Sinemacılar kimden korkuyor?

Nihat Genç yazdı...

Sinemacılar kimden korkuyor?

Ödül almış filmleri ve dizi film platformlarını izliyoruz, ülkemizde ve dünyada çekilen filmler üzerinde hepimizin az çok ama bir yazar olarak benim daha çok bilgim var.

Mesela 90'lı yıllarda yazılarımda Çanakkale Savaşı üzerine neden doğru dürüst film belgesel yoktu diye bağırırdım, çünkü o yıllarda yoktu, ve mesela Sarıkamış faciası üzerine dahi etraflıca kitap bulmak zordu, üstüne gidip yazılar yazdım, dedim ki, illa zaferler değil hezimetler de acı trajik olaylar da anılmalı hatırlanmalı, ki, anma günleri sonra sonra düzenlenmeye başladı. Hepsini geçtim mesela o kadar lafı edilir ama 60 ihtilali 12 Mart 12 eylül vs. üzerine sağcı muhafazakar tayfa gazete tefrikaları basitliğiyle algı yaratmış ekmeğini yemiştir ve derinlikli romanı sineması hiç olmamıştır. Ve çok sonra yine gazeteci gözüyle gazete küpürleriyle üstünkörü belgeseller gerçekliği üzerinden değil bir melodram (siyasette algı oluşturmak için göz yaşı döktürüp acındırarak) olarak çekilmiştir. Yani sormak lazım, bu büyük tarihi olaylar sinemaya neden aktarılamadı, çarpıcı fotoğrafları ihanetleri yalnızlıkları zulmü filmlerle beyinlere kazılmadı.

Daha da önemlisi, daha geçen gün ihtilalden beş yıl sonra dahi silahlı kuvvetlerde 500 Fetöcünün gözaltına alındığı haberi geldi, daha iki ay önce Kara Kuvvetleri istihbarat başkanı Fetöcülükten yakalandı, yani her taraf kımıl kımıl Fetöcü kaynıyor, hatta ihtilalden sonra dahi Fetö silahlı kuvvetlere yeni elemanlar yerleştirdiği biliniyor.

Dünkü gün, Birikim Dergisi yazarı Barış Özkül'un 2019'da yazılmış bir yazısına denk gelip yazdım, aklım havsalam almıyor, Balyoz operasyonunu romanına konu edinmiş romancı Ayhan Geçgin'i azarlıyor, aynen şöyle diyor: 'Ahmet Altan'ı yazmak varken neden on yıl öncesinin Balyoz konusunu yazıyorsun'. Franco dediğin cunta lideri Kenan Evren dediğin adamlar dahi yazarlara şunu yaz bunu yaz diye bir mecburiyet koymadı, ama, kendisini özgürlükçü solcu diye adlandıran Barış Özkul adlı yazarın cüretine bakar mısınız? Gestapo musun, SS subayı mısın, romanlardan sorumlu komiser misin, sana ne, yazarın neyi yazıp yazmayacağı!

Bir korku iklimi oluşturuyorlar, yasaklar ilan ediyorlar, yazarları etki altına almaya çalışıyorlar! Balyoz niçin yazılmasın istiyorlar, çünkü, aynı dönemde liberaller Fetö'yü ve AKP'yi destekledi gerçeği ortaya çıkıyor. 

Evet, geçtiğimiz yirmi yıl içinde Türkiye ve çevresinde çok büyük tarihi olaylar yaşandı, Irak ve Suriye parçalandı, IŞİD, PKK gibi vahşi örgütler, büyük insanlık dramları yaşandı, yaşanıyor, ve hala bu dramları ülkemiz içinden anlatan romancı yazar sinemacıları pek göremiyoruz.

Ki, Lübnanlı kadın sinemacı Labaki'nin Kefernahum filmi muhteşemdir, insan böyle filmlere çok imreniyor özeniyor, ve  müslümanların çektiği acıları neden Lübnanlı bir Hristiyan çekiyor ve biz sorumluluk üstlenmiyoruz diye kendimizi de hiç sorgulamıyoruz.

Oysa mesela Fetö Türkiye'deki siyasi iklimi hazırlamak için bir yığın kumpas komplo film çekti, iftiralar ithamlar yalan yanlış bilgilerle kitlesel algı çalışması yaptılar, Şefkat Tepe, Ezel, Şubat Soğuğu, Kollama filmlerini hatırlıyorum, ve yüzlerce bölüm süren, güya Türkiye'yi kemalist masonik derin bir konsey yönetiyor tezini işleyen Kurtlar Vadisi dizisi. Bu dizilerin hepsi görevlerini yaptılar beyinleri bilinçleri biraz sonraki suikastlerine operasyonlarına işgal ve talanlarına hazır hale getirdiler.

Üstelik yazar sanatçı huzursuz insandır, kıllanır, merak eder, derinine inmek ister, hayır, göründüğü gibi değil diye iddialarda bulunur, ve ama, biri kalkıp da, Necip Hablemitoğlu'nu ya da Muhsin Yazıcıoğlu'nu ya da Hrant Dink'i kimlerin vurduğunu dört dörtlük çok sağlam bir senaryoyla niye anlatmıyor, macera aksiyon atraksiyon mistisizm her şey var, kimden korkuyorlar!

Dünya sinemasına bakıyorum, yüzlercesini çok iyi tanıyorum, bugünlerde kimsecikler değişik bir fikir yepyeni bir konu bulamıyor. Aynı temalar üzerinde kısır bir döngü hüküm sürüyor. Mesela bu yıl oscar bir karavan filmine, en iyi yabancı film de yine bir karavan filmine verildi!

Oysa, mesela, bu ülkede çok olağanüstü tarihi olaylar uzun yıllar yaşandı.

Bine yakın yüksek rütbeli subay hukuksuzca kodese tıkıldı, üstelik, hikayeleri subayların kitaplarında hazır şekilde duruyor, kimse çıkıp bu tarihi büyük olayları filme çekemiyor.

Cumhurbaşkanının, Genelkurmay Başkanının ve kuvvet komutanlarının korumaları dahi fetöcü çıktı, bundan ala gerilimli bir film olabilir mi? Bütün yüksek siyasi ve komutanların evlerine kameralar yerleştirildi ve sonra teşhir ve tasfiye edildiler, bundan daha derin hikaye olabilir mi?

Fetöcü vali, savcı, gazeteci, meşhur kasaba üçlüsünü kurup, bulundukları şehir ve kasabada 'himmet' diye tüccarlara çullanıyorlar ve parası olanlara hapis tehdidiyle anasını emdiği süt burnundan getirilip çökülüyor, bir değil yüzlerce örnek ortada. Valiye savcıya güvenmeyeceksin de kime güveneceksin, dünyalıların ağzını açık bırakacak bundan ala kolpa bir film olabilir mi?

Sınav sorularını çalmaları öyle bir kaç örnek değil yıllarca tulum halinde topluca hakimlikten askeriyeye kurmaylık sınavlarına kadar nasıl bir teşkilat kurup otomatiğe bağladıkları ve göz göre onmilyonların hakkını yedikleri yani bu kadar sınav sorusunun profesyonel tekniklerle bir gizli cemaat adına çalınması büyük bir hikayenin konusu değil mi? Ve bütün bu hırsızlıkların yarınlardaki büyük işgale hazırlık olduğu!

Köylerden okumayan yoksul çocukların bir şekilde kandırılma beyinleri yıkanma hikayeleri sizce de ilginç değil mi? Telkinler hipnoz, şeytani ağbiler ve Said Nursi propagandasıyla yurtlarda 'ağbilik' kurumuyla teke teke bire bir on yaşlarından ellili yaşlara kadar kırk uzun yıl gözaltında tutulmaları muazzam bir hikaye değil mi. Evlilikleri bile katalog, yoksulluk ve maaş ve makam uğruna ağbileri ne derse yapan robotlar haline getirilmeleri sarsıcı insan hikayeleri değil mi?

Türkiye'nin en büyük medya kurumlarını yavaş yavaş ele geçirmeleri, ekranları yavaş yavaş ele geçirmeleri, en büyük holdingleri iş adamları yavaş yavaş sindirip ele geçirmeleri, her operasyondan önce Fetöcü savcıların mesela Keçiören Samanyolu lisesinde toplantıları ve her operasyon öncesi ekrandan sabaha kadar kavga gürültü baskı dayatma iddia tartışmaları, büyük konular değil mi?

Askeriyenin döşemelerine kozmik odalarına toprağı kazıp yerleştirdikleri silahlara kadar istihbarat çalışmalarını bu büyük kumpaslardan daha büyük hikayeleri dünyanın başka neresinde okudunuz? Otuzbeşe yakın üniversite ve yüzlerce büyük sanayi kuruluşunu ele geçirip ve yüzlerce liberal aydını tek tek Aband Toplantıları ortada alayını nasıl kafaladıkları nasıl kullandıkları sizce de tarih ve insanlık ve dünyalılar açısından çok çarpıcı hikayeler değil mi?

Bu komplo kumpas operasyon süreçlerinde gönüllü ve zorda kalarak ya da sessizliğiyle bu ajan örgütüne teslim olan işadamlarının her biri, maaşına şöhretine kanmış her yazarın her biri, sağlı sollu libareller yazarların her biri, bugün dahi muhalif kanalda rolünü devam ettiren spikerlerin her biri, ekrandan sabaha kadar örgütün bülbülü gibi iddialar var deyip itham iftira atan yazarların her birinin... gündelik hayatları, suratları, karakterleri, dönüşümleri, şeytani bir ajan örgütüne bilerek ya da gönüllü ya da anlamadan bağımlı kul köle haline gelişleri, sizce de çok çok büyük romanların konusu değil mi?

Ne yüz bölüm ne iki yüz bölüm, binlerce bölüm onlarca yıl çekilse, bu kadar insan karakterini, bu kadar ihaneti şaşırtıcı şekilde ani dönüşümleri dünyanın hangi romanlarında bu kadar bollukta tefrikayla bulabilirsiniz!

Cumhuriyet'in ve yurttaşların ve silahlı kuvvetlerin ve hakim kurumlarının ve medyanın hedefe konduğu bu büyük saldırıların canlı canlı yayınları operasyonları hepinizin gözleri önünde yirmi uzun yıl sürdü. Bir de bu gizli örgütün 60'lı yıllardan beri süren derin hazırlıkları var ki, o da ayrı bir dizi konusu. Ve bu cemaat üyelerinin kafirliği domuzluğu dahi islamileştirme çabaları ve yalaka yavşak suratları ve balgam sümük kusmuk suratları ve insan dışı duruş bakış ve konuşmaları, her halleriyle cadı kazanlarını engizisyon mahkemelerini ortaçağı aratmayan hepsi yüzlerce iblis hikayesi değil mi?

Ve yüzlerce liberal asker gazetecinin hayatını kökünden değiştirip büyük bir korku iklimi oluşturulmasına cahil bir köy vaazının sümüklü ağlamaklı videolarıyla başlanmış olması, sizce de izlenme rekorları kıracak kadar bu deliliğe bu yazarlar nasıl girdi, kim besledi kim fonladı, Amerika'da kim yetiştirdi, hala akılların almadığı kadar büyük bir olay değil mi?

Herkes mi sarhoştu, herkes mi uyuşturulmuştu, herkes mi kokain çekmişti, herkes mi uykudaydı, herkes mi aldandı, ya da herkes bu büyük operasyon ve kumpaslara nasıl geldi.

Ya da herkes mi şeytandı!

Ve, hikayemizin konusu beş on yüz bin değil, milyonlarca insanın manipülasyonu dönüşümü örgütlenmesi ve silahlı kuvvetleri dahi içine alacak büyük bir ajan ordusuna dönüştürülmesi...

İçinizde kitap okumuş ve film izlemiş en deneyimli bir arkadaşınız olarak söylüyorum, Fransız ve Rus İhtilalleri ve I ve II. Dünya savaşlarında dahi bu kadar büyük gizlilik ve ajan harekatına şahit oldunuz mu gördünüz mü? Tarihlerde bulamazsınız!

Şu öykünün çarpıcılığına bakar mısınız, Fetö'nün iftira atıp suçladığı bir subay tugaydaki Fetöcü yapıya karşı kendince mücadele ediyor ama nafile kodesi boyluyor ve ama, Fetöcü diye kuşkulandığı bir kaç isim ancak bulabiliyor ve kendisi de tugayda iki Fetöcü olduğu inancında.

Şimdi hızla filmin son sahnesine gelelim, ne biri ne ikisi, tugaydaki bütün subaylar Fetöcü çıkıyor!

Böyle çarpıcı sahneler hangi tarih hangi romanlar yazmış! Ve hala AKP içinde ve medyada yaşayan kripto yazarlar, ve işadamları, hangi hukuk dümenleriyle yakayı ele vermeyip hiç bir şey olmamış gibi yaşayabiliyorlar ve eski bilgilerini sildirenler ve Ege Denizi'nde botla kaçan koca koca generaller savcılar, yüzlerce binlerce onbinlerce renkli konu! Ve bildiğimiz tanıdığımız halde hala korkudan adını verip yazamadığımız siyasiler askerler!

Ve mesela otomatiğe bağlanmış gibi mahkemede kodeste ve kaçarken ve her yerde hepimizin ve hukukun gözlerine baka baka, ve hepimizi salak,aptal yerine koyup paso yalan söyleyen yüzbinlerce insan. Sadece bu 'yalan' üzerine nice tefrikalar düzülür katlettikleri mahvettikleri yüzlerce sıradan insan hayatlarına neden vicdansız merhametsiz taş gibi duygusuz kaldıkları psikiyatri terapi hipnoz neyse tek tek anlatılır!

Ve düşünün bir ülkenin savaş uçakları ve helikopterleri ellerinde ve ihtilal gecesi halkı meclisi bombalıyorlar ve şu anda binlerce video kaydı ortada ve hepsinin mahkemeleri tutanakları ortada ve itirafçıların hikayeleri ortada, yani, ulaşılması zor bilgiler hiç değil, ve düşünün bu ülkenin yazarları sinemacıları tarihin bu en acayip vakasıyla hiç ilgilenmiyor oralı hiç olmuyorlar!

Niçin korkuyorsunuz, kimden korkuyorsunuz, TRT'si niçin Fetö filmleri için senaryo yarışmaları açıp büyük kampanyalar başlatmaz, işadamı örgütleri böyle olaylar bir daha yaşanmasın diye niye sinemacıları senaryocuları teşvik etmez önlerini açmaz, Kültür Bakanlığı neden Fetö filmlerine ayrı bir bütçe ayırmaz özel bir çaba içine hiç girmez.

Kardeşlerim, Fetö'yü bütün dünyaya anlatacak filmler diziler çekmeyi ihmal edersek şüpheniz olmasın çok yakında Fetöcüler büyük tazminatlar ve aynı itham ve iftiralarla yine hukukun ve aydınların ve hepimizin üstüne yine çökeceklerdir.

Evet, tek bir Fetö filmi hikayesi senaryosu dahi yok, neden yok, korkuyor musunuz, saklanıyor musunuz, bulaşmak istemiyor musunuz, filminize para senaryonuza destek bulamam diye endişeleriniz mi var.

Ya da etrafınızdan sinema kurumlarından ya da dünyanın büyük festival ve film platformlarından büyük bir amborgo yerim dışlanırım diye korku içinde misiniz?

Bu trajedinin senaryosu hep aynıdır, kaldığınız yerden size hayatı dareden aynı ihanet çocuklarınızı torunlarınızı da mahveder, çünkü, dilsizsiniz, çünkü, başınıza gelen felaketi anlatamayacak kadar acizsiniz.

Filmini çekmeye korkuyorsunuz çünkü parasız kalırım çünkü ötekileştirilip sektörden uzaklaştırılım korkusu yaşıyorsunuz. Sorunun temeli de bu zaten, o milyonlarca ajan fetöcü de aynı dışlanırım maaş ve iş bulamam endişesiyle cemaatin robotu haline gelmişti zaten.

Şimdi size film çektirmeyen atmosfer ve iklim ve çevre, kendi imkanlarıyla okuyamayıp cemaate yanaşmak zorunda olan Fetö kurbanı çocukların aynı hikayesi!

Yani, beş-on Fetöcü yakalasan da Fetönün hakim olduğu senaryo film reklam medya endüstri iklimini-atmosferini yıkmak mümkün değil!

Yani, Cumhuriyetçiler! Akademiye medyaya yazar kalabalığına bakmayın, bir kaç kişi dahi yoksunuz.

Seksen milyonluk ülkeden tek kişi çıkıp başımıza gelen felaketleri dünyalılara anlatma sorumluluğu üstlenecek kadar kişiliğine ekmeğine kendine güvenemiyor!

Yazar ve sanatçıların gözü korkutulmuş ve güvenleri yıkılmışsa, ülkeniz paramparça olmaya hazır demektir, çünkü hain irade, komplosu kumpasıyla kapıda bekliyor ve bir günde algıyı ortamı lehine dönüştürebilir, demektir.

Ve gün gelir Ermenisi PKK'sı Fetösü filmini çeker belgeselini yapar yine seni aşağılar seni suçlar ve algı oluşturup yüksek insanlık mahkemelerine sapık ırkçı soykırımcı vahşi diye yine bizleriyaka paça sürüklerler!

Hadi geçtik Türkiye Cumhuriyeti Devleti istikbalini, bir insan olarak 'hakikatı' merak etmiyor musunuz?

Bir insan olarak yaşadıklarınızın gördüklerinizin insanlık ve tarih önünde şahitleri değil misiniz?

Bir insan olarak kandırılmak tecavüz edilmek hazinelerinizin medyanızın haklarınızın elinizden alınması ağrınıza gitmiyor mu?

Aynı cemaatler aynı şeyhler aynı ajan örgütleri hala silahlı kuvvetlerinden hakimlerine yazarlarına kadar hepimize hala bir sıçan sürüsü gibi davranmıyor mu?

Hala AKP'si İyi Partisi, medyası, Davutoğlusu Babacan'ı ve hatta CHP'si bu Fetöcü yaratıklarla tıka basa dolu değil mi?Hala Fetösü Ermenisi PKK'sı aynı cephede ortak değil mi?

Amerika'yı arkalarına almış halkın silahı halkın parasıyla ve yüzyıllık maddi ve manevi kazanımlarımız ve değerleriyle Cumhuriyet'imizi yıkmışlar ve kimsenin umrunda değil, öyle mi?

Kardeşlerim, ajanı düşmanı haini  kumpascıyı yakalayacak kovalayacak yakasına yapışacak teşhir edecek ibreti alem rezil edecek tüm dünyaya duyuracak insanlığa tane tane anlatacak gücün yoksa, gün gelir, bu topraklardan aynı soysuz cemaatler seni değil artık çocuklarını torunlarını bir daha tutuklar kovalar kodese tıkar!

Ey memleket!

Yine neyle meşgul ediliyorsun, yine hangi gaflet uykularındasın!

Zehirli yılanları fareleri yarasaları sırtlanları akrepleri yine bir daha tanımayacak hale yine seni kim getirdi!