Seçim barajı varsa temsilde adalet yoktur

Handan Toprak Benli yazdı...

Seçim barajı varsa temsilde adalet yoktur

Anayasa’nın hükmü gereği, seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir. 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gereği bu ilkesel düzenlemesinin yapıldığı tarihte (Anayasa’nın 67. maddesine 1995 yılında, 4121 sayılı Kanun’un 5. maddesine eklenen ek fıkrayla), ülkemiz parlamenter sistem ile yönetilmekte ve hükümetin parlamentoda güvenoyu alması gerekmekteydi. 

Çok çeşitli partilerin parlamentoda olması halinde herhangi bir hükümetin güvenoyu alabilmesinin zor olması gerekçe gösterilerek, temsilde adaletin yanında yönetimde istikrar ilkesi de Anayasal bir hüküm olarak benimsenmişti.

Ancak 2017 yılındaki referandumla yapılan Anayasa değişiklikleriyle, parlamenter sistem terk edilmiş ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen sistem getirilmiştir. 

Buna göre, Cumhurbaşkanı ve parlamento üyeleri ayrı ayrı seçilmekte ve Cumhurbaşkanı’nın parlamentodan ayrıca güvenoyu almasına gerek bulunmamaktadır. 

Bakanlar da bizzat Cumhurbaşkanı kararıyla Parlamento dışından atanmaktadır. Başka bir deyişle, bakanların oluşturulmasında (gündemdeki bir konu olarak, meslek odalarının seçim sistemi için önerilenin aksine) bir nispi temsil sistemi benimsenmemiş, yüzde 50’ den fazla 1 oy alarak seçilen Cumhurbaşkanı, bakanları dilediği gibi atamakla yetkili kılınmıştır. 

Yeni sistemin diğer yanları bir yana, bu sisteme dair yapılabilecek yegane tespitlerden birisi, sistemin yönetimde istikrarı Cumhurbaşkanı’nın şahsında mutlak biçimde sağlanacağı iddiasının olmasıdır. 

Dolayısıyla, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde, parlamentonun öncelikli bir istikrar sağlayıcı görevi olmadığından, milletvekilliği seçimlerinde yönetimde istikrarın değil, temsilde adaletin sağlanması şarttır.

Yürütmenin tamamen Türkiye Büyük Millet Meclisi dışına alındığı göz önünde bulundurulduğunda, TBMM’nin, yönetimde istikrar ilkesine dair kayda değer bir misyonunun kaldığı söylenemez. 

Bu kadar güçlü bir yürütme erkinin olduğu durumlarda dahi, yasama erkinin olabilecek en sesli yapıya sahip olması ve her görüşün yasama faaliyeti içinde söz söyleyebilmesi şarttır. Aksi durumda baraj kaç olursa olsun sistemin otoriterliğini gösterir. Belirlenen baraj sadece kaç milyon insanın temsilden yoksun bırakılacağının kararıdır.

Sonuç olarak; mevcut sistemde, “yönetimde istikrar” ilkesinin gözetilmesine gerek kalmamıştır. 

Artık yalnızca “temsilde adalet” ilkesi gözetilmek zorundadır. 

Hem Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde hem de seçim barajında ısrar etmek kabul edilemez bir anti-demokratik uygulamadır.

Sonuçta Yasama organı ile Yürütme organı tamamen ayrılmış olduğundan ve yasama organının yönetimde istikrara dair kayda değer bir misyonu kalmadığından, Anayasa’nın benimsediği temsilde adalet ilkesinin hakkıyla uygulanması gerekmektedir. 

Bu doğrultuda, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 33. maddesindeki, yapılan genel ve ara seçimlerde seçim yapılan çevrelerin tümünde geçerli oyların yüzde 10’unu geçmeyen partilerin milletvekili çıkaramayacağına yönelik düzenlemenin tamamen kaldırılması ve bunun yerine herhangi bir seçim barajı anlamına gelecek ifade kullanılmaması demokrasinin gereğidir.

Bu antidemokratik uygulamada hâlâ ısrar ediliyor olması nedeniyle barajı aşamayan bir parti, eğer toplam oyu barajı geçen siyasi partilerin oluşturduğu bir ittifakın içinde değilse, milyonlarca oy alsa bile hiç milletvekili çıkaramayabilecektir. 

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 33. Maddesinde yapılacak bir değişiklikle, Türkiye Büyük Millet Meclisi için küçük ancak Türk demokrasisi için büyük bir adım atılmalı ve seçim barajı kaldırılmalıdır.