Shangri-La Diyaloğu: Asya Güvenlik Zirvesi

featured

Dr. Barış ADIBELLİ yazdı…

Diplomasinin nabzı geçen hafta sonu Singapur’da attı. İki yıl aradan sonra Shangri La Diyaloğu kapsamında 19. Asya Güvenlik Zirvesi gerçekleştirildi. 59 ülkeden 553 delegenin katıldığı zirveye Japonya ve Güney Kore’nin açıklamaları ile Çin-ABD Savunma Bakanlarının konuşmaları ve Çin-Avustralya ve Çin-ABD Savunma Bakanlarının yüz yüze görüşmesi damgasını vurdu.

Zirvenin açılış konuşmasını yapan Japonya Başbakanı Kishida, “Barışçıl ulus olan Japonya’nın Başbakanı olarak, Japon halkının can ve mal varlığını korumak ve bölgede barışçıl bir düzene katkıda bulunmak sorumluluğum var” diyerek “kendimizi korumanın bir yolu olarak caydırıcılık ve müdahale yeteneklerimizi geliştirmemiz gerekiyor. Japonya’nın yeni dönemde hayatta kalması için bu gereklidir.” Uyarısında bulunarak Japonya’nın yeniden askeri güç olmak istediğini dile getirmiştir. Ayrıca, Japonya Başbakanı Kishi’da GSMH’nin % 2’sini savunma bütçesine ayırma kararı aldıklarını söyleyerek, Japonya’nın ABD ve Çin’in ardından dünyanın üçüncü en büyük savunma harcaması yapacak bir ülke haline geleceğine işaret etti.

Bunun yanında Japon Başbakanı dünyadaki ve Pasifikte’ki hızlı jeopolitik değişimin Japonya’yı da etkilediğini söyleyerek önümüzdeki günlerde yeni bir ulusal güvenlik stratejisini yürürlüğe koyacaklarını belirtti. Bunun yanında, Japonya’nın yeni tehdit algılamasının merkezine Rusya’nın da eklendiğini söyledi.

Hemen her fırsatta barışçıl bir ulus ve devlet olduklarını söyleyen Japonya, ilk defa bir uluslararası toplantıda barışın yerine caydırıcılığın artırılması, savunmanın güçlendirilmesi ve askeri yemeklerin ve kapasitenin geliştirilmesi üzerine odaklanmış bir konuşma yaptı. Açıkçası, Kishida’nın Shangri-La Diyaloğu toplantısındaki konuşması Japonya’nın Asya-Pasifik’teki güç dengesinin bozulmasına karşı bir ültimatomu ve bu yeni süreçte Japonya’nın Asya-Pasifik’teki yeni güç dengesinde alacağı rolün yol haritasını göstermesi açısından önemliydi. Japonya Başbakanı tüm bunları söylerken, en önemli dayanak noktalarının da ABD olduğunu söylemekten geri durmadı; hatta ABD için “tek müttefikimiz” tanımlamasını kullandı.

Japonya’da bunlar olurken Güney Kore tarafında da gelişmeler yaşanıyordu. Güney Kore Savunma Bakanı, toplantıda yaptığı konuşmada, “Güney Kore’nin, iki ülke arasındaki tarihi, askeri ve bölgesel anlaşmazlıkların yanı sıra diğer meseleler nedeniyle durdurulan güvenlik işbirliğini yeniden tesis etmek için Japonya ile ciddi bir görüşme yapmaya istekli olduğunu açıkça belirtti.” Önceki Seul yönetimin mesafeli tutumuna karşı göreve yeni gelen yönetim Japonya ile birlikte hareket etmek için oldukça hevesli görünüyor. Peki Güney Kore Japonya ile birlikte hangi tehdide karşı hareket edecekler? Cevap gayet basit: Güney Kore, on yıllarca Kore yarımadasını işgal eden, sömüren zulmeden Japonya ile birlikte kendi kanından öz kardeşleri olan Kuzey Kore’ye karşı birlikte savaşacak. İşte, kardeşi kardeşle savaştıran emperyalizm böyle bir şey. Bu nedenle emperyalizmin rengi, dini, milliyeti ve coğrafyası yoktur. Emperyalizm, emperyalizmdir!

Tüm bunlar yaşanırken, Çin Savunma Bakanı, Asya Güvenlik zirvesinde yaptığı konuşmada, “Her ne pahasına olursa olsun Tayvan’ın bağımsızlığına karşı savaşacağız ve sonuna kadar savaşacağız. Çin için tek seçenek bu…  Çin’i bölmek için Tayvan’ın bağımsızlığını arayanların sonu kesinlikle iyi olmayacak… Tayvan, Çin’in bir eyaletidir. Tayvan’ın yeniden birleşmesini gerçekleştireceğiz” diyerek adeta ABD’ye meydan okudu. Ayrıca Çin Savunma Bakanı, ABD’nin Hint-Pasifik stratejisi için de “belirli bir ülkeyi hedef almak için özgür ve açık bir Hint-Pasifik adına özel küçük bir grup oluşturma girişimidir” diyerek “Hint-Pasifik stratejisi başkalarını kontrol altına almak ve çevrelemek için çatışma ve yüzleşme yaratma stratejisidir” şeklinde ifade etmiştir.

Sonuç olarak, görüldüğü üzere, Ukrayna Savaşı küresel güç dengesini bozmuş surumdadır. Sadece Avrupa’daki jeopolitik dengeleri bozmamış aynı zamanda Asya Pasifik bölgesindeki dengeleri de bozmuştur. Ancak ne Avrupa’daki ne de Asya Pasifik’teki yeni dengeler ABD’nin lehine olacaktır. Açıkçası Japonya’nın, Tayvan umurunda değil. Tayvan’da demokrasi ne olmuş? Tayvan’ın bağımsızlığı ihlal mi edilmiş? Bunların hiçbirisinin Japonya açısından hiçbir anlamı ve önemi yok.
Yakın Japon tarihinde hiçbir zaman Tayvan bağımsız bir siyasi yapı olarak görülmemiştir. Zaten Tayvan sorununun bugüne gelmesindeki ana sorumlu da Japonya’dır. 1894-1895 Çin-Japon savaşının ardından imzalanan antlaşmayla Japonya Tayvan’ı işgal etmiş, ardından ilhak etmiş, burada bir sömürge yönetimi kurmuş ve İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar elinde tutmuştur. Bu süreçte hiçbir zaman Tayvan halkının ne istediğini veya Tayvan’ın bağımsızlığını veya Tayvan’ın esas sahibine geri iadesi gibi konuları hiçbir zaman gündeme getirmediği gibi asla tartışmaya da açmamıştır. Bugün, Japonya, Tayvan ve Çin üzerinden yeniden Pasifik bölgesinde hegemonik gücünü kurma arayış içerisindedir. Sadece Japonya değil, ABD de Tayvan üzerinden Asya-Pasifik’te bir hegemonya kurma arayışı içerisindedir.

Yükselen Asya aynı zamanda Asya uluslarının da uyanışı anlamına gelmektedir. Bu nedenle, ABD, bu yükselen Asya kavramına çok sıcak bakmıyor. Asya uluslarının uyanışı demek bağımsız bir Asya’nın ufukta görünmesi anlamına gelmektedir. Bugün bu gerçek çok net bir şekilde Hindistan örneğinde görülmeye başlandı bile.

Hindistan’ın ABD’nin Çin’e karşı kullanacağı bir aparat olmak istememesinin ardında yatan gerçek de budur. Hindistan gibi büyük bir devletin uzun yıllar İngiliz sömürgesinde kalarak yaşadığı tarihsel süreç ve deneyimden yola çıkarak bir kez daha 21. yüzyılda kendisine yeni bir efendi, yeni bir sömürgeci istemiyor, yeniden büyük güçlerin veya birilerinin sömürgesi haline gelmek istemiyor. Hindistan bağımsız bir dış politika izleyerek Gandi ve Nehru’nun yolunu takip etmek istiyor. Aksi bir durum onların mirasına ihanet etmek anlamına gelecektir.

Aslında yaşanan durumu IISS direktörü John Chipman Asya Güvenlik zirvesinin açılışında söylemişti: “Şimdiye kadar özgür ve açık bir Karadeniz sağlanamamışken nasıl olup da özgür ve açık bir Hint- Pasifik’i desteklemeye yardım etmekten bahsedilebilir?” Bir başka deyişle, Chipman, isim vermeden ABD’yi eleştirerek önce Karadeniz’deki sorunu yani Ukrayna Savaşını çöz sonra Asya-Pasifik’in sorunlarına el at diyordu.

 

Shangri-La Diyaloğu: Asya Güvenlik Zirvesi

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!