ŞİÖ, AUKUS’a meydan okudu

Barış Adıbelli yazdı...

ŞİÖ, AUKUS’a meydan okudu

Bu hafta dünya gündemine Asya'daki gelişmeler damga vurdu. Önce 15 Eylül'de ABD, İngiltere ve Avustralya yeni bir güvenlik işbirliği mekanizması olan AUKUS’u kurdular. ABD Başkanı Biden’a bu mekanizma Asya-pasifik bölgesinde yeni bir güvenlik Paktı anlamına geliyordu. Bu paktın kuruluşundan çok Fransa'nın bu paktı'nın kurulmasına karşı gösterdiği tepki dünya gündemine damgasını vurdu. Biden bu paktın kuruluşunu açıklarken Avustralya'nın nükleer denizaltı filosu edinmesine İngiltere ile birlikte katkıda bulunacaklarını açıkladı. Tabii bu daha önce milyarlarca dolarlık konvansiyonel denizaltı anlaşması yapmış olan Fransa'nın büyük bir tepkisini çekti. Fransa o kadar büyük bir tepki gösterdi ki ABD ve İngiltere büyükelçilerini istişare için Paris’e geri çağırdı.  

Dünya bu yeni pakta odaklanmışken, 16 Eylül'de Tacikistan'ın başkenti Duşanbe’de Rusya'nın NATO’su olarak değerlendirilen Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün (KGAÖ) Güvenlik Konseyi toplandı. Bu zirvede de önemli kararlar alındı. Afganistan bu zirvenin neredeyse tek gündem maddesiydi. Toplantıda Rusya, KGAÖ’nin acil müdahale gücünün ortaya çıkan yeni jeopolitik riskler doğrultusunda güçlendirilmesini önerdi ve bu yönde karar alındı. 

Hemen ardından 17 Eylül'de ise Şangay İşbirliği Örgütü'nün (ŞİÖ) Duşanbe Zirvesi toplandı. Dikkat edilirse hem KGAÖ hem de ŞİÖ, Duşanbe’de birer gün arayla toplandılar.  Öteden beri Putin, KGAÖ’nün bir şekilde ŞİÖ’ye entegre edilmesini savunagelmiştir. Özellikle ŞİÖ’nün askeri bir boyutunun olmaması ŞİÖ’nün caydırıcılık seviyesinde bir zaaf olarak hep Rusya tarafından iddia edilmiştir. Bu nedenle, Rusya, KGAÖ’nün, ŞİÖ’nün askeri kanadı olması konusunda yoğun baskı da bulunmuş; ancak Çin askeri ittifakların savaş nedeni olabileceği konusundaki tarihsel tezi nedeniyle ona hep karşı çıkmıştır.

Bilindiği üzere,  21. yüzyıl Asya yüzyılı olarak adlandırılıyor ve yükselen Asya gerçeği bugün tüm uluslar tarafından dikkate alınan bir gerçek. Diğer bir gerçek ise Asya'da yeni bir dünyanın kuruluyor olmasıdır. Kurulmakta olan yeni dünyanın temelini çok kutupluluk, karşılıklı saygı, içişlerine karışmama, toprak bütünlüğüne ve egemenliğe saygı gibi değerler oluşturuyor. Kuşkusuz, bu yeni dünya aynı zamanda ABD’nin küresel hegemonyasına karşı en büyük meydan okuma anlamına da geliyor.  ABD, yükselen Asya kavramından kaçma adına Hint-Pasifik bölgesini icat etmiş ve burada kendi jeopolitik oyununu birtakım bölgesel müttefikleri ile birlikte kurgulamaya çalışmaktadır. Açıkçası, ABD'nin Hint-Pasifik stratejisi bir ölüm kalım mücadelesinin öteki adıdır. ABD, küresel konumunu bırakmamak, tek kutuplu uluslararası sistemden vazgeçmemek adına yükselen Asya'nın karşısında alternatif bir Asya-Pasifik bölgesi kurmaya çalışmaktadır.

ABD, Afganistan'da en uzun savaşını sona erdirirken şimdi Avrasya’nın en uzun savaşı başlıyordu.  Amerikan Dışişleri Bakanı Orta Doğu turunda müttefiklerine Afganistan'dan çekilmelerinin ana amacının Rusya ve Çin'e odaklanmak olduğunu itiraf etmiştir. Bu da göstermektedir ki Afganistan'dan çekilmenin  arkasında yatan amaç Çin ve Rusya ile Avrasya coğrafyasında yeni bir mücadeleye girmektir. Fakat ABD'nin önündeki en büyük engel güçlü bir bölgesel işbirliği yapısı olan ŞİÖ’dür. ŞİÖ, Orta Asya devletlerini biraraya getirerek ortak hareket etme kabiliyeti ve kimliği kazandırmıştır. Böylece, ABD’nin bu ülkeleri tek başlarına ağına düşürmesi engellenmiştir. Afganistan'da ortaya çıkan belirsizlik ve bu belirsizliğin ŞİÖ coğrafyasına karşı  açık bir tehdit oluşturması ŞİÖ’yü de harekete geçirmiştir. ABD belirsizlik ve kaos üzerinden ŞİÖ’nün bütünlüğünü hedeflemektedir. Bilindiği üzere Afganistan'ın komşuları Pakistan, Çin Tacikistan, Özbekistan  ŞİÖ üyesidir. Bu nedenle, Afganistan'daki durum en fazla ŞİÖ üyelerini ilgilendirmektedir. 

17 Eylül günü Duşanbe’de düzenlenen ŞİÖ  Devlet Başkanları Konseyi zirvesinde ana gündem maddesi Afganistan'daki gelişmeler oluşturdu. Zirvede kabul edilen ŞİÖ Duşanbe Deklarasyonu'nda üyeler , Afganistan'daki durumu koordine etmenin bölgesel barış ve istikrarı korumanın önemli faktörlerinden biri olduğuna inançlarını dile getirerek ,  Afganistan'ın bağımsız, tarafsız, birleşik ve barışçıl bir ülke olmasını ve terörü, savaşları ve uyuşturucuyu ortadan kaldırmasını desteklediklerini ifade ettiler. Yine Duşanbe bildirisinde  tüm etnik grupları, dini ve siyasi güçleri kapsayan geniş tabanlı bir hükümet inşa edilmesinin önemine vurguda bulunuldu. Ayrıca Çin’in öncülüğünde alınan kararla ŞİÖ, terörden temizlenmesi konusunda Afganistan ile sıkı bir işbirliği yapma kararı aldı.

Çin, Afganistan konusunda bölge ülkelerinin bireysel hareket etmek yerine ŞİÖ çatısı altında birlikte hareket ederek Afganistan meselesinin bir sonuca kavuşturulması açısından hayati olduğunun altını çizdi. Bu bağlamda, Çin,  Kuşak ve Yol girişimi kapsamında zaten Afganistan’a belli bir miktarda yardım yapacağını duyurmuştu. ŞİÖ’nün Afganistan inisiyatifinde de ortaya çıkacak maliyeti de büyük ihtimalle Çin karşılayacak.

Şangay İşbirliği Örgütü'nün temel felsefesinden bir tanesi “üç  şer güçle mücadeledir”. Bu üç şer güç; terörizm, aşırıcılık ve ayrılıkçılık olarak sayılabilir. ŞİÖ’nün bilindiği üzere terörizmle mücadele yapısı da bulunmaktadır; ancak ŞİÖ’nün askeri caydırıcılık gücü bulunmadığından bu mücadeleler daha çok üye ülkelerin kendi kolluk ve güvenlik güçlerinin marifeti ile olmaktadır. Uzun zamandan beri Rusya,  en azından ŞİÖ’nün bir acil müdahale gücüne sahip olması gerektiği konusunda görüşü bulunmaktadır. Fakat  Çin, yeni  bir Varşova Paktı kurmak istememektedir.

ŞİÖ’nün Afganistan'ın yanında aslında Afganistan ile de bağlantılı bir başka gündem maddesi de genişleme konusudur.  Özellikle bu genişle meselenin aslında tam merkezinde 2005 yılından beri İran oturmaktadır ve ilk genişleme dalgasında İran’ın tam üye olarak kabul edileceği beklenirken, 2017’de Pakistan ve Hindistan ilk genişleme dalgasında tam üyeliğe kabul edilen ülkeler oldular. Aslında her üç ülke de 2005 yılında gözlemci üye olmuşlardı. 

Bu süreçte İran, her yıl tam üyelik başvurusunu yenilediği halde hep geri çevrildi. Gerekçeler ise ABD ile yaşanan kriz ve uluslararası yaptırımlar olarak gösteriliyordu. Açıkça ŞİÖ, İran’ı bünyesine alarak bu sorunlara da taraf olmak istememişti. ŞİÖ, İran’dan sorunları çözdükten sonra örgüte tam üye olarak kabul edileceğini söylüyordu. Daha sonra ortaya çıkan gelişmeler gösterdi ki İran’ın tam üyeliğine karşı Tacikistan’ın vetosu da olduğu görüldü. Bu vetonun arkasında Rusya var mıydı yok muydu o bilinmez ama İran’ın Çin’in safında yer alacağı geçen yıl imzalan 400 milyar dolar değerindeki anlaşmadan da görülmüştür. 

Ancak bugün gelinen noktada Rusya ve diğer üyeler  İran'ı daha fazla ŞİÖ’nün karar mekanizmasının  dışında tutmanın şu an bu  jeopolitik konjonktürde mümkün olmadığını gördüler ve İran ile tam üyelik sürecini başlattılar. Bu süreç iki yıla kadar uzayabilir; ancak Afganistan nedeniyle bu süre daha da kısaltılabilir.  ŞİÖ’nün bir diğer kararı da Suudi Arabistan, Katar ve Mısır’ın ŞİÖ’ye diyalog ortağı olarak kabul edilmesidir. 

Sonuç olarak, ABD’nin İngiltere ve Avustralya ile başlattığı Soğuk Savaş benzeri yeni cepheleşmeye karşı ŞİÖ de kendi cephesini kurarak cevap verdi. ABD’nin İngiltere ve Avustralya ile başlattığı yeni döneme ŞİÖ, İran’ın tam üyeliğine karar vererek yanıt verdi. ŞİÖ, nükleer güç Avustralya’ya karşı nükleer güç İran ile rest çekti. Özetle, önümüzdeki kriz artık Afganistan’ı aşarak Avrasya coğrafyasında bir güç mücadelesine doğru dönüşmeye başladı. ABD’den ve ŞİÖ’den  daha başka hamleler gelecek mi önümüzdeki günlerde daha net göreceğiz.