Seçim mi savaş mı?

Seçim mi savaş mı?

İç siyaset dış siyasetin de belirleyicisi pek çok zaman.

Jeopolitik bilinçten yoksun ülkelerde bu çok sık görülen bir durum.

Yani bizde olduğu gibi.

AKP ve Erdoğan giderek zorlanıyor.

İstanbul ve Ankara’yı kaybetmenin acısı geçmeden, ekonomik kriz ile birlikte CHP’nin gerisine düşme emareleri görülüyor.

Zamlar yağmur gibi yağıyor, işsizlik yüzde 15’leri zorluyor, intiharlar, cinayetler, psikopatik patlamalar gırla gidiyor.

Siyaset uzmanları, 2020’nin ilk yarısında bir baskın seçime kesin gözüyle bakıyor.

Gül, Babacan ve Davutoğlu’nun, FETÖ gibi AKP’yi kemirmesinden korkuluyor.

E ne demişler; ağacın kurdu kendindendir.

CHP’nin 11 büyükşehirde yaptırdığı yeni ankette yüzde 35, AKP’nin ise yüzde 32 çıkması, sadece İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Tunç Soyer’in yarattığı dinamizmden kaynaklanmıyor.

Halk AKP’ye güvenini yitirdi.

Hele bir de son olarak Sözcü yazarlarına verilen FETÖ hapis cezası, zurnanın zart dediği nokta.

Metal yorgunluğu artık paslanma boyutuna gelmiş demektir bu.

Ancak 18 yılın bavulları fazlasıyla çok ve ağır.

Türkiye artık ne demokratik, ne laik, ne sosyal ve ne de hukuk devletidir.

İktidarı kaybetmemek için iç ve dışta her türlü “önlem” alınıyor.

KANAL İSTANBUL FELAKETİ

Eski AKP’li Abdüllatif Şener ilginç bir iddiayı ortaya attı.

Şener’e göre, Montrö’nün delinip, ABD’nin Karadeniz’e donanma çıkarmasını sağlayacak, 1950 ABD tasarımı bu Kanal İstanbul projesi, malvarlığı araştırma tehdidiyle gündeme getirilmiş.

ABD’deki temaslar sonrası bir anda konulduğu çekmeceden çıkarılıverdi.

Kanal İstanbul’un, ABD ve Katar dışında kimseye faydası yok, başta Türkiye ve Rusya olmak üzere herkese zararı var çünkü.

Bu inanılmaz boyuttaki savurganlık,

1-Montrö’nün delinerek Rusya’ya karşı bir yeni tehdit unsuru yaratılmasına,

2-İstanbul’un bir ada devletçiği haline getirilip, ABD üssünün yanı sıra, rant ve kara para cenneti olmasına,

3-Devasa bir çevre ve susuzluk felaketine,

4-Milyonlarca ton patlayıcı kullanılması ve ulaşımın kesilmesiyle olası bir deprem felaketine davetiye çıkarmaya sebep olacak.

Bakınız, NATO’ya bağlı İtalyan Jeopolitik dergisi Limes, yeni bir demirperde haritası yayınladı Rusya’ya karşı.

İşte bu haritaya baktığınızda, Ukrayna, Bulgaristan ve Romanya ile birlikte, Karadeniz de Rusya’yı çevreleyen yeni demirperde unsuru olarak yer alıyor.

Soğuk Savaş dönemindeki eski demirperde haritalarında bu düşünülemezdi bile.

Montrö’yü delecek olan Kanal İstanbul’u da bu resme katınca, harita anlam kazanıyor.

Yani anlayacağınız Rusya ile sadece Libya ve İdlib’de değil, Kanal İstanbul üzerinden de yeni bir hasımlık alanı oluşturuluyor.

Ve ne uğruna?

AVRASYA’YA SELAM, İHVANCILIĞA DEVAM

Amerikancılık ve İhvancılık adına Suriye’nin mahvedilmesi, bugün artık Türkiye’yi vuran ekonomik krizin de en büyük nedenlerinden.

İhvancı dış politika, Türkiye’ye milyarlarca dolara ve milyonlarca Suriyelinin işgaline mal oldu.

Libya’da da Batı ile birlikte hareket edildi, uçaklarla 300 milyon dolar götürüldü ve Kaddafi linç edildi.

Bugün Doğu Akdeniz’de doğru bir politika sürdürülse de, olay jeopolitik uzmanlarının kararından, İhvancı siyasetin rotasına çevriliyor.

Tıpkı İdlib’de olduğu gibi.

2011’de Libya’dan gelen teröristler Suriye’ye gönderilmişti.

ÖSO ve sonrasında Suriye Milli Ordusu adını alan silahlı savaşçılar, İdlib’e Hizbut Tahrir el Şam (HTŞ) saflarına geçiyor. Ki, HTŞ’nin El Kaide bağlantılı olduğunu bilmeyen yok.

Şimdi ise aynı tipler İdlib’den Trablus’a gönderiliyor.

O da yetmiyor, TSK’nın da Libya’ya gönderilmesi için süreç başlatılıyor.

Çünkü İhvan bağlantılı Sarrac zor durumda.

Avrupa, Rusya ve Mısır’ın desteklediği Hafter, Trablus kapılarına dayandı.

Türkiye’nin Sarrac yönetimi ile yaptığı kıta sahanlığı anlaşması anında tehlikeye girdi.

Neden mi?

Hemen söyleyeyim; Suriye’de Esad ile anlaşılmadığı için, Rusya ve İran ile imzalanan Astana mutabakatına uyulmadığı için, Mısır ve Lübnan ile ilişkiler, İhvancı eksende felce uğratıldığı için.

Türkiye malesef fırtınada dalgaların akışına kapılmış gemi gibi.

Yunanistan arkasına Avrupa ülkelerini de alarak Türkiye’nin desteklediği Sarrac’ı devirmeye yönelik kararlar alıyor.

Sarrac’ın BM tarafından tanınma durumu değişmeye başlıyor.

Mısır hakeza Türkiye’nin yalnız kaldığını görünce topa girdi, “Biz de asker göndeririz eğer Türkler gelirse” dediler.

Yanlış stratejiler doğru taktiklerle kurtulamıyor malesef.

Konunun uzmanlarının dilinde tüy bitti; dediler ki, “Doğu Akdeniz’de yapılanlar doğru ama öncelikle Suriye Mısır ve Lübnan, hatta İsrail ile de aranın düzeltilmesi lazım, İran ve Rusya ile bu konuda ortak politikalar geliştirilmesi gerek.”

Ama dinleyen kim.

Sarrac, Macron ve Hafter

TEK YOL ASYA

Eğer Batı’yı karşına alacaksan Asya güçleri ile işbirliği yapacaksın.

Senin toprak bütünlüğüne, güvenliğine göz dikmiş ABD ile hala NATO muhabbeti yaparsan, arkanda ne Rusya’yı, ne Çin’i görürsün.

“İncirlik ve Kürecik’i kapatırız” derken, yeni yapılacak ek bölümler için ihale açılıyor.

Dalga geçer gibi.

Bakın Çin, Rusya ve İran, Umman denizinde ortak deniz tatbikatı yapıyor.

Rusya, Ukrayna ile yeni ve sürpriz bir doğalgaz anlaşması imzaladı.

Almanya bile Kuzey Akım 2’ye ABD’nin yaptırım kararına en sert biçimde karşı çıkıyor.

Alman Sol ve Sosyal Demokrat siyasetçi Oskar Lafontaine, ABD yaptırımlarına karşı Almanya’daki Amerikan üslerinin kapatılması çağrısı yaptı.

Lafontaine, “Ami Go Home” (Amerikalı Defol) başlıklı son yazısında, “ABD’nin Çin ve Rusya karşıtı saldırgan tutumu Almanya’yı da tehlikeye atmaktadır. INF’den (Uluslararası Nükleer Antlaşma) çekilmesi ve Rusya’yı hedef alan, 738 milyar dolarlık yeni füze programı başlatması bizim çıkarımıza değildir.”

Almanya’nın mevcut yönetici sınıfı halen Atlantikçi olsa da Lafontaine’nin görüşleri her geçen gün kamuoyunda daha çok taraftar topluyor.

ABD’deki ekonomik ve siyasi çöküş süreci, Avrasya cephesini güçlendiriyor.

ABD’nin kendi başına savaş çıkarmasını zorlaştıran aynı süreç, 2020’de afaki bir savaş oldu bittisine de daha çok şans tanıyor.

Mesela İsrail, İran’ı vurmaya hazır olduğunu açıkladı.

İsrail Genelkurmay Başkanı Avi Koşavi, Çarşamba günü yaptığı basın toplantısında, İran ile yaşanan gerilimin 2020’de bir savaşa dönüşme olasılığının yüksek olduğunu söyledi.

Sanki her Allah’ın günü Filistin ve Suriye’ye saldırmıyormuş gibi İran’a da halleniyor Siyonist rejim.

İran’ın hedef alındığı olası bir savaş, zaten Suriye ve Irak’tan dertli ülkemizi iyice zora sokacak.

Türkiye’nin yapması gereken şeyi aslında Amerikalı stratejist Zbigniew Brzezinski 1997’de söyledi.

Amerikan akil adamlarından olan Polonya asıllı stratejist, Kalpgaha hakim Rusya’yı devirmek için 3 kritik devletten söz etmişti.

Brzezinski, “Türkiye, İran ve Ukrayna, Avrasya’daki Amerikan çıkarları için hayati önemdedir. Bunlar jeopolitik pivot devletlerdir” demişti.

Bugün ise İran ABD’nin tam karşısında, Türkiye yarım da olsa karşısında, Ukrayna ise yarım (fiziki olarak da) olarak yanındadır.

Satranç ustası Putin bunu bilerek oyun kuruyor.

Türkiye’yi yanından kaçırmak istemiyor.

Libya’da “gelin bir ortak noktada anlaşalım” diyor.

İdlib’de hakeza, Erdoğan’ın isteklerine kapıyı kapatmıyor.

Doğu Akdeniz’de de Türkiye’nin yanında olmaya hazır.

ABD KONGRE KARARI VE AVRUPA’DA DÖNEN OYUNLAR

Bakınız, ABD Kongresi geçen haftaki 1,4 trilyonluk harcama paketinde yeni bir karar geçirdi.

Buna göre ABD, Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi ile doğalgazda işbirliğine gidecek.

Rum kesimine silah ambargosunun kaldırılmasıyla Doğu Akdeniz’de sular daha da ısınacak.

Bu arada, 2 Ocak’ta İsrail, Yunanistan ve Rum Kesimi Atina’da Türk sularından geçecek Akdeniz boru hattı anlaşması imzalayacak.

4-5 Ocak’ta da Kahire’de Fransa, Mısır, Yunanistan ve Rum Kesimi, “Libya ve Akdeniz meselelerini” görüşecek.

Söz konusu ABD Kongre kararında, Libya (Sarrac) ile yapılan kıta sahanlığı anlaşması da kararda doğrudan hedef alındı.

“Eğer Türkiye, İran ve Rusya ile işbirliğini sürdürürse ekonomisi daha da zora girecek” ifadelerinin de yer aldığı karar, aslında bizim için büyük bir şans.

Rum ve Yunan’ın geleneksel müttefiği Rusya’yı Doğu Akdeniz’de yanımıza çekebiliriz.

Bunun emareleri de var.

Suriye geçen hafta Rusya ile birlikte Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına başlayacaklarını bildirdi.

Eğer Türkiye İhvancılık inadından vaz geçerse oyun lehimize çok rahat dönebilir.

Mezhep veya din bazlı dış politika bir ülkenin felaketidir.

Suriye, Mısır, Irak ve Lübnan’da bunu yaşadık.

Bakınız Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tunus ziyaretinde yine Cumhurbaşkanı Said ile ortak basın toplantısında, “Libya’da istikrarın sağlanmasında Tunus’un da katkıları olacak” dedi.

Libya’da BM tarafından tanınan Trablus merkezli Ulusal Mutabakat (Sarrac) Hükümeti’nin İçişleri Bakanı Fethi Başağa, bu açıklamaya dayanarak, “Libya’da Tunus, Türkiye ve Cezayir ile ittifakta olacağız” dedi.

O da yetmedi, “Askeri desteğin üssü Tunus olabilir” de dedi.

Peki ne oldu dersiniz?

Bu açıklamanın Tunus’un Sarrac’a destek vereceği manasına çekilmesinden endişe eden Said, Erdoğan döndükten sonra iddiaları yalanladı.

Tunus Cumhurbaşkanlığı: “Erdoğan’ın Tunus ziyaretine ilişkin açıklamaları, görüşmenin içeriğini yansıtmıyor. Biz kimseye destek vermiyoruz, barışçı bir anlaşma istiyoruz” diye yazılı açıklama yaptı.

Diplomasi her türlü yapılır ama böyle yapılmaz.

İhvancı (İslamcı) siyaset artık ABD nezdinde de, küresel planda da geçerliğini yitirmiştir ve tarihin tozlu sayfalarında bir fiyasko olarak yerini almıştır.

Ha bu arada, diplomasi demişken…

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun son “Yeniden Asya Çalıştayı”nda yaptığı konuşmadan bir cümle almak istiyorum buraya.

“Tarihin gelgitleri malum, yıllık değil yüzyıllık dilimlerle yaşanır. 18. yüzyılın devleri Asyalı’ydı. 19. yüzyıl Avrupa’nın, 20. yüzyıl Amerika’nın şekillendirdiği dönemlerdi. 21. yüzyıl ise yeniden Asya’daki gelişmelerin yön vereceği bir asır olarak şekillenecek. Yani Asya yeniden yükseliyor.”

Çok doğru bir tespit.

Ama icraata bakınca içi boş.

Hala birileri çıkıp Çin, ‘toplama kamplarında’ Uygurları öldürüp organlarını satıyor diyebiliyor.

İddianın kaynağının, Çin’in FETÖ’sü, sembolü gamalı haç olan CIA uşağı Falun Gong tarikatı olmasını hiç mi hiç önemsemeden.

Falun Gong mensuplarının bu iddiaların yayılması için harcadığı paralar bile ortadayken, hala Türkiye ile Çin’in arasını açmak için uğraşan sözde Anti-Amerikancılar var.

ORGAN KAÇAKÇILIĞI YAPAN AK MİĞFERLER

Bakın ben size asıl haberi vereyim.

Hani şu İstanbul’da öldürülen İngiliz ajanı eski asker Mesurier var ya.

Onun Batı Emperyalizmi adına kurduğu Nusracı Ak Miğferler (Beyaz Baretliler) ekibinin, Suriye’de yaptıkları katliamlarda öldürdükleri masumların organlarını karaborsada sattıkları ortaya çıktı.

Rusya’daki Demokrasi Çalışmaları Vakfı’ndan Maxim Grigoryev, Ak Miğferler ekibinin Halep, Şam, Duma, Deyri Zor ve Sakba kentlerinde yoğun olarak organ kaçakçılığı yaptığını belgeledi.

Suriye’de 100’den fazla tanık, 40 civarı Ak Miğfer üyesi ve 20 silahlı grup üyesiyle yapılan görüşmelerde olayın detaylarına ulaşıldı.

Grigoryev, Mesurier’in Kosova Kurtuluş Ordusu UÇK’ya “danışmanlık” yaptığı 1990’larda da benzer organ trafiği işlerine karıştığını da bildirdi.

Ve bütün bunlar olurken bu Mesurier, işleri İstanbul’dan yönetiyordu.

Türkiye’nin artık karar vermesi lazım.

Avrasya’da mı yoksa Atlantik’te mi yer tutacak.

Kalpgahta mı, yoksa kenar kuşakta mı konumlanacak.

2020’de baskın seçim mi olacak, yoksa Libya’da yeni macera mı aranacak?

KAYNAKLAR:

http://oneworld.press/?module=articles&action=view&id=1225Last Week’s Russian-Ukrainian Gas Deal Took The World By Surprise”

http://infobrics.org/post/30055/Trump-Bidens-Russia-Ukraine: A Systemic Interpretation”

https://www.globalresearch.ca/german-politician-ami-go-home-the-us-is-waging-bloody-economic-wars-against-the-entire-world/5698782

https://tass.com/world/1091333 White Helmets involved in human organ trafficking in Syria – survey”

İLETİŞİM: hvodinali@veryansintv.com