Saraybosna ve Bosna, Visoko Piramitleri

Saraybosna ve Bosna, Visoko Piramitleri

Vişegrad’dan Saraybosna’ya,

Merhaba Bosna Hersek...

Vişegrad Saraybosna Güzergahı

Vişegrad-Saraybosna arası 113 km. Bu kısa mesafeler bu gezide bol duraklamalı ve yoldan sapmalı tavrıma olanak sağlıyordu. İstediğim yerlere, beni çeken bozuk köy yollarına veya tarlalara girmek, baş döndürücü özgürlüğüme daha fazla enerji katıyordu. İki hafta önceki sorgular ve bedbin halim, yerini her dakika yükselen bir coşkuya bırakmaya başlamıştı.

Balkanlar yolculuğuna çıkış öncesi hallerimi anlattığım yazıma buradan ulaşabilirsiniz. 

Bu duygularla çıktığım yolda her geçen gün daha iyiye giden bir ruh haliyle ilerliyordum. İstanbul’dan ani bir kararla ayrılışım sonrasında kendince gelişen bu gezi, harikalar diyarında bir yolculuk halini almaya başlamıştı. Yolculuğun ilk haftasında geçirdiğim soğuk algınlığı bile durduramamıştı beni ki, artık sağlığım yerindeydi.

Nehir Kenarı Harika Yollar...

Yemyeşil bir doğada nehirler yanından geçerek, tünelleri bir bir geride bıraka bıraka Saraybosna’ya doğru ilerliyordum. Arabadaki kasetçalardan yükselen Grup Gündoğarken melodileri ortamın coşkusuna eşlik ediyordu. Yüzüme vuran tatlı yaz rüzgarı ve tertemiz bir hava. Daha ne isterdi insan?

Vişegrad çıkışından sonra nehir kenarı yollar, tüneller:

Gidiş geliş iki şeritli rahat bir yoldan ilerliyordum. Yolun nehir kenarından ayrıldığı yerlerde manzara engin ve yeşilliğin sürdüğü görüntülerle doluydu. Ferah ve pek trafiği olmayan sakin bir yoldu. Ara sıra ufak yerleşimlerin de içlerinden geçiyordum. Bosna Hersek’e girmiş olduğumu  bizdekilere benzer yerleşimlerde veya köylerde gördüğüm minarelerden anlıyordum.

Nehir kenarından ayrıldığım yerlerdeki yol görüntüleri:

Yoldan Öylesine Sapmalar…

Bir yerde anayoldan ayrılarak, ileride önlerinde saman yığınlarını gördüğüm birkaç eve doğru stabilize bir yola saptım. Burada kimseyle konuşma şansım olmamış olsa da bu harika yerdeki evlerin, ilginç saman balyalarının fotoğraflarını çektim. Çiftçilikle uğraşan insanlar muhtemelen yakınlardaki tarlalardaydılar. Köyün çevresinde dolaşıp tekrar Saraybosna’ya doğru olan yoluma devam ediyordum.

Yoldan sapıp uğradığım bir köyden görünümler:

Köy sonrası tekrar aynı görüntülerle benzer ruhu yansıtan ferah bir yolculukla Saraybosna’ya yaklaşmıştım. Bu arada hava güneşli de olsa yaz yağmuru gibi kısa süreli serpintiler oluyordu.

Saraybosna’ya yaklaşırken görüntüler:

Saraybosna’ya Varış…

Saraybosna’ya geldiğimde bir hostele yerleştim. Savaş sırasında havan ile bombalanmış pazar yerine oldukça yakındı hostel. Hava bir açıp bir kapatıyordu. Sırbistan Çaçak’daki Guça Festivali’ne yetişmek istediğimden Vişegrad’dan geldiğim yolu kullanarak iki, üç gün sonra ters yönde geri dönecektim. Bu yüzden hızlı bir Saraybosna gezisi olacaktı bu ziyaretim.

Ziyaret hızlı olmasına rağmen yerli insanlarla konuşarak, yazılanlar haricinde neler olduğunu öğrenmem ve burada yaşayanların görüşlerini almam mümkün oluyordu. Çarşı, pazar, cami, tarihi kalıntılar ve Saraybosna Kütüphanesi’ni gezecektim.

Para Birimi…

Bosna’da kullanılan para birimi KM (Konvertible Mark). “Convertible” “Değiştirilebilir” anlamında bir sözcük. Geçerli bir para anlamına geliyor. Bosna’daki KM bana Küba’daki turistler için kullanılan “Convertible Peso”yu çağrıştırıyor.

Sırbistan’da Dinar, Bosna’da da KM. Güzel ülke Yugoslavya’nın dağılmasından sonra bu para birimlerinin bile ayrışması ilginç geliyordu bana.

Ailece veya yalnız gezmek...

Kaldığım hostelde Eskişehirli gezgin Sena, Sevgi ve Birol EĞİLMEZBAŞ ailesiyle karşılaştım. Balkanlar ve Saraybosna izlenimlerini dinliyor, notlar alıyordum. Bizim gibi yalnız gezenler yatakhane tipi yerlerde birçok kişiyle kalıyorlar. Onlar ailece kendileri için bir oda tutmuşlardı. Kızlarıyla birlikte yollarda dünyayı keşfeden bu güleryüzlü aydınlık aileyi saygı ve gıpta ile anımsıyorum. İzinlerini gezerek kullanan bu aile, genç çocuklarına hazine değerinde bir eğitim sağlarken, unutulmaz bir keyif içinde gezmenin de tadını çıkarıyorlardı. Sadece yalnız gezenler değil, aileler de yoldaydı. Gezginliğin zengin ruhundan istifade etmek için sadece yalnız gezmek gerekmiyor yani.

EĞİLMEZBAŞ ailesiyle birlikte.

Havan ateşiyle yanan pazar yeri...

28 Ağustos 1995’de hostelimizin hemen dibindeki pazar yeri havan topuyla saldırıya uğramış. Bu saldırıda 43 kişi ölürken, 84 kişi de yaralanmış. Benim gezdiğim 05 Ağustos 2014 tarihinde bu olayın üzerinden 19 yıl geçmişti, yaşanan acının izleri silinmemiş olsa da bu pazaryeri tezgahlardaki bol çeşitlilikteki taze ürünlerle alışveriş yapanlara hizmet veriyordu.

Saraybosna’da pazaryerinden görüntüler:

Caddeler, Sokaklar…

Caddelerde, sokaklarda öylesine dolanıyor, kentin ruhunu anlamaya çalışıyordum. Tam da düşündüğüm gibi, mimari ve kültürler arasında bir geçişi hissediyordum Saraybosna’da. Tarih de izlerini serpiştirmişti sağa sola. Biraz Akdeniz varken, biraz kuzeyli doğu bloku ve Avrupai etkiler arasında salınan dengeli bir kent burası. O acılı ve anlamsız savaş yıllarından önce kimbilir ne canlı, ne farklı bir şehirdi diye geçiriyordum içimden.

Saraybosna’dan görünümler:

Gezgin Mert Sezer’in Saraybosna Videosu...

YouTube’da, özenli bilgiler, güzel bir anlatım ile sunduğu bir gezi kanalı olan Mert Sezer’in videosuyla mutena bir Saraybosna gezisi yapabilirsiniz. Saraybosna’da kahve fincanlarında neden kulp olmadığı dahil birçok ayrıntılı konuyu ve tarihi bilgileri bu doyurucu videoda izlemeniz mümkün.

Şehirde Mekanlar...

Buradaki önemli ve tarihi yerlerden biri Miljacka Nehri üzerindeki Latin Köprüsü. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına neden olan suikastin düzenlendiği yer.

Latin Köprüsü, Saraybosna

Miljacka Nehri, Saraybosna’nın iki yakasını birleştiren şehir.

Başçarşı, Osmanlı İmparatorluğunun bu bölgeyi zaptettiği 15. yüzyılda yapılmış. Şimdilerde turistik bir mekan ama Saraybosna’nın çevresinde kurulduğu eski merkezmiş. Burası alışveriş ve yeme içme mekanı. Bakırcılar Çarşısı da burada gezilecek yerlerden biri.

 Başçarşı, Saraybosna

Gazi Hüsrev Bey Camii, 1531 yılında yaptırılmış. Diğer adı da Begova Camii. Saraybosna’nın kuruluşundaki Osmanlı yöneticisi Hüsrev Bey, çok sayıda cami, medrese, hanlar, hamamlar, kervansaraylar yaptırmış bu bölgede.

Gazi Hüsrev Bey Camii, Saraybosna:

Vijeçnica Kütüphanesi, sergiler ve etkinliklerin gerçekleştiği bir yer. Eski bir belediye binasıymış. 1946’da kütüphaneye çevrilmiş. Burası da savaş sırasında bombalanmış, yanmış, kitaplar heba olmuş. Aslına uygun olarak 2010 sonrasında tekrar inşa edilmiş. Saraybosna’daki ikonik yapılardan biri.

Vijeçnica Kütüphanesi;

Umut Tüneli, havaalanı ile şehri bağlayan 800 metrelik bir tünel. Savaş zamanlarında sağlık malzemesi, yiyecek ve her türlü nakliyatın yapıldığı bu tünel Saraybosna’ya can damarı olmuş o yıllarda.

Kutsal Kalp Katedrali, Bosna Hersek’te bulunan en büyük kilise. Önünde Papa II. Jean Paul’ün heykeli bulunuyor.

Kutsal Kalp Katedrali, Saraybosna.

Saraybosna’da Yeme İçme deyince öncelikle “Börek ve Köfte”…

Börek ve köfte bu bölgenin en özellikli yiyecekleri. Balkan gezisinin tümünde özellikle börek neredeyse her yerde karşınıza çıkıyor. Başçarşı başta olmak üzere, börek ve köfte yenecek mekanlara rastlamak mümkün.

Restoran menülerinde sıklıkla etli dolmadan tutun, bizdeki çorba ve tatlılara kadar her şeyi bulabiliyorsunuz. Ben yemek ayırt eden biri değilim ancak Türk mutfağına alışık biriyseniz Balkanlarda bu konuda hiç sıkıntı çekmeyeceğinize emin olmalısınız.

 Bizimle özdeş yiyecekler.

Visoko,

Bosna Piramitleri...

Visoko, Saraybosna’ya 57 km mesafede. Buraya “Dünyanın en büyük piramidi” olduğunu iddia ettikleri bir dağı görmeye gittim. 

Bölgede büyük piramit haricinde 4 tane daha benzer piramitsel yapının olduğu iddia ediliyor. İddia sahibi Bosna doğumlu Amerikan vatandaşı arkeolog Semir Osmanagiç. Bölgede yoğun biçimde çalışmalarına devam eden Osmanagiç, Visoko bölgesindeki piramit ve tünellerin insan yapımı olduğunu söylüyor. Göbeklitepe’den bile eskiye dayandırma iddiaları var. Ama bu denli yeterli bulguya henüz ulaşılmış değil.

Visoko, Bosna Piramidi’nden Görüntüler:

En büyüğü, Mısır’daki Giza Piramidi’nden ⅓ oranında büyük olan bu piramitsel yapıların en büyüğü olan tepede kazılar bir vakıf öncülüğünde devam ediyor. Dünya bilim çevreleri bugüne değin kanıt olarak bulunduğu iddia edilen muntazam piramit geometrisi, devasa insan yapısı malzemeden üretildiği düşünülen yüzey taşları, düz bir tepeden enerji çıkışı, piramit girişi olarak kabul edilen yerler ve tüneller haricinde daha somut bilimsel bulgular bekliyorlar. Bu konuda hazırlanmış oldukça ayrıntılı bir videoyu meraklılarının incelemesi için aşağıda paylaşıyorum.

Tepenin gerçekten de bir piramide çok benzeyen topoğrafik bir yapısı vardı. Gezdiğimiz tepedeki çiçeklerin fotoğraflarını çekiyordum. Arkeolojik bulgu yerinden öte, doğa gezisi gibiydi bu dolaşmalar. Bilim çevrelerinde çok sayıda karşı çıkış ve tartışmalara karşın, Visoko’daki bu yapılar turist akınına uğramaya başlamış bile. 

Piramit olduğu düşünülen tepe yürüyüşte çekilen fotoğraflar:

Harika Kız Çocuğu, Sayra...

Ben de bu tepelerden en büyüğünün etrafında, yüzeylerinde dolaştım ve zirvesine ulaşan yürüyüşler yaptım. Bu esnada Slovakya, Bratislava’dan Tomas ile tanıştık. O andan itibaren de piramit ve çevresini birlikte gezmeye başladık. Dağı gören bir köy evinin bahçesinde harika bir kız çocuğuyla karşılaştık. Mükemmel bir İngilizce konuşan bu yumurcak beni kalbimden vurdu. Piramitlerin gerçekliğini bilemem ama Sayra’nın gerçekliğini hiç unutmayacağım. Tam yanakları sıkmalık ve bağrına basıp sevmelik, harika bir çocuktu. Tomas da ben de piramit şeklindeki dağdan çok Sayra’dan etkilenmiştik.

 Sayra, annesi ve Tomas ile sohbetten görüntüler

Sayra’nın güzel İngilizce konuşması

Visoko Piramidi’ne çıkarken Tomas’ın çektiği video.

Tünellerde…

Tomas ile dağdaki turumuz bitince yaklaşık iki kilometre mesafedeki tünellerin içinde dolaşmaya yollandık. Tüneldeki granit kayalar ve dehlizler ilginç yapılardı. Yukarıdaki video’da bu tünellerle de ilgili bilgiler anlatılıyor zaten.

Ravna Tünellerinde, Visoko, Bosna:

Hızlı Bir Saraybosna ve Visoko Turunun Sonu…

Kısa sürede ama sakin biçimde epey bir yeri dolaşmıştım Saraybosna ve Visoko’da. Savaş zamanının kötü anıtları sayılabilecek mezarlıkları görmüştük Visoko’da. 

Mezarlıklar, Visoko

Geceyi Visoko’da Tomas ile birlikte bir pansiyonda geçirdik. Ertesi sabah, Tomas’la irtibat bilgilerimizi değiştik. Gezimin devamında Bratislava’ya uğrarsam görüşmek üzere diyerek vedalaşıp ayrıldık. Bu Tomas ile son görüşmemiz olmayacaktı. 

Saraybosna ve Visoko ziyaretleri dolu dolu ama çabucak geçmişti. Saraybosna, Başçarşı’da bazı insanlarla ettiğim sohbetlerden, Bosna hakkında temel izlenimler edinmiş, her üzücü ve zorlu süreç gibi savaşın da buranın insanları üzerindeki yıkıcı etkilerini hissetmiştim. Bu bölgede yalnız kaldıkları süreçlerde, Bosnalıları kimlerin desteklediği ve ne uğruna bir savaşın içinde olduklarını anlatmışlardı. Denize düşen yılana sarılır öyküleri anlattılar. Daha fazla kişiyle uzun konuşmalar yapmayı ve burada biraz daha zaman geçirmek gerektiğini düşünüyordum. Ama yola devam etmek zorundaydım. Bu yüzden Bosna biraz eksik kalıyordu ruhumda.

Daha önceki yazılarımda anlattığım İstanbul’daki ev arkadaşım Züğürt Hedonist’in tavsiyesi olan ve çok coşkulu yaşandığını ondan dinlediğim Guça Festivali başlamak üzereydi ve geriye dönmem gerekiyordu. Bu da Visoko’dan Guça’ya, geldiğim güzergahtan döneceğim 294 km.lik bir yolculuk olacaktı. Gelirken gördüğüm aynı doğal görünümler ve hislerle tekrar bu yolda olmak bile harikaydı. Yine geze geze ve bol duraklamalı olarak yola koyulmuştum. Çaçak’a akşam üzeri vardım. Geceyi orada geçirip sabah Guça’ya hareket etmek üzere bir otel odasına yerleştim.

Hayat Seçimlerimize Göre Akıyor…

Hayat seçimlerimize göre akıyor. Her sabah kalktığımızda yepyeni bir gün oluyor önümüzde. Basit bile olsa yapılacak bir sürü faaliyet içine uyanıyoruz. Bunların farkında olarak ve sorumluluk alarak yaşamak, hayatı dolu dolu geçirmenin tek yolu. Ya da uykuya gözleri açık devam ediliyor.

Bilinçli olarak sorumluluğu alınmayan ve seçimlerden kaçınılan hayatlar, özünde yaşanmadan heba olan süreçler gibi geliyor bana. Kısıtlı kaynaklarla, sınırsız ihtiyaçların giderilmesi mümkün değil. En azından fiziksel sınırları olan bir boyuttaki hayatta böyle.

Guça Trompet Festivali’ni görme isteğim Bosna’da daha uzun vakit geçirmeme olanak vermemişti. Seçimim buydu.

Korona vakaları büyük bir artışta. Soğuyan hava ve zaten var olan bedensel rahatsızlıklar için görece tehlikeli bir dönem içindeyiz. Kapısı çalınmayanlar Korona’yı yok sayabilirler ama hep dikkatli olmak gerek. Günlük seçimlerimizi buna göre yapmak da bu bağlamda önemli. Evde kahvenizi yapmak veya eski öğrenmelerle sosyalleşmek denen bilinçsiz aldanmalar adına dışarılarda bulunmak. Seçim sizin.

Hepimize, bedensel sağlığa yöneldiğimiz, bilinçle yaşanan günler diliyorum.

Sevgiyle kalın.