Sefiller 2021

Hüseyin Vodinalı yazdı...

Sefiller 2021

Viktor Hugo doğduğunda Fransız Devrimi’nin üzerinden 13 yıl geçmişti.

Hugo'nun çocukluğu ülkedeki siyasi kargaşalık döneminde geçti.

Doğumundan iki yıl sonra Napolyon İmparator ilan edilmiş, 18 yaşındayken de Bourbon Monarşisi yeniden tahta çıkarılmıştı.

Cumhuriyet yanlısı sol görüşleri yüzünden başı derde girdi.

Yine de şiir derlemeleri 1822’de henüz 20 yaşında yayımlandığında çok beğenildi.

O kadar beğenildi ki, Kral 18. Louis ona kraliyet maaşı bağlattı.

Viktor Hugo, 1830'da sefalet ve adaletsizlik hakkında büyük bir eser üzerine çalışmaya başladı.

Sefiller’i (Les Miserables) tamamlaması 17 yıl sürdü.

Romanın yayımlanması ise 1862’yi buldu.

Bu süreçte Fransa da karışıktı.

Hugo, 1848’deki Paris ayaklanmasına tanıklık etti.

İşçiler ve sefil durumdaki halk, başta Fransa olmak üzere tüm Avrupa ülkelerinde ayaklandı.

Haziran günlerinde barikatlarda süren büyük mücadele burjuvazinin hegemonyasındaki ordu tarafından ezildi.

Cumhuriyeti yıkarak imparatorluğunu ilan eden 3. Napolyon Bonaparte, içerideki karışıklığı bitirmek için klasik yönteme başvurdu.

İmparatorluğunun devamını sağlamak için 1870’de Prusya’ya savaş ilan etti.

Savaş 3. Napolyon’un da tutsaklığına yola açan ağır bir yenilgiyle sonuçlandı. 

Prusya, Fransa’nın silahsızlandırılmasını ve Paris’in tüm silahlarını teslim ederek derhal teslim olmasını talep etti.

Napolyon ava giderken avlanmıştı.

1871’de işçiler yeniden ayaklandı.

Parisli işçiler, hükümet tarafından silahlandırılmış Ulusal Muhafız içinde örgütlendiler.

Her ilçe kendi savunma komitesini oluşturdu.

Daha sonra bu komiteler bir araya gelerek Ulusal Savunma Merkez Komitesini kurdular. 

Fransa’nın diğer önemli kentlerinde de benzer gelişmeler yaşandı.

İşçi kenti Lyon ve Marsilya’da komünler yönetimleri ele aldı.

Fransa’da 100 yıla yakın bir aradan sonra devrim yeniden başlamıştı.

Bir yılı aşkın sürede, ordunun burjuvazi desteğiyle toplanarak işçilerin üzerine sürülmesi ile bastırılan komün hareketi gelecek devrimlerin de habercisi ve öncülü olmuştu.

Hugo’nun Sefiller’i işte bu dönemleri anlatır.

Pisliğin aktığı sokaklarda aç sefil vaziyette yiyecek arayan çocuklar, yaşlılar, kadınlar ve erkeklerin perişanlığını edebi bir şahesere dönüştürmüştür.

1871’de Fransa’da başarısız işçi devrimine yol veren sefalet, 1917’de Rusya’da devrime ulaştı.

1920’lerin Almanya’sında ise yaygın sefalet, bu kez faşizmin kapılarını açtı.

1940’larda ise Çin aynı açlık ve sefalet içinde komünist devrimini gerçekleştirdi. 

Her sefil dönemin sonunda bir devrim ya da ona benzer bir şey olur.

Bunu sosyal şartlar ve siyasi iklim belirler.

Türkiye ve tüm dünyada 2021’deki manzara da geçmiş sefillik dönemlerini andırıyor.

İlkel çağlarda arkaik “Tanrıların gazabıyla” korkutulan, orta çağlarda aynı korku unsurunun kilise tarafından devralınmasıyla sürdürülen otorite, bugün artık “virüs, ekonomik kriz ve iklim değişikliği” ile korkutarak yönetmeye devam ediyor.

Hem bu kez korkuların kaynağı asılsız da değil.

Ama halktaki sefalet eski çağları hatırlatan düzeyde.

Çöp karıştıranlar, böbreğini satanlar mı ararsınız.

Evini, arabasını, tarlasını, traktörünü bankalara kaptıranları mı sorarsınız!

Bu durum sadece ülkemizde değil, tüm dünyada tam bir felakete dönüşüyor.

Mesela Fransız Devrimi’ndeki Les Miserables (Sefiller) tanımlaması, bugün Amerika’da Deplorables (Acıklı haldekiler) adını alıyor.

Latin Amerika ülkelerindeki favelalarda (teneke mahallelerde/gecekondularda) yaşayan “ayakkabısızlar”, artık tüm dünyanın güneyinde ve açlar.

Afrikalıların önemli bir kısmının yiyeceği, suyu ve elektriği bile yok

Pandemi fakiri ezdi, zengini daha da zengin etti.

BBC Türkçe’den aynen aktarıyorum:

“Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam tarafından yapılan araştırmaya göre, dünyada en zengin 10 kişinin toplam serveti, koronavirüs salgını sırasında 540 milyar dolar arttı.

Oxfam'a göre bu parayla hem dünyada virüs yüzünden kimsenin yoksullaşmaması sağlanabilir hem de herkese yetecek sayıda aşı satın alınabilir.

Yardım kuruluşunun raporunda, milyarderlerin toplam servetinin, G20 grubu ülkelerinin virüsle mücadele amacıyla yaptığı tüm harcamalardan fazla olduğu belirtiliyor.

Oxfam, hükümetlerden, "süper-zenginlerden daha çok vergi almayı" değerlendirmelerini istiyor.

Oxfam'ın, Dünya Ekonomik Forumu'nun bu yıl sanal ortamda yapılacak Davos Diyaloğu toplantıları öncesi yayımlanan çalışması "Eşitsizlik Virüsü" başlığını taşıyor.

Raporda hükümetlerin ekonomiye salgın döneminde sağladığı benzeri görülmemiş destek sayesinde hisse senetleri yükselir, milyarderlerin servetleri artarken, reel ekonomilerin yüzyılın en derin gerilemesi ile yüz yüze olduğu kaydediliyor.

Çalışmanın bulgularına göre dünya çapında milyarderlerin serveti 18 Mart 2020 ile 31 Aralık 2020 tarihleri arasında 3,9 trilyon dolar arttı. Bu meblağ halen yaklaşık 12 trilyon dolar.

Mart 2020'den bu yana yani pandemi döneminde servetleri 540 milyar dolar artan dünyanın en zengin 10 kişisi arasında beklenebileceği gibi Amazon'un kurucusu Jeff Bezos, Tesla'nın kurucusu Elon Musk ve Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg de var.

Oxfam'ın raporuna göre, Jeff Bezos Mart-Eylül 2020 döneminde o kadar çok para kazandı ki, istese 876 bin çalışanının tümüne 105'er bin dolar ikramiye dağıtabilirdi ve serveti yine de salgın öncesiyle aynı kalırdı.

Buna karşılık raporda, dünyanın en yoksul bazı ülkelerinin salgının etkilerini atlatmasınının 10 yıldan uzun süreceği belirtiliyor.

Oxfam, 2020 yılında dünyadaki yoksulların sayısının 200 ila 500 milyon daha arttığını ve son 20 yılın çabalarıyla sağlanan yoksulluğun dünya çapında azalması eğilimini tersine çevirdiğini de kaydediyor.”

Peki bu milyarderler insafa gelip Covid 19 için kesenin ağzını açtılar mı?

Evet açtılar.

Küresel finans kuruluşu UBS, 209 milyarderin Mart-Haziran 2020 döneminde Covid ile mücadeleye 7,2 milyar dolar harcadığını bildirdi.

Küresel çapta 3,9 trilyon doları götürdüler, 7,2 milyar dolar lütfettiler.

FAŞİZM YENİDEN GELİRSE ANTİ-FAŞİZM OLARAK GELİR

Hollandalı tarihçi Jacques Presser, 1947’de: "Faşizm, geri dönerse, şüphesiz anti-faşizm kisvesi içinde kendini gösterecektir" demişti.

Washington DC’deki Biden’ın yemin töreninde adeta Bağdat'taki Yeşil Bölge manzarası vardı.

Bağdat’a nazire yaparcasına Washington'da halka yasak bölgeye “Kızıl Bölge” adı verildi.

Yaklaşık 30.000 asker şehri işgal ederek yönetici sınıfı kendi halkından korudu.

Sözde solcu ve en popüler Başkan olan Biden, siyasi sınıfın özenle seçilmiş yüz kadar üyesi dışında hiçbir gerçek kişi olmadan devasa bir elektrikli çitin arkasında göreve başladı.

CNN muhabiri bu durumu aynen şu sözlerle aktardı:

"Başkan seçilen Biden'ın bunu yapmak zorunda kalmasının nedeni, inanılmaz derecede popüler olması. O kadar çok çılgın hayranı var ki, şimdiye kadar Başkanlığa aday en sevilen aday olan Biden için coşku ve sevgileri yüzünden sahneye koşmaya çalışabilirler."

Eminim Kim Jong-un, propaganda ekibinde böyle bir adama sahip olmayı çok isterdi.

Beyaz Obama nihayet üçüncü dönemine başladı.

Biden ve ekibi, daha ilk günden ülkelerindeki 75 milyon (Trump’a oy veren) kişi ve dünyanın geri kalanına karşı bir Great Reset savaşına girdi.

Bu ciddi manada bir savaş.

Rusya’ya Navalni operasyonu ve Gürcistan kumpası, Türkiye’ye karşı Doğu Akdeniz ve Kukla Kürdistan, Çin’e karşı Tibet, Sincian ve Tayvan provokasyonları, İran, Libya, Irak ve Suriye’ye karşı Macron ile haçlı ve Siyonist/Arap seferi...

Bunların hepsi için düğmeye basıldı.

Özellikle eski CENTCOM Komutanı General Lloyd Austin ve eski Suriye Özel Temsilcisi Bret McGurk ile harekat emri verildi.

IŞİD ve El Kaide de Bağdat’taki intihar saldırıları ve Suriye’deki terör eylemleriyle aktive edildi.

PKK destekçisi Lloyd Austin yeni Savunma Bakanı, PKK Hamisi Bret McGurk ise yeni BOP Koordinatörü oldu.      

Afrika’da Türk gemisi kaçırıldı.

Türkiye’de bir anda Alevi evleri boyanmaya başlandı.

Rus turistlere çöp toplayıcısı bıçaklı saldırı düzenledi.

Türkiye’de elini kolunu sallaya sallaya gezen Suriye kaynaklı binlerce PKK ve IŞİD militanı da belli ki bir şeylere hazırlanıyor.

Biden, vekalet savaşı, terör ve renkli darbe planlarıyla yeni bir savaş hükümeti kuradursun, Davos ahalisi de yeniden sıfırlamaya hazırlanıyor.

DÜNYAYI MAHVEDENLER Mİ KURTARACAK?

1. William Engdhal, “Covid’den Sonra Davos Great Reset Aşamasında” başlıklı son yazısında şunları yazdı:

“Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Büyük Sıfırlanması, korku faktörüyle küresel tam kontrolün yeni bir biçimi.

WEF Kurucusu Klaus Schwab, Davos’un Ocak 2021 gündemini anlatırken, “Sadece bir gezegenimiz var ve iklim değişikliğinin insanlık için daha da dramatik sonuçları olan bir sonraki küresel felaket olabileceğini biliyoruz. Ekonomiyi karbonsuzlaştırmalıyız ve davranışımızı doğa ile uyumlu hale getirmeliyiz” dedi.  Schwab, (çok da yanlış olmayan) bu büyük sözlerle pandemi sonrası ‘şah’ çekiyordu.

Buna benzer bir toplantı en son 1939'da 2. Dünya Savaşı'nın arifesindeydi.

O yıl Rockefeller Vakfı, New York Dış İlişkiler Konseyi (CFR) bünyesinde çalışan çok gizli bir strateji grubunu finanse etti. Bu grubun adı “Savaş ve Barış Çalışmaları”ydı ve başında Johns Hopkins Üniversitesi'nden coğrafyacı Isaiah Bowman’dı. Onu, Alman jeopolitik ustası General Karl Ernst Haushofer’a benzetiyor ve "Amerika’nın Haushofer’ı" diyorlardı.

Bu ekip, Alman Panzer tankları Polonya'ya girmeden önce, Amerika Birleşik Devletleri'nin savaştan tek galip olarak çıkacağı ve küresel hegemonik güç olarak İngilizlerin yerini alacağı, savaş sonrası dünyayı planlıyordu.

Sadece NATO değil, ABD hakimiyetindeki Birleşmiş Milletler ve Bretton Woods finans düzeninin dolara endekslenmesi projelerinin bir parçasıydı.

1941'de Amerika resmen savaşa girdiğinde, CFR grubu ABD Dışişleri Bakanlığı'na bir not gönderdi: “Yalnızca Anglo-Amerikan emperyalizmiyle ilgili gibi görünen savaş hedefleri açıklanırsa, geri kalan  dünyanın tepkisini çekebiliriz. Diğer halkların çıkarları vurgulanmalıdır. Bunun daha iyi bir propaganda etkisi olur".

Bu başarılı proje, 1941'de ABD’nin efsane medya patronu Henry Luce'un “Amerikan Yüzyılı” dediği şeyin çerçevesini oluşturdu ve 2008’e kadar sürdü.”

Engdahl gerçek ‘büyük oyunu’ görüyor ve net anlatıyor. 

Bugün artık son 40 yıldır şişen finans kapital balonu patladı ve dolar yokuş aşağı gidiyor.

Çin ve Rusya’nın önderliğinde Asya duruma el koyuyor.

Afrika ve Güney Amerika da kafayı kaldırıyor.

Dünyayı yeni model bir kolonyalizmle sömüren Amerikan Yüzyılı yerini, çok kutuplu Asya ve Güney Çağı’na bırakıyor. 

Rockefeller ve Rothschild'ler umutsuz arayış peşinde.

Lynn de Rothschild’in Papa ile yeni kurduğu "Vatikan ile Kapsayıcı Kapitalizm Konseyi"nde yer alan aynı aileler, küresel egemenlik arayışlarında gelecek nesli yaratmak için hareket ediyorlar.

Buna Büyük Sıfırlama deniyor.

Bu projeye ‘Tanrısal el’ veren Cizvit Papa Francis, ‘küresel koalisyon hükümetinin’ ruhani kutsayıcısı iken, 50 yıl önceki Harvard günlerinden beri Rockefeller ailesinin avukatı Henry Kissinger'ın koruması altında bulunan Klaus Schwab da bu hükümetin halkla ilişkiler koordinatörü.

Mayıs 2020'de koronavirüs küresel paniğe yol açarken, İngiliz Veliaht Prensi Charles, Dünya Ekonomik Forumu kurucusu Klaus Schwab ile birlikte, Büyük Sıfırlama adını verdikleri olayı neşeyle açıkladı. O günden beri giderek artan bir şekilde, dünya siyaset ve iş liderleri, "Büyük Sıfırlama" veya "Dördüncü Sanayi Devrimi" gibi terimleri ve Biden Yönetiminin tercih ettiği "Daha İyiyi Yeniden İnşa Et" sloganını kullanıyor. ABD ve AB’nin “Yeni Yeşil Mutabakat”ı da bunun bir parçası.

Büyük Sıfırlama ile ilgili en çarpıcı gerçek, mevcut dünya ekonomik modelinin yarattığı kusurlarından sorumlu aynı ultra zengin plütokrat aileler tarafından geliştirilmesi.

Biz gariban halklar değil, onlar, Roundup glifosatları ve zehirli böcek ilaçlarıyla organik tarlaların ve doğanın canına okudu. Yani sadece virüs değil, pıtrak gibi artan kanser de bunların işi.

Bize zorladıkları ulaşım modelleri ile şehirlerimizdeki hava kalitesini bozdular.

Amerika Birleşik Devletleri ve AB ülkeleri "serbest piyasa" küreselleşme modeliyle CO2 salımı felaketini getirdi.

Şimdi biz sefil garibanlar, "gelecek nesli kurtarmak" için suçu kabul etmeye ve cezalandırılmaya şartlandırılıyoruz.

SÜR(ÜN)DÜRÜLEBİLİR DÜNYA

"Sürdürülebilir" bir dünya yaratmaya yönelik baştan çıkarıcı söylemin arkasında, daha önce hiç denenmemiş bir ölçekte nüfus azaltılması gündemi yatıyor.

Geriye kalanlar da bir tür "transhuman" olmaya hazırlanıyor.

Schwab 2016’da, “4. Sanayi Devrimi’nin Geleceğini Şekillendirmek” başlıklı bir kitap yazdı.

İçinde, daha fazla süt satın almak veya ocağı kapatmak gibi bizim için en sıradan kararları vermek için her şeyi her şeye bağlayan 5G akıllı telefonlar, Nesnelerin İnterneti ve Yapay Zeka'nın 4. Sanayi Devrimi ile gelen teknolojik değişikliklerini anlatıyor. Buna göre, aldığımız nefese kadar tüm verilerimiz, Google veya Facebook gibi özel şirketlerde toplanıyor.

Schwab, yeni nesil teknolojilerin, özel hayatımıza girmelerine, düşüncelerimizi okumalarına ve davranışlarımızı etkilemelerine nasıl izin verileceğini anlatıyor.

Schwab. "Giyilebilir bilgisayarlardan sanal gerçeklik kulaklıklarına kadar günümüzün harici cihazları bedenlerimize ve beyinlerimize yerleştirilebilir hale gelecek" diyor.

Ve ekliyor: "Dördüncü sanayi devriminin yol açacağı şey, fiziksel, dijital ve biyolojik kimliğimizin bir birleşimi."

Schwab, bu füzyon teknolojileri arasında "vücudumuzun cilt bariyerini kıran aktif implante edilebilir mikroçipler" olduğunu da açıklıyor.

Bu "implante edilebilir cihazlar” ayrıca, yerleşik bir akıllı telefon aracılığıyla normalde sözlü olarak ifade edilen beyin dalgalarını ve diğer sinyalleri okuyacakmış.

Evimin hemen önündeki çöpten yiyecek arayan insana böyle bir cihaz takmanıza gerek yok.

Aç ve yoksul olduğunu size bağıra bağıra açıklayabilir.

Google gel beynimi oku: O sefiller her geçen gün artıyor!

Gerçi şurası açık ki, Davos’takilerin gelecek planlarında bu yeni nesil sefiller belli ki yok.

Ne Amerikan halkı, ne de dünya halkları için artık "normal" olmayacak.

"Büyük Sıfırlama" planları ve "Global Pravda" rolünü üstlenen Big Tech tarafından tam kontrol sağlanacak.

Belki de bu Amerikan tarzı Faşizm, eski versiyonlardan daha cazip olacak.

Ancak Faşizm, gökte parlayan yıldız olarak göründüğünde bile Faşizm olarak kalacaktır.

Ve büyük usta Viktor Hugo, 1800’lerden bize seslenirken sanki bugünleri anlatıyor:

“Bana Sefiller kitabının tüm halklar için yazılmış olduğunu söylerken haklısınız. Sosyal sorunlar sınırları aşıyor. İnsan soyunun yaraları, yeryüzünü kaplayan o geniş yaralar, haritalardaki o mavi ya da kırmızı çizgilerde durmuyor hiç. İnsanoğlunun bilgisizlik ve umutsuzluk içinde bulunduğu, çocuğun kendisini eğitecek bir kitap ve ısıtacak bir ocak bulamadığı için acı çektiği her yerde Sefiller kapıyı çalar ve şöyle der: ‘Sizin için geliyorum! Açın kapıyı bana!’ Uygarlığın, içinde yaşadığımız şu alabildiğine karanlık saatinde, sefilin adı ‘insan’dır. O insan, bütün iklimlerde can çekişiyor ve bütün dillerde inliyor.”

 

KAYNAKLAR:

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55800992

https://www.globalresearch.ca/fascism-coming-us/5735351

http://www.williamengdahl.com/englishNEO25Jan2021.php