Sendikal dip dalgası

Ceyhun Balcı yazdı...

featured

Yetmişli yıllarda sendikal hareketin Türkiye’de doruğa çıktığını anımsayacaktır yaşıtlarım ve büyüklerim. 12 Eylül pek çok toplumsal olay gibi sendikacılığa da ölümcül darbe vurdu. Buna karşın, doksanlı yıllarda Zonguldak maden işçilerinin ses getiren eylemleri yaşandı. Sonrasında ve özellikle de son 20 yılda sendikal örgütlenmesinin giderek kan yitirdiği, hem nicelikçe hem de nitelikçe etkisizleştiğine tanıklık edildi.

Küresel ölçekte bakıldığında sendikal hareketin XX. yüzyılın son çeyreğinde düşüşe geçtiği, üçüncü binyılın başlangıcına sendikasızlaşmanın damga vurduğu görüldü. Salgın ve onu izleyen ekonomik kriz ortamında Türkiye’deki görünüm farklı olmadı.

ABD’DE SENDİKALAŞMA

Buna karşılık, ABD’den gelen ardışık sendikalaşma haberleri ilgi çekici boyutlara varmış durumda. Her ne kadar, 1 Mayıs’ın öncülü sayılan olaylara sahne olsa da ABD’deki sendikal devinimin öteden beri cılız olduğu ve Avrupa’nın oldukça gerisinde kaldığı bilinmekteydi.

Yapılan kamuoyu araştırmaları ABD’de sendikal örgütlenmeye onay oranlarının 1965’teki % 71’den bu yana % 65’le en üst düzeye çıktığını gösteriyor.

Küresel ölçekte tanınmış şirketlerde son 6 ayda sendikalaşma konusundaki sıçrama dikkate değer boyutlara erişmiş durumda.

Kimi kaynaklar bu olumlu gelişmeyi yaşamakta olduğumuz salgın sürecinin armağanı olarak yorumluyor. Başka deyişle, salgından kaynaklı gelişmeler çalışanların sendikal örgütlenme konusundaki özgüvenini güçlendirmiştir. Dolayısı ile de sendikal örgütlenmeye ilgiyi canlandırmıştır.

Sendikalaşmanın işaret fişeğinin ateşlendiği Starbucks her bir işyerindeki çalışanlarını “iş ortağı” olarak tanımlasa da çalışanlara sorulduğunda emeklerinin karşılığını alamadıkları, kötü koşullarda çalıştırıldıkları türünden karşılıklar alınmış olması dikkat çekicidir. Sendikalaşma sürecini elinden geldiğince baltalamaya ve engellemeye çalışan işveren bu kez sendikalaşmanın olduğu birimleri çalışma koşullarını iyileştirme kapsamı dışında bırakarak bir bakıma sendikalaşmayı cezalandıran tutum almaya başlamış.

Yine küresel ölçekli tanınırlığı yüksek olan Amazon’da da çalışanlar sendikalaşmaya onay vererek işverene meydan okuma noktasına gelmişler. Patronunun boşandığı karısına milyar dolarlarla ifade edilen ödence verdiği şirket çalışanlarının özgüvenli yaklaşımı yalnız ABD’de değil dünyanın başka yerlerinde de ilgi gören bir başka gelişme olmuş.

Son olarak, Apple çalışanları geçtiğimiz günlerde sendikalaşma oylamasında “evet” diyerek bir başka önemli gelişmenin altına imza atmışlar.

Sendikalaşmanın akla bile getirilmediği yarım yüzyıllık zaman aralığı sonrasında ardışık sendikalaşma haberleri hiç kuşkusuz umut verici gelişmelerdir. Ancak, bu psikolojik eşiğin geçilmiş olmasıyla girilen yolun “dikensiz gül bahçesi” olmayacağını öngörmek de yanlış olmayacaktır. İşverenlerin bu kapsamda atabileceği pek çok adım ve buna bağlı olarak yaratabileceği sayısız olumsuzluk olabileceği akıldan çıkartılmamalıdır. Farklı deyişle, sendikalı yeni dönemde işveren-işçi ilişkilerinin çok daha sert ve örseleyici gelişmelere açık olması yüksek olasılıktır.

ABD’deki sendikal kıpırdanmanın daha çok besin ve konaklama sektöründe olduğu görülüyor. Bu genel eğilimle uyuşmayan bir başka sendikalaşma girişiminin sağlık sektöründe kendisini göstermiş olması da ilgiye değerdir.

ABD’de 145.000 asistan doktor olduğunu öğreniyoruz kimi kaynaklardan. Neredeyse Türkiye’deki toplam hekim sayısına yakın bir sayıdır bu. Salgın boyunca ön cephede çaba gösteren hekimler arasında asistanların çok daha öne çıktığı, geçmişte olduğu gibi salgın ortamında sömürüye, aşırı iş yüküne ve kötüye kullanıma açık hale geldikleri görülmüş. Onların sendikalaşma aracılığıyla örgütlenme kararlılığı sıra dışı bir örnek olarak not edilmeye değer olsa gerektir.

Sendikal hareketin ABD’de uykudan uyanmış olması her şeye karşın olumlu bir gelişme sayılmalıdır.

Darısı başımıza diyesi geliyor insanın.

Bu dileğin yerine gelmesi içinse hem kamu çalışanları hem de işçi sendikalarının titreyip kendine dönmesi öncelikli gerekliliktir. Bir bölümü yandaşlıktan beslenme çabası içindeyken, bir diğer grup sendikal yapının paçasını etnikçiliğe kaptırmış olması önde gelen sorun olarak boy gösteriyor. Sendika olduklarını, önceliklerinin emekten yana tutum almak olduğunu anımsarlarsa ne iyi.

Türkiye’deki güncel durumu belirleyen bir başka önemli etken sığınmacı ya da istilacı sorunudur.

TÜRKİYE’DE SENDİKA(SIZ)LAŞMA

Sendikalaşma Türkiye’de de canlanabilir mi?

Her şeyden önce uygun koşullar gerekir böyle bir olumlu gelişme için.

Uygun koşullar olmadığını söylemek durumundayız.

Her şeyden önce Türkiye kendisini Batılılara siper etmiş olmayı, tamponlaşmayı içselleştirmiş durumdadır. Her fırsatta “yerli ve milli” diyenlerce yaşama geçirilmiştir bu olumsuz durum. Hem de birkaç milyar Avro karşılığında. Sokakta yürüyen her 10 kişiden birisi yabancıdır ülkemizde.

Durum böyle olunca pek çok kişi için yakınma konusu olan bu olumsuzluğun niteliksiz ama aynı oranda ucuz işgücü anlamına geldiğini bilmem söylemeye gerek var mı? Böylesi bir ortamda sendikalaşmak şöyle dursun sendikanın adını anmak söz konusu olabilir mi?

Diğer yandan, Türkiye’de çalışanların yarıya yakınının “asgari ücretli” olduğu gerçeği de göz ardı edilememelidir. Yüksek(!) oranlı artışlara karşın asgari ücret yoksulluktan kurtarmaya yetmese de geriye kalanların ücretlerini de yakalama yolunda ilerlemektedir. Farklı deyişle asgari ücretli olmayanlar da hızla yoksulluğa yaklaşmaktadır.

Başka şeyler de eklenebilir belki. Ama, bu iki etken bile sendikalaşma için elverişsiz koşullar yaratmaya yetip de artmaz mı?

Sığınmacı/istilacı sorunu toplumu pek çok açıdan ilgilendirmektedir. Her geçen gün artan duyarlılaşma da bu bağlamda nedensiz değildir. Son 20 yıldır işbaşında olan dinsel eksenli yönetim çalışma yaşamında sendikalaşmanın önüne dikilen önemli engel olmuştur. Ülkemiz nüfusunda % 10’a varan yabancı varlığı bu olumsuzluğun üzerine tüy dikmiştir dense yeridir.

 

Sendikal dip dalgası

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 2 ay önce

    Sayın Balcı, işçi diye örnek verdiğiniz yerlere bakın: Starbucks, Amazon ve Apple.Hizmetler sektörü, bilişim sektörü ve ticari sektör. Bu alanlarda sendikalaşma hiç bir zaman olmaz olsa da sarının en koyu tonunda olur. Çünkü özel sektörde dayanışma ruhu, birlik beraberlik değil kıyasıya yarış esastır. Kimileri ayın elemanı olmak için babasını bile satar. Toplumdan, dünya gerçeklerinden kopuksunuz maalesef. Saygılarımla.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!