaldığı yerden çalışmaya devam ediyor. Ancak karşı cenah boş durmuyor; sıklıkla o da hekimden şikayetçi oluyor; bazen de şikayetçi olması öğütleniyor. Peki sonra ne oluyor? Ne olacak? Şiddete uğrayan hekimin de koca bir davası oluyor. Çözümsüzlüğü gören, çalışma şartları bu tür davaları takip etmeye uygun olmayan hekimler sıklıkla davanın bir aşamasında pes ederek geri çekiliyor ve bir şekilde şiddeti kabulleniyor. Yani çıkartılan kanunun caydırıcılık yönünden hiçbir değeri yok; bir nevi yapanın yanına kar olarak bırakıyor. Özellikle özel kurumlarda bu türden olaylar vuku bulduğunda kurum olayı kestirmeden çözmek için şiddet uygulayanın aksadığını savladığı işini onun istediği şekilde çözüyor veya çözdürüyor. Bağıranın, tehdit edenin, haklı çıkmama olasılığı yok gibi. Bir nevi şiddet her koşulda kazanıyor.

SAĞLIK BARONLARI

Çatışma, sosyoloji bilimine göre yeni bir durumu kabullendirmek için en geçerli yöntem. Bu yeni durum Sağlığın Piyasalaşması. Çatışma ise bu yeni durumu topluma kabul ettirmek için kullanılan bir gereç. Çatışmanın iki tarafı olması bir zorunluluk. Sağlığın piyasalaştırılması operasyonunda taraflar çoktan belirlendi. Bu taraflardan birisi SAĞLIK PERSONELİ iken diğer tarafın HALK olacağı tanımlandı. Bir nevi iki taraf çatışırken atı alan Üsküdar’ı geçti; sağlık piyasa koşullarına terk edildi. Hükümetin şiddeti görmezden gelerek dolaylı onaylayan tutumu nedeniyle elde ettiği siyasi kazanç ise üstüne ballı börek oldu. Sağlık baronları tokluğun rehaveti, kazanmanın hazzı ile karnını kaşıyıp ellerini ovuşturmakta. Sosyoloji bilimi değerleri yıpranmış bir toplumda çatışmanın gerçek nedenden uzaklaştırmak için en kestirme yol olduğunu bir kez daha teyit etti. İki mağdur çatışırken kazananlar değişmedi.

Sağlıkta şiddetin sosyolojik bir diğer nedeni kışkırtılmış sağlık ihtiyacı! Burada hedef yine toplum. O da ne diyebilirsiniz. Kışkırtılmış sağlık ihtiyacı gerçekte ihtiyaç olmayan bir şeyin ihtiyaç gibi sunulması. Misal hipertansiyon, diyabet, kronik eklem ağrıları, mide yanmaları, üst solunum yolu enfeksiyonları… Yani her birinin ilaç, malzeme, operasyon yönünden milyarlarca lira karşılığı olup, çoğu tedavinin bir karşılığı olmayan maliyetli kronik ve akut hastalıkları. Acil servislerden tutun da polikliniklere kadar kurumları dolduran milyonlarca insanın kısır teşhis ve tedavi girdabı. Gerçek ihtiyacı koruyucu tedavi olduğunu bilmeyen yine milyonlarca insanın talebinin karşılanması için birbirleri ile öncelik mücadelesi, doktora ulaşma manisi, havaya uçan milyarlarca lira…

Gelelim sağlık servisi veren kurumlarda yapılan asıl dizayna! Sağlık baronları, ilaç kartelleri, tıbbi firmalar kışkırtılmış sağlık talebi ile hareketlenen piyasada yine sosyoloji biliminin tespitlerinden faydalandılar. Toplumun yumuşak karnı gibi hekimlerin de yumuşak karnını çok iyi bilen baronlar, hizmette performans sistemini kurgulayarak karşılığını döner sermayeden pay olarak tanımladılar. Performans sistemi ile kurguladıkları senaryoya hekimleri ortak etmekte pek de zorlanmadılar. Hekim grubunun genelde orta ve alt ekonomik ve kültürel alt yapıdan gelmesi, yarışa ve kazanmaya odaklı kimlikleri ve artık piyasa koşullarının devamlılığı üzerine kurgulanan tıp eğitimleri nedeniyle bir havuç gibi sundukları döner sermayeden pay alma yani performans sistemi kolaylıkla yerleşti. Hekimler birbirleriyle pay kapmak için yarışır pozisyona bir çırpıda geliverdiler. Kolektif hareket etme ve idealist hekimlik bilinçleri, kurgulanan değişim programı ile yok edildi. Bireysel kazanma hırsı, geçmişten gelen bütün idealist birikimlerinin önüne geçti. Artık her biri sistemin dişlileri arasında ezilen, aynı ücreti daha fazla emekle kazanan, özlük haklarını ellerinden alınan, bireysel girişimleri kanunlarla engellenen, sermayenin taşeronlarına dönüştüler. Performans sistemine karşı çıkanlar olmadı mı? Oldu elbette! Azınlıktaydılar, susturuldular ve sistemin içerisinde harmanlandılar…

DOLANDIRMA HİKAYESİ

Gelelim son dizayna. Son dizayn hukuk sistemi içerisinde yapıldı. Malpraktis yasaları olarak bilinen, tamamı hukuk sistemini dolandırmak üzere yapılan yasalar. Tıbbın son söylediğini Kuran hükmünde kabul ederek tıbbi rehber kurallar silsilesi üzerinden kurgulanan bir cezalandırma sistemi. Aynı hastalığın ucuz tedavi yöntemleriyle rehabilitasyonunu yok bilen illa pahalıya yönlendiren maliyetli Tıp Şaklabanlıkları. Daraldıysa aç, hastalandıysa sök ve at, bozulduysa yerine parça tak misali kurgulanmış, yapmayan hekimlere neden yapmadın, yapan hekimlerde de olayın doğası gereği komplikasyon geliştiğinde neden işi bok ettin türünden verilen milyonluk cezalar. Her şey ama her şey ilahi bir dolandırma hikayesi formunda.

Şimdi diyeceksiniz ki bu nasıl bir sağlık sistemi? Bu sağlık sistemini anlatmaya sayfalar az, insan tahayyülü kısır kalır. Ne söyleseniz eksik, ne konuşsanız havada kalır. Her şey ama her şey toplumun yumuşak karnı, insan tamahı, tokluğun ve açlığın olduğu gibi hastalığın ve sağlığın insanın bilinciyle ölçüldüğü ve tüm bu kaosun sağlık baronlarını beslemek üzere kurgulandığı derin bir hikayedir sağlık.

Çözüm mü diyorsunuz? Sağlık sistemi emperyalizme teslim edildiğinde bir sorunu algılamak ve yönetmek için tek seçenek ana kaynağı yani emperyalizmi yıkmaktır. Hasta olarak sizler, hekim olarak bizler yıkmaya niyetliysek gelin birlikte yıkalım, yok bilmiyorsak, anlamıyorsak, inanıyorsak birbirimizi kırmaya, öldürmeye devam edelim. Öle öle bitmeyeceksek bizim ölmemiz emperyalizm için sorun teşkil etmeyecektir nasılsa…