Sarper Özsan’ın ardından…

featured

Dr. Yavuz Daloğlu
(Müzikolog)

Yaklaşık 30 yılı aşan süredir arkadaşım, yoldaşım Sevgili Sarper Özsan’ın ölüm haberini duyunca, birlikte olduğumuz zamanlar, anılar bir film şeridi gibi peşi sıra gözümün önünden geçti.

Sarper Özsan mert, sözünü söylemekten çekinmeyen, disiplinli, çalışkan, düzenli ve bütün bu özelliklerini yaşamı boyunca kılavuz edindiği bilimsel sosyalizmle sapa sağlam bütünleştirmiş bir yoldaştı, halk efendisiydi, adam gibi adamdı.

İstanbul’da yaşadığım dönemde Beşiktaş Çarşısı’na indiğim hemen hemen her zaman Sarper ağabeyi mutlaka arar, uygunsa ona uğrar saatlerce sohbet ederdik. Beşiktaş Çarşısı’nda Kartal heykelinin 150-200 metre uzağında otururdu. Sanat, siyaset, kültür, uygarlık, tarih, felsefe, edebiyat, tiyatro, elbette musiki ve opera ve de hattâ daha pek çok konu sohbetlerimizin konusu olurdu. Salonunun üç duvarı kütüphane idi ve bu mekân aynı zamanda onun çalışma odasıydı. Çalışma masası, masasının üzerinde bilgisayarı, çalışma koltuğunun arkasında MIDI (Musical Instrument Digital Interface) klavyesi… Mekânın bir duvarında da piyanosu vardı ve piyanonun üzerinde duvarda asılı bir cura. Bu cura onun en değerli eşyasıydı. Sarper ağabey 12 Mart 1971 askeri darbesi sonrasında tutuklanmış, 20 ay cezaevinde kalmış ve Deniz Gezmiş ile aynı koğuşta yatmıştı. İşte bu cura Deniz Gezmiş’in curasıydı ve idamdan önce Sarper Özsan’a armağan ettiği curaydı.

İki meslektaş: Yavuz Daloğlu ve Sarper Özsan

Sarper ağabey yaşamı boyunca mala mülke hiçbir zaman önem vermemişti. Oturduğu ev kiraydı. Yukarıda da yazdığım gibi Deniz Gezmiş’ten yadigâr kalan cura, piyanosu ve kitapları onun yaşamının en güzel özetiydi.

Sarper Özsan yalnızca bir besteci ve musiki eğitimcisi değildi. O, çok okuyan, Türkçeyi çok düzgün konuşan iyi bir hatip ve aynı zamanda da kalemi güçlü bir yazardı, bir bilgeydi. Görüşleri, düşünceleri çeşitli yayın organlarında zaman zaman yayımlanmıştı.

SARPER ÖZSAN KİMDİR?

1944’te Bandırma’da doğan Sarper Özsan, ilk musiki derslerini o yıllarda oldukça popüler olan musiki dershanesi sahibi, TED Ankara Koleji’nde musiki öğretmeni Kemal Eroğlu’ndan mandolin dersleri alarak başladı. Olağan ilk, orta ve lise öğrenimi sonrasında yetenek sınavlarını kazanarak Ankara Devlet Konservatuvarı Kompozisyon (Bestecilik) Bölümü’ne girdi. Öncesinde, lise yıllarında pop ve rock musikisiyle de ilgilendiğini hep söylerdi.  Konservatuvarda o yıllarda okuyan dönem arkadaşları arasında Yücel Erten, Cihan Ünal, Rüştü Asyalı, Can Gürzap, Enis Fosforoğlu, Sayram Akdil, Altuğ Dilmaç ve Deva Çolakoğlu gibi isimler sonradan sahne sanatları ve musiki alanlarında ülkemizin önde gelen sanatçıları olmuştur.

Sarper Özsan, Ankara Devlet Konservatuvarı’ndaki öğrenimi süresince Necil Kâzım Akses’in kompozisyon öğrencisi, konservatuvardaki diğer öğretmenleri arasında Ahmed Adnan Saygun, İlhan Usmanbaş, Gültekin Oransay, Hikmet Şimşek, Metin Öğüt, Selçuk Gündemir, Tulga Cetiz ve Gülay Uğurata da olmuştur. Ayrıca, besteci, teorisyen Kemal İlerici ile de İlerici’nin evinde iki yıl Türk Musikisi ve Dörtlü Uyum (armoni) dizgesi üzerine çalışmıştır[1].

BİNBAŞI SARPER

Sarper Özsan’ın yaşamında önemli bir olay, 1967 yılının aralık ayında Ankara Devlet Konservatuvarı’nda öğrenciyken birkaç arkadaşıyla örgütledikleri yemek boykotudur. Bu boykot CHP’nin yayın organı niteliğindeki Ulus gazetesinde 20 Aralık günü şöyle duyurulmuştu:

KONSERVATUVAR ÖĞRENCİLERİ YEMEK BOYKOTU YAPIYOR

Ankara Devlet Konservatuvarı’nın 223 öğrencisi [yatılılardan söz ediliyor] yönetimdeki bazı aksaklıkları protesto amacı ile süresiz olarak “Yemeklere Girmeme” kararı almışlardır.

Yüksek Bölüm Öğrenci Derneği’nce alınan boykot kararı dünden itibaren uygulanmaya başlanmıştır. Yemekhaneye gitmeyen öğrenciler okulun kantininde peynir ekmekle karınlarını doyurmuşlardır.

Öğrenci Derneği’nce yayımlanan bir bildiride boykotun nedenleri olarak, öğretmen yokluğu, bazı öğretmenlerin devamsızlığı ve idarenin hatası yüzünden de bazı derslerin yapılmaması ile yemeklerin çok bozuk çıkması gösterilmektedir[2]. (…)

68 devrimci öğrenci hareketlerinin dünyadaki ve Türkiye’deki koşullardan bağımsız olmayarak belki bir fitili sayılabilecek işte bu boykotun üç önderi Sönmez Atasoy, Sarper Özsan ve Yücel Erten’dir ve Yücel Erten o günleri şöyle anlatır:

Boykotun yönetimi artık kendiliğinden Sönmez Atasoy, Sarper Özsan ve Yücel Erten üçlüsüne doğru evrilmişti. Kendi aramızda bir şaka olarak oluşan rütbelerimiz, sırasıyla Albay, Binbaşı ve Yüzbaşı idi. Albay Sönmez, Binbaşı Sarper, Yüzbaşı da ben. Ne yazılacaksa yazıyor ne yapılacaksa yapıyorduk. Arada bir hayranlık duyduğumuz Muammer Sun hocamıza danışırdık. Ona da kendi aramızda “general mi” derdik, yoksa mareşal mi” tam hatırlamıyorum[3]. (…)

Yıllar sonra yüzbaşı Yücel Erten ve binbaşı Sarper Özsan

BESTECİ SARPER ÖZSAN

Sarper Özsan’ın bestecilik anlayışı ana damarını halk musikisi oluşturur. Özsan bunu iki şekilde uygular. Ya olduğu gibi türküyü alır koro için çokseslendirir, ya buna bir lied anlayışıyla piyano eşliği yazar ya da halk musikisi esinli özgün yaratılar ortaya koyardı. Bunlar, genellikle somut, çabuk kavranan, kulakta kolayca kalıcı, anlaşılması zor olmayan yaratılardır. Düzümsel (ritmik), ezgisel, uyumsal (armonik) ve biçimsel (form) olarak karmaşık yapılardan uzak, açık, yalın halk musikisinin özünü, ezgisel yapısını bozmayan, tam karşıtı sanatsal olarak yücelten bir bestecilik yazısını yeğlemiştir. Uyumsal açıdan kimi yaratısında Kemal İlerici’nin geliştirdiği dörtlü uyum dizgesini, kimindeyse Avrupa’da yüzyıllar içinde geliştirilmiş klasik üçlü uyumu yeğler, ancak bu sonuncuya kendi çokseslilik anlayışına uygun tarzda küçük ve büyük ikili ve yedililer ekler, uyguları sertleştirirdi. Ayrıca makamsal ve çığırsal (modal) aşıtları, karşıezgi (kontrpuan) tekniğini de zaman zaman kullanır. Kimi yaratısında çok düzümlü (poliritmik) ve çok çığırlı (polimodal) tekniklere de başvuran Özsan’ın, musikide içeriğin yanı sıra, biçimi de önemsediği görülmektedir.

Sarper Özsan’ın bestecilik serüveninde kuşkusuz ki bir dönemeç sayılabilecek yaratısı “1 Mayıs Marşı”dır. Bu marş sonrasında Özsan, geniş kitlelerce tanınmıştır. 1 Mayıs Marşı bestelendiği günden günümüze kadar pek çok sanatçı, koro ve değişik düzenlemelerle seslendirilmiştir. Seslendirenler arasında Timur Selçuk, Cem Karaca, Edip Akbayram, Suavi, Grup Yorum, vd. 1 Mayıs Marşı, bağımsız bir marş olarak bestelenmemiştir. 1974’te Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oynanan Bertold Brecht’in Maksim Gorki’nin “Ana” romanından tiyatro metni hâline dönüştürdüğü aynı adlı oyunun musikilerinden biri olarak bestelenmiştir. Bunun dışında Bir Ceza Avukatının Anıları, Asiye Nasıl Kurtulur, Fosforlu Cevriye, Bereketli Topraklar Üzerinde, Av Zamanı gibi tiyatro oyunu ve filmlerin de musikilerini besteledi.

Sarper Özsan’ın çoksesli koro için türkü düzenlemeleri de (Allı Turnam, Bebek, Yayla yolları, Ceylan, vd.) vardır. Ayrıca koro için Sanma, Koş Saflara ile yine Cem Karaca tarafından seslendirilen Durduramayacaklar halkın coşkun akan selini, Enver Gökçe’nin şiiri üzerine Bir mermi de benden aslanım (solo ve koro için) parçaları da ona aittir.

Bu yaratılarının dışında Ayyar Hamza başlıklı opereti de Sarper Özsan bestelemiştir.

Rahmi Saltuk’un “Terk etmedi Sevdan Beni” çalışmasıyla, Sadık Gürbüz’ün de birçok çalışmasının düzenlemesi de Sarper Özsan’a aittir.

Sarper Özsan’ın bu saydıklarımın dışında da daha pek çok yaratısının olduğu kesindir. Ancak bütün bu yaratıların tümü onun gerçek mirasçısı oğlu, değerli viyolonsel sanatçımız Botan Özsan’ın çalışmasıyla bir külliyat hâlinde toplanır ve Botan tarafından korunur. Bu aslında ses dünyamızın yaratıcıları bütün bestecilerimizin her türdeki yaratıları için devletin, Kültür Bakanlığı’nın yapması gereken bir görev, bir ödevdir.

Fakat Sarper Özsan’ın bütün yaratıları, çalışmaları unutulsa, hattâ yok olsa bile 1 Mayıs Marşı hiç unutulmayacak, onu hem bizim hem de uluslararası musiki tarihinde seçkin bir yere oturtmaktadır.

SARPER ÖZSAN’IN DÜNYA GÖRÜŞÜ VE SİYASİ ÇİZGİSİ

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Sarper Özsan bir bilimsel sosyalist, devrimci bir kişiydi. Daha konservatuvardaki öğrenciliği yıllarından başlayarak bilimsel sosyalizm ile Millî Demokratik Devrim anlayışını, Cumhuriyet ve Kemalist Devrim’i benimsemiş bir bilimsel sosyalist ve bunu yaşamının sonuna kadar savunmuştu.

Millî Demokratik Devrim nedir?

Tek ve bize özgü bir cümleyle, tam bağımsızlıkçı Kemalist Devrim’in tamamlanması ve Türkiye’ye özgü sosyalizme geçiştir.

Sarper Özsan 50 yıllık siyasal mücadelesini bir Aydınlıkçı olarak (bir dönemde partiden istifa etmiş olsa ve yıllar sonra tekrar partiye dönmüş olmasıyla) sürdürmüş, Aydınlık Korosu ve Nazım Hikmet Korosu’nu kurma, çalıştırma ve de yönetme dışında hiçbir zaman parti yönetiminde yer almamış, ancak son yıllarda üyesi olduğu partinin yalpalamasını, daha ötesi ideolojik savrulmasını hiç içine sindirememişti. Bunu da her zaman pek çok arkadaşımız gibi görüşmelerimizde dile getirmişti.

Türkiye büyük bir sanatçısını ve gerçek bir aydınını yitirdi, başımız sağ olsun.

 

[1] Besteci ve musiki teorisyeni Kemal İlerici, Türk musikisi makamlarına özgü geliştirdiği dörtlü uyum dizgesini önce çevresindeki bestecilere hiçbir maddi karşılık beklemeden ve istemeden öğretmiş, sonra da yaygınlaşması için bu dizgeyi o yıllarda kitap olarak hazırlayarak daha geniş bir kitleye sunmuştur. Bk. Kemal İlerici, Bestecilik Bakımından Türk Müziği ve Armonisi, İstanbul, Millî Eğitim Basımevi, 1970. İkinci basımı: 1981.

[2] Yücel Erten, Akıntıya Kürek, İstanbul, Doğan Kitap, 2018, s. 101.

[3] Yücel Erten, Aynı eser, s. 103.

thumbnail
İlgili haber

1 Mayıs Marşı’nın söz yazarı ve bestecisi Sarper Özsan yaşamını yitirdi

Sarper Özsan’ın ardından…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 1 ay önce

    Çok güzel ve öğretici bir yazı olmuş.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!