Savaşa giderken

featured
service

Savaş tarihçisi Spencer Tucker, I. Dünya Savaşı analizine şu cümleyle başlar: “Bir bütün olarak kıta, savaşa hiçbir zaman 1914’teki kadar hazır olmamıştı” (Modern Çağda Savaş Sanatı, der. Jeremy Black, Kitap Yayınevi 2003, s. 88).

Her ne kadar ilk kıvılcımı çakan Saraybosna suikastı olduysa da I. Dünya Savaşı Almanya’nın Rusya’ya resmen savaş ilan etmesiyle başladı. Tarihçilere göre Rusya aslında blöf yapıyor, kalabalık ve hantal ordularını sınıra doğru hareketlendirerek Almanya’yı caydırmaya çalışıyordu. Fakat Almanya caymadı. Askerî hareketliliğin derhal durdurulmasını talep etti. Talep reddedildiği anda savaş ilan etti. II. Nikolay’ın kurmayları şaşırdılar, bu kadar âni bir tepki beklemiyorlardı. Çar’ın ordusu, gösteri olsun diye harekete geçirdiği makineyi durduramadı, mecburen savaşa girdi, iki koldan Tannenberg ve Masurian Lakeland istikametinde saldırıya geçti. Sonrasını biliyorsunuz.

Başlangıçta bütün taraflar çok gelişmiş silahlar sayesinde çatışmanın kısa süreceğini umuyorlardı. Fakat savaş yıllarca sürecek, on milyon asker ölecekti.

Burada iki unsur öne çıkıyor. Birincisi, diplomatik yöntemlerle ele alınması artık mümkün olmayan sorunların ancak silah zoruyla çözüleceğine dair kesin bir kanaatin belirmiş olması. İkincisi, potansiyel savaş alanlarında caydırma amaçlı güç gösterisinin, manevra ve tatbikatların başlaması.

Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi (Ege) krizinde her iki unsurun da var olduğu görülüyor: Yunan Ordusu’nun alarma geçirilmesi, bizde seferberlik ilan edilerek “tesadüfi çatışma” evresinden “planlı çatışma”ya geçme önerileri; Birleşik Arap Emirlikleri’nin Girit’e, Fransa’nın Güney Kıbrıs’a uçak konuşlandırması, Charles de Gaulle uçak gemisinin Akdeniz’e gelmesi, Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki hava sahasını işaretlemesi (“Savaşırsanız buraya bulaşmayın” diyor); Türk donanmasının Ege geçitlerini kapatma manevralarına başlaması, İskenderun-Kıbrıs hattında tatbikat yapması… Bütün belirtiler Türkiye ile Yunanistan’ın savaşa her zamankinden daha yakın olduğunu gösteriyor. “Karşılıklı stratejik mevzilenme” savaşın ilk adımıdır.

Ancak günümüzde bu türden bölgesel savaşlar geçen yüzyılın meydan savaşları gibi kesin sonuç vermez, kanlı bir bataklığa dönüşerek yayılır ve yıllarca sürer. Zamanla vekil güçler ortaya çıkar. Ayrıca Yunan halkının II. Dünya Savaşı sırasında edindiği muazzam gayrı-nizami savaş tecrübesini de küçümsememek gerekir.

1770 Mora İsyanı’ndan 1829 Edirne Anlaşması’na kadar sürekli iç savaş hâli yaşayan Yunanlılar 1941’de Alman işgaline geçmişten gelen Andarte geleneğini canlandırarak direndiler. Solcuların ve köylülerin direniş örgütleri (EAM ve ELAS) ile askerlerin ve sağcıların kurduğu EDES gibi örgütler, İngiliz’in ülkeye hâkim olduğu Varkiza Anlaşması’na (1945) kadar hem birbirleriyle hem de işgalci Nazilerle savaştılar. İngilizlerin halkı silahsızlandırmasından sonra bile direniş, bu kez Markos Vafiadis önderliğinde, 1947’de kuzeydeki dağlık bölgelerde bütün silahlı unsurları topluca katledilene kadar sürdü. Tören üniforması niyetine püsküllü bere takan, kısa etek ve ponponlu terlik giyen palikaryayı o kadar da hafife almamak gerekir.

Bir Türk-Yunan savaşı en çok silah tekellerini sevindirecektir. Daha şimdiden yeni bir pazar açılıyor diye ellerini ovuşturuyorlar. Mühimmatımızın yüzde 60’ını bizzat üretiyoruz ama Yunanistan’a da silah yağıyor: çok amaçlı Amerikan helikopterleri, Fransızların Rafale uçakları, kira sözleşmesiyle edinilen fırkateynler vs., muazzam askerî sarf malzemesi, mühimmat… Biz savaşırız, silah tekelleri kâr eder.

NATO’nun “Durun, siz kardeşsiniz!” diye araya girerek gerilimi dondurması da pek mümkün görünmüyor. ABD bürokrasisi yaklaşan seçimler nedeniyle felç oldu fakat Pentagon’daki neocon generaller savaşın patlak vermesi hâlinde Atlantik Paktı’nın güney kanadını nasıl düzenleyeceklerini şimdiden planlamaya başlamışlardır.

Diplomasi savaşı önleyemiyorsa, savaş diplomasinin önüne geçer ve onu yedeğine alır. Mesela ilk silah patladığında biz 12 Ada’yı işgal ederiz ve pazarlık işini diplomasiye bırakırız. Fakat diplomasi uluslararası hukukun işlediği yerde sonuç alabilir. Günümüzde uluslararası hukuk iflas etmiş, yerini güçlülerin hukukuna bırakmıştır. Diplomasinin savaşları önleme ve savaş sonrası netice alacak şekilde müzakere yapma kabiliyeti bugünün dünyasında önemli ölçüde azalmıştır. Bu gerçek, bir kez başladığında savaşın kolayca bitmeyeceğini, şekil değiştirerek yıllarca sürebileceğini göstermektedir.

Mavi Vatan konusunda yakın geçmişte yapılan vahim hataları sıralamak şu anda yakışık almaz. Fakat bu hataların bugünkü durumu belirlediği gerçeğini de değiştiremeyiz. Mesela Türkiye’nin 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmaması vahim bir hata olmuştur. Bu Sözleşme’nin 2. Madde’sinin 3. Bölüm’ünde, “Her devlet karasularının genişliğini tespit etme hakkına sahiptir; bu genişlik işbu Sözleşmeye göre tespit edilen esas hatlardan itibaren 12 deniz milini geçemez” denilmektedir.12 Eylül’ün Amerikancı generallerinin bu sözleşmeyi dikkate almamaları, müzakerelere katılmamaları ancak gafletle açıklanabilir. Belki o sırada “Amerikan Conisi bizim hakkımızı korur, asker sözü verdi” diye düşünüyorlardı. Zaten askerî uzmanlara göre biz 200 senedir Adalar Denizi’nin önemini anlayamadık. Soydaşlarımız katledilmeseydi Kıbrıs’ın jeostratejik önemini de zor anlardık, belki de hiç anlamazdık.

Neyse, konuyu dağıtmayalım… Özetle belirtmek gerekirse, Türkiye Adalar Denizi sorununda hep zayıf (edilgen) kalmış ve ihmalkâr davranmıştır. Bu tutumu müstafi Tümamiral Cihat Yaycı bir video-röportajda mealen şöyle anlattı: Ben bir şey talep ediyorsam, siz de bir başka şey talep ediyorsanız, aramızda bir sorun var demektir. Oturup durumu müzakere ederiz, mahkemeye gideriz, pazarlık yaparız. Fakat siz benden bir şey talep ediyorsanız, ben sizden bir şey talep etmiyorsam ve bu tek yanlı durumu bir sorun olarak kabul ediyorsam, o zaman sizin talebinizin ne kadarının nasıl karşılanacağını konuşmak dışında yapabileceğim bir şey yoktur.

Türkiye’nin tutumu daha güzel anlatılamazdı. Yunanistan mevcut statükoya rağmen adaları askerîleştiriyor, kendi karasularını 12 mile çıkarmakla tehdit ediyor, 6 mil olan karasularına 10 mil hava sahası tayin ediyor, sahibi belirsiz kayalıklara bayrak dikip mangal partisi yapıyor, anakaraların arasını kendi adalarının kestiğini iddia ederek bizi Akdeniz’de sıkıştırmaya çalışıyor fakat bizde hareket yok: onların taleplerinin ne kadar ve nasıl karşılanacağını konuşmak durumunda (edilgen, pasif konumda) kalıyoruz. Günümüze kadar hep böyle oldu. Onlar talep ettiler ya da hareket yaptılar, biz onların taleplerini ve hareketlerini müzakereye istekli olduğumuzu beyan ettik.

Peki ne oldu da Saray ansızın savaşı bile göze alarak, hatta çatışma arzulayarak Mavi Vatan’a sahip çıktı? Üstelik bunu yıllarca hazırlanması gereken diplomatik bir altyapı olmadan, bölgesel ittifak kurmadan, neredeyse bütün Akdeniz ülkelerini ve AB’yi karşısına alarak yaptı. Bıraksalar Yunanistan’la, Fransa’yla, Birleşik Arap Emirlikleri’yle, hatta İsrail ve Mısır’la savaşa girecek. Yoksa I. Dünya Savaşı’nın başlangıcında Rusya’nın yaptığı gibi blöfle netice alacağını mı düşünüyor? Ya da mesela iç politikada güç kazandıracak küçük bir askerî zafer, oya tahvil edilecek bir şovenizm patlaması… Ateşle oynamak gibi bir şey…

Söylemeye dilim varmıyor ama kendi siyasî partisinin 2023, 2053 hedeflerini hegemonik bir tutumla halkın tamamına dayatmayı amaçlayan fakat seçmen tabanı giderek daralan küçük bir iktidar çevresinin her türlü muhalif sesi bastırmak ve karşıdevrimini tamamlamak için savaştan başka çaresi kalmamış olabilir.

Bu ihtimal Adalar Denizi’nde, Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta Türk milletinin haklı ve meşru direnişini zerre kadar gölgelemez. Türkiye asla Akdeniz uygarlığına sırtını dönmez, Antalya körfezine hapsedilemez ve Adalar Denizi’nde seyrüsefer imkânı kısıtlanamaz. Fakat Saray’ın yirmi sene durup şimdi coşması da başka türlü açıklanamaz: dış politikayı daima iç politikada bir manivela olarak kullanmıştır.

Saray’ın ideolojik saplantıları dış politikasına yön vermektedir. İsrail, Mısır ve Suriye ile bu yüzden anlaşma yapmıyor. Başka deyişle siyasî iktidarın ideolojik saplantıları mantıklı bir Devlet politikasının önünü tıkıyor. Saray olaylara 360 derecelik bir Devlet açısıyla değil, ideolojik bir siyasî partinin 45 derecelik dar açısıyla bakıyor.

Devlet’i dönüşü olmayan bir yola sokarak, bu yolda en ağır kayıpları göze alarak (“her türlü bedeli ödemeye hazırız”) kendi ülkesini zamansız ve hazırlıksız savaşa sürükleyen diktatörlere ve dikta heveslilerine tarih yabancı değildir.

Sayın Saray’a sıradan bir yurttaş olarak naçizane tavsiyem şudur: bir an bile gecikmeden, “Monşer” kategorisine giren geleneksel emekli diplomatlardan ve emekli edilmiş general ve amirallerden oluşan, mevcut hiyerarşi dışında strateji ve taktik üretecek bir danışmanlar kurulu oluşturmalıdır.

Covit-19’la mücadele etmek için “bilim kurulu” atıyorsanız, savaş gibi önemli bir konuda karar yetkisini Saray’daki Başkomutan’a ve onun sivil danışmanlarına bırakamazsınız. Silahlar büyük bir gürültüyle ve durdurulamayacak şekilde patlar, şaşırırsınız! Kurmay yetenekleriniz bu kadar karmaşık bir savaşa yetmez. Savaş çıkarsa, ileriki aşamalarda zaten bir “askerî ve diplomatik kurul” atamak zorunda kalacaksınız. Bari bunu şimdi yapın, dönüşü olmayan bu yolda hiç olmazsa önünüzü görme imkânına kavuşursunuz. [email protected]

Savaşa giderken

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

19 Yorum

  1. 2 sene önce

    Sayin alogan, Turkun Turkten baska dostu olmaz..Anadolu Tarihindeki tum savaslari tek basina yedi duvele karsi vermistir.. Hacli seferlerinden baslayin isterseniz..Misirla israille bae ile anlas diyorsunuz da anlasabilecegimizi gercekten zannediyormusunuz?
    Koskoca devlet sizin burada yazdiklarinizi dusunemeyecek kadar capsiz mi sizce? O kadar da uzun boylu degil sayin alogan..Ideolojik fikirlerinize ve duygusalliginiza bir kez daha yenik dusmussunuz..

    Cevapla
  2. 2 sene önce

    “…Üretici güçler ve üretim ilişkileri…” SERHAN BOLLUK.. “…Ancak bu yıl Türkiye Cumhuriyeti tarihinde İLK KEZ görevdeki bir cumhurbaşkanının eşi de bu ritüele dahil oldu. Hem pişirdi hem de kendi tarifini paylaştı. Burada en önemli olan şey, ya da hep söylediğimiz gibi “asıl mesele”, analarımız sürdürdüğü bir geleneğin, zengin yoksul her mutfağın dahil olduğu bir medeniyet eserinin, yüzde yüz bizim olan bir güzelliğin, devletin en üst katında kabul görmesiydi. Oradan tüm halka -daha önce yapılmamış bir biçimde- “HEP BERABERİZ” mesajı verilmesiydi. İnsanlar bu sıcak birlik mesajını aldılar, BAŞLARININ ÜSTÜNE KOYDULAR…” GAFFAR YAKINCA.
    sayın alogan mevcut iktidarın, kendilerine koşulsuz bağlanmış ve bize hatta kendi ARSLAN KILIÇlarına bilimsel sosyalizm dersi veren vatan partisini bile dinleyesi kalmamış. Bu yüzden son yazılarınızdaki hükümete “öneri” içeren sonuç paragraflarınızı artık değiştirip halka örgütlü eylem çağrısı haline getirmenizi ‘önerebilir miyim’. tabi bu bir cephe oluşturma ve onun ilkelerini belirleme çabasını gerektiriyor.

    Cevapla
  3. 2 sene önce

    Osmanli imparatorlugu da Koskoca bir devletti. Nasal tarihten you oldugunu lütfen bir daha okuyun.

    Cevapla
  4. 2 sene önce

    ABD gibi güçlü devlet hiçbir savaşa tek başına görmedi çünkü müttefiklerle savaşa girseniz, o savaşta meşruiyet sizde olur bundan dolayı bizim gücümüz yetse bile biz şimdiden kendimiz için müttefik cephesi kurmalıyız çünkü bizim dayanismamiza uluslararası arenada meşruiyet verir. Olası bir savaşta eğer ABD İsrail mısır Rusya İtalya bizim tarafımızda olsa biz adalarımızı geri alıp ve mavi vatanı uluslararası hukuka ve arenada meşruiyet veririz ve Yunanistan bir iş yapamaz ama eğer tek kalsak bu durum aksi olur. Ama balyoz ve Ergenekon kumpası , fetönun TSKya girmesi , İstanbul Kanal projesi bunların hepsi savaştan önce hazırlıklara benziyor. Bizi olası bir savaşta yenilmek için dizayn etmişler ve sanki son aşaması savasmaktir ve devlette birileri savaştan önce bu savaşın sonucunu biliyor bundan dolayı İstanbul Kanal projesi ile Yunanistanla yeni sınır çiziyorlar. 12 ada ve Melis ve Kıbrıs gibi İstanbul’un bir bölgesinde Yunanistandana verecekler. 20 yıl boyunca Atatürk’e hakaret eden , kâfir mısıroğlu gibi bir haini öven , TSKya balyoz ve Ergenekon kumpaslarini kuran bir parti şimdi milliyetçi olması beni çok şaşırtıyor hele yirmi yıl boyunca Yunanistan adaları silahlandırmıs ve bölge komşular ile Akdenizi bölmüş ve bizim burnumuzun dibindeki meis adasını silah takmış bu akp hiçbir ses çıkarmamış ve bir iş yapmamış. Peki bu adaları siz neden salahlandirmadiniz? Kayaliklara siz neden türk bayrağını takmadiniz? Milliyetçi maskesi ile Türkiye’yi yıkıcı bir savaşa sokup sonra ne yapalım yenildik diyeceksiniz ve Osmanlı gibi Sevr’i imzalayacaksiniz değil mi? İsrail ile 2008den önce güçlü ilişkilerimiz varmış , o durumda bile akp İsrail ile anlaşması ve MEB ilan etmedi ve şimdide etmiyor. Mısır ile de mübarek ve Mursi zamanlarinda MEB anlaşması yapmadi , Kaddafi döneminde de yapmadı bunların hepsi sehvi mi? Atatürke saldırmayı biliyorsunuz, TSKya nasıl kumpas kuralım fetöyu nasıl TSKya sokayım biliyorsunuz, PKK ile muzakereyi biliyorsunuz ama Türkiye için MEB sınırları belli etmek için İsrail mısır Libya ile anlaşma ve muzakereyi yirmi yıl boyunca bilmediniz. Şimdide Yunanistan silah alıyor , bize karşı bölgede ittifak yapıyor ve sahte anlaşmalar ile hukuki zemin yaratıyor adalarımızı tek tek işgal edip bayrak takıyor ve silahlandırır ve biz bakıyoruz. Akp ne yaptı mısır ve İsrail ve itlaya ve Suriye ve Rusya doğal olarak menfaatleri bizimledir ama akp bir iş yapmıyor biz güçlü silah takviye istiyoruz mesela hipersonik füze, GPS karıştırıcı sistemler, destroyer gemiler istiyoruz ama yoktur, hukuki zemin için Yunanistandan önce biz kayalıkları bayrak takmaliydiz ve bölgede ittifak kurmaliydiz ama akp yapmadı. Şimdi bu karnesi ile akp savaşa israci, ben çok korkuyorum. Umarım art niyet yok. Akp gitse, AKP’den hain adaylık kapısında durup. Mesela CHP gelecek parti hdp ve deva parti , bunlar savaşmadan mavi vatanı Yunanistan’a teslim ederler. Iilker başbuğ cumhurbaşkan olmalıdır.

    Cevapla
  5. 2 sene önce

    Yuh diyorum baska birsey demiyorum..Güney azerbaycan degil de guney rum kesimi zannettirdin.

    Cevapla
  6. Tuyler urpetici ve maalesef oldukça dogru bir analiz. Insallah, çok geç degildir dogru kararlari almak için.

    Cevapla
  7. 2 sene önce

    Top patlasın âteşleri etrâfa saçılsın/ Cennet kapısı can veren ihvâna açılsın/ Dünyâda ne bulduk ki, ölümden de kaçılsın?/ Gavgâda şehâdetle bütün kâm alırız biz/ ÇILGIN TÜRKLERiZ, can veririz nâm alırız biz.

    Cevapla
  8. 2 sene önce

    Ben mavi vatan duruşuna ve savaşa bile karşı değilim ama AKP’nin karnesi korkutucu, vatan duruşu ve istiklal mücadelesi TSKya ait vatanı baltalayan akp Babacan Davutoğlu ve gül değil. İçimizde Yunanistan’a ve emperyalistlere çalışanlar var uyanık olalım. Napolyon Fransa İngiltere Savaşı’nda bize dersler , Napolyon generalleri ingilitere cadusuymuş. Bunlara uyanık olalım.

    Cevapla
  9. 2 sene önce

    Moserlerden bir danisma kurulu acilen olusturulmalidir fikriniz dahice sayin alogan! Yine neyi begenmediniz ? Devlet ve onu yonetenler herkesi ayri ayri mutlu etmeye kalksa 80 milyon cesit hareket tarzi icra ederdi. Devlet kendi guvenligini suriyedeki teror koridorunda nasil sagladiysa mavi vatanda da saglar, hem de tereyagi gibi, merak etmeyin, korku yaymaya calismayin.Bu ulkede yasayan herkes savas yapsa da yapmasa da ayni bedeli zaten odeyecektir.Bundan kacis yok..Bizi ne yapsak ta ne etsek te bogacaklar bogmaya kalkacaklar her durumda..Her istediklerini versek bile..Atilan adimlarin tamami milli ekonomi milli politika milli sanayi uzerine..Geri donus yok.Malesef yeni basladi.Gec oldu ama guc olmasin bari..Her turlu gucluk hem icerden hem disardan cikariliyor..Hersey degisti Geriye bakip durmayin artik..Kahrolasi fetonun beli kirilmasa bu kadar zirlamazlardi, disardan ve muhalefetten bu kadar destek gormezdi..Agir yarali fetoyu iyilestirip ayaga kaldirma derdinde hepsi..En buyuk kozlari oydu cunku..Kozlarini sinek ikiliye harcadilar gitti. Kizginlik hinc ve intikam cok buyuk bu yuzden hem fetode hem Ab d de.Tam yemeye geldiklerinde bir lokma yutamadilar..Deliye dondu hepsi..O yuzden geriye atilacak tek adim kendi idam fermanimizdir..Bu iki iki dort gibidir.Sadece isbirlikcilerin rahati bozulur bu ulkede eger geri adim atilmadan mucadele verilirse..Isbirlikciler.Efendilerine basaramadik derlerse kemiklerini alamazlar bir daha..Dertleri bu.Algiyi bunun uzerine kuruyorlar, dusmanin bloflerini icerde bize bir de bunlar dillendiriyor. Bu kafayla kurtulus savasini da veremezdik..Ulke ikinci kurtulus savasini yasiyor dort yildir, herkes siyaset pesinde kosuyor, polemik yaratmaya calisiyor..Ne kadar bolunursek o kadar kolay yutarlar bizi..Bunu da RTE dusmanligi uzerinden basariyla gerceklestiriyorlar..Yaninda mutlaka bol Ataturkculuk sosu ile tabii ki..Degismez tarifimiz bu.Hipnotize edilmis kitleler bir turlu uyanmiyor bu yuzden.Uyandirmaya calisilsa hemen bir igne daha yapiyorlar. O kadar cok igneci var ki piyasada, igneciden gecilmiyor..Cok sukur bagisikligimiz kuvvetli, antikorlar en az ikibinikiyuz yillik.

    Cevapla
  10. 2 sene önce

    Velev ki…Yunan halkının II. Dünya Savaşı sırasında edindiği muazzam gayrı-nizami savaş tecrübesini de küçümsememek gerekir. olsun…
    On yıllardır gayrinizami savaşan pkk yı hangi ordu yok ediyor acaba:) Çocuk oyuncağı olsagerek TSK için.

    Saray’ın yirmi sene durup şimdi coşması da başka türlü açıklanamaz:
    demişsiniz, sanırım abd tarafından deliğe süpürüldüğünü, fetö ile olan ortaklıklarının bittiğini, Abd-Ab desteğini yitirdiği için ülke menfaatlerini savunmadan artık iktidarda kalamyacağını anladığını gözönüne almamışsınız.
    Elbette bahsettiğiniz hataların hepsini yaptılar… Umarım dönüşleri ve dönüşümleri de daimi ve samimi olur, takipçisi olacağız.

    Cevapla
  11. 2 sene önce

    Bence dünyayı yöneten şirketlerin dijital döneme geçilmesi ile birlikte başlattığı bir projedir. Bu projenin içinde devletler yok. Dijital para var. İnsanlara pin yerleştirilerek sömürü topluluklar oluşturmak var. Düğmeye 2019-2020 de basıldı. Covid-19 sonrası projeleri göktaşları, solar dalgalar, depremler, elektrik kesintileri, savaşlar, açlık, dünya nüfusun azaltılması… Ekonomist dergisi 2020 kapağı, bunlar. 2021 kapakları da hazır. Ayasofya açılması da bir projeydi. Tapınakçıların İpad animasyonlarında da var. Doğu Akdenizde o kadar doğalgazın olduğu belki de yalan. Ekonomist dergisi ve ipad animasyon uygulamaları izlerseniz görürsünüz. Tabi ne kadarını yaparlar onu bilemem. Fakat her yerde adamları var.

    Cevapla
  12. 2 sene önce

    Analiziniz biraz eksik değil mi? Yunanlıların ikinci dünya savaşında gayri nizami savaş tecrübe edindiğini genişçe irdelerken onlarca yıldır gayri nizami harbi yaşayan silahlı kuvvetlere haksızlık etmiyor musunuz? Doğu Akdenizde oluşan cepheleri Rusya yı hava sahasını belirleyip geri duracağını ima etmek stratejik açıdan eksik değilmi? Veya Çin in bir kuşak bir yol projesinin deniz ayağının Akdeniz olmasını göz ardı etmek doğru mu? AB nin bir çok ülkesi ekonomik zorluk yaşarken, halkın savaşa evet demesi beklenebilinir mi? İtalya, İspanya, Portekiz vb ülkelerde AB sorgulanmaya başlamış, Fransa da kredisi kalmamış Macron savaşı ne kadar savaşı göze alabilir? ABD Yunanistan ile birlikte savaşı tercih eder mi? Rusya Türkiye nin savaşı kaybederse güneyden kuşatılmayı ve karadenize ABD nin girmesini göze alırmı? Doğu Akdeniz olayını analizi için daha geniş bir perspektife ihtiyaç olduğunu sanıyorum.

    Cevapla
  13. 2 sene önce

    Eger ki aşı 2021 mart ayi gibi piyasa surulup öncesinde devletlerin lock down yapmaları gerekirse, bozulan kapitalist sistem için savas bir çıkış yolu olabilir. Aksi durumda Abd’nin Avrupa’nın da baskisiyla ciddi bir savaşa izin vemeyecegi kaanatindeyim. İki taraf da bozulan ekonomi sebebiyle milliyetçi duyguları körükleyerek halkın desteğini almak istemeleri ana amaçları. Bir tek Fransa belki ciddi bir enerji kaynağı olduğunu dusunuyorsa Rusya’ya bagimli olmamak icin hamle yapabilir. Ama Putin gibi bir adamın eli armut toplamiyor ki ülkesinin en büyük geliri Avrupa’ya enerji ihracati yapması. Tüm dünya ülkeleri artik iktidarda kalabilmek için yalandan da bir seçim olsa marjinal derecede ekonomik bozulmayla halkların ayaklanmasini istemiyor. O yüzden halkları esas problemlerden uzaklastirip öfkelerini karşı gördükleri gruplara yansıtmalarii gerekiyor.

    Cevapla
  14. 2 sene önce

    Nihat abi benim burnuma cok pis kokular geliyor..Ozellikle telefon konusmasinda nokta atisi muhalif medya isimlerinin zikredilip durmasi hic normal gelmedi bana. Konusmalarin bu kadar uzun kayda alinmasi ve babanin bu kadar anlatim karsisindaki sakinligi yine normal degil..Sapik seyhin konusma sekli dahi bence anormal.Hadi hayirlisi.

    Cevapla
  15. 2 sene önce

    Tebrik ederim guzel bir nokta atis yazisi olmus. Bu iktidarin tek amacinin saltanatini devam ettirmek oldugunu uzun zamandir soyluyorum, cunku yapilanlara bakilirsa bu anlasiliyor. Sov yapiliyor, bir noktaya kadar geliniyor ve duruluyor, geri adim atiliyor. Bitirici ve gereken hamle hicbir zaman yapilmiyor. Amac milli duygulari kabartip, oy hanesine yazabilmek. Suriye’de hamle yapildi ama zink diye Firat nehri onunde duruldu, PYDye mudahale edilmedi. Su anda ABD Kurt devleti kuruyor. Idlip’te cark edildi, Libya’da Sirte’ye kadar gelindi ve ileri tek adim atilmadi. Yunanlilar adalara kac senedir asker yigiyor, tek adim atildi mi? Son olarak Meis’e gupe gunduz hemde gostere gostere turist gemisi ile asker cikardilar. Sov disinda, yakarim, yikarim, eeyy Yunanistan hamaseti disinda eylem yok. Bu iktidarla vatanin cikarlarinin korunabilecegini maalesef sanmiyorum. Ideolojik saplanti ve ihvancilik gorusu ulus devlet gorusu karsisinda baskin ve bu sepeble hayati bir muttefik olabilecek Suriye ile yanyana bile gelinmiyor. Bu zihniyet vatanin hayati cikarlarina nasil sahip cikacak?

    Cevapla
  16. 2 sene önce

    AB ajanlarının, FETÖ’nün, Gladyo’nun devletin her kademesinde cirit attığı, ekonominin Almanya/Aydın Doğan’ın operasyonlarının insafına bırakıldığı, PKK’nin cirit attığı, silahta

    Cevapla
  17. 2 sene önce

    Dönüşü olmayan bir yolda gibiyiz gerçekten. Savaş kapıda ve kaçınılmaz olabilir. Durumu yönetmek için şimdiden bir kurul oluşturmak ne kadar isabetli olurdu. Hem güven verir hem de milleti arkasında birlestirirdi.
    Ama böyle bir yol izlenir mi emin tercih ediyorlar. Uzun vadeli planlar yapan, bu kapasiteye sahip olan birileri varsa onlar da dışardaki merkezler. Bu durumda endişe etmemek mümkün değil. Her konuda muktedir bir kaptan tehlikeli bir dönemeçte treni raydan çıkartabilir

    Cevapla
  18. 2 sene önce

    Türkiye’yi Yunanistan ile savaştırıp iyice yıprattıktan sonra güneyden taarruza geçerek YPG’yi üzerimize salarlar. Ya da Suriye’den tamamen çıkartılmak suretiyle Akdeniz’e bağlantısı olan birleşik Kürdistan bu sayede kurulmuş olur.. Bunlar hamaset değil; olacak olanlar..
    Bu sırada da Türk anayasası değiştirilerek konfederatif yapıya geçilebilir (hedef 2023!!) ve güneydoğu Kürt illeri Kürdistan’a özerk olarak bağlanabilir.

    Yani kısacası, mevcut ortaçağ artığı iktidarın hem bu iktidarını koruyabilmesi hem de “olağanüstü koşullar altında” anayasa değişikliklerini gerçekleştirerek Amerika’nın verdiği görevi tamamlayabilmesi için bu savaşa ihtiyaç var.

    Cevapla
  19. 2 sene önce

    Ne icirdiler size acaba.Bize de soyleyin de saraba rakiya para vermeyelim bosuna.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!