Sapkın tarikatçının itiraflarındaki dinsel tuzaklar

Sapkın tarikatçının itiraflarındaki dinsel tuzaklar

İki haftadır bir Uşşaki uşağının 12 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel istismarını konuşuyoruz. Ülkemizde bu iğrenç istismar olayı ne ilktir, ne de bu uşakla son bulacaktır. Yıllardır göz yumulan ya da doğrudan desteklenen tarikat veya cemaat yapıları bu tür ahlak ve insanlık dışı eylemlerin bitmez tükenmez kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Uşşaki uşağı, deşifre olmasaydı, bu bataklığın kendine sağlamış olduğu fırsat ve imkanları, yine kendi haz ve eğlencesi için kullanmaya devam edecekti.

 İstismar ettiği çocuğun babasına şunları söylüyor: “ Dinsizlere beni ifşa etmeleri için fırsat verme; Allah bizim gibi seçkin kullarını sınar. Bu sınamada nefsime yenildim, olabilir. Büyütecek bir şey yok. Gel, bu işi 70 bin liraya kapatalım”

İğrençlikler deşifre olup medyada ortalığa saçılmasaydı, bu ve benzeri itirafları, sözde müritlerine her dakika din diye anlatmaya devam edecekti. Peki ya diğer şeyhler, şıhlar, aynı masalları Türkiye’nin dört bir yanında, cinsel ve ekonomik çıkarları için kullanmak üzere Türk insanına boca etmeyi sürdürmüyorlar mı?  Evet, ne yazık ki gerçek budur. “Dinsizler” deşifre edinceye kadar, bu seks, para ve makam kulu şeytanlar dinsel tuzaklarına kim bilir günde kaç kişiyi düşürmektedirler?

“70 bin lira”, dini nasıl satıp, elde ettikleri haram parayla başkalarının ırzını ve namusunu satın almaya cüret ettiklerini açık-seçik anlatmaktadır. Din sat, sattığın kişilerden elde ettiğin parayla onların çocuklarına varıncaya kadar her şeylerini satın al,  Türkiye Cumhuriyetini tehdit eden dincilik nerede derseniz, işte, burnumuzun dibinde, ailelerimizin içinde, kılcal damarlarımızda, her yerde….

Uşşaki uşağının medyaya yansıyan konuşmalarını benim gibi pek çoğunuz dinlemiştir. Pislikler ortalığa saçılınca, hemen her medya grubu haklı olarak bu meluna en ağır biçimde yüklendiler. Buraya kadar tamam. Peki, bu skandal söz konusu uşağın şahsıyla sınırlı mıdır? “Cinsel sapkınlık”, “iğrençlik”, “din istismarı”, “çocuk istismarı”, “sahtekarlık” ve benzeri nitelemeler eğer tek tek deşifre olan melunlarla sınırlandırılır ve eylem ve söylemelerindeki dinsel tuzaklar fark edilmezse, olay sırf bir istatistik vakası olarak görülür; sonunda faillere odaklanan öfke, failler cezasını aldıktan sonra yerini, tekrar kabaracağı sıradaki başka bir fail için bırakır.

Ben Uşşaki uşağının şahsını değil, onu yaratan ve biçimlendiren sözlerindeki dinsel tuzaklara dikkat çekeceğim. Böylece şahsa hapsedilmiş geçici bir öfkenin ve mağdur ya da mağdureye yönelik acıma duygusunun ötesinde, bu kurbanları üreten dinsel tuzaklara yoğunlaşmamız kolaylaşacaktır.

Uşağın ses kayıtlarından derlediğim kavramlarla nasıl bir dinsel tuzak kurduğunu tek tek görelim: “Dinsizler”: Uşağa göre dinsizler, çocuğa cinsel saldırıyı deşifre eden kişi ya da kişilerdir. İnsanların ırzlarını, mallarını, emeklerini, dini duygu ve düşüncelerini keyfince kullanma “hakkını elinden alan herkes, dinsizdir. Eğer bir çocuğu Uşak gibi sapkının elinden kurtarırsanız ya da bunların hırsızlık, çapul, mala ve ırza çökmelerine itiraz ederseniz, dinsizsiniz. Yani kafir olursunuz. Ne faili ne de bağlı bulunduğu tarikatı ya da cemaati eleştiremezsiniz. Devletten ve milletten çaldıkları, taptıkları tanrılarının ak sütü gibi helaldir. Tanrılarının helal kıldığını kalkıp haram kılarsanız, dinsiz olursunuz. Sonra, testesteronları kimi arzularsa-yaşına,başına, durumuna, cinsiyetine bakmaksızın-işte o kişi, dinsizlerin iddia ettiği gibi, mağdur veya mağdure değil, şeyhinin tanrısal iyiliğine ermiş bir şanslı bir mürittir. Bu müridi uykusundan uyaran herkes dinsizdir. Ahlaksızlık, sapkınlık, istismarcılık bunların lügatinde, yoktur; dinsizler bu kavramları uydurmuştur.

Allah”: Uşşaki uşağı ve onun gibiler, Hıristiyanlardan daha ileri giderler. Hıristiyanlar İsa’ya “Allah’ın oğlu” derler. Oysa bizimkilerin lügatinde oğulluk yetmez. Fetullah gibi bunlar da kendilerini din ve şeriat kuran, getiren Allah gibi görürler. Neden peki? Telefon konuşmalarında, yaptıkları iğrençlikleri dinsizler açığa çıkarıyor. Onlar açığa çıkarıp yaymasalar, Allah’ın 1. Ya haberi olmayacak ya da 2. Haberi olsa da “şeyhtir, ne yapsa yeridir” diyecek. Bu suçlarını deşifre edemeyen bir Allah tasavvurları varsa, zaten o gerçek anlamda Allah değildir. Ama onlar için asıl böyle kullanılışlı bir Allah daha tercihe şayandır. Böyle değil de, b şıkkındaki Allah ise, o zaman mesele daha kolay çözülecektir. Neden? Çünkü bu din tuzakçısı vicdansızlar, kendilerini hem Allah hem de insan görürler. Allahtırlar çünkü ne yaparlarsa yapsınlar, her türlü kötülüğü, cinayeti, hırsızlığı, ırza geçmeyi, çalıp çırpmayı …yapsalar da kendileri çalıp kendileri oynadıkları için, hem cevaz veren hem de yapan aynı taraftır.

İslam dinine ateistlerden daha uzaktır, hem de ahlaksızca, vicdansızca, cahilce daha düşmandırlar. Ben size İslam’da Allah kavramını tekrarlayacak değilim. İhlas Suresine bakınız: “Allah birdir, doğmamış, doğrulmamıştır ve O’nun hiç dengi menendi yoktur”. Karşılaştırın. Kurdukları dinsel tuzakta böyle bir Allah anlayışı görebilecek misiniz? Cinsel zevkleri, mal-mülk hırsları, emek sömürüsünde doymak bilmez iştahları ile her kutsalı zevklerinin ve çıkarlarının paspası yapan bu çeteler, yaptıkları melanetleri daha niyetlerine almadan bilen İslam’daki Allah’a neden inansınlar? Akıllarını peynir ekmekle mi yediler?  İnanmazlar, inanmaya çağıran gerçek müminlerin en azılı düşmanı olurlar. Uşak ve benzerlerinin Allahı, İhlas Suresi’ndeki Allah’ı değil, “tek olmayan, herkese ihtiyacı olan, doğan, doğrulan, eşi ve benzerleri olan” şıh ya da şıhlardır.

Kuran ve İslam ilahiyatı böyle bir Allah anlayışını küfür, edepsizlik, dinsizlik ve müşriklik olarak tanımlar.

Mehdi”: Uşak, telefonda konuştuğu kişiye, bu rezaletini ört-bas etmesi için, “sen mehdi oldun oğlum” diyor. 12 yaşındaki çocuğun babasını önce bu kavramı kullanarak teskin etmeye, cinsel sapkınlığını aklamaya çalışıyor.Sözüm ona Allah adına ya da bizzat Allah olarak, ona mehdilik bağışlıyor.

 Halkımız bu kavramı duymuştur ama çoğu anlamını bilmez. Mehdi, sözcük olarak “doğruya eren veya doğruya kılavuzluk yapan, yol gösteren ve doğru yolu bulan” anlamına gelir. Ama terim olarak, “Dünyanın sonuna doğru Müslümanlar arasından çıkarak onları baskı, zulüm ve sıkıntılardan kurtaran kurtarıcı”  demektir. Kuran’da mehdi ya da mehdilik geçmez. Emeviler’in yine Müslümanlara reva gördükleri baskı, zulüm ve işkenceye karşı, mağdurların uydurdukları hadislerde mehdilik söz konusu edilmektedir. Bu tür hadislerin hepsi uydurmadır. Uydurma kavramlarla uydurma dinler yaratıldığını görüyoruz.

Şimdi mağdurenin babası kimin mehdisidir? Yanıtı açıktır: Uşak, affedilemez bir halt işlemiştir; ahlaki ve hukuki açıdan çıkar yolu kalmamıştır. Ama iki çıkmaz yolun anahtarı konuştuğu kişinin elindedir. Güç, şıh bozuntusundan çıkıp ona geçmiştir. Dikkat edin.  Manevi güce, ilahi kudrete Allah adına sahip olduklarını öne süren bu yalancıların, asıl maddi güç karşısında yerle yeksan olduklarını görüyoruz. Demek ki neymiş? Bu din kalpazanları, dinsel tuzakları bozulunca nasıl da küçülüyor, yalvar yakar sefil bir yaratığa dönüşüyorlar? Öyle bir iki yüzlülük ve tabasbus (yalakalık) gösteriyor ki, en aciz, en sefil, en rezil durumda iken bile “sen mehdi oldun oğlum” diyerek sözüm ona dinsel paye veriyor.

Ey aile, çocuk-çoluk, torun sahibi olan kardeşlerim! Size Allahlık taslayan bu gerçek dinsizlerin hal-i pür melalini daha ne zamana kadar fark edemeyeceksiniz? Bu rezillerin bütün amaçlarının sizin ırzınıza, namusunuza, malınıza, mülkünüze İslam dinini kullanarak göz diktiklerini ne zaman anlayacaksınız? Sizleri koruyan laik devlet olmasaydı, sonunuzun ne olacağını düşünebiliyor musunuz? Asıl dinsizlerin, sizi koruyan Atatürk devrimleri ve bu devrimlere gönül veren gerçek dindarlar değil, bu hilebazlar olduğunu nasıl bilmezsiniz?

Eğer biz Müslüman’ız, İslam dinindeniz diyorsanız, şunu bilin ki İslam’da ve Kuran’da mehdilik yoktur. Olmayan bir payeyi ancak bunun gibi dinsel tuzaklar kuran şarlatanlar verebilir. Uşak burada başına geleceklerinin derdine düşmüştür. Dinde olmayan bir rütbeyi, çocuğun babasına can havliyle ve cömertçe vermektedir. Peki, müridim diyerek yıllarca ailecek sömürdüğü bu insana nasıl olur da kendinden daha üst bir rütbe verir? Verir, normaldir. Bizim Afyonkarahisar’da bu durum, “parayı ver Müslüman et, parayı ver gavur et” diye resmedilir.

Ebu Bekir oldun oğlum”: İslam tarihinde tarih biliminin kuralları hiçe sayılarak kimi yüceltilir, kimi aşağılanır. Ebu Bekir yüceltilir, Ali önemsizleştirilir. Tarihsel kişiler yerine tarih-dışı hayali melekler ve şeytanlar yaratılır. Ebu Bekir, kızı Ayşe’yi küçük yaşta Hz. Muhammed’e vermiştir.  Şimdi bu Uşak, istismar ettiği kız çocuğunu Ayşe’nin, kendini Hz. Muhammed’in ve  babasını da Ebu Bekir’in yerine koymaktadır. Şu dinsel tuzağa bakar mısınız? Yani, küçük yaşta çocuğu dinsel-cinsel istismara uğrayan her “mürit”, abartılarak ululanan Ebu Bekir olabilme şansına sahip olabilir. Ne kötü bir şanstır bu?

Oğlum, senin kızına piyango vurmuş”: Dinciler Milli Piyangoyu caiz görmezler. Onlara göre piyango kumardır. Ama çoğu piyango bileti alır, şansını dener.  Eylemde helal kıldıkları piyangoyu bu konuşmada teorik olarak da helal kılarlar. Ne büyük bir lütuftur! 12 yaşındaki çocuğa 80 yaşındaki bir”Allah dostu” piyangosu vurmuştur. Piyango kumarsa ise, burada mağdurenin babası  “Allah dostu  şeyhinin kutsal onayıyla” kumar oynamış ama sonunda müthiş bir kazanç elde etmiştir. Bu kazanç, helal olmanın ötesinde, ilahi bir lütuftur. Kumarın sonunda kazanıyorsanız her iki cihanda altın vuruşu yaptınız demektir.

Bu “mübarek” kumarı oynamak isteyenler el kaldırsın!

Allah dostu”: Diyanet Aylık Dergi’de “Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de. Onlar, iman edip de takvaya ermiş olanlardır.” (Yunus, 10/62-63.) ayeti şöyle açıklanır:

Veli kelimesinin kökünde “yakınlık” anlamı vardır. Bir şeyin velisi, ona yakın olandır. Allah’a mekân açısından yakın olmak muhaldir.  Ancak kişiyi Allah’a yakın kılan bazı özellikler vardır ki; bu özelliklere sahip olduğunda mecazi anlamda o kişi Allah’a yakın, yani O’na dost olur. Allah’a olan yakınlık iki boyutludur; kul Allah’a veli olduğunda Allah da kuluna veli olur.  Kur’an’da “Allah iman edenlerin velisidir.” (Bakara, 2/257.) buyrulmuştur. Allah’ın “Veli” ismi, “Müminlere yardım eden, onları koruyan, gözeten, onların yakını ve dostu.” anlamına gelmektedir.( https://www.diyanethaber.com.tr/aylik-dergi/allah-dostlari-kimlerdir-h2957.html Erişim Tarihi: 07.09.2020)

Ayette “Allah’a inanan her mümin O’nun velisi yani dostudur. O halde, Allah katında her mümin O’nun dostudur. Her Müslüman Allah dostudur. Yoksa”Allah dostu” ya da “Allah dostları” diye ayrı, seçkin, imtiyazlı bir grup ya da topluluk, kişi ya da kişiler yoktur. Aksini iddia eden Allah’a şirk koşar, yalan söyler, sahtekarlık yapar. Uşşaki Uşağı gibiler, kendilerini “Allah dostu”, sıradan müminleri de, Allah’a uzak görürler. Ne kötü bir yanılgı, ne sinsi bir dinsel tuzaktır bu!

Şeyh”: Dinsel tuzağın en yaygın kavramlarından biri de şeyh ya da mürşit sözcüğüdür.  Bu günkü karşılığı, “profesördür.” Araştırmalar yapmak üzere uzun süre kaldığım Mısır’da şeyh kavramı, halen profesör veya ordinaryüs profesör unvanına karşılık olarak kullanılmaktadır. Hangi bilim dalında olursa olsun, kuşatıcı ve derinlemesine bilgi ve deneyimi olan eğitimciler bu adla anılır. Yalnız din bilimleri değil, deneysel bilimlerin de şeyhleri vardır. Bu kavramın dinsel ve kutsal bir anlamı yoktur. “Selamun aleykum” de böyledir. Anlamı “ esenlikler dilerim”dir. Yoksa “Allah’ın selamı ve bereketi üzerine olsun “değildir. Çünkü kimse Allah’ın selamını başkasına nakletme yetkisinde değildir.

Neyse konumuza dönelim:

Şehy sözcüğünün dinsel bir rütbe ve mevki olarak kullanımı, İslam sufiliği  ile başlamıştır. Şeyh, “manevi eğitim veren yol gösterici” demektir. Ama bu, gerçek anlamı yansıtmaz. Yalnız dinsel özelliği ve dinsel bilgileri içeren bir makam olarak sunulur. Dinsel bilimlerde derinleşenlere özgü bir nitelik olarak anılırken, şeyh kavramının anlamı gittikçe daralır; dinselleşir. Sonunda özellikle Türkiye’de bu kavram, dinsel bilimleri değil, tarikat liderliğine, cemaat önderliğine özgülenir. Şeyh sözcüğü artık dinsel tuzağın en ayartıcı araçları arasında yerini alır.

Şimdi düşünün: Şeyh, önce herhangi bilimde-dinsel ya da deneysel-derinleşen, kapsamlı bilgi sahibi eğitimci, sonra sadece dinsel bilimlerin herhangi birinde derinleşen din bilgini ve en sonunda, Allah adına din tuzağı kuran tarikat lideri anlamına kadar gerilemiş ve daralmıştır. İslam düşüncesinde pek çok kavramın başına benzer şeyler gelmiştir. Türkiye’de dinin laiklik ve çağdaşlıkla çatışacak denli sivriltilmesi de bu anlam daralmasıyla/daraltılmasıyla yakından ilgilidir.

Mürit”: 12. Yüzyıllara kadar “Allah’ı arayan ve isteyen” demek olan mürit, tarikatlar ve cemaatler şeklindeki örgütlenme sayesinde, “şeyhi ya da mürşidi isteyen, onun yolundan giden” anlamına doğru daralmış ve dinsel bir tuzağa dönüşmüştür.

Uşşaki uşağının konuşmaları, ülkemizdeki tarikat ve cemaatlerin dinsel tuzağı nasıl ve hangi ayartıcı kavramlarla kurduklarını; Türk halkını nasıl aldattıklarını ve Türkiye Cumhuriyeti devletini adım adım nasıl ele geçirmeye çalıştıklarını sübliminal ve psikanalitik açıdan açığa vuran metindir.

"Onlar, tuzaklar kuruyorlar. Ben de bir düzen kurmaktayım” (Tarık, 86/15-17).

"Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını altüst ettik." (Neml, 27/50)

Kişiyi değil, söylediklerini anlamak, fesat yapıları çözmemiz için vazgeçilmezdir.

Bu metni çözümlemeye devam edeceğim.

Veryansıntv’yi izlemeye devam edin.