Şansa indirgenmiş strateji

Yavuz Alogan yazdı...

featured

Polonyalı banker ve demiryolu finansörü Jan Gotlib Bloch 1877’de Rus Maliye Bakanlığı Bilim Komitesi’ne atandı. Önemli biriydi. Rusya’yı kaplayan demiryolu ağının inşasına, endüstrinin gelişmesine katkıda bulundu.

1870-71 Fransa-Prusya savaşını inceleyerek gelecek savaşla ilgili teoriler geliştirdi. “Gelecek Savaş ve Ekonomik Sonuçları” adlı bir kitap yazdı. Kitap, “Günümüzde Savaş Mümkün müdür?” başlığıyla İngilizceye çevrildi ve dünya çapında ilgi gördü. Savaşın mümkün olmadığı anlaşılıyordu.

Bloch, dumansız barut, şarjörlü tüfek ve seri atışlı topun açık arazide her türlü askerî manevrayı, süngü ve süvari hücumuyla birlikte geçersiz kıldığını; dolayısıyla, büyük güçler arasında gelecek savaşın siperlere kilitleneceğini ve kesin sonuçlu hızlı zaferlerin artık mümkün olamayacağını, savunmadaki güçlerin açıktaki piyadeye kıyasla dört kat avantajlı olacağını öne sürdü. Milyon kişilik orduların ağırlığı sanayi toplumlarını çökertecek; kıtlıklar, hastalıklar baş gösterecek, aşağıdan devrimler patlak verecekti.

Bloch, bu görüşlerin ışığında Çar II. Nikolay’ı bir uluslararası barış konferansı toplamaya ikna etti. Rus Dışişleri Bakanı, meslektaşlarına yazdığı davet mektubunda, verimsiz silahlanma çabalarının ağır sorunlar yarattığını, yeni bilimsel gelişmeler dehşet verici yıkım makinelerini eskittikçe silahlanma yarışının ülkeleri zorladığını ve sonunda hep birlikte kaybedeceklerini anlattı.

Nihayet 1899 yılının Mayıs ayında 26 ülkenin delegeleri Lahey’in dışında bir kraliyet şatosunda toplandı ve bir silahsızlanma konferansı gerçekleşti. Toplantıya sivil toplum adına konuşan barış dernekleri de katıldı. 1816’da Quekerlar’ın kurduğu Sürekli ve Evrensel Barışı Sağlama Derneği, Avrupa ve Kuzey Amerika’da etkiliydi.

Bu arada, 1889’da kurulan II. Enternasyonal işçi sınıfı arasında dünya barışını savunuyor; Fransız parlamentosuna giren ilk sosyalist Jean Jures (1893) şovenizme ve savaş çığırtkanlığına (jingoizm) karşı ateşli söylevler veriyordu.

Birinci Lahey Toplantısı’nı ikincisi (1907) izledi. 1864’te başlayan Cenevre Sözleşmeleri’yle birlikte bu toplantılar, savaşı önlemekten çok kurallarını belirlemeyi amaçlıyordu. Sanayi toplumlarının çökmesine, toplumsal düzenin bozulmasına, devrimlere isyanlara yol açmayacak, gereksiz asker ve sivil kayıplarını önleyecek kurallı bir savaş anlayışı geliştirmeye çalıştılar. Üçüncüsü 1915’te yapılacaktı fakat yapılamadı. Birinci Dünya Savaşı çıkmıştı.

Savaş başladığında İngiltere Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey  yüzyılın başında İngiltere ile Almanya arasındaki donanma rekabetine işaret ederek, “Aşırı silahlanma kaçınılmaz biçimde savaşa götürür,” dedi. Bugün de geçerli bir kural.

İki romancı savaşı insanileştirme çabalarını alaya aldı. Joseph Conrad girişimi gülünç buldu, Jüpiter’in yıldırımı olarak tanımladığı savaşın yönetenlerin elinde tehlikeli bir oyuncak olduğunu; Lev Tolstoy ise askeri harcamalar artırılırken yapılan barış konferanslarının çocukça, saçma ve ikiyüzlü olduğunu söyledi.

Dünya Savaşı Bloch’un görüşlerini doğruladı: sonsuz siper savaşları, tükenen hantal ordular, kıtlıklar, hastalıklar (İspanyol gribi), aşağıdan devrimler (Rusya’da 1917, Almanya’da 1918 ve 1923). Sadece savaşın galibi olmayacağı konusunda yanılmıştı.

II. Dünya Savaşı’nın son perdesinde atom bombasının rol almasıyla birlikte büyük güçler savaşının artık imkânsız olduğu kanaati yeniden güçlendi. Nitekim öyle oldu. Büyük güçler nükleer savaştan sağ çıkamayacaklarını anlamışlardı. Dünya komünizmi ile kapitalizm arasındaki rekabete “Soğuk Savaş” dediler. Fakat askerî tarihçi John Gaddis 1985’te geçmişe doğru bakarak, buna “Uzun Barış” demeyi tercih etti. Soğuk Savaş’ın barışla değil, Uzun Barış’ın savaşla sonuçlanacağını ima ediyordu.

1945’ten sonra bölgesel hegemonya savaşlarında ve iç savaşlarda milyonlarca insan öldü. Büyük Güçler bu savaşlara dolaylı olarak katıldılar fakat kendi aralarında savaşamayacakları için rahattılar. 1968’den 2000’lerin başına kadar Nükleer Silahların Önlenmesi Antlaşması (NPT), Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması (CTBT), Stratejik Silahları Sınırlandırma Antlaşmaları (SALT I-II, daha sonra START vd.) ile resmen oyalandılar ve dev silah şirketlerini arkalarına alarak pazarlığı sürdürdüler.

Günümüzde bu antlaşmaların geçersiz kaldığını, yeni bir nükleer silahsızlanma anlaşmasının ufukta görünmediğini, nükleer silahların prolifere olduğunu (pıtrak gibi çoğaldığını), ölümü en uzun mesafelere en büyük bir hızla taşıyacak kabiliyete ulaştığını anlıyoruz.

Üç gün önce BM Genel Sekreteri Guterres, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Konferansı’nda, tırmanan küresel gerilimlerin ışığında insanlığın korkunç bir nükleer savaşın ve Soğuk Savaş döneminden beri görülmemiş bir felaketin eşiğinde olduğunu söyledi. “Şimdiye kadar olağanüstü şanslıydık,” dedi. Fakat şimdi nükleer savaş “bir yanlış anlamanın ya da hesap hatasının hemen ötesinde.”

Bu sözler katılımcıları pek etkilemedi. NATO’yu sürekli genişleten ABD’nin Dışişleri Bakanı Blinken yine Rusya’yı suçlarken, Ukrayna krizinin başlangıcında Beyaz Rusya’nın diktatörü Lukaşenko’yla birlikte komuta kontrol odasında nükleer füze sistemlerini çalıştıran Putin konferansa “nükleer savaşın kazananı olmaz” diye mesaj gönderdi.

Guterres, “Şans bir strateji olamaz,” dedi. Şans “jeopolitik gerilimlerin nükleer çatışmalara dönüşmesine karşı bir kalkan olarak da görülemez.”

Fakat uyarının muhatabı yok. 1945’te temellerini Roosevelt-Stalin-Churchill’in attığı yapı çökmüş. BM’nin yaptırım gücü kalmamış. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri (ABD, Fransa, İngiltere Rusya, Çin) birbiriyle topyekûn savaşa hazırlanıyor.

Bir düzeye ulaşınca artık sınır tanımayan askerî stratejik mantık, her aşamada savaşın yayılmasına yol açacaktır. Nancy Pelosi’nin iddialı tehditler savuran Çin’i madara etmek için Tayvan’ı ziyaretinde söyledikleri 1972 Mao Zedung-Nixon mutabakatına ters düşmedi ama Pasifik’teki askerî hareketliliği artırdı, taraflar bir adım daha ileri gitmiş oldular. ABD’nin Baltık’tan Akdeniz’e kadar kurduğu tahkimatın gerisinde, Rusya’nın Sırbistan’ı, NATO’nun Kosova’yı desteklediği bir Balkan Savaşı, gaz sorunu yüzünden sanayisi zorlanan AB’yi yeni göç dalgalarıyla uğraşmak zorunda bırakacak ve savaşı hem hızlandıracak hem de alanını genişletecektir.

Bütün büyük savaşlar bir kez başladığında yayılma eğilimi göstermiş, savaşan tarafları kendi mantığına esir ederek en felaketli sonuçları yaratmıştır. Yine her savaşta taraflar karşı tarafın almaya hazır olduğu riskleri yanlış hesaplamışlar, yaptıkları hatalı değerlendirmelerin sonuçlarını telafi etmek için savaşı kendilerini ya da karşı tarafı tüketene kadar tırmandırmak zorunda kalmışlardır. Mesela 1941’de birkaç ay arayla gerçekleşen Barbarossa Harekâtı’nda ve Pearl Harbor baskınında bütün taraflar karşı tarafın savaş potansiyelini ve alabileceği riskleri yanlış değerlendirmişlerdir.

Konvansiyonel imkânların tıkandığı noktada dünyanın herhangi bir yerinde ilk taktik nükleer silah patlayacak ve insanlık dönüşü olmayan bir yola girecektir.

Bloch’un gelecek savaşla ilgili tahminleri yaşadığı dönemin silah teknolojisini temel alıyordu. Bugün tahminde bulunmaya gerek yok. Nükleer silahların yaratacağı etkileri sıradan insan internetteki simülasyonları izleyerek bütün ayrıntılarıyla öğrenebilir. Önceki savaşlardan farklı olarak bu kez stratejinin tamamen şansa, rastlantıya indirgendiği bir döneme yaklaşıyoruz.

Kapitalist ülkelerin oluşturacağı tek, çift ya da birkaç kutuplu bir dünyanın, ABD’nin ya da Çin’in dünyaya hükmetmesinin, kendi sosyal refah devletini arayan, demokrasi ve eşitlik isteyen geniş kitlelere, sıradan insana ve büyük insanlığa en ufak bir faydası olmayacaktır. [email protected]

Şansa indirgenmiş strateji

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 2 hafta önce

    “Dünya Savaşı Bloch’un görüşlerini doğruladı” diyorsunuz. Bu doğru değil. 1914’te Tannenberg Savaşı’nda Rus Ordusu Almanların karşısında çok ağır bir yenilgiye uğradı ve 170 bin kayıp verdi. Sadece Fransa’daki siper savaşlarına bakarak genel bir yargıya varamazsınız. 1922’de Başkomutanlık Meydan Savaşı’nda güçlü tahkimatların arkasına sığınmış 205 bin kişilik Yunan Ordusu Atatürk’ün dehası ile yenildi ve ancak 60-70 bin kadarı ülkelerine geri dönebildi. 2.Dünya Savaşı’nda Almanlar Blitzkrieg doktrini ile Fransa ve SSCB’ye karşı büyük zaferler kazandılar. 1945’te Atlantik Duvarı arkasında mevzilenmiş Almanlar Müttefikler karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. Çünkü hava gücü artık askerlerin tahkim edilmiş mevzilerde sonsuza kadar saklanmasına imkan vermiyordu. İngiltere Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey’in “Aşırı silahlanma kaçınılmaz biçimde savaşa götürür” sözü de tam anlamı ile doğru değil. Çünkü rekabet halindeki ülkeler bu rekabeti her alanda tırmandırır. Silahlanma da bu alanlardan bir tanesidir. Sonuçta kaçınılmaz olan (savaş) gerçekleşir. Kapitalist ve emperyalist rekabet silahlanmayı ve savaşı getirir. “Bir düzeye ulaşınca artık sınır tanımayan askerî stratejik mantık, her aşamada savaşın yayılmasına yol açacaktır” sözü de tek boyutlu bir bakışın ürünü. 2. Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında ABD’nin Japonya’ya karşı uyguladığı ambargolar ve çevreleme stratejileri Japonya’yı 1941’deki yanlış adımı (Pearl Harbour) atmaya zorlamıştır. Aynı durum bu gün Pasifik’te geçerlidir. Rusya’nın Ukrayna’da atmak zorunda kaldığı adımı Çin Tayvan’da atmak zorunda kalırsa bu sınır tanımayan askeri stratejik mantığın değil, sınır tanımayan emperyalist mücadelenin sonucu olacaktır. Savaş ile ilgili kuramlardan günümüzde hala en geçerli olanı Carl von Clausewitz’in kuramıdır. “Savaş politikanın başka araçlarla devamıdır” şeklindeki Clausewitz’e ait söz her olayda doğrulanmaktadır. Hızla gelişen askeri teknolojilere ve yeni savaş konseptlerine bağlı olarak çatışmaların da şekli değişmektedir. Türk Ordusu’nun olağan üstü başarı ile kullandığı SİHA’lar çatışmaların şeklini ve seyrini değiştirmiştir. Yakın gelecekte siber savaş ile rakip silah sistemlerinin etkisiz hale getirilmesi veya düşman uydularının yörüngelerinde imha edilmesi, elektromanyetik silahlar, lazer silahları nükleer ve konvansiyonel açıdan çok güçlü ülkeleri bile bir çocuk kadar güçsüz bırakabilecektir.

    • 2 hafta önce

      Yavuz Aloganın yazısını eleştiren yazınızı okudum. Çoğu yerde aynı şeyleri sanki farklı anlatıyor gibi tekrar etmişsiniz. Yani gereksiz bir eleştiri olmuş. Ayrıca yazıyı kesin yargılarda bulunuyor diyerek eleştirirken siz de görüşlerinizi gayet kesin doğru olarak kabul etmişsiniz..

      • 2 hafta önce

        Yorumumu tekrar okumanızı rica ederim. Aynı şeyler tekrar edilmiyor. Sayın Alogan b noktasından hareketle a noktasına gidildiğini savunurken ben a noktasından b noktasına doğru gidildiğini savunuyor ve gerek Bloch gerekse Edward Grey’e dayanarak verdiği bilgilerin dünya savaş tarihi ile bağdaşmadığını anlatıyorum. Teşekkür ederim. Saygılar.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!