Savaş başladı!

Savaş başladı!

Trump o koca poposunu kurtarmak için Pandora’nın kutusunu açtı. 

Trump öncelikle seçim ve azil sürecinde, İsrail ve askeri sınai kompleks yani Neocon müesses nizamı mutlu etmek istedi,

ilaveten Amerika’da ardı ardına batan petrol şirketlerine hayat öpücüğü vermeyi amaçladı. (Süleymani’nin şehit edilmesi petrol fiyatlarını anında zıplattı.)

Irak’ın elden gitmesini önlemek, körfez Araplarını mutlu etmek, İran ile Astana sürecini baltalamak, Rusya ve Çin’in İran ile Umman denizindeki üçlü deniz tatbikatına yanıt vermek de Trump’ın yanı sıra, Amerikan jeopolitik aklının diğer motivasyonları olarak sayılabilir. 

Ancak olan şudur: ABD nükleer anlaşmadan çekilmesiyle başlattığı İran ambargolarını, askeri tacizleri, rejim değişikliğine yol açmakta yetersiz görüyor. 

“Seçim mi savaş mı” başlıklı 27 Aralık 2019 tarihli yazımda aynen şunları yazmıştım:

ABD’deki ekonomik ve siyasi çöküş süreci, Avrasya cephesini güçlendiriyor.

ABD’nin kendi başına savaş çıkarmasını zorlaştıran aynı süreç, 2020’de afaki bir savaş oldu bittisine de daha çok şans tanıyor.

Mesela İsrail, İran’ı vurmaya hazır olduğunu açıkladı.

İsrail Genelkurmay Başkanı Avi Koşavi, Çarşamba günü yaptığı basın toplantısında, İran ile yaşanan gerilimin 2020’de bir savaşa dönüşme olasılığının yüksek olduğunu söyledi.

Sanki her Allah’ın günü Filistin ve Suriye’ye saldırmıyormuş gibi İran’a da halleniyor Siyonist rejim.

İran’ın hedef alındığı olası bir savaş, zaten Suriye ve Irak’tan dertli ülkemizi iyice zora sokacak.”

İsrail coğrafi olarak küçüktür ama finansal güç olarak büyük bir ülkedir.

ABD’deki sinir merkezlerini kontrol edebilme yeteneği fazlasıyla vardır.

Wall Street ve Pentagon bunlardan ikisidir.

Derin bir ekonomik ve siyasi bunalım içindeki ABD’yi, çıkış yolunun yeni bir savaş çıkarmak olduğuna ikna edecek kadar etkilidir.

Tabii ki bu savaş kendi çıkarları için olursa “tadından yenmez”.

Ancak İran olayı sıradan Amerikalı için hiç bir şey ifade etmez.

İran ile savaş artık Amerikan kamuoyunda pazarlanması güç bir meta.

Ama tarzan (Trump, Netanyahu ve diğerleri) o kadar zor durumda ki, teknik olarak “bağımsız” bir ülkenin topraklarında, o ülkenin yani Irak’ın ordusunun resmi bir parçası olan Haşdi Şabi kuvvetlerinin komutanını öldürmekle yetinmiyor, bir de İran gibi bölgenin en güçlü ülkelerinden birinin efsane komutanını da öldürebiliyor.

ABD’nin büyüklüğü savaş çıkarma yeteneği ile doğru orantılı.

Yavru Bush döneminde, Irak ve Afganistan’a doğrudan saldırarak savaşı başlattı.

Şimdiyse vekalet savaşları ve terörist saldırıların arkasına saklanıyor.

Süleymani’nin öldürülmesinin tek bir tanımı vardır, o da terörist saldırı.

Bir başka tanımı da, savaş ilanıdır.

ABD bu hareketiyle, İran ve Irak’a savaş ilan etmiştir.

İran Dini Lideri Ayetullah Hamaney, ülkesinin Che Guevera’sı sayılan efsane komutanı Kasım Süleymani’nin şehadetinden sonra, “Süleymani’nin katillerini sert bir intikam bekliyor” dedi.

Tahran’da düzenlenecek olan acil Milli Güvenlik Toplantısı’na da yıllardan beri ilk kez bizzat Hamaney başkanlık edecek.

ABD, İsrail ve onların vekil güçleri IŞİD, PKK ve El Kaide’ye karşı, tüm Batı Asya cephelerinde savaşan Süleymani, Hamaney’e çok yakın bir isimdi.

Her adımının arkasında Türk asıllı Hamaney’in kesin desteği vardı.

İRAN’IN CHE GUEVERASI İDİ

İran Ordusu’na bağlı Kudüs Tugayları’nın efsane komutanı Kasım Süleymani, gözüpek bir savaşçı idi.

1957’de İran’ın güneydoğusunda, Afganistan sınırına yakın Rabord köyünde doğdu.

Şah’ın devrildiği 1979 İslam Devrimi’nin ardından Devrim Muhafızları’na katıldı.

Devrimden 3 yıl önce Hamaney ile bağlantı kurmuş ve onun güvenini kazanmıştı.

Süleymani henüz 30 yaşına gelmeden İran-Irak savaşı sırasında gizli operasyonlar yürüttü.

Savaşın 1988’de sona ermesiyle, Afganistan sınırındaki Kirman’da bulunan Devrim Muhafızları birliklerinin komutanlığı yaptı, burada afyon kaçakçılığına karşı mücadele etti.

ABD’nin Irak’ı işgali ettiği 2003 yılında bizzat Hamaney tarafından Kudüs Gücü Komutanlığı’na getirildi.

Görevi tam olarak, Amerikan emperyalizmi ve Siyonist işgale karşı tüm Batı Asya coğrafyasında direnişi örgütlemekti.

Savaş suçlusu ABD’nin, Afganistan ve Irak işgalleri ile Suriye ve Yemen’deki vekalet savaşları sonucu milyonlarca insanın öldüğü artık bugün resmi bir gerçek.

Ama bizim basınımız yıllarca ve şimdi de, ABD’yi “normal”, İran’ı “fanatik” olarak lanse etti.

Kasım Süleymani, bir Şii fanatiği filan da değildi.

Sünni ve İhvancı Hamas ile mesela, İsrail’e karşı ittifak kurmakta hiç tereddüt etmedi.

Veya Türkiye ile PKK’ya karşı operasyonlarda işbirliği yaptı.

Süleymani’nin ölümü sonrası iki yerde kutlama yapıldı.

Biri İsrail, diğeri Suudi Arabistan’dı.

Ha bir diğer kutlama da belki, Yeni Şafak gazetesinde bazılarının çalışma odalarında yapılmıştır bilemem.

Ancak Kasım Süleymani, CIA ajanı, askerliğin yüz karası (Sudan ve Çad’da bozguna uğrayıp esir düşerek Kaddafi’yi rezil eden) Halife Hafter ya da IŞİD’ci, İhvancı Sarrac gibi birisi değildi.

Afganistan’dan Yemen’e, Irak’tan Suriye’ye, Filistin’den Lübnan’a kadar emperyalizme direnişin sembolü, İran ve bölge halklarının Che Guevera’sıydı. Mesela gidin bakın Lübnan Hizbullah’ına, içinde bırakın sünnisini, hristiyanı bile vardır.

Ancak görüyorum ki, TRT başta olmak üzere, yandaş medya, sanki IŞİD veya El Kaide mensubu bir terörist öldürülmüş gibi, CNN International veya Bloomberg benzeri yayınlar yapıyor.

Halbuki Irak ve Suriye’de, haçlı irticacı MOSSAD kuklalarının bitirilmesinde Süleymani büyük rol oynadı.

Tabii Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump ile Libya konusunda olduğu belirtilen akşamki telefon görüşmesinden hemen sonra, bu saldırının yapılması da bir talihsiz tesadüf oldu.

Ankara’nın bu terör saldırısına resmi bir yorum yapmakta gecikmesi de hoş olmadı.

Türkiye, Libya’da ulusal çıkarlarını korumak için de olsa bir maceraya atılmakta olduğu esnada bu olay meydana geldi.

Acaba Washington-Ankara hattında İran konusu da pazarlık malzemesi yapıldı mı?

Neticede Suriye ve Libya’daki pozisyonlarımız yüzünden Rusya gibi bir müttefikimizi kaybetmekte iken, İran’ı da gözden çıkarmak ne kadar akıl kârı bilemiyorum.

ASYA İLE ATLANTİK SAVAŞINDA KİMİ SEÇECEĞİZ?

ABD ve NATO’nun paralı askerliğinden çekmediğimiz kalmamışken,böylesi bir savaş ortamında yine ileri karakol rolü mü oynayacağız onu da bilmiyorum.

Başdanışman sıfatlı SADAT’çı yobazlar mehdiyi beklerken, Amiral Cihat Yaycı gibi üstün bir aklın bizzat Milli Savunma Bakanı tarafından dışlanması, Doğu Akdeniz ve Batı Asya politikaları açısından pek umut vermiyor.

ABD’de topal ördek olarak görülen Trump’a güvenip yeniden Yankee kazığı yemek gibi bir lüksümüz yok.

Artık resmen savaş ortamına giriyoruz.

Orta sahada top gezdirme şansımız kalmadı.

İşgalci ABD ile Asya gücü İran arasında, başta Irak olmak üzere, Suriye, Filistin, Lübnan, Yemen ve Afganistan ile körfez sularında sıcak savaş başlamıştır.

Bu savaşta Rusya ve Çin, İran’ın yanında olacak.

İsrail ve Suudi Arabistan da ABD’nin yardakçılığını yapacak.

Türkiye seçimini yapmalıdır.

Atatürk, SSCB ve İran ile dostluğun asla bozulmaması gerektiğini çok net ifade etmiş ve bunu sağlam adımlarla uygulamıştı.

İran Şahı’nın Türkiye ziyaretinde sergilenmek üzere Türksoy diye opera bile hazırlatmıştı.

Türksoy, İran-Türk kardeşliğini anlatan Turancı bir tema içeriyordu.

Tam bir Avrasyacı olan Büyük Atatürk, Waşington menşeli Güney Azerbaycan, Kırım Tataristan, Doğu Türkistan hayalleri kurup, ABD’nin Rusya, Çin ve İran’ı “halletmesini” bekleyen milliyetçileri görse, bastonuyla döverdi onları.

Hele mezhepçiliği, etnik kutnikçiliği, vatanseverlik diye yutturmaya kalkanları görse, bastonundaki tüfeği çıkarıp direk alnının ortasından vururdu.

Süleymani’nin katliyle birlikte, Asya ile Atlantiğin savaşı başlamıştır.

Bu savaşın sonunda ABD, aynı Vietnam ve Kore’de (Uzak Asya) olduğu gibi Batı Asya’yı da bir daha dönmemek üzere terk edecektir.